Her zaman kişilerin hayallerinin geniş olmasını öneririm. "En uzak ve parlak yıldıza uzanmaktan çekinmeyin" dediğim çok olmuştur. Bana gelen bir "aşk şiirleri" kitabını okurken tavanda bir çizgi olması gerekliliğini hissettim!Arkadaşım, aşkından o kadar çok etkilenmiş ki, olmayacak şeyleri olacak gibi hatta olmuş gibi algılamaya başlamış. İşte zurnanın "zırt" dediği noktadayız! Bir dakika, duralım burada!Şayet olağanüstü aşırılıkta duygusal bir kişiliğe sahipseniz, biraz kontrola ihtiyacınız var bence."Neyi" kontrol?Duygularınızı!Nasıl yani?Anlatmaya çalışayım.Farzedelim iki sevgili beraber bir olay yaşıyorlar, örneğin bir yaz gecesi bir gazino bahçesinde mehtaba bakarak hoşça vakit geçiriyor, beraberliklerinin hazzını çıkartıyorlar! Gene farzedelim ki erkek sevgili pilot ve iki saat sonra uçuşu var ve sevgiliden ayrılmak zorunda.Tamam mı? Tabii. Olamaz mı? Olur! Pilot arkadaşım havalandıktan sonra sevgilisi bir şiir yazıp, "Neden gözümü kanlı yaşlara bulayıp gitmekten zevk alırsın bilmem ki?"şeklinde bir ifade kullanırsa burada biraz durmak gerekmez mi?Abartılı değil mi?Eminim bu duyguları yaşıyordur. Gözünden akan yaşları, "kan damlası" gibi hissedebilecek kadar hüzünlü olabilir. Sevgilisinin "gitmekten zevk aldığını" düşünmesi biraz fazla abartılı değil mi sizce?Yani gerçeklerden fazla uzaklaşma değil midir bu? Adamın mesleği var, besbelli! Şirket ondan hizmet bekliyor ve karşılığında maaş ödüyor. Durum bu merkezdeyken bu canhıraş dizeler, aşırı duygusallık ve çarpılmış hassasiyet değil midir? Bu kadar uçmanın yararlı olduğuna inanmıyorum. Hayalden öte, halüsinasyon durumlarına yaklaşıldığını düşünebilirim.Öyle etinden et koparır gibi şiirler var ki kitapta acaba dedim, bunlar yazılırken, yardımcı olsun diye bir şeyler mi koklanıyor veya içiliyor? Çünkü mantığın neredeyse tamamı camdan uçmuş gitmiş, yerini başka bir boyuta bırakmış."Ot yeşili bakışlı" sevgiliye dizilmiş öyle duygular var ki bu şiirlerde, karşıdaki partneri alıp, "Bak kardeşim, o olayda durum gerçekten böyle miydi?" diye sorsam sanki, "Yok abla bakma sen ona, elini ver kolun gider misali. Uçup gider böyle işte, boşver sen" demesinden endişelenirim.Şiirde duygu ve hayallere kapılmak güzel ama bence biraz da gerçekçi olmakta fayda var.Okuyucu mektubuYüksel Uzel'in numaralarını veriyorum* İki üç ay evvel Güney Afrika'daki seyahatiniz ve Yüksel Uzel hanımın pansiyonu hakkındaki yazınızı okumuştum. Eşimle gitmek istiyoruz ama numaraları not etmemişiz. Lütfen tekrar verir misiniz?(Yaşar Manginay)* Sizin gibi bu konuda çok istek geldiğinden Yüksel Uzel'in numaralarını tekrar veriyorum. Faks: 00 2711646 5125 e-posta: yukseluzel@mweb.com.za
