Sayın Yusuf Namoğlu'nun dikkatine

31 Ocak 2003

Yanlış bilgilendirilmediysem, zat-ı aliniz Beşiktaş Belediye Başkanı Sayın Yusuf Namoğlu Kadıköy yakasında ikamet edermişsiniz! Ben Bebek civarında oturuyorum ve mümkün olduğunca Bebek-Kuruçeşme arası yürüyüşler yapıyorum. Dünyanın bir cenneti olan bu yörenin kıymetini tam bilemiyor muyuz diye bazen durumu sorguluyorum.Örneğin takriben 2 ay önce Arnavutköy-Bebek arası, BP benzin istasyonuna varmadan, sahil kaldırımında bir göçük meydana gelmişti. Burasının ivedilikle tamir edilmesi gerekiyordu çünkü insan trafiği çoktu. Çoğu vatandaş spor niyetine, çoğu keyif niyetine burada yürür, bir o kadarı da şu anda tam kıvamına gelmiş, istavritleri tutmak için kamış sallar.Gelgelelim bu göçük bir türlü tamir görmedi. "Peki iki aydır durum nedir?" diye soracak olursanız, göçüğün bir hayli ilerisinden ve gerisinden, tüm kaldırım şeritle yayaya kapatıldı. Üstüne üstlük, sanki her an tamir başlayacakmış gibi bir takım inşaat malzemeleri sıram sıram sıralandı.Faaliyet? İki aydır sıfır efendim, sıfır! Sadece halktan tecrit edilmiş çok büyük bir kaldırım parçası, üst üste yığılmış inşaat malzemeleri, etraflarında bir "girilmez" kurdelesi!Siz her gün bu istikamette yürüyüş yapmaya alışmış bir vatandaş olsanız, şaşar kalırsınız! Tecrit bölgesine geliyorsunuz, haydiiii, hop, trafiğin yoğun ve çok hızlı aktığı trafik yoluna iniyorsunuz. Bu tehlikeli durumda epeyce yürümek zorunda bırakılıyorsunuz. Sonra tekrar kaldırıma çıkıp, kendinizi emniyete alabiliyorsunuz. Yusuf bey, henüz bir kaza olmadı diye şükretmeliyiz. Çoluk çocuklu anneler, kulağı zor işiten yaşlılar, kulağında müzik sesiyle spor yürüyüşleri yapan insanlar, burada bir kazaya uğrayacaklar diye ödümüz kopuyor. Bir karış yer. Çalışan bir Allah'ın kulu işçi yok! Sadece tecrit edilmiş bir kaldırım, yığılmış bir şeyler, aylardır vatandaşlarınız zorluk çekiyorlar. Herhalde petrol sondajı yapmıyoruz. En fazla iki günde bitebilecek bu tamiri yetkililerinize emir vererek hallediniz. Bizi bu kadar zamandır mağdur etmeye hakkınız yok! Cevabınızı, izahatinizi; çözüm şekli ve zamanına ait vereceğiniz bilgiyi rica ediyorum. Köşemde yayınlayacağım efendim.DİKKAT... DİKKAT...Bravo sizlere!Bağcılar Belediyesi diyor ki: "Özürlüler koordinasyon ve rehabilitasyon merkezinin temelini çok sayıda davetlilerin katılımıyla atarak umut meşalesini yakıyoruz. Tarih: 1 Şubat 2003 Cumartesi (bugün), Saat 14.00, Yer: Bağcılar İSKİ karşısı." Sizlere "bravo!" diyor, kutluyorum!Okuyucu mektubuUnimed'den cevap geldiUnimed Bursa'dan Prof. Dr. Yurtkuran Sadıkoğlu* 26. 01. 2003 tarihli yazınızda Serhat Özel tarafından gelen mesajda Unimed'in yanlış yere karalanmasını önlemek için aşağıdaki bilgiyi dikkatinize sunanm. Unimed'in Uludağ Üniversitesi Rektörü Sn. Prof. Dr. A. Mustafa Yurtkuran ile hiçbir ilgisi yoktur. Şirketin iki ortağından biri olan benim aramda sadece isim soyadı benzerliği vardır. Yazıyı gönderen yanlış kanıya varmıştır. Ultrasonografi Bursa'da çok yerde yapılmakta, hiçbir yönlendirme de uygulanmamaktadır.* İsim ve soyadı benzerliğinden okuyucumun düştüğü hataya başkalarının düşmemesini ümit eder, açıklamanıza teşekkür ederim. Bursa'da benzer kurumların çokluğu halkımız için çok faydalıdır. Yanlış anlamasından dolayı okuyucum namına özür diler, işlerinizde başarılar dilerim.

