Neden kadınlar değişsin?

4 Haziran 2003

VATAN Cafe Pazar'da Dilek Önder'in yazısı çok ilgimi çekti. "Tesettürün modası olur mu?" diye soğuluyordu Dilek hanım. "Hem kapanmak istiyorlar hem süslenmek. Hem güzel olmak istiyorlar hem kapanmak. Simsiyah giysilerin çirkinliğinin onlar da farkında ve bunu aşmak istiyorlar." Sizi gönülden tebrik ederim Dilek Önder! Hedefi tam on ikiden vurmuşsunuz! Evet, "kadın denen mahlukun en doğal merakı nedir?" diye soracak olsanız, "süslenme" diyebiliriz. Doğasında güzellik, estetik, hoş görünme, cazibe olan kadınlara bazı gelenekler ise ne emrediyor? "Kapan! Kendini görünmez, cazibesiz kıl. Senin farkında bile olunmasın. Gölge gibi ol. Bir varsın, bir yoksun ol." "Nasıl yani?" Kendilerini Allah'larına adamışlar. Dünyada yok gibi olmak için renkten arınıp, simsiyah giyinmişler. Biz de onlardan örnek aldık!" "Ben rahibe değilim ki? Peki renkli giyinsem ne olur? Kolumu görsen ne olur?" "Ne mi olur? Bizler, yani erkek kısmı uzaktan bile olsa sizin varlığınızın farkına bir varsak, cinsel duygulara kapılıyoruz. Bu duyguları yaşamak için üstün bilek gücümüzü bile kullanıyoruz. Gözümüz hiçbir şey görmez hale geliyor. O zaman da olan oluyor işte! Oysa siz kapanınca, biz sizi farketmiyoruz. Patates çuvalı gibi oluyorsunuz." "Ama ben de aynı sizin gibi süslenmeyi seviyorum." "Süslenmeyi sadece evde yap. Kocan görsün yeter. Dışarıda çuval gibi görün." Oysa doğası gereği kadınlar güzel görünmeyi, güzel kokmayı, güzelliklerini süslemeyi ve göstermeyi seviyorlar. Neden erkekler değil de kadınlar fedakârlıkta bulunsunlar? Nerede yazıyor? Kıyafet devrimini halletmiş erkeklerin modern kostümlerine itiraz yok ama hanımlar, yok olarak var olmaya mahkûm bırakılmak isteniyor. İşin en ama en acı tarafı da birçok hanım bu varken yokluğa seve seve koşturuyorlar. Ancak sevinerek görüyorum ki yeni gelişen tesettür defileleri duruma isyanın bir göstergesidir. Çelişki mi? Hem de nasıl! Gerekli mi? Hem de nasıl!

Devamını Oku

Mütevazı olmak faydalıdır!

1 Haziran 2003

Whitney Houston, İsrail'de kurulmuş "Siyah İbraniler" adlı tarikata girmek istiyormuş. Richard Gere'in Dalai Lama ile olan yakınlığını biliyoruz. Beatles'ın Nepal seyahatleri vardı galiba.Merak ediyorum. "Neler oluyor bunlara ve nicelerine?"Geçtiğimiz 15 yıl içerisinde Türk siyasetine girmek istemiş 7-8 arkadaşım var. Giremediler tabii. Kıyıda bırakıldılar, merkeze yaklaştırılmadılar!Ama "yaklaştırılır gibi" yapıldılar! Yani? Yani, seçim kampanyası otobüs turlarına dahil edildiler, mitinglerde bazen kalabalığın arasında, ender olarak da podyumda, kenarda biriken kümelerin arasında kayboldular. Önleri arkaları bir kalabalık bir kalabalık! Bu kalabalık, izahı güç bir heyecan verdi onlara. Basındaki fotoğraflarda görünmediler hiç. Ama olsun. Neden olsun? Çünkü başkanlarının söyledikleri hep gündemdeydi. Onlar da bir bakıma ekibin birparçasıydılar. Hareketin olduğu yerde hissediyorlardı kendilerini.Derken sayısız seçim gerçekleşti ve benim tanıdıklarım listelerin en seçilmeyecek seviyelerine yerleştirildiklerinden, milletvekili falan olamadılar!Geçenlerde onlardan biriyle Boğaz'da çay içiyorduk. Diğer dört beş arkadaşımın söylediğini tekrar etti."Biliyor musun Ayşe, özlüyorum o günleri! O güne kadarki monoton yaşamım çok hareketlenmişti biliyor musun? Hep koşturmaca, hep ilgi noktası, özlüyorum diye itiraf ediyorum baksana.""Sana bir şey söyleyeyim mi.""Söyle Ayşe!""Bu ülkede böyle özlem içinde, başka yapacak heyecanlı işi olmayan, bu yüzden siyaseti terketmeyen, direnen politikacılardan da biz seçmenler bıktık haberin olsun. Yeter be kardeşim. Yok heyecanlıymış, yok kalabalıkmış, yok medya üstündeymiş bu ne zayıf altyapı sizin ki yahu? Bu halk bu kör talihe mahkûm mu?""Yokuz artık, sildiler bizi defterden biliyorum ama özlüyorum ve itiraf ediyorum. Bunda yanlış bir şey var mı?""Bence var arkadaşım, var! Daha zengin bir iç dünyaya, daha meraklı bir beyne, daha becerikli ellere sahip olmalısın ki boşa düştüğünü anladığında, başka tıpalarla doldur ezikliğini. Bak ABD'ye.Bili Clinton seçimi kazandı. Bush'tan tık yok. Reagan gitti, tık yok. Giden kendi dünyasına ve mütevazılığa dönüyor. Dönemeyen olursa, o da İsrail'de bir tarikata falan giriyor. Ama doğrusu mütevazı olmak arkadaşım!"Okuyucu mektubu'Faks çekin, yeniden çekin, bir daha çekin...'* Benim sorunum Akbank Axess kartla ilgili. 12 Ocak 2003 hesap kesimli kredi kartımın hesap ekstresinde kullanılabilir çip param 32.433.332 TL. Bunu kullanmak istediğim bir üye firma, kartımın çipinde 5.000.000 TL. bulunduğunu, gerisinin görünmediğini söyledi. Çilem başladı. Müşteri hizmetlerini aradım, "düzeltiriz" dediler ama miktar yükselmedi. Tekrar aradım, "faks çekin" dediler. Çektim, "sistemde görmedik" dediler. "Tekrar çekin" dediler. Çektim, yine görmediler, "yine çekin" dediler. Çektim, en nihayet gördüler. Kartı iade etmek istedim. Şayet öyle yapılırsa 60 milyonluk çip param yanarmış. Yetkililerle görüşemiyorum. Yüzüme telefonlar kapatılıyor. Ne oluyoruz? (Bülent Ünal)* Uzun olan mesajınızı kısaltarak köşemize alıyorum. Yetkililer bizimle irtibat kurdukları anda sizin numaranızı vereceğiz. Teşekkürler.