Önce size selamlarımı gönderiyorum efendim! Geçen gün gazetede çıkan ifadenizi okudum. "Kadınlar, iadeli taahhütlü mektuptur" buyurmuşsunuz. Devam ederek demişsiniz ki: "(Kadınlar) Erkekleri tahrik edici kıyafetler giyemez, tesettürü ön plana tutan giysiler giyilmeli."Biliyor musunuz Sayın Müftü, düşündüm düşündüm, kadınları "iadeli taahhütlü mektup"a benzetmenizi bir türlü anlayamadım.Zat-ı aliniz biz hanımları biraz da "geri zekâlı" kabul etmeniz ihtimaline güvenerek, bu benzetmenizi açmanızı rica edebilir miyim?Hangi ayette var?Tabii kısıtlı beynimi de çalıştırmaya gayret ediyorum, "iadeli taahhütlü" mektuplar belli bir kişiden belli bir kişiye gönderilir. Şayet alıcı kişi yerinde yoksa gönderene iade edilir. "Acaba" diyorum, her hanımı Allahımız erkek sahibine gönderir de, "erkek yerinde yoksa" acaba hanım gönderildiği noktaya geri mi gider? Yoksa başka bir erkeğe havale mi edilir? İşin içinden çıkamadım.Acaba yorumunuz hangi ayetten kaynaklanmaktadır?"Erkekleri tahrik edici kıyafetler giyemez" diye buyurduğunuzu gazetede okuyunca aklıma hemen bir başka soru daha geliyor.Belki duymuşsunuzdur, "Kağıthane'de başına sert bir cisimle vurularak öldürülen 13 yaşındaki Hilal Karaçar"ın katil zanlısı marangoz Hayrettin bey, cinayet masasında sorgulanınca demiş ki: "Hilal, olay günü ödevini yapmak için bana geldi. Çalışanlar çıktıktan sonra Hilal ile yemek yedik. Daha sonra onunla birlikte olmak İSTEDİM..."Şimdi düşünüyorum, acaba Hilal bu marangoz beye iadeli taahhütlü gönderilmiş miydi, yoksa başka bir erkeğe gönderilecekti de havale adresi mi değişti? Marangoz beyin dürtüleri kader miydi? Hilal'in bu şekilde ölümü kader miydi? Asıl sahip nerede?Şimdi Sayın Müftü, buradaki durumu da anlamaya çalışıyorum ve zorlanıyorum. Yardımınıza ihtiyacım var. Sizce o gün Hilal'in üzerinde tesettür kıyafeti olsaydı marangoz bey aynı duygulara kapılmayacak mıydı?Ben mesleğim boyunca tecavüze uğramış çok tesettürlü hanıma rastladım. Siz rastlamadınız mı? Çoğunun adını değiştirerek, yüzüne maske takarak ekranda yaşadıkları travmaları anlattırdım. Durum böyle olunca, sizin teziniz çürüyor.Yani tesettür, erkeklerin hayal alemlerinde yüzerek, tecavüze yeltenmelerini önleyemiyor. Hatta birkaç bey benim programımda tesettürün, daha gizemli bir durum yarattığını, daha çok merak ettirdiğini ve erkekliklerini daha çok kamçıladığını itiraf ettiler! Erkek olduğunuz için bu durumları siz bizden daha mükemmel anlayabilirsiniz.Bizi aydınlatınız!Ben de diyorum ki, gizli saklı daha gizemli ve tahrikkâr oluyorsa o zaman yavaş yavaş, erkeklerimizi en ufak görüntüde hayallere kapılıp tecavüze yeltenmemeleri için hanım görüntülerine alıştırmak yanlış mı olur? Böylelikle kaba kuvvetlerini kullanıp tesettürü kolaylıkla açıp, işlerini görmesinler.Gördükten sonra tanınıp şikâyet edilme korkusuyla kurbanlarının başına vurarak (ama "başını makineye çarptı" diyerek) öldürmesinler.Zat-ı alinize de danışıyorum. Derin bilgilerinizle lütfen bizi aydınlatınız.Hilal, sizin kızınız olsaydı neler düşünürdünüz?
