Japonya'da işsizlik artıyor!

12 Mart 2003

Yabancı bir kanalda izlediğim belgeselde Japon iş sahalarının gün geçtikçe daraldığı, işsizliğin arttığı belirtiliyor. Dev Nissan şirketinin ileri gelen yöneticisi Yasuda, "Kalkınabilmek için 1950'lerden beri ABD'nin uyguladığı sistemleri uygulamaya çalıştık. Bu sayede zirveyi de yakaladık diyebilirim. Ama son senelerde her şey tersyüz oldu. Geçerli olan imalat sistemlerimiz battallaşmaya başladı. Şirketler süratle küçülüyor veya kapanıyor" diyordu.Otomobil parçası üreten bir atölyenin sahibi ekrana geliyor: "Biz otomotiv yan sanayii olarak birçok büyük firmaya iş yapardık. Artık bizim malımızı almıyorlar. 70 kişilik iş gücümüzü 50'ye indirmiştik. Bugün artık kapanıyoruz."Bu esnada bir avuç Japon işçisinin son maaş zarflarını üzüntü içinde aldıklarını izliyoruz. Başkanları bir konuşma yapıyor: "Çok üzgünüm. İş yerimiz kapanmak zorunda. Hepinizi yepyeni bir yaşam bekliyor. Biliyorum kolay olmayacak. Yapabileceğim başka bir şey yok. Zaman zaman, hepinizden kapasiteniz üzerinde iş bekledik. Verdiniz de... Bunu çok fazla yaptığınızı biliyorum." Bu esnada bir şirket yetkilisinin gözünden yaşlar akmaya başlıyor: "Sizi bu kadar çok yorduğumuz için üzgünüm. Yeni yaşamınız çok farklı olacak. Hepinize başarılar diliyorum."Toshiba'nın Başkanı Nishimura konuşmaya başlıyor: "Biz yine Amerikan sistemlerini devam ettirmek istiyoruz ama oranın sistemi de değişti. Japonya Amerika'yı bir yere kadar takip edebilir çünkü neticede orası Amerika, burası Japonya. Bizim bağlı kalmak istediğimiz geleneklerimiz var. Amerika'da hissedarlar ve onların gelirleri ön plana çıktı. Bu durumda daha acımasız bir rekabet piyasası gelişti. Biz bu sisteme uyamıyoruz ve uymamız da pek mümkün değil. Biz çalışırız ama yüreğimizi de işimize katmalıyız." Nissan yöneticisi Yasuda devam ediyor: "Büyük şirketler, başarıyı artık yakalayamaz hale geliyorlar. Küçücük şirketler kâr marjlarını bir çırpıda 4'e, 5'e katlıyorlar. Büyük şirket trendi gittikçe düşmeye başladı."Küçülen iş yerlerinde tensikata gidilince işten çıkartılan Japon yönetici, çoğu kez ailesine bile haber vermeden başka bir kente kaçarak izini kaybettiriyormuş. Evsiz birisi gibi yaşamaya başlayan yönetici, belediyenin uzattığı kaseden çorbasını içiyor."Çocuklarıma söylemedim bile. Nerede olduğumu ailem bilmiyor. Kovuldum zannediyorlar ama tensikata gidildi. Japonya'da birisi işten çıkartılınca, aile o kişinin işinde "başarılı" olamadığından çıkartıldığını kabul eder. Gelenek böyle. Aile içinde küçük düşeceğime ipleri kopartmayı tercih ettim."Japonya'nın İş ve İşçi Bulma Kurumu muadili şirketinde yapılan çekimde, salonda bulunan birçok insanın yüzü, kendi arzuları üzerine karartılmıştı.Okuyucu mektubuUyarınız için teşekkür ediyorum* Her gün köşenizi keyifle okuyoruz. Ancak en son "Rukiye" yazınızda İstemeden bir hata yaptığınızdan eminim. Eminim çünkü ben elektrik mühendisiyim. Hiçbir ev hanımı televizyonun arka kapağını söküp toz alamaz. Burada binlerce volt elektrik vardır ve ölümcül tehlike saçar. Sizi okuyanlar bu hataya düşer diye endişelendim.* Haklısınız. Ben "Rukiye" yazılarıma hep böyle saçma bir temizlik işlemiyle başlamayı gelenek haline getirdim. Benî ikaz ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