Devamını Oku

Karafatmalara veda edildi!

30 Ocak 2003

Bazen kendime soruyorum. Ben Paris'te büyümüş, o kültürle yoğrulmuş bir Fransız olsaydım, her yıl yapılan mevsimlik defileleri takip edip çıkan yeni modelleri beğenir miydim? Paul Gaultier'in son çalışmasına rastladım, şaştım kaldım. Ya ben çok geriyim ya onlar iyice saçmalamaya başladılar! Veya ortada müthiş bir isyan var! Nasıl yani? Anlatayım.Gaultier'in son defilesinden üç fotoğraf gördüm. Ortadakinde bir erkek, diz altına erişen asker postallanna benzeyen, bağcıkları açık bırakılmış bir çizme giymiş. Üstünde ise önden derin yırtmaçlı bir etek ama öyle bir yırtmaç ki ön parçanın ucu, yuvarlanarak kesilmiş. Yani bacaklarını muntazam tutsa bile erkek mankenim, iki kumaş parçası üst üste oturmuyor. Ya ne oluyor? Devamlı bir açıklık sağlıyor!İkinci çalışma daha da dikkat çekici. Erkek manken alt tarafına dapdar bir altın yaldız pantolon giymiş. Daha çok akşam gezmelerine uygun. Üstüne ise dar bir bluz ama nasıl? Dore üzerine leopar desenli bir bluz. Olabilir mi? Hem dore, hem leopar! Yani biraz fazla kaçmaz mı?Kaçsın. Bence zaten Gaultier kaçırmamızı istiyor.Aynı üçüncü çalışması gibi... Burada altta siyah bir pantolon ama üst tamamen özgür bırakılmış.İster rüzgâr essin, ister kar yağsın, ister güneş ve denizin tuzlu suları kavursun! Üst beden çıplak. Ancak tam da çıplak sayılmayabilir. Nasıl mı? Boğaza dolanmış ve önden aşağıya doğru sarkıtılmış, cömert bir atkı var. Rengi? Krem veya beyaz! Şöyle rastgele atılmış bir atkı, her an boyunda kalabilir veya her an boyundan atılıp üst body özgür bırakılabilir. Seçim sizin geçmişinize, yaşayabileceğiniz veya hayal edebileceğiniz geleceğinize kalmış. Bu defilede bir isyan var! Bir, "Bana bakınız, beni dinleyiniz, itirazım var!" isyanı bu! Geçenlerde sayın Mayruk'tan da isyankâr iki kart aldım. Birisinde bayan mankenin boynunda bir kravat, diğerinde erkek mankenin omuzunda bir fular! Paris'teki diğer defileleri izliyorum. Eskiden manken kızların göğüs bölümlerine hiç olmazsa bir tül veya dantel atılırdı. Göğüs uçlarına "karafatma" biçiminde çıkartmalar yerleştirilirdi. Ama bu yıl karafatmalara da veda edilmiş! Her şey cıbıl cıbıl ortalarda. Çekicilik? Gizemlilik? Boşveeer! Kim takar? Hazır rüzgâr eserken fora güzelim, fora!Erol ve Murat Evgin'le "İşte Öyle Bir Şey"Geçen akşam Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı yararına Sayın Valimiz Erol Çakır himayesinde Lütfi Kırdar Salonu'nda Erol ve Murat Evgin, "Baba-Oğul" gösterilerini büyük bir zevkle izledik. Vakfın 1890 yıllarına dayanan geçmişini öğrendik ve destek sağlayan Garanti Bankası, OYAK gibi kuruluşlara verilen plaket törenini izledik. Değerli Halit Kıvanç'ın çok özel sunumuyla Erol ve Murat Evgin sahnede adeta coştular. Seyirciler arasında Erol Büyükburç, Ömür Göksel, Füsun Önal, Nurhan Damcıoğlu, Melih Kibar, Gönül Yazar, Orhan Gencebay, Ahmet Özhan, Mithat Bereket gibi nice isimler yer almıştı. Erol, harikuladeydi. Gilbert Becaud Fransa'da ne ise bence Erol Evgin de Türkiye'de öyle! Yaptığı taklitler, hele hele Cem Karaca, Barış Manço ve Erol Büyükburç taklitleri, bizleri güldürmekten kırdı geçirdi, ikilinin "Baba-Oğul" şarkısı esnasında, salondaki birçok "babanın" gözlerine yaşlar dolduğunu gördüm. Benim için hepsinden önemlisi salondaki Deniz ve Hava Harp Okulu öğrencileriydi, "İşte Öyle Bir Şey" şarkısına eşlik edişleri vardı ki... içimizi heyecan ve güvenle doldurdular. Teşekkürler Erol-Murat Evgin ve Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı.