Teşekkür ediyorum!Geçtiğimiz pazar Anneler Günü münasebetiyle gönderilen mesajlara, fakslara ve hediyelere teşekkür etmek isterim. Özellikle baş harflerimin işlendiği zarif VAKKO eşarbıma, Beyoğlu Belediye Başkanı Dr. Mimar Kadir Topbaş ile Faik Sönmez'in gönderdikleri fularlara hayran oldum. Bir torba kalp biçimindeki çikolatayı da ikram ettiğim herkes çok lezzetli buldu. Zarif düşünce ve jestlere tekrar teşekkür ediyorum.Öneriyorum!Bana gönderilen çeşitli kitaplara muhakkak göz gezdiririm. Bunların arasında çok dikkatimi çekenleri sizlere öneririm. İşte bunlardan biri: Doç. Dr. Belma Tuğrul'un yazdığı "Sevgi Mönüsü." Ebadı biraz büyük olmakla birlikte YAPA Yayın Pazarlama'dan (Tel: 0212 -511 86 36) çıkmış bu kitabı her anne baba adayına öneriyorum. Sevgi ve saygının çocuk yetiştirmedeki önemini vurgulayan, küçük önerilerle neşe içinde çocuk büyütmeyi öğreten çok hoş ve grafik çalışmaları cazip bir çalışma Dr. Tuğrul'un kitabı. Tebrik ediyorum.Tebrik ediyorum!Radikal gazetesindeki Perihan Mağden in "Tekbir 2003 başlıklı köşe yazısını çok beğendim. Defileyi 360 derece ele aldığından, bana yazacak ne kaldı? Soruyor Perihan hanım: "Kur'an, peki kadının dikkat çekmemesi için örtünmesini emretmiyor mu?" işte cevabı: İslamiyet şekil dini değildir. Her Müslüman ülke, değişik giyim tarzını benimser. İran'da hanımlar başlarını açabilmek için savaş vermektedirler.Tesettüre giren veya türban takanlar değil, çok çalışıp hayırlı işler yapanlar, aklını kullananlar, temiz, dürüst, barışçıl olup fitne sokmayanlar, riyaya sapmayıp insanlığa hizmet edenler cennete gideceklerdir (Bu bilgiler Etimesgut'tan okuyucum Mehmet Kılıç'tan geldi).Merak ediyorum!Sayın Berlusconi'yi kim TBMM Genel Kurulu'na götürüp, Kalemli' nin onayladığı begonya renkli antilop derili koltukları gösterme ihtiyacını hissetti? Bu jest niçin ve neden gerekti?Korkuyorum!Çin'de SARS hastalığını kasten bulaştıranlara idam cezası verilecekmiş. Kim kasten ölümcül bir hastalığı bulaştırır? Kim?Beğeniyorum!Kayahan'ın "Bir Aşk Hikâyesi" çok beğendiğim bir beste. Yorumu da harika! Melodisi dilimden düşmüyor. Tebrikler sevgili Kayahan.Okuyucu mektubuCezaevimize kitap ve dergi yağdıGülay Uryanoğlu (Tekirdağ Cezaevi Öğretmeni) * Köşenizde yayınladığınız "Yardımseverlere Duyuru" başlıklı yazınızdan sonra birçok yöreden cezaevimize kitap ve dergi yağdı.Tekirdağ Eğitim Araçları Müdürlüğü'ne, Tekirdağ Milli Eğitim Müdürlüğü'ne, Yenice Belediye Başkanı Sayın Ali Haydar bey ve eşine, Sayın Güreş'e, Sayın Ayşe Tiryakioğlu'na, Deniz Feneri Dayanışma Derneği'ne, VATAN gazetesi çalışanlarına ve siz Sayın Ayşe Özgün'e teşekkürü borç biliriz.* Ne mutlu bizlere, zarif açıklamanıza biz teşekkür eder başarılarınızın devamını dileriz.
