İçime dolan pazartesi hüznü

Önce Irak Dışişleri Bakanı Sabri'yi dinliyorum. "Sakladığımız kitle imha silahları yok. İşte bulamadılar. Olsaydı bulurlardı. Powell yalan söylüyor."

Haberin Devamı

Önce Irak Dışişleri Bakanı Sabri'yi dinliyorum. "Sakladığımız kitle imha silahları yok. İşte bulamadılar. Olsaydı bulurlardı. Powell yalan söylüyor." Basın mensubu bir hanım soruyor: "Peki niçin bilim adamlarınızı sorgulamalarına izin vermiyorsunuz?" Bakan diyor ki: "Biz teşvik ediyoruz. Ama onlar konuşmak istemiyorlar. Ya söyledikleri sözleri çarpıtırlarsa. Biz diyoruz ki, yanlarına bir avukat alsınlar, öyle konuşsunlar. Gördüğünüz gibi biz teşvik ediyoruz."

Sayın Gül'ü başarılı bulduğumu belirtmeliyim.

Derken Birleşmiş Milletler'de sesi çok fazla rahmetli Orson Welles'e benzeyen Bay Blix ile IAEA Başkanı'nın açıklamaları... Kimyasal ve biyolojik silahlardan sorumlu Blix, işbirliği yetersizliğinden bahsediyor ve Saddam rejimini suçluyor: "Bilim adamlarıyla yalnız konuşmamıza izin vermiyorlar. Yanlarında avukatlar gelip ne dediklerini duyarlarsa yaşamları tehlikeye girer. 1998'de tespit ettiğimiz tonlarca malzeme nerede?"

Geç saatte Dışişleri Bakanı Powell ekrana geliyor. Davos'ta dinlerken fark ettiğimiz nezlesi tam geçmemiş. Mesajı net ve keskin: "Zaman çok azaldı. Blix'in raporunda bizim söylediklerimiz tekrarlanıyor. Güney Afrika, Kazakistan, Ukrayna'da görülen işbirliğinin zerresi yok. Bir de bana yalancı diyorlar."

Ya Davos'ta Başbakan'a yöneltilen sorular? Sanki dünyanın hedef tahtası olmuşuz! "Şu Kıbrıs meselesi. Gelelim şu Kürt meselesine. Hani şu Ermeni meselesi vardı ya! Seçimlerde yüzde 10 barajınız kalkacak mı?" Ben şahsen Başbakan'ın soğukkanlı cevaplarını ve konuşmasını beğendim. Tebrik ediyorum. Avrupa Konseyi parlamenterlerine, "Geçmişi bırakalım, geleceğe bakalım" dedi. Önceki akşam Can Ataklı'nın "Kırmızı Koltuk" programında Sayın Süleyman Demirel'den bir gerçeği daha öğreniyorum. "Biz Lozan'da zaten Kıbrıs'tan vazgeçmiş ve adayı İngilizlere vermiştik. İmzamız var altında. Ama sonradan İngilizler Akdeniz'den çekilmek isteyince Ankara'da Meclis'i topladık, bir karar çıkardık..."

Sabaha karşı "Larry King"de Washington Post'dan Bob Woodward konuşuyor: "Başkan Bush, Irak konusunu düşünürken eşiyle bir gün Walter Reed Hastanesi'ne gidip Afganistan'da yaralanmış askerlerle görüştü. Kendisini omurilikteki kalsiyum olarak nitelendiriyor. Kararlı ve güvenli olmak zorundayım" diyor.

Pazartesi günü ve akşamı tüm dünya endişeler içerisinde çalkalandı. Korkarım bu çalkalanmalar artarak devam edecek!

Oysa geçen hafta her şey ne kadar güzeldi!

Avrupa Artistik Buz Pateni Yarışması bitti. Avustralya Tenis Turnuvası bitti. McEnroe başarısız sunuculuğu esnasında Agasi ile finale kalan Schuettler'e sordu: "Are you gonna kick his a...?" (Afedersiniz ama, "arkasını tekmeleyecek misin?" gibi edepsiz bir soru). Agasi tereyağından kıl çeker gibi üç sette kolayca aldı kupayı. Hele hele Navratilova? Ama... Yerim bitti!


'Yaşasın Savaş'ı mutlaka izleyin!
Genco Erkal'ın Beyoglu'ndaki Muammer Karaca Tiyatrosu'nda sahneye koyduğu müzikali kaçırmayın diyorum. "Yaşasın Savaş" yaşanması muhtemel acılı günlere konsantre oluyor ve sizi düşündürüyor. Irak'a uygulanması muhtemel savaşa henüz "hayır" diyemedinizse bu eseri gördükten sonra diyeceksiniz. Zeliha Berksoy'un Marlene Dietrich'in "Lili Marlene"i Genco ve arkadaşlarının "Cabaret"si, danslar, özellikle Zeynep Tanbay çok keyifli.

Haluk Bilginer'den duymuştum, sanat ile eğlence arasındaki fark tiyatroda belli olur diye.

Şayet kapıdan çıkarken bir fıkır değişikliğine uğramışsanız, işte o sanattır. Gerisi hep eğlencedir!

Tebrikler sanatçı arkadaşlarım! Herkese tavsiye ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR