Ben AKP'li değilim. Oyumu da AKP'ye vermedim. Tayyip Bey'i de tanımam. Ama bazen şaşırarak okuduğum eleştiriler olabiliyor. Geçenlerde çok değerli bir köşe yazarımızın Tayyip Erdoğan'a yönelik bir eleştiri yazısını okudum ve hayretler içerisinde kaldım. Sizlerle paylaşmak istiyorum.Şöyle diyor değerli yazarımız: "Tayyip Erdoğan, Ne yaptığını, ne söylediğini, neden oturup, neden kalktığını, dışarılarda, içerilerde neden kapı kapı dolaştığını, günde 5 vakit niçin demeçler verip konuştuğunu, ileri geri söylenip, ona buna neden çattığını, kendi kendisine açıklayabiliyordur. "Aynen böyle diyor değerli köşe yazarımız. Şimdi bu eleştiriyi tam anlayabilmek için birer birer ele alsak belki daha iyi olacak.1- Tayyip Bey "Ne yaptığını kendisine açıklayabiliyordur" diyen yazarımız, ne demek isteyebilir? Tayyip Bey ne yapar? Parti toplantısında konuşur. Siyasi ziyaretler gerçekleştirir. Yerli ve yabancı heyetleri kabul eder. Dış ülkelere ziyaretler yapar. Grup toplantıları yapar. Medyaya çıkar. Bunda izah edilemeyecek, açıklanamayacak ne vardır?2- Tayyip Bey, "Neden oturup, neden kalktığını", kendisine açıklayabiliyordur" diyen yazarımız ne demek isteyebilir? Bir insan nasıl, "Neden oturup neden kalkar?" Var mı böyle bir tanım? Bence insafsız bir abartma.3- "Tayyip Bey dışarılarda, içerilerde neden kapı kapı dolaştığını kendisine açıklayabiliyordur" AB için toplantılara gitti. Türkiye için lobi yaptı. Yapılmasaydı daha mı iyiydi? Anlamış değilim.4- "Tayyip Bey 5 vakit demeçler verip konuştuğunu kendisine açıklayabiliyordur" Burada konuşmalar namazla ilişkilendiriliyor.Yani... Yani... Biraz daha zekice bir şeyler özellikle sizden! Lütfen!5- "Tayyip Bey ileri geri söylenip kendisine açıklayabiliyordur" Burada, "ileri geri söylenip" deyince Mehter Takımı hesabı mı kastedilir?6- "Tayyip Bey ona buna neden çattığını kendisine açıklayabiliyordur" Artık okuyucuya bırakıyorum.Tüm yukarıdakileri laf kalabalığı arasına sıkıştırıp, zekice bir yazı yazdığınızı zannedebiliyorsanız ben de size bravo diyorum!Okuyucu mektubuYanlış bir hesaplama olabilir mi?İstanbul'dan Ayşe Şahin* Ben bir banka emeklisiyim. Ziraat Bankası Personeli Vakfı'ndan son bir yıldır 48 milyon lira maaş alıyordum. Yılbaşında zam beklentisi içindeyken maaşımı 28.800.000 Tl'ye indirdiklerini gördüm. Hani, "Verilen hak geri alınmazdı?" oysa Ziraat Bankası Personeli Vakfı'na yıllarca prim ödemiştim. Mesajımı köşenizde yayınlarsanız çok sevinirim.Vakfın niyetini öğrenmek istiyorum. Belki yazınız sayesinde bana bir cevap verirler.* Ziraat Bankası Personel Vakfı sizlere hiçbir açıklama yapmadan, durumu izah etmeden,ödemelerini neredeyse yarı yarıya kesmez herhalde! Acaba son ödemede bir yanlış hesaplama mı oldu?Ben vakfın bizi arayacağını ve duruma uygun bîr açıklama getireceğini tahmin ediyorum. Bu sıkıntınızı bizimle paylaştığınız için teşekkürler.