Canım kızım Kezban, İntihar ederken bıraktığın yazılı not şöyle diyor: "Annem ve babam benim büyüdüğüme inanmıyorlar." Öğrendiğim kadarıyla lise son sınıfta öğrenciymişsin. Tavan arasında bir ipi boynuna geçirip yaşamına son vermişsin. Kepli resmin çok hoş. Bukle bukle saçlarının ortasından hülyalı bakışlannı ve kibar gülümseyişini gören herkesi etkileyecek güzellikte. Annenle babacığının şu anda şöyle mırıldandıklarını duyar gibi oluyorum:"Keşke şöyle olsaydı da keşke böyle olsaydı da..." Allah onlara ve senin özlemine çeken her kişiye sabır versin diyorum.Evet Kezban. Bıraktığın notla anne ve babanı suçlayarak büyük bir vebal altında bırakıyorsun. Buradan anlaşılan, onların seni hâlâ çocuk görme, sana güvenmeme tutumlarının kararında etken olduğu yolunda. Bazı söz ve hareketlerin üzerinde fazla durmuş, üzüntüye kapılmaya alışmış olmalısın ki yaşamda elde ettiğin eğitim şansını, Allah vergisi güzelliklerini, sınıfında seni seven arkadaşların olmasını, bir ailenin üyesi olma gibi birçok avantajını görememiş, takdir edememiş, elindeki çeşitli zenginlikleri normal addederek depresyonlara girmiş olmalısın.İnan bana, yukarıda saydıklarımın hiçbirisine sahip olmayan çok genç kızımız var bu ülkede. Ama haklısın. Depresyon denen hastalığa tutulan kişilerin bütün bunları görmeleri mümkün değilmiş. İşte tam burada psikolog ve psikiyatrislerin dermanına ihtiyaç olmuş güzel kızım ama herhalde onlara da görünüp, açılamadın. Senin gibi benzer bunalımları yaşayan gençlerimizin bu tür profesyonel yardıma derhal başvurmalarını öneriyorum. Kezban'in anne ve babasına baş sağlığı diliyorum. Acılarını dindirecek ilacın olmadığını da biliyorum.Özürlere sığınmayınBen sadece çocuklarının içinde, Kezban'ın duygularını taşıyabilecek diğer anne babalara hitap etmek istiyorum. Bebekleriniz doğduğu andan itibaren onları nasıl yetiştirmeniz gerektiğini açık ve basit bir lisanla belirtmek, bilmeyenlere öğretmek için "Annelik Deneyimlerim" kitabımı yazdım. Bu konuda şüphesi olanlar, lütfen bu kitabın son baskısının 100'üncü sayfasından itibaren okumaya başlasınlar. Tüm cevaplar bu bölümde yazılıdır. "Bilmiyordum. Cahillik işte. Kimse söylemedi" gibi özürlerin ardına hiç kimse saklanmasın. Yıllardır ekranlardan da belirtiyoruz, kitaplara da yazdık. Çocuklarının "büyüdüğüne" inanmayan anne babalar! Hata yapmayınız! Evet, yavrularınızı tehlikeli dış etkenlerden korumak için veya görgü ve bilginiz bu kadar olduğundan bazı aşırı ve yanlış hareketler yapmış olabilirsiniz. Çoğu genç de bu hataları kaldırır, ders alır, taş gibi ileri yaşama doğru fırlar ama ya şahsiyeti henüz yeterince güçlenmemiş, kendisinden emin olmayan, henüz destek ve "Bravo sana. Yapabilirsin"e ihtiyacı olan yavrularımız? İşte onların, yanlış düşüncelerle, Kezban'in yaptığı hatayı yapmamaları için bilgilenmeniz, öğrenmeniz, yanlış geleneklerinizi bırakmanız gerekiyor. Lütfen kitabımı 100'üncü sayfasından itibaren okuyunuz.Çocuklarınızı saygı ve sevgiyle büyütünüz! Kezban'ın anne ve babasına da diyorum ki, Kezban artık meleklerle birlikte. Hiç merak etmeyiniz.