Devamını Oku

Resmi dairelerde görüntü kirliliği

12 Mart 2003

Geçenlerde bir yazımda, Zonguldak'ın yeni Valisi Sayın Yavuz Eritmen'in bürokratlara gönderdiği, masaların üzerinde aile fotoğrafları bulundurulmaması yolundaki genelgesini, dikkatimi çektiğinden sorgulamıştım.Beni telefonla arayan Sayın Vali, durumu açıkladı."Ayşe Hanım, bilmem bu yörelerde resmi dairelere hiç işiniz düştü mü? Açık plan çalışma düzeni kurduğumuz iş yerlerimizde inanılmaz manzaralarla karşılaşmaktayız.""Ne gibi manzaralar Sayın Erkmen?""Örneğin, duvarlarda aynalar, masalarda sünnet resimleri, askerlik hatıra fotoğraflan vs. Oysa bir bürokratın özel yaşamı bu derece iş hayatına yansımamalıdır. Ben şimdi genelgenin bu maddesine açıklık getireceğim ve herkesin aile resminin bir çerçeve içinde masa üstünde bulunmasında sakınca olmadığını ancak şartlar gereği, çoğu masanınüzerine konulmuş bulunan cam levhalarla masa arasına yerleştirilmiş, bebeklik resimleri, astrolojik yorumlar, askerlik hatıralan, sünnet sahneleri, kırmızı kalemle çizilmiş kalp karikatürleri, düğün davetiyeleri, duvarlara asılmış çeşitli aynalar, çivilere yerleştirilmiş kuru çiçekler vs. gibi dikkat dağıtıcı görüntülerin ortadan kaldırılarak resmi bir büroda masanın tertemiz bulundurulmasının gerekliliğini belirteceğim."Sayın okuyuculanm! Ben Valimizin görüşüne katılıyorum! Çerçeve içinde tek aile fotoğrafına itirazı olmaması hoşuma gitti. Ancak belirttiği karmaşık görüntüden kurtulunmasını ben de destekliyorum.Hatta Sayın Vali, bir o kadar da ileri giderek bir ricada da bulunmak istiyorum (aslında bu, tüm illerde valilerimiz tarafından dikkate alınıp uygulansa çok mükemmel olur). Bence ülkemizde bir tabela kargaşası yaşanmaktadır. Her ilin en ticari sokaklarına bir "yabancı" gözüyle bakınız, şaşırıp kalacaksınız. Her şirket kendi zevkine göre renk, punto, harf karakterlerine uygun olarak bir tabela yaptırmış, gelişigüzel asmıştır. Örneğin İstanbul'da Mecidiyeköy'e şöyle dikkatlice bakınız. Gözleriniz alışık olduğundan fark etmeyebilirsiniz ancak inanın bana görüntü "kalkınmamış bir ülke" resmidir. Bir tabelalar keşmekeşi! Kimse de oralı olmuyor, herkes bu düşük standardı itirazsız, içine sindirip yaşama devam ediyor. Ben Zonguldak Valimiz Sayın Yavuz Erkmen e duruma açıklık getirdiği için teşekkür ediyor, bürokratlarımızın da bu genelgeyi anlayışla karşılayacaklarını zannediyorum.

Devamını Oku

Bu bir protesto yazısıdır!