Devamını Oku

İçime dolan pazartesi hüznü

28 Ocak 2003

Önce Irak Dışişleri Bakanı Sabri'yi dinliyorum. "Sakladığımız kitle imha silahları yok. İşte bulamadılar. Olsaydı bulurlardı. Powell yalan söylüyor." Basın mensubu bir hanım soruyor: "Peki niçin bilim adamlarınızı sorgulamalarına izin vermiyorsunuz?" Bakan diyor ki: "Biz teşvik ediyoruz. Ama onlar konuşmak istemiyorlar. Ya söyledikleri sözleri çarpıtırlarsa. Biz diyoruz ki, yanlarına bir avukat alsınlar, öyle konuşsunlar. Gördüğünüz gibi biz teşvik ediyoruz."Sayın Gül'ü başarılı bulduğumu belirtmeliyim.Derken Birleşmiş Milletler'de sesi çok fazla rahmetli Orson Welles'e benzeyen Bay Blix ile IAEA Başkanı'nın açıklamaları... Kimyasal ve biyolojik silahlardan sorumlu Blix, işbirliği yetersizliğinden bahsediyor ve Saddam rejimini suçluyor: "Bilim adamlarıyla yalnız konuşmamıza izin vermiyorlar. Yanlarında avukatlar gelip ne dediklerini duyarlarsa yaşamları tehlikeye girer. 1998'de tespit ettiğimiz tonlarca malzeme nerede?"Geç saatte Dışişleri Bakanı Powell ekrana geliyor. Davos'ta dinlerken fark ettiğimiz nezlesi tam geçmemiş. Mesajı net ve keskin: "Zaman çok azaldı. Blix'in raporunda bizim söylediklerimiz tekrarlanıyor. Güney Afrika, Kazakistan, Ukrayna'da görülen işbirliğinin zerresi yok. Bir de bana yalancı diyorlar."Ya Davos'ta Başbakan'a yöneltilen sorular? Sanki dünyanın hedef tahtası olmuşuz! "Şu Kıbrıs meselesi. Gelelim şu Kürt meselesine. Hani şu Ermeni meselesi vardı ya! Seçimlerde yüzde 10 barajınız kalkacak mı?" Ben şahsen Başbakan'ın soğukkanlı cevaplarını ve konuşmasını beğendim. Tebrik ediyorum. Avrupa Konseyi parlamenterlerine, "Geçmişi bırakalım, geleceğe bakalım" dedi. Önceki akşam Can Ataklı'nın "Kırmızı Koltuk" programında Sayın Süleyman Demirel'den bir gerçeği daha öğreniyorum. "Biz Lozan'da zaten Kıbrıs'tan vazgeçmiş ve adayı İngilizlere vermiştik. İmzamız var altında. Ama sonradan İngilizler Akdeniz'den çekilmek isteyince Ankara'da Meclis'i topladık, bir karar çıkardık..."Sabaha karşı "Larry King"de Washington Post'dan Bob Woodward konuşuyor: "Başkan Bush, Irak konusunu düşünürken eşiyle bir gün Walter Reed Hastanesi'ne gidip Afganistan'da yaralanmış askerlerle görüştü. Kendisini omurilikteki kalsiyum olarak nitelendiriyor. Kararlı ve güvenli olmak zorundayım" diyor.Pazartesi günü ve akşamı tüm dünya endişeler içerisinde çalkalandı. Korkarım bu çalkalanmalar artarak devam edecek!Oysa geçen hafta her şey ne kadar güzeldi!Avrupa Artistik Buz Pateni Yarışması bitti. Avustralya Tenis Turnuvası bitti. McEnroe başarısız sunuculuğu esnasında Agasi ile finale kalan Schuettler'e sordu: "Are you gonna kick his a...?" (Afedersiniz ama, "arkasını tekmeleyecek misin?" gibi edepsiz bir soru). Agasi tereyağından kıl çeker gibi üç sette kolayca aldı kupayı. Hele hele Navratilova? Ama... Yerim bitti!'Yaşasın Savaş'ı mutlaka izleyin!Genco Erkal'ın Beyoglu'ndaki Muammer Karaca Tiyatrosu'nda sahneye koyduğu müzikali kaçırmayın diyorum. "Yaşasın Savaş" yaşanması muhtemel acılı günlere konsantre oluyor ve sizi düşündürüyor. Irak'a uygulanması muhtemel savaşa henüz "hayır" diyemedinizse bu eseri gördükten sonra diyeceksiniz. Zeliha Berksoy'un Marlene Dietrich'in "Lili Marlene"i Genco ve arkadaşlarının "Cabaret"si, danslar, özellikle Zeynep Tanbay çok keyifli.Haluk Bilginer'den duymuştum, sanat ile eğlence arasındaki fark tiyatroda belli olur diye.Şayet kapıdan çıkarken bir fıkır değişikliğine uğramışsanız, işte o sanattır. Gerisi hep eğlencedir!Tebrikler sanatçı arkadaşlarım! Herkese tavsiye ediyorum.