Bir insanın dünyaya gelişiyle gidişi arasındaki yaşam kalitesi ne kadar önemlidir? Buna karşılık bir ülkenin toprak metrekaresi, insanına sağlanacak yaşam kalitesinden daha önemli olabilir mi? Bugün gelişmiş ülkelerde doğan erkek veya kız çocuğunu bekleyen şartlar, gelişmekte olan bir ülkede doğan çocuğu bekleyenlerden çok farklı mıdır? İnsanların çok değişik şartlarda büyümeleri, aynı manzaraya baksalar bile birbirinden değişik algılamalara sebep olur. Aynı manzaraya bakıp da olayları, olumsuz bir biçimde şartlanmalarınızın koyduğu limitler içinde görürseniz o ülkeye faydalı bir lider olmayabilirsiniz.Atatürk'ün büyüklüğüFaşist, demokratik, monarşist vs. zorla babadan oğula intikal veya seçimle iktidara gelenlerin hedefi ne olmalıdır? Bir ülkeyi idare etmeye talip olanların dünya görüşleri, bilgi ve birikimleri, vatandaşına duydukları saygı çok önemlidir.Şayet idareciler, vatandaşının iyi hallere kavuşmasından çok kendi güçlerini pekiştirme peşindeyseler, bu duyguya marazi bir biçimde tutku halinde alışmış ve bırakmak istemiyorlarsa vatandaşın başı dertte demektir. Bu tür ülkelerde çiviyi ancak başka bir çivi sökebilmektedir.Saddam, "elimdeki petrol kaynaklarına göz koymuş bir Amerikan yönetimi, bana savaş açıp kuyularımın üzerine oturmaya hazırlanmakta" diye mi olayları değerlendirmektedir? Yetiştiği ortam bu pencereden başka bir manzara görmesine imkân tanıyabilir mi?İşte büyük Mustafa Kemal'in sahneye giriş kapısı buradadır. Mustafa Kemal, toprağa egemen olmaya Osmanlı yönetimleri kadar önem vermemiştir. Bugün üzerinde bulunduğumuz Misak-ı Millî sınırlarını daha 1911 yılında çizmiştir, inanmayanlar tarihçi Cemal Kutay'dan bunun kanıtını görüp öğrenebilirler! Mustafa Kemal toprak yerine insanı odak noktası haline getirmiştir.Olağanüstü bir biçimde inandığı Türk insanının, vizyonlu ve çalışkan bir yönetimle dünyanın lider ülkeleri arasına katılabileceğinden hatta bu ülkelerin en büyüklerinden birisi olabileceğinden hayatının hiçbir noktasında en ufak bir şüpheye düşmemiştir.Bu öyle eline bir tüfek alıp dan dan kurşun atıp, bıyık burmayla olacak iş değildir. Evvel emirde kadınlara tam eşitlik sağlanmasıyla, çağdaş eğitim sistemlerinin kurulmasıyla, demokratik ve laik bir sistemin oturtulmasıyla, sanatsal inceliklerin vatandaşların ruhuna işleme olanaklarının yaratılmasıyla, her vatandaşı kucaklayacak adil ve uygar bir hukuk sisteminin yerleştirilmesiyle, kızdığın dış komşularına bile yumuşak bir diplomasiyle duygularını kontrol ederek yaklaşmasıyla, Anadolu halkının kalkınmasının öne alınmasıyla dil, tarih ve bilime verdiği önemle, savaşın dertlerini bilerek barışa verdiği öncelikle, uygarlık kriterlerinin doğru tanınmasıyla... Daha o kadar çok olgu var ki burada bırakıyorum. İşte Türk farkı. Dünya kamuoyu da bu farkın bilincinde. Ama yeter mi? Gerilediğimizi hissettiğiniz anlar oluyor mu? Benim çok oluyor.Okuyucu mektubuŞişli Etfal'e övgüler yağdıNilgün Aksoy* Babam Avni Kılıç'ı Etfal Hastanesi'nin 2'nci genel cerrahi bölümünde bir ay yatırmak zorunda kaldık. Yakın ilgi gördük. Ben de durumu yakından gözlemledim. Bu hastane mükemmel bir hizmet veriyor. Herkes bilsin diye size bu mesajı gönderiyorum. Hep eleştirecek değiliz ya bazen de takdir gerekir...* Haklısınız, "Marifet iltifata tabidir" derler. Babanıza geçmiş olsun diyorum.
