Fransız veya İngiliz televizyon kanallarını seyredenler bilir. Afrika'nın öyle bölgelerinin belgesellerini çekerler ki, o ülkeleri muhakkak geçmişte sömürge olarak kullanmışlardır ve durmadan hâlâ o insancıkların devam eden çaresizliklerine bakmadan duramazlar!
Ben buna artık iyice kızmaya başladım! Yıllar önce oralara uzanacaksın, yer alt, yer üstü kaynaklarını aşırıp kendi ülkeni zenginleştireceksin, yıllar sonra hâlâ o zavallılığı ekranlarda durmadan göstereceksin! Bence bu belgeseller son derece etik dışı çalışmalardır. Bu durumu protesto ediyorum!
Bu nasıl bir duygu
Afrika'nın Atlantik kıyısındaki Fildişi Sahili'ni veya Togo'yu ele alınız. Zaten zırt-pırt askeri darbelerle hâlâ çalkalanan Togo'da sefilliği görerek, ne duygular içerisinde olur bu Fransızlar? Soruyorum! Bu nasıl bir duygu?
İhtilalle başa geçmiş bir general Gnassingbe Eyadama hâlâ şatafatlı törenlerle sarayından bir dışan çıkar, bir içeri girer! Paris'ten örneğin radyo televizyon kurulu başkanı Togo'yu ziyarete gelmiştir. Görüntüler saray salonlarında, madalya üzerine madalyalı Eyadama'nın yanında Fransız yetkiliye sorular soruluyor:
"Togo'ya ilk gelişiniz galiba! Ülkemizi nasıl buldunuz?" (Fransızca'ya derhal tercüme yapılır!)
Fransız yetkili her zamanki basmakalıp sözlere sığınıp şöyle diyor:
"Ülkelerimiz arası tarihi bağları her köşebaşında, her sokakta görmek mümkün?! (Alo!?!) Ben ve heyetteki arkadaşlarım Togo'yu çok beğendik! Radyo televizyon sistemlerini geliştirmek için kuracağımız işbirliği bizleri daha da yakınlaştıracaktır." (Togocaya veya Svvahiliceye derhal tercüme yapılır!)
Alkışlar!
lyedama ve Fransız yetkililer saray merdivenlerinden kaldırımdaki siyah parlak limuzinlere ilerlerken, kaldırıma dikey sıralanmış 6'şar Togolu hanım, ellerinde zakkum dallarından birer demet, üstlerinde turuncu, yeşil, beyaz desenli, fırfırlı etek ve karpuz kollu elbiseler, ayaklan çıplak, zakkumlan havaya kaldırıp, titreterek yere doğru indirirken, hep bir ağızdan, "GNASSİNGBEEE EYADAMAA... GNASSİNGBEEE EYADAMAA..." diye bir şarkı tuttururlar. Vekil ve vükela bunlara göz attıktan sonra limuzinlere binip, kaldırımdan uzaklaşırlar. Buyrunuz!
Gelelim İngilizlerin bitmez tükenmez Hindistan belgesellerine! Yokluk ve perişanlığı sadece inanç sistemiyle kontrola almayı başarmış bu yörede Bombay'dan trene binilir ve ülkenin uzak güneyine yolculuk başlar. Başlar ve bitmez kardeşim! O tren gider de gider. Kompartımana giren girene, çıkan çıkana. Sinekler vızır vızır, yol boyu sefalet, yokluk, diz boyu.
Ne işim var burada?
Durulan kasabalardan pişmaniye gibi bir iki yiyecek alımı, ver elini gizemli Güney Hindistan! Sonunda varılan yere bir göz gezdiren, kendi kendine şu soruyu rahatlıkla sorabilir: "Yahuuu, ne işim var benim buralarda?"
Bence bunları çekiyorlar çünkü izlerken, "Ohh be! İyi ki Fransızım ve Nice'de oturuyorum" veya "İyi ki, İngilizim ve Liverpool'da oturuyorum! Bu sefaleti görünce, imkânlarımızı daha çok takdir ediyorum" diyorlar. Vallahi bu sebeple, billahi bu sebeple çekip duruyorlar galiba!
Bıktım artık bu sömürge belgesellerinden, bıktım!
Fransız veya İngiliz televizyon kanallarını seyredenler bilir. Afrika'nın öyle bölgelerinin belgesellerini çekerler ki, o ülkeleri muhakkak geçmişte sömürge olarak kullanmışlardır ve durmadan hâlâ o insancıkların devam eden çaresizliklerine bakmadan duramazlar!
Haberin Devamı