Devamını Oku

İlhan Mansız'ın evlilik teklifi acaba reklam mı kokuyor?

27 Ocak 2003

Tam mutfak duvar kağıdını söküp, yenisini yapıştırmıştım ki, kapı çaldı. Rukiye'ymiş. Çaylarımızı birlikte yapıp, derhal salona geçtik."Dışarısı soğuk mu Rukiye?""Sorma Ayşe, hem puslu, hem soğuk. Kalın paltomu giydiğime sevindim. Yahu ne dersin. İlhan Mansız'ın yaptığı evlilik teklifine?""Alman Nina'ya mı?""Evet!""Aşkın gözü kördür derler, bilirsin! Ama, ne kadar kör olursa olsun, ben pek hoşlanmadım bu işten""Al benden de o kadar. Sen milyarlarca paraya özel uçak tut, getir kızı buraya, doğru Sezen Aksu konserine! Ve orada Sezen Hanım şarkı söylerken çık sahneye, kulağına eğil bir şeyler fısılda.""Tüm olayı da biliyorsun Rukiye'ciğim.""Bilirim tabii. Gazeteleri okudum. Sen okumadın mı?""Tam okumadım desem yeridir. Ben de bunu kastediyorum. Düşündüm, düşündüm, İlhan Mansız, bu teklifi yapmak için neden Sezen Hanım'ın konserini seçti?""Bence dikkat çekmek için. Çünkü Sezen Aksu'nun konserinde bütün basın hazır bulunuyor. Hemen resimler çekilsin ve basına yansısın diyedir!""Bazı kişiler hayret bir biçimde kendilerini dünya aleme göstermek, duyurmak ihtiyacındalar. Ben bunu tam çözebilmiş değilim. Hatta, bir zaaf olarak görüyorum."Bu hareket tarzını hiç beğenmedim..."Onu bunu bilmem; ben, milyarlarca lira verip uçak tutacağına sessizce özel bir yerde baş başa bu teklifi yapsaydı daha iyi olurdu derim.""Yani sen olayın reklam koktuğunu söylüyorsun?""Tamamiyle! Böyle özel bir olay için bunu yapması reklamdan başka bir şey olamaz.""Gençlik işte diyelim, maddi bolluk diyelim, aşkın gözü kördür diyelim.""Hadi öyle diyelim, ama ben sana bir şey söyliyeyim mi Ayşe, ben bu hareket tarzını beğenmedim, tasvip etmiyorum, reklam kokan bir para ziyanı diyorum!""Boşver Rukiye, akşama ne pişiriyorsun?"Bir hata var ama acaba nerede?Antalya'dan Sevgin* Roche firmasının OCERAL 20 ml spreyini kullanıyorum. Tişörtüm delik deşik oldu. İlaç mı yaptı acaba dedim. Tişörtümün kenarına sıktım. Aynı delik derhal oluştu. Bu ne biçim ilaçtır? Durum normal midir? Sadece benim kullandığım şişede mi hata vardı? Lütfen mesajımı köşenize alınız. Roche firmasından açıklama bekliyorum.* Sizinle beraber hepimiz bekliyor olduk. Bir spreyin kumaş delmesi için içerisinde çok ürkütücü maddeler olmalı. Bu ilacın kullanıcıları vardır. Acaba sizin gibi bir reaksiyonla karşılaşmış kimseler var mı? Roche'un dünya çapında başarılı bir firma olduğunu da biliyoruz.Bir hata var ama acaba nerede? Açıklama gelir gelmez köşemize alacağız. Teşekkürler.

Devamını Oku

Gelenekleri değiştirmek acaba her toplum için zor mudur?

26 Ocak 2003