Bebeği istemiyoruz. Fişi çekin! diye yalvaran bir anne ve baba. Hamile sevgilisinin başını buz gibi kurşunlayan Hakan Çakmak! Allah hiç kimseye yaşatmasın! "Ben Nina'ya gitmek istiyorum" diyormuş Hakan. Her istediğini düşünmeden yapüğı için bu isteğinin de yerine getirilmesini istiyor! Nina'yı nasıl kurşunladığını polise anlatmıyormuş! Acaba "utanç" duyguları mı yaşıyor?Oysa güzel Nina'nın başında iki kurşun deliği var. Birisi önden girmiş. Herhalde çırpınmış olmalı çünkü Hakan "Yetmedi, dön arkanı bir de kafatasından vurayım!" mı dedi? Çünkü ikinci kurşun da arkadan girmiş. Polise yalvarmasını duyar gibi oluyorum: "Ben Nina'yı görmek istiyorum."Anne-baba Nina'nın organlarını bağışlamak istiyorlar. Nina'nın arzusuymuş. Birisi hayat vermek için düşünceler taşırken diğeri buzzzz gibi düşünmeden hayat alıyor. Bu tezat insanın tüylerini diken diken ediyor! Kendimi Hakan Çakmak'in anne babasının yerine koyuyorum. Evlatları hayatta ama işlediği suçtan dolayı uzun yıllar hapishanede yaşayacağı muhakkak. Kimbilir ne hayalleri vardı Hakan için oysa şimdi çözülen bir yay gibi her şey bomboş! Kendimi Nina'nın anne ve babasının yerine koyuyorum. Herhalde kâbuslar basıyordur. Kızları bir gence aşık oluyor, hamile kalıyor, yurt değiştiriyor ve şu anda bir hastane odasında başında iki kurşun deliğiyle bitkisel hayata girmiş, yatıyor. İki aile de perişan oldu. Vah ki vah, vah! Niçin? Neden? Nina, "Bu bebeğin senden olduğunu nereden biliyorsun?" demiş. Sanırım öyle bir haber okumuştum. Böyle bir cümle kızgınlık anında bile uydurulabilinir. Hakan'ın buzzz gibi iki kurşun sıkmasına yetmiş! Vah ki vah, vah! Hakan yakışıklı bir genç. Eğitimini öğrenemedim. Nina da dünya güzeli genç bir bayan. Ama güzellik yetmiyor işte!Anne ve baba Klaus Topel, bitkisel yaşamla kızlarının hayatta bırakılarak bebeğin gelişmesini beklemek istemiyorlar. Kızımız öldü, bebeği de yanına gitsin diye düşünüyorlar. Dışarıdan hüküm vermek çok zor. Yerlerinde olmak lazım. Yasalarımız, "fişin çekilmesine izin vermiyor." Öbür yanda Hakan'ın anne ve babasının söylediklerini hiç duymadım. Onlar bu konuda ne diyorlar. Çünkü bebek doğsa bile Hakan hapiste olacağı için bakım Hakan'ın ailesine düşüyor. Her iki tarafa da bu dayanılmaz acıda sabır, Nina'ya da rahmet diliyorum.Okuyucu mektubuHapisten çıkınca aynı suçu işliyorlarHacettepe Üniversitesi'nden Prof, Dr. Gürhan Çağlayan,Geçenlerde, "Erkeklerin testosteronu yükselince" başlıklı yazınızdan dolayı sizi tebrik ederim. Rahmetli Prof. Dr. Şefik İnan, ırza geçme suçlarından yargılananların hadım edilme fikrini savunmuştu, Bugün kendisinin fikirleri dünyada demokrasi ve insan haklarına sahip çıkan ABD'de uygulanmaktadır. DİE verilerine göre 1987de 333, 1990'da 9184 ve 2000 yılında da 22 bin 963 ırza geçme vakası yaşanmıştır. Ülkemizin dünya kamuoyundaki itibarı düşmektedir. Konuyu gündeme getirdiğiniz için müteşekkirim.* Bir veya iki yıl kadar hapis yattıktan sonra çıkanların tekrar kendilerini tutamayıp aynı suçu işledikleri İlmen tespit edilmiştir. Teşekkürler hocam.