12 Mart 2003

Devletimizin (Hükümetimizin değil!) birçok yaklaşımına itirazım var!Dünyada hiçbir ülke bizi sevmedi, sevmiyor, takdir etmiyor. Bu beni ve Türk gençliğini çok üzüyor. Neden ve niçin sevmediklerine bakıyorum. Hatamız var mı? Sap gibi, yapayalnız, sevilmeyen insanlar olmaktan kurtulmak istiyoruz.1. Kıbrıs'ta çözüm yoluna neden gitmiyoruz? Kimdir mâni olan? Ne demektir "Kıbrıs'ta ödün verirsek Anadolu'ya sıkışıp kalırız?" Sanki yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan halklarımıza insanca bir yaşam şartını temin etmişiz, her şey güllük gülistanlık da, bir adanın mıncırık bir parçası olmadan varolamıyormuşuz gibi! Protesto ediyorum.2. Kuzey Irak'ta yaşayan Kürt asıllı Iraklılar, kendi çabalarıyla kendi idarelerini çökertebilip Bağdat idaresinde söz sahibi olabileceklerse bu bizi niçin ve nasıl ilgilendirir?Şu anda, kâğıt üstünde sınır çizgisi olmasa, bir yöreden diğerine geçecek bir seyyah, arada hiç fark görmeyecektir, iki taraf da perişan, fakir, gelişmemiş vs. Zamanla Kuzey Irak gelişip ileri giderse, doğacak farktan mı korkmalıyım? O zaman benim de süratle gelişmem gerekeceği için, memnun olmam gerekir. Toprağımızdan bir çakıl taşı vermemeye and içmişiz, isteyecek gafil dersini alır. Korkmuyorum! Protesto ediyorum.3. ABD'nin Irak harekâtı, bana istemediğim ama mâni de olamadığım açık denizdeki şiddetli bir fırtına gibi geliyor. Karşı gelirsem boğulurum. Dalgalarla ahenkli bir tempo tutturursam, hayatta kalırım. Bu gerçeği "görmemiş" gibi hareket edip ikiyüzlü davrananları protesto ediyorum!4. Güçlü Türkiye, Kıbrıs'ta uyuşmazlıkla, Kuzey Irak'a homurdanmakla gerçekleşemez. Allah'a bin şükür, dünyanın en gözde toprak parçası bizlere nasip olmuş. Aklımızı başımıza toplayıp, kendi yurdumuzun dertleriyle uğraşacağımıza, komşularımızda gelişen olayları, gündemimizin tepesine yerleştiriyorsunuz. Bu sefer başlıyor bir üzüntü, bunalım, bir umutsuzluk. Protesto ediyorum!5. Yeniden dirilme çabasına giren Erbakan'ı hiç takdir etmiyorum. "Bunlar çoluk çocuk" demişti. Belki doğru, ama ben feleğin çemberinden geçmiş, iktidarı döneminde vazifesinin hakkını verememiş ve bundan hiç utanmamışlar! ve utanmadığı için halktan özür dilememişleri değil, çocuk saflığı ve şeffaflığındakilere bir şans verilmesini istiyorum. Kendi art niyetli çıkarları için bu tekerleğe çomak sokan ve sokmak isteyenleri de protesto ediyorum!6. Çimentolaşmış, 'dediğim dedik', dinozorca düşünceleri seslendirenlerin artık susmasını, köşelerine çekilmelerini, kendilerinden daha başarılı olmuşları görünce de "Haklıymışsınız, ben görememişim, hata yapmışım" diyebilecek olgunluğa gelmelerini istiyorum. Bunu başaramadıkları sürece de onlan protesto ediyorum.7. Yaratıcı ama ümitsizlikle çırpınan Türk gençliğinin önünü kapatmaya hiçbirinizin hakkı yok! Gençlerden aldığımız mesajlara yer verecek kalınlıkta gazete yok ülkede! Bu tutumlarınızla, gençliğin neler kaçırdığının, ne yaratıcı ruhların söndüğünün farkında bile değilsiniz! Varsa yoksa önünüzdeki tozlanmış dosya konulan ve olur olmaz senaryolar! Yeter! Ben sizleri protesto ediyorum!8. AB'ye girmek istiyoruz! Bunun için çabalamak istiyoruz. Tutumlarınız buna mâni oluyor! Sizleri protesto ediyorum!Ya Türk gençliğinin istediği biçimde değişin ya da gizli saklı ve sessizce gerçekleştirdiğiniz yaptıranlarınıza, düzelttikten sonra son verin.Dikkat... Dikkat...Amerika'nın "Ivy League" dîye tanımlanan 'baba' üniversitelerine girebilmeniz için notlarınızın 100 üzerinden 100 olmasına ilaveten biraz da 'norm dışı' veya 'marjinal' olmanız gerektiğini biliyor muydunuz? ABD, kaba deyimle uçuk/kaçık insanların daha 'yaratıcı' olduklarını keşfetmiş durumda. Bizlerse onları 'ezmekle' meşgulüz!