Düşünüyorum da Ortadoğu'daki Arap erkeklerinin başlarını örtmeleri bana garip gelmeye başladı. Giydikleri entariler de ilginç."Nedendir?" diye soracak olsam... Eeee, oranın iklimi sıcak ya? Evet. Güneş insanın başını kavurur ya? Evet. Sıcaktan terleyen bacakları kumaşa yapışmasın diye entari giyerler. Yani sıcak iklim şartlarından korunmak için başlamış bir gelenek.Belki son 50 yıl öncesine kadar bu düşünülebilinirdi ama kardeşim ben gitmedim, giden dostlarım anlatıyor. Maşallah son 50 yıldır Arap erkekleri, tekmili birden, klimalı bir limuzinden diğerine geçiyorlar. Hiç aşağısı kurtarmıyor. Allah versin. Gözümüz yok!Ofisleri New York'takileri aratmaz konforda. Süpermarketleri (bakkal makkal yokmuş) alışveriş merkezleri, sinemaları, villaları, hepsi klimalı. Dünya üzerinde güneşe çıkıp, çölde yürümek zorunda kalmayan tek bir topluluk var ise onlar da Ortadoğu'daki Arap arkadaşlarım olmalı. Ortadoğulu arkadaşlarım ekvatorda yerleşik Meksika'ya gittiklerinde pantolonlarını pekala giyiyorlar. Oysa orası da aynı iklim kuşağında.Amerika'nın California eyaletindeki Ortadoğulu erkekler de her sabah işlerine giderken takım elbiselerini giyiyorlar.Gelenekleri değiştirmek ne kadar zor? Değişmesi gerekir mi? Bence gerek. Erkekleri başları örtülü ve entarilerle izlemek bana garip geliyor.Örneğin İbrahim Tatlıses'in Suudi Arabistan'da çekilmiş bir klibi var ya? Dikkat edin bakın, klip mekânı sokaklarda hiç hanım yok.Sadece başörtülü, entarili erkekler. Nerededir bu hanımlar? Evlerinde. Buyrunuz bir gelenek daha.Hanım otomobil kullanamazmış! Şimdi bu bir kısıtlama değil midir? Tahakküm değil midir? Hanım neden otomobil kullanamaz? Sakıncası nedir?Dışarıda serbestler"Gelenek!" İşte bence değişmesi gereken bir Arap geleneği de budur. Hanımların da hareket kabiliyetleri olmalı. Niçin kendi aralarında evlere tıkılıp kalmaktalar? Niçin Londra'ya gelirken daha uçakta Avrupa kıyafetlerine bürünüp, saçlarını açmaktalar?Gelenek sadece komşular etraftan görünce mi geçerli oluyor? Bu ne iki yüzlülük, insanoğlu neden hep kendini aldatır? Mantık dışı olguları, gerçekmiş gibi hatta kutsal bir emirmiş gibi uygular? Allah'ın bunu yapmamamız için bizi defalarca Kur'an'da ikaz etmesine rağmen?Acaba Ortadoğulu Arap erkek arkadaşlarım, saçlarını biz hanımlara gösterirlerse, pantolonlar giyip hatlarını bizlere belli ederlerse kontrol dışına çıkacağımızdan mı korkarlar? Kendilerine garanti ederim çıkmayız. Kendimizi belki çok zor tutarız ama inanınız çıkmayız!Kutluyorum!Türk Eğitim Derneği, ihtiyaç sahibi okullara yardım etmektedir. Derneğe destek vermek ve yardımda bulunmak isteyenler (0312) 417 42 02 nolu telefondan bilgi alabilirler. Bu arada Türk Eğitim Derneği'ni, gösterdiği çabalarından dolayı kutluyorum.