Geçen akşam haberlerde İngiliz İşçi Partisi üyesi Sir Anthony Wedgewood Benn'i, Irak lideri Saddam Hüseyin ile yaptığı söyleşide dinlerken düşüncelerim çok gerilere gitti.Yıl 1982. Londra'da oturuyoruz. İsviçre'nin Cenevre kentinden Heathrow'a geldiğimde, bir an evvel taksiye binip eve varmak istiyorum çünkü çocuklarım camda bekliyorlar. Pasaportumu inceleyen memur baktı baktı, "Efendim sizin İngiltere'ye girmenize izin vermiyorum. Şimdi İsviçre'ye geri gönderiyorum" dedi ve beni kaçakçı görünümlü üç beş kişinin bulunduğu bir odaya aldı. Saatlerce bekletildim. Meğer dönüş biletimi ayarlıyormuş. İki saat sonra biletle yanıma döndüğünde, "Bence siz ülkemizde uzun yıllar kalmayı planlıyorsunuz, izin vermiyorum. Oturma izniniz olmasına rağmen sizi geri yolluyorum. Bu benim yetkim dahilindedir" dedi. Kendisini çocuklarımı alıp başka bir ülkeye 2 gün içerisinde çıkabilmek için nasıl ikna ettiğimi bir ben bilirim, bir de Allah.Kâbus başlamıştı. Uykusuz bir akşamın sonunda eşyalarımı koymak için sandık almaya Ali ile yola çıktık. Yağmur yağıyordu. Uykusuz ve endişeli bir gecenin sonunda, üzerinizde de çağla yeşili başlıklı bir yağmurlukla nasıl berbat görünürseniz, işte öyle bir görünümde yolda ilerliyorduk.Boots mağazasının vitrinine bakmakta olan Sir Benn'i gördüğümde hemen tanımıştım. Kendisine yaklaşıp yaklaşmamakta tereddüt ediyordum. Ali, "Boşver anne! Gel biz sandığımızı alalım" dedi. Ben ise Sir Benn'in arkasından dükkâna daldım. Yanına yaklaştım, "Bana yardım edebilir misiniz acaba?" diye söze başlayıp derdimi anlattım. Cebinden bir kağıt çıkarıp üzerine telefon numarası yazıp bana uzattı ve şöyle dedi: "İlk önce eve dönüp uyumanızı isterim. Gece saat 10'da beni bu numaradan arayınız. Merak etmeyiniz."Güvence altındasınızİnanması güçtü. Ama inandım. Ali ile eve döndük. Gece saat 10'u zor ettim. Çocuklar uyumuştu. Telefonu çevirdim. Bir bayan çıktı. "Siz dükkândaki bayan mısınız?" diye sordu. "Evet" deyince Sir Benn karşımdaydı:"Hemen bir kağıt kalem alın. İçişleri Bakanımıza hitaben bir mektup dikte edeceğim. Bunu yazıp sabahleyin parlamento binasında İçişleri Bakanı'nın özel kalemine elinizle verin. Bu demektir ki, siz İngiliz hükümetinin güvencesi altına girdiniz ve sizi hiç kimse bu ülkeden atamaz."Dediklerini aynen yaptım. Haklıydı. İçişleri Bakanı'nın özel kalemi on gün sonra aradı: "Bayan Özgün, çocuklarınız tahsil gördüğü müddetçe ülkede kalabilirsiniz. Size bu haksızlığı yapan havalimanı yetkilileri de ceza gördüler. Özür dileriz." Ama üzüntülerim beni ülkeden soğutmuştu. Malta adasındaki mükemmel okulları öğrenince oraya göçtük. Sir Anthony Wedgewood Benn geçen akşam Saddam Hüseyin ile yaptığı söyleşide Irak liderinin yüzüne de aynı bana baktığı gibi bakıyordu.Bana ve aileme yaptığı iyiliği yaşamım boyunca unutamam. Teşekkürler Sir Anthony Wedgewood Benn. Siz müstesna bir insansınız!Okuyucu mektubuİnsanlık örneği* Ablamın karşı komşusu Solmaz Yücel'i köşenizde kutlamak istiyorum. İki yıldır çok zor hareket eden, hafızası gidip gelen kayınvalidesine, tıpkı bir bebeğe bakar gibi bakıyor. Tebrik etmek istedim. (Hatice Özcanlı)* Ben de Solmaz Yücel'i tebrik ederim. Aramızda gökten inmiş melekler rni var, nedir? Eksik olmasınlar. Onların yerleri cennettir. Teşekkürler.