Devamını Oku

Vay emeklilerin haline...

12 Mart 2003

Yıllarca, gelen giden vicdansız hükümetlerin düzensiz ve dürüst idarelerden yoksun yönetilmiş Halk Bankası, Emlak Bankası gibi kurumların tüm emekli maaş işlemleri harman edilip, Emekli Sandığı veya Sosyal Sigorta olarak şimdi bir tek Türkiye Ziraat Bankası'na devredildi ya! Emeklilerin çektikleri yetmemekte, daha da çekmeleri gerek! Bakınız başlanmıza gelenlere!1- Önceleri mavi bir banka cüzdanıyla maaşlanmızı alırdık ya! Yeni sistem kurduklarını iddia edenler, hepimizi belli Ziraat Bankası şubelerine çağırıp, uzun kuyruklarda bekletip, form doldurtup, otomatik kart göndereceklerini söylediler. İnandık.2- Sonra öğrendik ki, gönderemezlermiş! Bizler yine belli merkez şubelere gidip, uzun kuyruklara girip, imzalar karşılığı kartımızı aldık.3- İki ay boyunca bu kartla maaşlanmızı çekebildik.4- Üçüncü ay, Ziraat Bankasışubesine gidiyoruz ve diyorlar ki...a- Size maaşınızı veremiyoruz çünkü kartınızı alırken bazı yerleri imzalamamışsınız.b- Derhal yine merkeze gidip, o imzalan atıp buraya geri gelip maaşınızı alınız.5- O merkeze geri gidiyoruz ve bize ne diyorlar biliyor musunuz? Kemerlerinizi bağlayın, ben karışmam!a- Eksik kalan imza formu yok. O günlerde başka bir form doldurulacaktı ama karton kalmamıştı.b- O karton şimdi geldi, doldurabilirsiniz.c- Ama daha önemlisi, hepiniziçin yepyeni kartlar çıkarttık. Artık emekli maaşlarınızı bu yeni kartlarla alacaksınız!Ben bu bilgi karşısında yer düştüm.Yepyeni kartlarımız neden ve niçin yenilendi? Kimin ne çıkan var bu işlemde?Şayet kimsenin çıkan yoksa, neden iş bilmez insanlara iş teslim edilip, emekli vatandaşlar perişan ediliyor? Ne hakla?Allah'a şükür, ben ayakta durup, kuyruklarda bekleyebiliyorum ama çoğu yaşlı, hasta vatandaşımız bunu yapamıyor.Ayıptır, yanlıştır, günahtır.Biz emeklileri bu şekilde süründüren tüm alâkalıları, beceriksizlik, işbilmezlik, düşüncesizlik ve vicdansızlıkla suçluyorum!Bilmediğiniz işlerin içine balıklama dalmışsınız. Hepiniz istifa edin bakalım! Çıkın o masaların arkasından! Gidin evlerinize ve emekli olun inşallah. Size dileğim budur. Emekli olun inşallah!

Devamını Oku

Size bir özür borçluyuz Bangladeş!