Urla, İzmir'den Kader hanım bir mektup göndermiş ve bazı sorulara cevap bekliyor: "Kızımız rahatsız. Zaman zaman tedavisi gerekiyor. Eşimin azar azar da olsa SSK'da primi ödenmiş 4120 günü var. Nasıl oluyor da iş yeri değiştirse de ben bu günlerden yararlanamıyorum? Önemli olan belli bir iş yerinde çalışılan gün mü, yoksa bugüne kadar SSK'ya ödenmiş gün mü?SSK'dan yararlanmak için çalışılan iş yerindeki günlerin değil de bugüne kadar toplam ödenen günlerin daha önemli olması gerekmiyor mu? Allah korusun benim çocuğum lösemi, diyaliz gibi sürekli tedavi gerektiren bir hasta olsaydı ne olacaktı? SSK benim çocuğumu ölüme mi terk edecekti? Lütfen bu mesajı köşenize alınız ve bizim gibi olan bir çok aile yasal durumunu öğrensin."Gerçekten çok önemli bir soru. Özellikle ülkenin girdiği ekonomik krizler sonucu işten çıkartılmış arkadaşlarımız, ayakta kalabilmek için Bağkur veya Emekli Sandığı'na bağlı olarak yeni işlere girmek zorunda kalmış olabilirler. Bu durumda SSK'da 4120 gün çalışarak primi ödenmiş kişiler SSK sağlık kurumlarından faydalanamazlar mı? Devamlı iş yerinde yıllarca çalışarak ödenen primler, iş değiştirip, örneğin Emekli Sandığı'na bağlanırsa yatırılan bunca para boşa mı gider?Bu sorulan, SSK Rehberlik Servisi Şefi Sayın Canan Demirezen cevapladı (Tel: (0212) 534 69 30 / Dahili 118): "Yasalara göre SSK hastanelerinde muayene olabilmek için SSK'ya bağlı olarak çalışan kişinin son 4 ay içinde, 120 gün prim ödemiş olması lazım."Yetkililerin dikkatlerini çekmek isterim. Bunca yıl prim ödemiş çalışanlar, kriz nedeniyle işten çıkartılma zorunda kalınca, bu haktan da yararlanamıyorlar ve hastalarını SSK hastanelerinde muayene ettiremiyorlar. Buna bir çare düşünülemez mi?Bir soru da Kadıköy'den Beyhan hanımdan geldi: "Yıllardır çok yüksek maaşlara çalıştığım için SSK primlerim hep en yüksek kademeden ödendi. Emekli olmadan iki ay önce iş değiştirdim ve ben farketmedim ama iş sahibi primlerimi en düşük kademeden ödemiş. Benim emekli maaşım o kadar düşük ki, bunca emeğim boşa mı gitti? Düzeltme yapılamaz mı?"Bu soruyu da Canan hanım cevapladı: "Yüksek maaşla emekli olabilmek için son güne kadar en yüksek kademeden prim ödemeleri yapılması gerekir. Yasalara göre ayarlama yapılamaz. Çalışanların çok dikkatli olmalarını tavsiye ediyoruz."Canan hanım sorusu olan okuyucuların yukarıda verdiğim telefondan kendisini arayarak merak ettikleri konular hakkında bilgi alabileceklerini belirtti. Kendisine teşekkür ediyorum.Okuyucu mektubuPamukbank, gecikme bedelini iptal etti* 10 Mayıs tarihli VATAN gazetesindeki köşenizde yayınlanan Ramazan Erol'a ait şikayetle ilgili olarak inceleme yaptık. 17/01/2003 cuma akşamı müşterimiz 825 milyon Ttyi saat 19.10'da hesaba yatarmış. Araya hafta sonu girdiğinden para, kredi kartı borcunu pazartesi sabahı kapatabilmiştir. Paranın hesapta kullanılmadan kaldığı görüldüğünden, müşteri memnuniyetini sağlamak amacıyla gecikme bedeli 26/02/2003'te iptal edilmiştir, (Pamukbank Halkla İlişkiler Müdürü Nazlı Candan)* İşlem ve bilgi için teşekkürler Nazlı hanım. Şunu merak ediyorum. Benzer durumlarda bu köşeye şikayeti aksetmeyen değerli müşterilerinizin de benzer gecikme bedelleri ödememeleri İçin bu çözüm sisteme dahil edilebilinir mi? Edilirse bir çok Pamukbank müşterisi memnun olacaktır. Bundan eminim. Tekrar teşekkür eder İyi çalışmalar dilerim.
