Evlerin, apartman dairelerinin "mescit" olarak kullanılma ihtiyacı AB ülkelerinde başladı. Yeterli cami olmamasından kaynaklanan bir ihtiyaç zannediyordum.
76.000 caminin kullanıma açık olduğu Türkiye'de buna ihtiyaç neden duyulur? Mescit derken tarikat faaliyetleri mi kastediliyor?
AB uyum yasaları gereği mi yerine getirilmekte? Civarda yeterli ibadet evi olmayan demokratik ülkelerin insan haklarına uyum sağlanması gereğiyle öngörülen bir izin, bizde suiistimale açık bir konuma gelir mi? Geçmişteki Hizbullah örneğine baktığımızda getirildiğini görüyoruz. Şayet Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül'ün imzasıyla Adalet Bakanlığı'na gönderilen taslak, AB uyum yasaları gereği ise AB'ye gösterilebilecek geçmiş vahşi olaylar bu yasanın Türkiye'de işletilmesinde tehlikeler içerebileceği hususunda rahatlıkla anlaşılabilir durumda izah edilemez mi? Yoksa fazla mı tepki gösteriyoruz? Buna da "olabilir" dememiz mi bekleniyor? İleride, bugün kültür birikimimize uygun düşmeyecek yasalar da zorunlu biçimde çıkanlınca, toplum olarak heyecanlanıp "Bu kadarı da olmaz!" diye isyan etmemiz yanlış mı olacak? Hoşgörü ve tolerans noktalarımızı yükseltmemiz gerek de bizler mi farkında değiliz?
Türkiye'nin yeniden bir Hizbullah faciası yaşama olasılığı var mıdır? Gonca Kuriş ve diğerlerinin öldürülme gerekçelerini ve gömülme biçimlerini henüz unutmadık!
Çıkarılmaya çalışılan bu yasa, o günlerde yürürlükte olsaydı Hizbullah akımı daha rahat genişleyebilir miydi? O günden bugüne Türkiye'de eğitim seviyelerimiz ne kadar artti? İş ve aş sorunu halloldu mu? Daha yoğun bir kontrol mekanizması kurulabilinir mi? AB uyum yasaları gereğince daha neleri tolere etmemiz şart? Bu elbise bize uyacak mı?
Okuyucu mektubu
İş Bankası, temettülere açıklık getirdi!
Cana Atınç (Md.), Ömer Turhan (Md. Yrd.)
* 3 Nisan tarihinde köşenizde yer alan "İş Bankası elemanlarına değer verir" başlıklı yazınızla ilgili olarak, anonim şirketlerde her bilanço döneminde elde edilen kârın dağıtılıp dağıtılmamasına veya ne şekilde dağıtılacağına Ortaklar Genel Kurulu karar vermektedir. Son Genel Kurul'da da (28/3) 2002 yılında elde edilen kârdan ortaklara ve çalışanlara temettü dağıtılmamasına karar verilmiştir. Yönetici ve diğer çalışanlar arasında şimdiye dek ayrım hiç yapılmamıştır ve bu hukuken de mümkün değildir. Müşteri, çalışan ve emeklilerin refahını ön planda tutan bankamız, ekonomik şartların yarattığı bu zorunlu önlemi almıştır. Bu durum, genel personel politikasını etkilemeyecektir.
* Cevabınızı kısaltarak yayınlıyorum. Bilgi için teşekkürler. Ne düşünüyorum biliyor musunuz? Ben ortaklar Genel Kurulu'nda olsam, bu zor günlerde çalışanlara, kârdan sembolik de olsa temettü dağıtılması için müthiş bir kavga verirdim. Kâr marjları nerelerdedir bilmiyorum ama küçük bile olsa verirdim. Bu yaklaşım kâr marjlarınızı dibe indirip, ortalığı toz duman etmezdi ama çalışanlar öyle bir morale bürünürlerdi ki 2003'ün toplantısında hepiniz şaşırıp kalırdınız! Bence bu yanlış bir sistem. Çalışana hiç motivasyon sağlamıyor. Ortakların dudakları arasından alınan bu kararlar bana antika bir sistemi hatırlatıyor. Banka zararın eşiğinde bile olsa, gelecekte kâra geçmek istiyorsa çalışanlarına bu ödemeyi yapmalıdır. Çalışanlar ne ölçüde kâr sağlamışlarsa o ölçüde temettü almalılar. Aksi takdirde eski, "salla başını, al maaşını" sisteminden fark yok gibi geliyor bana. Ama ben ne bilirim ki?
Bu elbise bize uyacak mı?
Evlerin, apartman dairelerinin "mescit" olarak kullanılma ihtiyacı AB ülkelerinde başladı. Yeterli cami olmamasından kaynaklanan bir ihtiyaç zannediyordum
Haberin Devamı

