Haftalık dergisi bundan böyle her perşembe evimize, işyerimize girecek. Neden? Anlatayım. İlk nüshası geçtiğimiz perşembe çıkan "Haftalık"a bir kere kapaktan bayıldım. Sayın Demirel kahkahalar içerisinde, yanında gülmekten iki büklüm olmuş sevgili Cem Yılmaz! Şarjöre böyle bir karışım koyarsanız, ikisinin de 32 dişi ortaya çıkmışsa, hedefi 12'den vurmamanız mümkün değil.
Bir kere o fotoğrafı çekeni ve seçeni tebrik ederim. Bu kapakla "Al beni!" diye bağırıyor dergi!
Kapağın yarattığı heyecanla içeriye daldığımda, tam isteğim oldu. Benim ilk işim Demirel - Yılmaz yazısını okumaktı. Hiç aramadan, sormadan, sayfa 10'da hedefime kavuştum! Çoğunlukla dergiler kapak hikâyelerini, "Televole tarzı az sonra"larla, derginin tümü okunsun gibilerinden sonlara yerleştirirler. Bu da beni çok sinir eder. Sayfa 10'da bol resim ve yazıyla baş başaydım.
Bir kere Sayın Demirel'in her zamanki hükümranlığıyla kontrolü eline almış olduğu söyleşiyi okurken bu çok deneyimli, hitabet uzmanı siyasimizin görüşlerinin değerini bir kez daha anladım. Nekre'nin önemini vurguluyordu. Bence Türkiye'nin iç-dış borçları kadar önemli bu konu. Siyasilerimiz nekreci olmak mecburiyetindeler. Aslında düşünürsen, Türk halkının tümü nekreci olmalı. Nasıl olunur? Yıllardır liderliğimizi yapmış Cumhurbaşkanımız, bunu bizlere neden aşılamadı? Kendisine ve özel söyleşilere saklanmaması gereken bir nitelik. Tayyip Bey? Sayın Gül?
Sanmam. Meclis Başkanımız? Nasıl? Sayın Sezer? Deli misin sen? "Nedir bu nekrecilik?" diyenlerin derhal "Haftalık"ı bulup bu söyleşiyi okumaları gerek. Clinton'ın son klibini görüp güldüğünüzü hatırlıyor musunuz? İşte o gibi şeylerle alâkalı.
Ali Taran. İşte gün geçtikçe efsaneleşen, bizi meraktan çatlatan yaratıcı dahi. Söyleşi? Yok! Neden? Vermiyorlar! Adeta bir Greta Garbo sendromu. Ama garip olan ne?
Garbo'nun saklayacağı bir durum vardı. Son zamanlarında Howard Hughes. "Acaba?" diyorum! Saygıyla kurcalamıyorum.
Kıskançlık Koğuşu, cezaevlerindeki kader kurbanlarıyla yapılmış dört söyleşi! İlginç.
Gay arkadaşlarımıza bir değil iki kez hitap ediliyor. Sonra Nazif Topçuoğlu ve "Yerli Lolitalar."
Cihan Ünal'ın birinci kızı Irmak ile söyleşi ve Amerikalı damadını tanıyınca Cihan Bey'in, "Sonunda benim de aslanlar gibi bir oğlum oldu" demesi! Alo?
"Sen de mi Brütüs?" Manavgat'ın boşa akması gibi bir duygu!
Vajina estetiği yaptırmak isteyenler! Buyrunuz. Özcan Deniz tablolarında grafiker arkadaşım, Norman Rockwell'in çalışmasından faydalanmış. Neden olmasın?
Music mix gibi. Yaşar Kemal, Türkan Hanım'a benzetilen Zeliha Sürücü, daha neler neler.
Aman unutmadan vurgulayayım. Son sayfada Hasan Kaçan çalışması! Harikulade! Kahkahayla başladınız, kahkahayla bitiriyorsunuz.!
İlk tepkim, bravo! Bütün hafta hiç TV'ye bakmasam, radyo dinlemesem, gazetede okumasam siyasi, ticari ve sanatsal ana başlıkları bir tek "Haftalık"ı okumakla öğrenebilirim. Ama bir kerede tav olmam!
Güvenmek için aynı standardı 8 hafta devam ettirip ettirmeyeceğinize bakacağım.
Derginizi birkaç gence dağıttım. Bir eksiklik hissettiler.
Söylüyorum: "Bir basan hikâyesi olsun. Bizi motive edecek, bize ümit verecek, takip edeceğimiz başarılı genç bir bayan veya bey hikâyesi. Tek sayfa bir resim hikâye, yeter" Beden yansıtması!
"Haftalık" zımba gibi geldi!
Haftalık dergisi bundan böyle her perşembe evimize, işyerimize girecek. Neden? Anlatayım. İlk nüshası geçtiğimiz perşembe çıkan "Haftalık"a bir kere kapaktan bayıldım. Sayın Demirel kahkahalar içerisinde, yanında gülmekten iki büklüm olmuş sevgili Cem Yılmaz!
Haberin Devamı