Devamını Oku

Erkeklerin testosteronu yükselince!

25 Ocak 2003

Geçenlerde BBC'de izlediğim bir belgeselde şiddet, yaralama ve cinayet işleyenler üzerine yapılmış kapsamlı bir araştırmanın neticelerini öğrendim.Bu tür girişimleri yapanların yüzde 75'i erkekmiş.Bilimadamları ve psikiyatristler sebepleri araştırırken çok ilginç bir olguya varıyorlar. Cinayeti işlemeden kısa bir müddet önce erkeğin testosteron hormonu yükseliyormuş. Hem de iki üç katına! Yükselen bu hormon, erkeğin akıl ve mantık mekanizmasını battal ediyor. Birçok mahkum, "içime bir şeytan girdi, ben o değilim ama beni çok zorluyordu. Karşımdakini derhal öldürmemi, boğazına sarılmamı emrediyordu" şeklinde ifade vermiş, içine girenin karşısındaki kişiye acı çektirmenin dayanılmaz bir istek haline getirmesi, olayın hızlandırılarak gerçekleştirilmesinde büyük rol oynuyormuş.Avukatlar da savunuyorlar:"Ama sayın yargıç, cinayeti işleyen müvekkilim değildi ki!" Ayıklayınız pirincin taşını! Bu durumda çeşitli saldırılarda bulunmuş, seri cinayetler işlemiş kişiler de idam mahkumiyetinden kurtuluyor, yaşamlarını parmaklıklar arkasında geçiriyorlarmış.8 adet seri cinayet işlemiş mahkum konuşuyordu: "15-25 yaş arası bayanları yolda kandırarak otomobilime alıyor, ıssız ormana götürüyordum. O direndikçe arzum artıyor sonra da dayanılmaz biçimde öldürme duygularına kapılıyor ve genelde boğuyordum."Şu testosteronu bir kontrol altına alabilseler birçok saldırma, kavga etme, sakatlama ve cinayet (aklınıza daha neler gelebiliyor?) sona erecek gibi!Okuyucu mektubuDinimizin anayasası Kuran'dırAnkara'dan bir okuyucu* Dinimizin yanlış anlatılması bizleri rahatsız ediyor. Dinimizin anayasası Kuran-ı Kerim'de kadınların giyim tarzları ayrıntılı ve net bir şekilde ifade edilmemiştir. Dinimizde şekilcilik yoktur. Nur Suresi'nin 31'inci ayetinde, "Mümin kadınlara da söyle başörtülerini yakalarına salsınlar" ve Ahzab Suresi'nin 59'uncu ayetinde, "Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını söyle, bu onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı încitilmemelerini daha iyi sağlar" buyurulmakta ve kitabımızın başka hiçbir yerinde giyim konusuna değinilmemektedir. Türban ve tesettür büyütülmüş, siyasi araç yapılmışta.* Yazılı kayıtlarda detaya rastlanmadığı için Hazreti İbrahim'den önce başörtüsü olup olmadığını bilmiyoruz. Hıristiyanlığa hizmet eden hanımların giydikleri siyah çarşaf şeklindeki gelenek, süzülerek İslam kadınına yansımıştır.Yetkililerden bilgi almalıyımSerhat Özel-Bursa* Annem Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tedavi gördü. Ultrason çekmek gerekti. Bize, "Fakültenin cihazı bozuk. Rektörün Cekirge'deki Unimed isimli merkezinde çektirin" dediler. Çektirdik. Burnuma kötü kokular geliyor.* Bursa'da Unimed'den başka bir tesiste bu alet yok mu? Karara varmadan önce yetkililerden görüş almalıyım.