11 Mart 2003

Yıllardır Türkiye'nin ekonomik durumuyla ilgili konuşmaların bir çoğunda, "Burası Bangladeş mi dostum?" gibi cümleler duyardım. Sanki, Türkiye olarak bu ülkeden üstünmüşüz gibi. Sanki sepetin en altlarında bu ülke varmış gibi. Nereden edinmiştim bu intibaı? Sanırım televizyon haberlerinde görünen Bangladeş görüntülerinden.Hindistan ile Pakistan arasında "senin-benim" kavgası sonunda Pakistan askerlerini geri çektiğinden beri Bangladeş bağımsız bir ülke olarak dünya milletleri tarafından tanınmışta.Yüreğim sızlıyorAma bu, yıllar önceydi. Tam tamına 21 yıl öncesine gidiyor olaylar. Gelinen noktaya bakar mısınız? Haber şöyle:"Türkiye, yoksullukla mücadelede başarıyı yakalayabilmek için Bangladeş'ten DESTEK almaya hazırlanıyor." Grameen Bankası Genel Müdürü demiş ki: "Diyarbakır'da gördüğüm yoksulluk, Bangladeş ile aynı düzeyde." (Sizin de yüreğiniz benimki gibi acıyor mu?)Grameen Bankası Genel Müdürü Begüm'ün söylediklerine kulak veriniz: "Sistem yoksulların; güvenilir, çalışkan, zeki, iş yapabilir insanlar olduğu öngörüsüne dayanıyor. Yoksullara ise başlayabilecekleri küçük krediler veriliyor. Kredi geri döndükçe daha çok kredi veriliyor ve fakir insanlar işlerini büyütüyorlar. Özellikle toplumun en yoksul kesimi olan kadınlar bu sistemden yararlanıyor." (Kadınlar en yoksul kesim olabilirler ama bence bir de en güvenilir, becerikli insanlardır.)Yıllardır Halk Bankası'na sorduğum soruların cevabını Bangladeş'te kurulmuş bir bankanın Genel Müdürü'nden almam, bana çok acı geliyor. "Siz, Türk halkına neden güvenmezsiniz?" diye sorduğum vakit, "Öyle her önüne gelene kredi verilmez. Geri ödemezler sonra" diyenlere cevabı bir Bangladeşli veriyor. Yazık ki, ne yazık!Fakirliği yaşamış kişi, sorumluluğu bilen kişidir. Fakir bir insana borç para verirseniz, o borcu geri ödeyene kadar geceleri gözüne uyku girmez.Geri borç ödemeyenler zengin, beleşçi, dolandırıcı, hovardalardır. Bu kişiler büyük krediler alırlar. Aldıkları büyük kredilerin "baba" bölümleri derhal Amerika veya isviçre'deki özel banka hesaplarına gönderirler. Zaten çoğu krediyi, kendi hesaplarına geçirmek için almışlardır.Kredi veren dünya kurum yetkililerinin söylediklerini hatırlıyorum: "Biz ülke kalkınsın diye krediyi hükümete veriyoruz ama (el çabukluğu marifet!) kısa bir süre sonra para yok oluyor ve isviçre'deki özel banka hesaplarına gittiğini tespit ediyoruz. Bu yüzden artık para vermek istemiyoruz!"Türkiye'nin bugün Bangladeş kurtarma sistemlerine muhtaç olmasındaki ana nedenlerden bir tanesi budur! Ne yazık ki, ne yazık!Neden korkuyorum biliyor musunuz? Bu ahlaksızlıkları yapan kişiler, hâlâ ortalardalar, kaçırdıktan paralar yanlarına kâr kaldı ve geri alınamıyor!Bu ne biçim "adalettir" kardeşim? Bunu içime sindiremiyorum ve hiç kimsenin sindirmesini ve unutmasını istemiyorum.Bu sebeple Bangladeş'ten özür diliyorum.Dikkat... Dikkat...Çocuklarımızı unutmayalım!İğdır'dan Bilsay Kaya ve Cüneyt CahanBizler Iğdır İlinin Karakoyunlu ilçesinde bulunan Gazi Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'nda çalışan Öğretmenleriz, Okulumuza her türlü eski-yeni kitap, dergi, ansiklopedi gibi kaynaklar gerekli. Yardımlarınızı bekliyoruzTel: (0476) 518 75 25/6

Devamını Oku

Sayın Kemal Derviş'i dinlerken...