Geçenlerde bu köşede Beşiktaş Belediye Başkanı Sayın Yusuf Namoğlu'na sorduğum, Arnavutköy-Bebek arasındaki kaldırımda meydana gelen göçükle ilgili konuya cevap geldi. Yerim elverdiğince yansıtıyorum."Ben Kadıköy'de değil 49 yıldır Beşiktaş ilçesinde yaşıyorum. Yasa gereği ana arterler, meydanlar, parkların bir bölümü (Kuruçeşme-Bebek Parkı) Büyükşehir Belediyesi'nin görev, yetki ve sorumluluğundadır.Bir tek işçi yok ki!Ara arterler ilçe belediyesinin sorumluluğundadır. Bahsi geçen Cevdet Paşa Caddesi üzerindeki çalışma Büyükşehir Belediyesi'nin sorumluluğundadır. Çalışmalar devam etmektedir (Burada hiç hareket yok sayın Başkan - A.Ö).Beşiktaş Belediye Başkanı olarak bölgemdeki olumsuzlukları hangi kuruma ait olursa olsun takip ederek çözüm için yardımcı olmaktayım. Kamuoyunun doğru bilgilenmesi amacıyla söz konusu yerde Büyükşehir Belediyesi'nin ilgilileri çıkan arızayı tamir etme çalışması yapmaktadırlar. (Bir tek işçi yok ki! -A.Ö)" Bir kere sayın Başkan'a bu kadar çabuk cevap verdiği için teşekkür ederim. 49 yıllık bir Beşiktaşlı olmasına çok sevindim. Kadıköy bilgisi yanlışmış özür diliyorum.Gelelim yukarıda özetlediğim cevaba ve benim sorduğum birkaç soruya. Ben mevcut göçüğün hangi tarihte tamir edilebileceğini sormuştum.Anlıyorum ki, siz de kaldırımdaki bu hasarın farkındasınız. Her ne şekilde oluşmuşsa, o göçük başında küçüktü. Bir kaç belediye işçisi geldiler ve ilk önce kaldırım karolarını söktüler ve kenarlara yığdılar. Sonra kum ve toprak alt yapıyı kürekleyip kenarlara yığdılar. Sonra alttan meydana çıkan betonu kırdılar. Küçücük göçük kocaman oldu! Kırık betonlardan demir uçları dışarı fışkırdı. Etrafa da bir şerit geçirildi. Yetmedi iki bank yan yana konup barikat oluşturuldu. Durum iki aydır bu merkezde sayın Başkan. Ne gelen vaaaarrrr, ne giden! Halk yürürken, tehlikeli trafik yoluna inmemek için iki bankı eliyle itiyor (şeridi kesmişler) kendisine tek kişilik bir patika açmaya çalışıyor. Yağmurlu havalarda da patika çamurdan geçilmez hal alıyor.Sayın Başkan, ben sizin yerinizde olsam, göçük olur olmaz Büyükşehir Belediyesi'ndeki yetkiliyi arar, "Bu hasarın derhal tamiri gerekir! Ne zaman başlayıp, ne zaman bitireceksiniz?" diye sorar, size oy vermiş vatandaşlarınızın selameti için hemen tedbirimi alırdım. O tamir bitmeden de bir gece gözüme uyku girmezdi! İnanınız bana gözüme uyku girmezdi. Sayın Recep Tayyip Erdoğan seçim öncesi ve sonrası, "Halkın derdine derhal çare bulmayan bürokrat ve yetkili bedelini öder" demişti.Uzmanla konuştumŞimdi siz, "topu Büyükşehir Belediyesi'ne atmış" bulunuyorsunuz, ben de bu sefer sayın Ali Müfit Gürtuna'yı izahata davet etmek zorunda kalıyorum. Oysa zaman 'tıkır tıkır' geçiyor... İşte hareketsiz bir gün daha geldi ve geçti. Şimdi bir inşaat uzmanıyla konuştum. "Soğuk ve yağışlı havada beton atılmaz Ayşe Hanım, herhalde sıcak günler bekleniyordur" dedi. Ben de soruyorum, durum buysa kasım ayında kimler işçileri kazma kürek buraya gönderip, küçük bir deliği devasa bir problem haline dönüştürdü? Ne plansız, programsız gecekondu tarzı çalışmadır bunlar? Üç imparatorluğa ev sahibi olmuş bu dünya kentinde işlerin ele alınış şekline bakıyorum da içimden, "Hey Yarabbim!" diyorum. Kimbilir bilmediğim daha neler oluyor? Kimbilir?