Devamını Oku

Düdüğü öttürenler, 'Whistleblowers'

24 Ocak 2003

ABD'de yaşanan Enron, Worldcom ve FBI skandallarından sonra "Düdüğü Öttürme" yasalarının çıkarılması için yoğun bir çaba var. Üç hanım (başka nasıl olabilir ki?) Cooper, Rourley ve Watkins yukarıda adı belirtilen kurum ve şirketlerde çalışırlarken karşılaştıkları suiistimal ve vurdumduymazlıkları, taş gibi tesbit etmiş, üst makamları defalarca uyarmış ancak yüksek mevkileri tutmuş bulunan erkek üstlerinden hiç yardım ve yanıt alamamışlardır.Zeki ve dürüstlerKim bu hanımlar? Gerçeği gördüğü anda söyleme cesaretine sahip, şöhret peşinde olmayan, üç zeki ve dürüst hanım bunlar.Rowley: Fas / Fransız kayıtlı Zekeriya Moussaoui'nin "Boeing 747-tip" uçağı uçurmayı öğrenmek için ders aldığını farkeden Rowley, 11 Eylül'den 8 ay evvel üstlerine 13 sayfalık bir mesaj göndermiş. Tehlikeyi sezinleyerek bu şahsa ait bilgisayar sisteminin kontrol edilerek tedbir alınmasını istemiş ancak patronlar kendisini hiç ama hiç ciddiye almamışlardır.Cooper: VVorldcom firmasının muhasebe sistemlerinin şişirilmiş rakamlardan oluştuğuna kanaat getirip patronu Sullivan'a durumu açıklayınca, "Her şey yolunda sen karışma, çekil geri!" diye bir cevap almış ama çalışmalarına gizlice devam etmiştir. Şirket merkezinde idare heyetine durumu açıklamaktan çekinmemiş, Sullivan durumu izah edemeyince de Worldcom skandali, dönen vantilatöre tüm hızıyla çarpmıştır.Watkins: Enron başkan yardımcılarından birisiydi. Yönetim Kurulu Başkanı'na bir mektup göndererek "muazzam bir muhasebe kayıtları şişirme oyunuyla karşı karşıyayız" deme cesaretini göstermiş sonra da şans eseri kendisinin işten kovulması çalışmalarının farkına varmış bir hanımdı. Elinden yetkileri alınmış ancak o pes etmemiş, işi olmasa bile aylarca her gün Enron'a giderek, yapılan yasa dışı işleri takip ermişti. Neticede olaylar Watkins ve ekibi sayesinde gün ışığına çıkmış, hükümet garantisi altında Enron iflas etmiş ama yüzlerce çalışan işlerinden çıkarılmışlardır.Onları kutluyorumBen bu üç hanımın iş dünyasındaki cesaretlerinin diğer tüm hanımlara örnek olmasını diliyor ve kendilerini kutluyorum.ABD senato ve temsilciler meclisleri "whistleblower" denen bu tür dürüst kişilerin korunmasına ilişkin yasaları çıkarmak üzeredir. Keşke tüm dünyada bu tür dürüst ve çalışkan kişiler, ellerini kaldırıp bildiklerini, yolsuzlukları çekinmeden söyleseler!DERİMOD'un sizi arayacağına eminimGülay Bozdağ / Kadıköy* 375 milyon verip Derimod'dan kamel bir çizme aldım. Çok güzeldi Yakıştı das meraklıyım da... Hep de Derimod almaya çalışırım. Ama 4 kez giydikten sonra yanları ve arkası siyah oldu. İtalya'dan ithal etmişler. Başka yokmuş. Ancak siyaha boyayabiliriz, "çünkü kullanım hatası" diyorlar, Hiçbir hatam yok ama dinletemiyorum. Ne olur banayardım edin.* Bence burada bir tleişjm kopukluğu var. Derimod bir dünya markası olma yolundadır. Müşteri memnuniyeti üzerinde duran, kalite kontrola önem veren iyi markadır.