11 Mart 2003

Geçen akşam Uğur Dündar'ın "Arena" programında Sayın Kemal Derviş'i dinliyorum.Uğur Bey soruyor: "Başkan Bush'un Irak yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?"Sayın Derviş diyor ki: "11 Eylül'de ABD hiç beklenmedik bir darbe yedi. Washington ve New York'taki felâket, yönetimi terörün merkezine inmeye ve bu tehlikeyi bertaraf etmeye yöneltti. Ama bence güç kullanarak bu tehlikeyi yoketmeye çalışmak doğru değil. Bence, dünya üzerinde daha hakça bir düzen kurulma yoluna gidilmeli."Değişen nedir?Seçimden önce bir toplantıda liberal ekonomi düzeninin ülkelerarası eşitsizliği artırdığını düşündüğümden, benzer bir soruyu ben de Sayın Derviş'e yöneltmiş, ancak o tarihte yukarıdaki cevabı almamıştım. Değişen nedir? Amerika'nın Irak'a karşı güç kullanması mı? Bu savaş başlayıp bitse de ülkelerarası eşitsizlik sona mı erecek? Diğer perişan geri kalmış ülkeler, sorun yaratmaya devam etmeyecek mi?Hakça bir düzen nasıl kurulur? Yuvarlak sözler söyleyip işin içinden sıyrılmak bu kadar kolay olmamalı!Peru'nun And Dağları'nın ne kadar çetin olduğunu bilen bilir. Patika tarzı, kenarı uçurumlarla dolu, çamurlu yollardan, eski tip kamyonların heyelan tehlikeleri içinde, kilometrelerce yol alarak kaliteli kahve çekirdeklerinin yetiştirildiği bölgeye vardığında, kooperatif yetkilisinin, 70 kiloluk bir kahve çuvalını, köylüden 50 Amerikan Doları'na aldığını bilmenizi isterim.Bir çuval bu kahveden elde edilen kahveyi satan New York'taki Coffee-bar adındaki dükkânın sahibi ne kadar para kazanıyor biliyor musunuz? Tam tamına 20.000 Amerikan Doları kazanıyor.Bu çarpıcı örneği vermem gerekli değil. Benzer durumları ülkemizde de yaşamaktayız. Bir bilmeceyi bile uygulayabiliriz. "Tarladan aldım 50 liraaaaaaaa, marketten alsam 1 milyon liraaaaaaaa!" Örnekler çoğaltılabilir. "Hakça bir düzen" nasıl gerçekleştirilebilir?Yaklaşım önemliHerhalde yukandaki örnekte tavan olarak gerçekleşen 20.000 Amerikan Doları'nın daha hakça paylaşımından geçer.Uğur Bey soruyor: "Şayet iktidardaki bu hükümet sizden yardım istese işbirliği yapar mısınız?""Memleket için, Türkiye'nin gelişmesi için yaparım."Sayın Derviş'in bu yaklaşımı da sanırım ülkemizde bir ilk! Yardım istenir, istenmez. O ayrı bir konu ama yaklaşım çok önemli.Hoşuma gitti. Belirtmek istedim.Dikkat... Dikkat...Bilmediğimiz ne kadar çok şey varmış!Dünya Kadınlar Günü'nde Amerikan Hastanesi, Semahat ve Nusret Arsel'in adını taşıyan Hemşirelik okulu toplantı salonunda doktorlarla hanımları birleştirdi, çok da iyi etti! Meğer bilmediğim ne kadar çok şey varmış! örneğin bir bardak sütün sağladığı kaloriyi yakabilmek için 55 dakika hızlı tempoda yürümek gerekirmiş. Sağlık Bakanlığımız'ın girişimleriyle doğumu ebe vasıtasıyla yapmak zorunda birakılmış yörelerde, erken doğum durumlarında, bebelere suni teneffüs yapma yöntemleri tüm ebe ve sağlık personeline öğretilmiş, ilgililere teşekkür ederiz!

Devamını Oku

'Bir sorunu hallederken ardından 5 yeni sorun daha yaratılmasın!'