Marmara Grubu'nun organizasyonuyla pazartesi akşamı Prof. Bernard Lewis'i dinleme fırsatı buldum. Kendisi özellikle Ortadoğu tarihçisi olarak çeşitli çalışmalar yapmış, İslam ülkelerinin, Arap devletlerinin geçmişlerini en derinlerden çıkarıp günümüze getirebilen bir otorite olmuştur. Yaşadığımız bugünlerin birer tarih vesikası olduğu ve ağaçlardan ormanı görmenin zorluğu çerçevesinde Prof. Lewis'in işinin ne kadar güç olduğunu anlamamız hiç zor değil. Aklımda kalanları yazıyorum.Lewis, tarihin derinliklerinde Arap İslam aleminin astronomide, kimyada ve tüm müspet ilimlerdeki üstün başarısının, liderliğinin nasıl virajı dönüp bir çöküşe doğru yol aldığını bizlere anlatmaya çalıştı geçen akşam. Neticede Türkiye dahil Ortadoğu'da yaşayan tüm Arap ve Müslüman halklarının kendi kendilerine sorduğu soruları serdi önümüze!Nerede hata yaptık?1- "Bizi kimler bu perişan duruma soktu?" (Suçu başkalarına yüklemeye bayılırız ya?)2- "Biz nerede hata yaptık?" Cevaplar çeşitli olabiliyor.1- Kafi derecede modernleşemedik (Avrupa bizim 150 yıl önümüzden gitti. Onların hem siyasi, hem ticari, hem beşeri başarılarını yakalayamadık) veya 2- Modernizasyona ihtiyaç yok, geçmişteki başanmızı, geçmişteki gelenek ve kriterlerimize dönerek elde edebiliriz. İran'da Humeyni rejiminin iktidara gelmesi bu ikinci çarenin uygulaması olmuştur. Tarihteki radikal değişikliklerin en önemlilerinden birisidir. İstanbul'un fethi, Roma İmparatorluğu'nün çöküşü de önemli radikal değişikliklerdendir.Önce Napolyon Bonapart Mısır'a girdi. O tarihlerde pek de ilerleyemeyen İslamiyet, kendisini ülkeden atamadı. Mısır'ın Napolyon'dan kurtulmasını İngiliz Amiral Nelson başardı. O günden itibaren de dış güçler müthiş bir rekabet oyununa girdiler. Sonunda ABD'nin SSCB'yi çökertmesiyle ABD dünyaya hakim tek süper güç olarak ayakta kaldı.ABD emperyalist mi? "Hayır" diyor Lewis. Öyle olsa Körfez Savaşı sonrası Bağdat'a girerdi.Osmanlı'dan kurtulan Suudi Arabistan, keşfedilen petrol stoklarının verdiği zenginliğe bir de Mekke gücünü ekleyince orada hakim Vahabi inanışı, bugün karşımıza El Kaide, Taliban ve Usame Bin Ladin'i çıkarmıştır. Bugün Arap dünyası 250 üniversitesinden her yıl 10 bin mühendis mezun etmekteyken yörede yapılacak bir iş için neden Güney Kore'den mühendisler ithal etmektedir? Petrol ve gaz ihracatı dışında bu yörenin ihraç mallan neden çok küçücük ve kısıtlıdır? Kolonizasyondan kurtulan ve bağımsızlığını yakalayan ülkeler, bu sefer kendi iç hortumcularıyla ve oranlarıyla tanışmış, rüşvet, ahlâksızlık, düzenbazlıkla kadınların ve genelde kendi öz vatandaşlarının ezilmesi, kıskıvraklaştırılması oyununa maruz kalmıştır. Bu oyun devam etmektedir. Mustafa Kemal'in kurduğu Türkiye, demokratikleşme açısından çok daha iyi durumdadır. Prof. Lewis'in, "The Emergence of Modern Turkey" kitabını yıllar önce okumuştum. Şimdi yeni iki eseri var: "What went Wrong?" (Yanlış Giden Neydi?) ve "The Middle East" (Orta Doğu). Bence bunlar derhal tercüme edilip her Türk tarafından okunmalıdır.Tarihi iyi okumalıİnsanlar kendi öz dünyalarına samimiyetle dönüp objektifçe baktıkları zaman, hatalarını nasıl görüp kendilerini beğenmezlerse sanki Prof. Lewis in çalışmaları da bizlere bu yardımda bulunuyor. Bakıyorum bakıyorum, Mustafa Kemal ve yaşadığı yıllar dışında hep yanlışlar görüyorum. Değiştirebilecek bir Allah'ın kulunu da etrafımda göremiyorum. Düşüncesizlik, altyapısı çağdaş olmayan bir gurur, gücü elinden koyvermeme savaşı, insanın önemsizliği, miskinlik, hortumculuk, eğitimsizlik, ezilmişlik, iletişim bozukluğu... Hepsi var! Tarihi iyi okuyup, değerlendirip, yanlışı görüp, tavrı değiştirmek var ama nerdeeeeeee? Yüzyıl sonra kalmışlar varsa, dertleşirler aralarında: "Bizim atalarımız, nerede yanlış yapmışlar, bak anlatayım sana!" Teşekkürler Prof. Lewis!