Devamını Oku

Ne bu evdeki dağınıklık yahu?

23 Ocak 2003

Duvardaki resimlerin çivilerini söküp, cifleyip, tam yerlerine çakmıştım ki kapı çaldı. Baktım Rukiye'ciğim gelmiş. Islak şemsiyesini açıp hole bıraktıktan sonra çaylarımızı alıp koltuklarımıza kurulduk."Hayatımı boşa harcıyorum gibi bir his var içimde bu sabah Ayşe.""Hayrola?""Sil, süpür, pişir, yıka... Kimse de "Sağolasın, ne güzel yapmışsın falan demiyor""Bunun kolayı var Rukiye'ciğim!""Nasıl kolayı var?""Gel seninle yarın sabah için bir plan yapalım. Biz de giyinip hazırlanalım. Ama ev işlerini yapmayalım. Her tarafı karmaşık bırakalım. Sonra ver elini Kapalıçarşı ve ya Tahtakale. Oradan Tünel'den Beyoğlu'na geçelim, vitrinlere bakalım. Rejans'ta bir yemek yiyelim, sonra Nişantaşı'na geçelim. Buradaki vitrinleri gezelim, görelim, akşam şeker bir restoranda yemek yeriz. Oradan ya tiyatroya ya da sinemaya girelim. Sinemaların 'geç' seansları varya? 24.00'te falan başlıyor. Onlara girelim, geceyarısından sonra döneriz eve, hah? Ne dersin?""Ne olacak Ayşe?""Rüstem ve çocuklar dapdağınık eve gelince şaşırıp kalacaklar. Değil akşam yemeği, kahvaltı bulaşıklarını görecekler, toplanmamış yataklar, asılıp kurutulmamış havlular, yerlere savrulmuş kirli çamaşır ve çoraplar..."Rukiye atıldı: "Ütülenmemiş gömlekler, değişmemiş çarşaflar, kahvaltı sofrasında erimiş terayağlar, kaskatılaşmış kızarmış ekmek parçaları..."Ben aldım sazı: "Toz alınmamış sehpalar, süpürülmemiş yerler..."Rukiye kaptı: "Sağa sola savrulmuş terlikler, oraya buraya atılmış kitaplar. Ohhh be Ayşe'çiğim, bu düşünce bile moralimi düzeltti! Yaşa sen yahu! Hayaliyle bile canlandım.""Senden bir ricam var. Bu akşam bir aile toplantısı hazırla. Ve düşündüklerimizi söyle. Herkes bu duygularını bilmeli. Her kişi, en azından çıkardığı pantolonunu asmaya, kirlileri sepete atmaya, sabahlan yatağını toplamaya başlamalı. Bak sana bir tek şunu söyleyeyim, böyle davranırsan kendine değil, onlara iyilik yapacaksın. Çocuklar da evlenip yuva kurunca, eşleriyle işleri paylaşmaya senin düzeninde başlamış olacaklar. AB'de hep böyle. İnan bana!""Deniycem, deniycem. Sonra sana neler olduğunu anlatırım. Akşama ne pişiriyorsun?"

Devamını Oku