20 Şubat 2003

BBC World'ün ödüllü muhabiri John Simpson'ın Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal ile yaptığı söyleşinin bir bölümünü sizlere nakletmek istiyorum.Faysal: "Saddam'ı yok etmek için Irak halkını nasıl yok edebilirsiniz? Suudi Arabistan olarak biz bu düşüncelerimizi ABD yönetimine bildirdik. Saddam'ın yöre için bir tehlike oluşturduğunu kabul ediyoruz. Ancak yapılacak herhangi bir hareket, Birleşmiş Milletler'in desteğini arkasına almak zorundadır. Savaş çok tehlikeli bir olgudur."Onlara söyledikSimpson: "Şimdi bu söylediklerinizi ABD yönetimi duysa, size düşman gözüyle bakabilir. Çünkü biliyorsunuz Başkan Bush, 'bizimle aynı fikirde olmayan, düşmanımızdır' dedi."Faysal: "Biz bunları ABD yönetimine hep söyledik. Onlar bizim dostumuzdur. Size söylediğimizi onlara söylemedik gibi bir durum yok. ABD yönetimi haklıdır. Saddam, 12 yıldır Birleşmiş Milletler kararnamelerini uygulamıyor ve herkesi oyalıyor. Şu anda uygulamaya geçmesi de tamamiyle ABD baskısından kaynaklanmaktadır. Bunu da kabul ve takdir ediyoruz. Uygulanabilecek en iyi yöntem hangisidir? Şayet rejim değişikliği, Irak'ın yok edilmesiyle elde edilecekse, bu defa bir sorunu hallederken beş yeni sorun yaratıyorsun demektir. Kaldı ki savaş sonunda, sular durulunca, bu yörede yaşayanlar olarak yaratılmış yeni sorunlarla bizler yüz yüze geleceğiz. ABD, Birleşmiş Milletler ile birlikte hareket etmeyi kabul etmişti. Kutuplaşacağımıza bir araya gelmek zorundayız. Ancak bu durum Amerika'nın lehine olabilir."Endişemiz yokSimpson: "Son 12 yıl, Suudi Arabistan için de güçlüklerle doluydu. Köktendincilik sizin ülkenizde de gittikçe güç kazandı."Faysal: "Bizim bir endişemiz yok. Ülkede muazzam bir reform hareketi içerisindeyiz. Köktendincilik bazılarına yeni bir olgu gibi görünebilir. Bizler ise Abdülaziz'den beri bu olguyla yaşamaktayız. Hatta bizim ülkemizde sönmeye yüz tutmuş bir olgudur. Ama gelişmiş batı ülkelerinde yeni yeni ortaya çıkmaktadır."Simpson: "ABD'yi mi kastediyorsunuz?"Faysal: "Hayır, gelişmiş ülkeler diyorum. Örneğin Avrupa'da... Köktendincilik, buralarda süratli bir yükseliş trendine girmiş durumda."Söyleşi burada bitti. Fakat Suudi Arabistan'ın Dışişleri Bakanı'nın altını çizdiği bir gerçeği vurgulamakta fayda var.Özellikle gelişmiş Avrupa ülkelerindeki köktendinci hareketlerin kolay kolay yok olabileceği söylenemez.Sessizlik moduAlmanya'nın Hamburg kentinde dün 15 yıla hapse mahkûm edilen Faslı Musaddık, Muhammed Atta ile sadece arkadaş olduğunu, yabancı ülkelerde bir Müslüman'ın diğer bir Müslüman'a yardımda bulunmasının çok doğal karşılanması gerektiğini belirtirken Avrupa ile ABD'deki bankalararası para transferlerini neden yaptığını, 11 Eylül çatısının bu sayede kurulabileceği gerçeğini bilmediğini söyleyemez. El Kaide örgütünde geçirdiği eğitim devresini açıklayamaz. 11 Eylül trajedisinden sonra kimbilir kaç örgüt üyesi sessizlik moduna girdi.

