Bazen kendime soruyorum. Ben Paris'te büyümüş, o kültürle yoğrulmuş bir Fransız olsaydım, her yıl yapılan mevsimlik defileleri takip edip çıkan yeni modelleri beğenir miydim? Paul Gaultier'in son çalışmasına rastladım, şaştım kaldım. Ya ben çok geriyim ya onlar iyice saçmalamaya başladılar! Veya ortada müthiş bir isyan var! Nasıl yani? Anlatayım.
Gaultier'in son defilesinden üç fotoğraf gördüm. Ortadakinde bir erkek, diz altına erişen asker postallanna benzeyen, bağcıkları açık bırakılmış bir çizme giymiş. Üstünde ise önden derin yırtmaçlı bir etek ama öyle bir yırtmaç ki ön parçanın ucu, yuvarlanarak kesilmiş. Yani bacaklarını muntazam tutsa bile erkek mankenim, iki kumaş parçası üst üste oturmuyor. Ya ne oluyor? Devamlı bir açıklık sağlıyor!
İkinci çalışma daha da dikkat çekici. Erkek manken alt tarafına dapdar bir altın yaldız pantolon giymiş. Daha çok akşam gezmelerine uygun. Üstüne ise dar bir bluz ama nasıl? Dore üzerine leopar desenli bir bluz. Olabilir mi? Hem dore, hem leopar! Yani biraz fazla kaçmaz mı?
Kaçsın. Bence zaten Gaultier kaçırmamızı istiyor.
Aynı üçüncü çalışması gibi... Burada altta siyah bir pantolon ama üst tamamen özgür bırakılmış.
İster rüzgâr essin, ister kar yağsın, ister güneş ve denizin tuzlu suları kavursun! Üst beden çıplak. Ancak tam da çıplak sayılmayabilir. Nasıl mı? Boğaza dolanmış ve önden aşağıya doğru sarkıtılmış, cömert bir atkı var. Rengi? Krem veya beyaz! Şöyle rastgele atılmış bir atkı, her an boyunda kalabilir veya her an boyundan atılıp üst body özgür bırakılabilir. Seçim sizin geçmişinize, yaşayabileceğiniz veya hayal edebileceğiniz geleceğinize kalmış.
Bu defilede bir isyan var! Bir, "Bana bakınız, beni dinleyiniz, itirazım var!" isyanı bu! Geçenlerde sayın Mayruk'tan da isyankâr iki kart aldım. Birisinde bayan mankenin boynunda bir kravat, diğerinde erkek mankenin omuzunda bir fular! Paris'teki diğer defileleri izliyorum. Eskiden manken kızların göğüs bölümlerine hiç olmazsa bir tül veya dantel atılırdı. Göğüs uçlarına "karafatma" biçiminde çıkartmalar yerleştirilirdi. Ama bu yıl karafatmalara da veda edilmiş! Her şey cıbıl cıbıl ortalarda. Çekicilik? Gizemlilik? Boşveeer! Kim takar? Hazır rüzgâr eserken fora güzelim, fora!
Erol ve Murat Evgin'le "İşte Öyle Bir Şey"
Geçen akşam Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı yararına Sayın Valimiz Erol Çakır himayesinde Lütfi Kırdar Salonu'nda Erol ve Murat Evgin, "Baba-Oğul" gösterilerini büyük bir zevkle izledik. Vakfın 1890 yıllarına dayanan geçmişini öğrendik ve destek sağlayan Garanti Bankası, OYAK gibi kuruluşlara verilen plaket törenini izledik. Değerli Halit Kıvanç'ın çok özel sunumuyla Erol ve Murat Evgin sahnede adeta coştular. Seyirciler arasında Erol Büyükburç, Ömür Göksel, Füsun Önal, Nurhan Damcıoğlu, Melih Kibar, Gönül Yazar, Orhan Gencebay, Ahmet Özhan, Mithat Bereket gibi nice isimler yer almıştı. Erol, harikuladeydi. Gilbert Becaud Fransa'da ne ise bence Erol Evgin de Türkiye'de öyle! Yaptığı taklitler, hele hele Cem Karaca, Barış Manço ve Erol Büyükburç taklitleri, bizleri güldürmekten kırdı geçirdi, ikilinin "Baba-Oğul" şarkısı esnasında, salondaki birçok "babanın" gözlerine yaşlar dolduğunu gördüm. Benim için hepsinden önemlisi salondaki Deniz ve Hava Harp Okulu öğrencileriydi, "İşte Öyle Bir Şey" şarkısına eşlik edişleri vardı ki... içimizi heyecan ve güvenle doldurdular. Teşekkürler Erol-Murat Evgin ve Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı.
Karafatmalara veda edildi!
Bazen kendime soruyorum. Ben Paris'te büyümüş, o kültürle yoğrulmuş bir Fransız olsaydım, her yıl yapılan mevsimlik defileleri takip edip çıkan yeni modelleri beğenir miydim?
Haberin Devamı