Fransız veya İngiliz televizyon kanallarını seyredenler bilir. Afrika'nın öyle bölgelerinin belgesellerini çekerler ki, o ülkeleri muhakkak geçmişte sömürge olarak kullanmışlardır ve durmadan hâlâ o insancıkların devam eden çaresizliklerine bakmadan duramazlar!Ben buna artık iyice kızmaya başladım! Yıllar önce oralara uzanacaksın, yer alt, yer üstü kaynaklarını aşırıp kendi ülkeni zenginleştireceksin, yıllar sonra hâlâ o zavallılığı ekranlarda durmadan göstereceksin! Bence bu belgeseller son derece etik dışı çalışmalardır. Bu durumu protesto ediyorum!Bu nasıl bir duyguAfrika'nın Atlantik kıyısındaki Fildişi Sahili'ni veya Togo'yu ele alınız. Zaten zırt-pırt askeri darbelerle hâlâ çalkalanan Togo'da sefilliği görerek, ne duygular içerisinde olur bu Fransızlar? Soruyorum! Bu nasıl bir duygu?İhtilalle başa geçmiş bir general Gnassingbe Eyadama hâlâ şatafatlı törenlerle sarayından bir dışan çıkar, bir içeri girer! Paris'ten örneğin radyo televizyon kurulu başkanı Togo'yu ziyarete gelmiştir. Görüntüler saray salonlarında, madalya üzerine madalyalı Eyadama'nın yanında Fransız yetkiliye sorular soruluyor:"Togo'ya ilk gelişiniz galiba! Ülkemizi nasıl buldunuz?" (Fransızca'ya derhal tercüme yapılır!)Fransız yetkili her zamanki basmakalıp sözlere sığınıp şöyle diyor:"Ülkelerimiz arası tarihi bağları her köşebaşında, her sokakta görmek mümkün?! (Alo!?!) Ben ve heyetteki arkadaşlarım Togo'yu çok beğendik! Radyo televizyon sistemlerini geliştirmek için kuracağımız işbirliği bizleri daha da yakınlaştıracaktır." (Togocaya veya Svvahiliceye derhal tercüme yapılır!)Alkışlar!lyedama ve Fransız yetkililer saray merdivenlerinden kaldırımdaki siyah parlak limuzinlere ilerlerken, kaldırıma dikey sıralanmış 6'şar Togolu hanım, ellerinde zakkum dallarından birer demet, üstlerinde turuncu, yeşil, beyaz desenli, fırfırlı etek ve karpuz kollu elbiseler, ayaklan çıplak, zakkumlan havaya kaldırıp, titreterek yere doğru indirirken, hep bir ağızdan, "GNASSİNGBEEE EYADAMAA... GNASSİNGBEEE EYADAMAA..." diye bir şarkı tuttururlar. Vekil ve vükela bunlara göz attıktan sonra limuzinlere binip, kaldırımdan uzaklaşırlar. Buyrunuz!Gelelim İngilizlerin bitmez tükenmez Hindistan belgesellerine! Yokluk ve perişanlığı sadece inanç sistemiyle kontrola almayı başarmış bu yörede Bombay'dan trene binilir ve ülkenin uzak güneyine yolculuk başlar. Başlar ve bitmez kardeşim! O tren gider de gider. Kompartımana giren girene, çıkan çıkana. Sinekler vızır vızır, yol boyu sefalet, yokluk, diz boyu.Ne işim var burada?Durulan kasabalardan pişmaniye gibi bir iki yiyecek alımı, ver elini gizemli Güney Hindistan! Sonunda varılan yere bir göz gezdiren, kendi kendine şu soruyu rahatlıkla sorabilir: "Yahuuu, ne işim var benim buralarda?"Bence bunları çekiyorlar çünkü izlerken, "Ohh be! İyi ki Fransızım ve Nice'de oturuyorum" veya "İyi ki, İngilizim ve Liverpool'da oturuyorum! Bu sefaleti görünce, imkânlarımızı daha çok takdir ediyorum" diyorlar. Vallahi bu sebeple, billahi bu sebeple çekip duruyorlar galiba!