Devamını Oku

Bir daha yaş tahtaya basmayalım

19 Şubat 2003

Benim anlamadığım, ABD yönetimi Irak yönetimini değiştirme konusunda çok kararlı olmakla birlikte böyle bir değişimin mali külfetini tam hesaplayabilmiş değil."Yaparık, ederik" tarzı bir yaklaşım sezinliyorum. Tabii ki, bu yaklaşım doğru değil. Ankara ABD'ye bunun bu kadar kolay olmayacağını eminim zamanında belirtmiştir ancak, "Yok canım, biz çok ucuza bu maliyeti çıkartırız" diye düşünenlerin fikirleri baskın çıkmıştır.Görülüyor ki, bu yaklaşım doğru değil. Kaldı ki, Körfez krizinde tutulmayan sözler, masanın üzerine bir bir çıkartılmıştır. Bu masraflarda hiçbir abartma yoktur. Ziyan ve zarar çok gerçekçidir ve Türk ekonomisini şiddetli bir biçimde çarpmıştır.Ben böyle bir talepte bulunsam ve karşı tarafın şu anda bana sağlayabileceği maddi güç yoksa nasıl düşünürüm? Tabii derim ki: "Bugün veremesen bile, bana gümrük duvarlarını kaldır, ürünlerimi sana ihraç edebileyim, uzun vadede masraflarımı karşılarım." Başka ne talepte bulunabilirim? Her yıl belli bir miktarda ABD yatırımını şart koşabilirim. Bu yatırımların özellikle de henüz gelişmemiş yörelere yönlendirilmesini isteyebilirim.Bu ve benzer başka taleplerimizi ABD'nin kabulden başka şansı yok gibi görünüyor. Şayet savaş sonrası masaya oturmamız gerekliyse, ABD'ye yardım elimizi şu anda uzatmamız lehimizeyse, ABD'nin bütçesi meydana gelecek zarar ve masraflarımızı bugünden karşılayamıyorsa, yukarıdaki talepleri ileri sürmeliyiz.Bazı özel projeleri de masaya yatırmalıyız. Örneğin, Manavgat Şelalesi'nden boşa akan tonlarca suyu şişelemek için bir tesis isteyebiliriz.Bor madenlerimizi değerlendirmek için çok gelişmiş ileri teknolojik sistemin ülkemize getirilmesini talep edebiliriz.Arkeolojik değerlerimizin yeryüzüne çıkarılmasında yardım isteyebiliriz. Her yıl belirli miktarda ABD turistinin ülkemizi ziyareti için kota talep edebiliriz.ABD özel şirketlerinin belirli bir adedinin "yıllık toplantılarının" ve "konferans amaçlı seyahatlerinin" ülkemize yapılmasını şart koşabiliriz.ABD'nin tüm havlu ihtiyacını karşılamayı talep edebiliriz. Hatta tekstil ürünlerimize tüm gümrük duvarları inmeli diyebiliriz!Bunlar bir çırpıda aklıma gelenler. Kimbilir sizler daha ne ilaveler yapabilirsiniz.Savaşın gerçekleşmemesi herkes gibi benim de arzum ve duam ancak kaçınılmazsa, bir daha "yaş tahtaya" basmamak için elimizden geleni de yapmalıyız.Düzeltme: Dünkü Güney Afrika yazımda bir dizgi hatası olmuştur, 1 Amerikan Doları = 8 Rand'tır. Düzeltiriz.Okuyucu mektubuBir asker annesinden mesaj varOğlum şu anda 2 aylık asker. Yüksek lisansını tamamlar tamamlamaz işten ayrıldı ve askere gitti. Yedeksubay olamadı. 8 aylık er oldu. Şu anda sınıra gönderiliyor. Kaç tüfek attı? Kaç talim yaptı? Kaç nöbet tuttu? Hepsi üniversite mezunu. Kolay mı yetiştiriyoruz? Diğer taraftan evlerine sadece bir saat mesafede askerlik yapan yedeksubay gençler her hafta sonu aileleriyle birlikteler. Adalet nerede? Torpil mi gerek? Cepheye gidecekler yıllardır askerlik yapanlar olmamalı mı?

Devamını Oku