Yetkili, "Bu Columbia'nın gerçekleştirdiği 28'inci seferdi. Challenger 30 sefer yapmıştı..." diyor. Vay, vay, vay!Bu işlerden anlamam ama NASA bir risk alınmış gibi görünüyor bana. Hele hele kalkışta yakıt tankının köpük kaplamasından kopan bir parçanın kanadın seramik kaplamasına çarptığını tespit ermişler. O andan itibaren durumun ne kadar kritik olduğunu anlamaları gerekmez miydi? Yetkili konuşuyor: "O süratte tek bir yağmur damlası bile malzemeye delici tesir yapar!"Dönmek şart mıydı? Örneğin Rusların yukarıda bir uzay istasyonu var. Oraya sığınılamaz mıydı? Sonra Ruslar ikişer ikişer astronotları dünyaya döndüremezler miydi? Columbia da uzayın derin karanlığına bırakılamaz mıydı?Eşim Haluk'un bir gemisi Kuzey Atlantik'te battığı zaman duydum, "önden sac attı" diye izah ettiler. Yani sac levhaların kaynak yapıldığı bölgede minnacık bir çatlama olsa tonlarca suyun yaptığı bindirmeyle o minik çatlak, kocaman olup dev bir tankeri Atlantik'in buz gibi karanlığına gönderebiliyordu. Allah'tan Azor Adaları'ndan gelen bir kurtarıcı (Hayalet Gemi filmindeki ekip!), tüm mürettebatı kurtarmıştı.Uzayda böyle bir şans yok. Ama kalkıştaki o hasarın böyle bir sonuca yol açacağını bilen yok muydu NASA'da? Hiçbir şey yokmuş gibi davranıldı. Tabii psikolojik olarak kamuoyuna belli edemezlerdi ama o kadar değerli 7 kişi yitirildi ki... Her biri birbirinden değerli 7 mükemmel kişi beklenmedik bir biçimde aramızdan ayrıldı. 7 mükemmel yıldız! 7 tane hayal kurup, hayallerini yakalayabilen kahraman. Bilimin ilerlemesi için bu facianın unutulması gerekiyor ama nasıl? Ne güzel araştırmalar yapılıyormuş Columbia'da. O şartlar altında tümör büyümesi, kristal gelişmesi, karınca, arı ve örümceklerin hareket biçimleri, daha çok önemli deneyler yapılmış ama hepsi maalesef telef oldu... Toprakta siyah bir kül tabakası, birkaç dakika tüten duman. O kadar.... Bir baba konuşuyor: "Cenazesini kaldıramamak işte buna çok üzülüyoruz..." Tüm alâkalılara ve insanlığa başsağlığı diliyorum. Dünkü Cumhuriyet'te Turhan Selçuk un "7 Uzay Yıldızı" karikatürünü çok beğendim. Kendisini kutluyorum.Okuyucu mektubuTürk Telekom'dan cevap geldi!* Şehir içi konuşma faturalarında tam detayın neden dökülrnediğînî soran bir okuyucum için aldığım cevapta, Mükerrem Ekmen ve Abdullah Gündüz beyler diyorlar ki: "Ülke genelinde 11 bin santral kullanılmaktadır. Bunların, günün teknolojilerine göre şapşal olmayan veya detay bilgisi tutmayan modellerinin yanısıra gerektiğinde şehiriçi detayıtutabilecek özettiğe sahip olanları da vardır. Detaylarını tutabilmesi için teknik kapasitelerin artırılması çalışmalarına başlanmıştır."* Globalleşen dünyada, çok iş yerimiz, Japonya'da doğan güneşe uygun alarak mesai dışı saatlerde iş konuşmaları yapmaları gerektiğinde, ev telefonlarını kullanma zorunda kalmakta, sizler bize detaylı fatura vermeyince de bu masrafı kendi ceplerindenödemektedirler, ikinci mahsur ise kentimiz, "Kim kimi aramış? Acaba neden?" gibi sorular soran ailelerle doludur. Bu kişiler, detaylı fatura gelmeyince kontrol yapamıyor. Detayı tutabilecek özelliğe sahip olan yerlerde de bu yardımın halka verilmesini rica ediyor, en kısa zamanda tesisin tüm detayları verebilecek düzeye gelmesini ümit ediyoruz. Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.