Hamburg'dan Prof. Dr. Tuğrul Ansay'dan aldığım mesajı paylaşmak istiyorum. Konu yine İş Bankası ile ilgili."Türkiye İş Bankası ile başlattığınız mektup teatilerinden ancak 1 Mayıs 2003 tarihinde yayınlananları görebildim. Bunlardan hukuki durumu tam olarak anlamak mümkün değil. Banka Genel Müdürü özince'nin size gönderdiği mektup beni yeterince aydınlatmadı. Ticaret kanunumuza göre idare meclisi azalarına kazanç payı ödenebilmesi için hesap yılında safi kârın bulunması şart.Ayrıca kanuni yedek akçe için gerekli pay ayrıldıktan ve pay sahiplerine en az yüzde 4 nisbetinde kâr payı dağıtıldıktan sonra arta kalandan idare meclisi üyelerine kazanç payı dağıtılabilir (T.K. madde 472). Bunun için genel kurulun da bu yönde bir karar vermesi gerekir (T.K. madde 333).Elde edilen kâr ortaklara dağıtılmadan sermayeye eklenirse madde 472'nin ruhuna uygun hareket edildiği konusunda tereddütler doğabilir.Özince mektubunda, idarecilere kazanç payı değil, ikramiye ödendiğini ima ediyor. İkramiye konusu yasada ayrıca düzenlenmiştir. Sadece şirketin iflas etmesi halinde idare meclisi azalarının şirket alacaklarına karşı, "iflasın açılmasından önceki son üç yıl içinde kazanç payı veya başka bir nam altnda hizmetlerine karşılık olarak aldıkları ve fakat münasip ücreti aşan, paraları geri vermekle mükellef" oldukları hükme bağlanmıştır (T.K. madde 474/1). Kural, sınırlı biçimde yorumlanırsa, iflas hali dışında yöneticilerin, zarar halinde bile ikramiye alabilecekleri gibi bir sonuca varılabilir. Ancak ikramiye dağıtılması konusunda genel kuruldan bir karar alınıp alınmadığı size gönderilen mektuptan anlaşılmamaktadır.310.8 TRİLYON KÂRKaldı ki Türkiye İş Bankası'nda büyük pay sahipleri genel kurula egemen olduklarından, safı kârın ne biçimde kullanılabileceğini de kararlaştırabilmektedirler. Saygılarımla."Bu bilgileri muhakkak ki, İş Bankası'ndaki hukukçular yorumlayacaktır ve Sayın Özince'den bir mesaj daha gelecektir. Bu mesajını da köşemizde yayınlamaya hazırız.Başlangıçta Türkiye İş Bankası'nda çalışanlar, bu yıl kendilerine hiç temettü dağıtılmazken neden üst seviyedeki müdürlere dağıtıldığını sormuşlardı. Fedakârlık yapılacaksa, herkesin yapması gerektiğini vurgulamışlardı. Basından da öğrendiğimiz gibi 2002 bilanço döneminde İş Bankası 310.8 TRİLYON TL net kâr sağladığından bu paranın bir kısmının çalışanlara dağıtılmasının güzel bir motivasyon olduğunu düşündüğümü ve neden genel kurul üyelerinin böyle düşünmediğini merak etmiştim. Sayın Özince de bana gönderdiği mektupta şöyle demişti:"Kâr dağıtımı yapılmasının çalışanlarımız üzerindeki etkisini (burada herhalde olumsuz etkisinden bahsediyorlar. A.Ö.) telafi etmek amacıyla yönetim kurulumuz gecen yıl olduğu gibi çalışanlarımıza olağanüstü ikramiye verilmesine karar vermiştir. Böylece çalışanlarımıza iki yılda aylık maaşlarına ek olarak olağan ve olağanüstü olmak üzere toplam 10 adet ikramiye ödemesi yapmıştır."Şimdi bana bu bir aritmetik problemi gibi geldi. Demek ki İş Bankası çalışanları her yıl "olağan" ikramiyeler alıyorlar. Buna bir de "olağanüstü'' eklemek gerek. İki yılda toplam 10 adet olağan ve olağanüstü ikramiye ödenmiş ise kaç olağanüstü ikramiye ödenmiştir?Bence iki yılda iki olağanüstü ikramiye ödenmiştir. 310.8 trilyon lira net kâr sağlanması karşısında iki yılda iki ikramiye! Bence az! Firmalar Türkiye'de daha cömert olmalılar.