Dört günlük Kurban Bayramı, neden 9 günlük tatil şeklinde uzatıldı? Bu hükümet, "Biz farklıyız!" dememiş miydi? Hani bayramlar uzatılmayacak, çalışma günleri tam uygulanacaktı? Bu ülkenin "çalışan" insanlara ihtiyacı yok mu? Dünya üzerinde tatillerinin uzunluğuyla meşhur olmuş bir ülkeyiz. Vallahi, tallahi, Afrika'nın batı kıyısındaki Togo'da bile bu kadar uzun tatiller uygulanmaz. Bu hükümet, aynı ondan öncekiler gibi, verdiği sözleri tutmuyor. Meclis'teki odalarına girdikten hemen sonra veya biraz sonra gözlerindeki bakışlar değişti.Gitti o güvenli, kararlı bakış. Geldi yerine, şaşkın, endişeli, "eyvah" bakışları! Gitti o "gümbürtülü" söylevler. Geldi yerine, kısık, sessiz sesler. Atılacak o kadar çok kalkınma adımı var ki, daha doğu ve güneydoğuya Mustafa Kemal'den beri hiçbiriniz el atmadınız. "Atacağız, yapacağız" dediniz, hiç yapmadınız!Sayın Erdoğan'ın ağzından duymuştum, muhabirin bir sorusu üzerine dediler ki: "Neyi devraldığımızı biliyorsunuz!" Hoppala! Biz bu "enkaz" edebiyatını her seferinde duymaktan bıktık. Anlatabiliyor muyuz? Biliyoruz ve bıktık! Haa diyeceksiniz ki, "Bre kızım, biliyordun da ne bekliyordun? Bu senaryoları yıllardır oynadılar önünde. Her seferinde sandığa gidip asma yaprağı gibi attın oyunu. Aynı Toros eteklerinde, hiç eğitim görme fırsatı bulmamış yaşıtın, bir kırsal kesimli hemcinsin gibi..." "Haklısınız!" Ama öyle umutlarla seçimi bekliyoruz ki, meydan konuşmalarını öyle coşkularla dinliyoruz ki... Şimdi bakıyoruz hiçbir şeye para yok! Hazine tam takır kuru bakır! Olmadığını önceden de biliyorduk. Neden şaşırıp üzülüyoruz?Türk işçisi gibiElde, hazinede, cepte para yok. Ama beteri var, beteri! Nedir o? Her gün benzine zam, ithal her şeye zam, cepte olmayan da çıkıyor dışarı! Dayan babam dayan! Oysa bu halkın gerçek potansiyelini biliyoruz! Doğru ellerin avcunda harikalar yaratabilecek bir ekip olduğunu biliyoruz. Aynı İstiklal Savaşı'nda, takip eden yıllarda, O ölünceye kadar ve Avrupa'da düzgün sistemin ortasında, muhteşem başanyla verimli çalışan Türk işçisi gibi! Bunu biliyoruz. Bu var. "Bayram tatillerini uzatma" olgusunun bir hikmeti var ama bize söylemezler. Bir menfaat var bu işte vallahi ama bir türlü açıklamazlar!Zaten bu gizlilik, paylaşmama, "Ancak ben bilirim, sana da söylemem" bakışları yok mu? Müstehzi gülüşler yok mu? Mantıktan uzaklaşma, yanlışta ısrar yok mu? Küçük gruplar halinde kümeleşmeleriniz yok mu? Biliniz ki, biz bunları beğenmiyoruz! Aldırmadığınızı, hiç takmadığınızı bile bile, biz bunlan yıllardır beğenmiyoruz!