Eşim ve kendim adına hepimiz için çok değerli varlıklar olan annelere ve anne adaylarına ANNELER GÜNÜ nedeniyle yapılan kutlamalardan ve annelerimizin mutluluğunu paylaşmaktan büyük bir onur duyuyorum.Hiçbir zaman haklarını ödeyemeyeceğimiz anneleri kutlarken sevgilerimi sunuyor, şu güzel ve anlamlı öyküyü kendilerine armağan ediyorum."Ahsen Unakıtan(Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın eşi)Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış. Bir gün Yüce Tanrı'ya sormuş:"Tanrım, beni yarın dünyaya göndereceğini söylediler. Fakat ben o kadar güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım?""Tüm meleklerin arasında senin için birini seçtim, o seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. Meleğin sana her gün şarkı söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın.""Peki, insanlar bana bir şey söylediklerinde dillerini bilmeden, söylediklerini nasıl anlayacağım?""Meleğin sana dünyada duyabileceğin en tatlı ve en güzel sözcükleri söyleyecek. Sana konuşmayı, dikkatle ve sevgiyle öğretecek.""Peki, ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım?""Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi de öğretecek.""Dünyada kötüler olduğunu da duydum. Beni onlardan kim koruyacak?""Meleğin seni kendi hayatı pahasına da olsa koruyacak.""Fakat, ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm.""Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve bana ulaşmanın yolunu öğretecek."O sırada cennette bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete kadar ulaşır. Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar:"Şimdi gitmek üzereysem, benim meleğimin adı ne?""Meleğinin adının önemi yok yavrum. Sen onu ANNE diye çağıracaksın."Sayın Ahsen Unakıtan'ın mesajını çok beğendiğim için sizlerle paylaşmak istedim. Kendisine teşekkür ediyor ve "ANNELER GÜNÜNÜZ kutlu olsun" diyorum.Okuyucu mektubuDoğrusu ceza ödemeniz anlaşılır gibi değil!* Pamukbank Antalya Merkez Şubesi'ne kredi kartı borcumu, yanlışlıkla kredi kartı hesabıma değil de otomatik talimat verdiğim hesabıma yatırmamdan dolayı 83.981.074 TL gecikme bedeli ve faize çarptırıldım. Hesabımda bir ay 825 milyon TL beklemesine rağmen cezaya düşmemin mantığını banka yetkilileri anlatamadı ve ben de anlayamadım.(Ramazan Erol)* Ramazan bey, açıkçası bu cezayı ben de anlayamadım ödediğiniz para otomatik yatırıldığı vakit başka bir kutuya, elden yatırıldığı vakit başka bir kutuya mı kaydediliyor? Tek bir hesap değil midir bu? Gelişen teknolojik imkânları istediğiniz gibi kullanıp ceza ödemeniz, bir de faize çarptırılmanız anlaşılır gibi değil. Pamukbank Antalya'dan bir açıklama bekliyoruz. Eğer bir banka yetkilisi bu konuda bizi ararsa, köşemizde yayınlayıp size duyuracağız. Teşekkürler.