Devamını Oku

'Kredi kartınız çalındı mı?'

31 Mayıs 2003

Biz ailece kredi kartı kullanımında çok dikkatliyizdir. Hepinizin de öyle olmasını dilerim. Kredi kartları size imkan olarak sunulmakta ama tüm geri ödemelerinizi zamanında yapamazsanız, yüksek faizler üzerlerine katmer katmer bindirilmektedir. Canı yanan çok vatandaştan bu konuda hemen hergün şikayet almaktayım. Arabasını, evini satarak yükselen kart borçlarını ödemeye çalışan çok okuyucumla karşılaştım. Aman dikkat! Aman dikkat diyorum çünkü ben de dikkat ediyorum. Kartımı pek kullanmam. Çok nadiren, o da küçük miktarlarda ve ödeme tarihi geldiğinde tüm borcumu kapatırım ve böylelikle hiç faiz ödemem. Gelgelelim, geçen akşam aksam eşimle çocuklarımızın doğum günü için en güzel hediyeleri almak istedik ve iki dükkandan bütçemize göre "pahalı" ama çok makbule geçecek bir hediye aldık. Bankada birikmiş paramız bunu karşılayacak güçteydi.Bu hikayeyi yazıyorum çünkü bir an kendimi Amerika'da sandım. Bakın anlatayım. Dün sabah erkenden telefonum çaldı. Benim bankam olan Türk Ekonomi Bankası, Etiler Şubesi'nden Nihal hanım karşımdaydı! Hayrola?! "Ayşe hanım günaydın! Ben TEB'den Nihal! Rahatsız ediyor muyum?" "Hayır Nihal hanım. Günaydın. Nasılsınız?" "Çok iyiyim Ayşe hanım, sizi rahatsız edişimin sebebi, dün akşam geç saatlerde iki değişik dükkandan sizin kredi kartınızda pek kullanmadığınız yükseklikte alımlar olmuş. Acaba kartınız çalındı ve başkası tarafından kullanıldı mı diye merak ediyoruz. Lütfen kontrol eder misiniz?" İşte o anda kendimi California'da hissettim. Neden? Çünkü aynı kontrolü Amerikan kredi kartı kurumlan da yapar. Her kişinin "kart kullanma" ortalamasını çıkarırlar, kalp krizi geçirir gibi harcama ritminde anormal bir artış görülürse derhal sizi arayıp sorarlar. Acaba kartınız çalınmış ve bir başkası tarafından kullanılmakta mıdır? Haberiniz yoksa ve böyle bir durum mevcutsa hemen kartın "iptali" yoluna gidilir. Telefonda kahkahalarla gülmeye başladım. Hem sevinmiştim hem de Türk Ekonomi Bankası'na güvenim artmıştı. Ekstrelerini okumakta zorluk çekiyorum ama bu hizmet ve servisi de başka nerede bulurum bilmiyorum. Teşekkürler TEB, teşekkürler Nihal hanım, Pınar hanım!

Devamını Oku

En nezih köşe Haliç olmalı!

30 Mayıs 2003

Geçenlerde VATAN gazetesindeki bir haber dikkatimi çekti. Haliç'teki tersanelerin bu noktada ne işi olduğu sorgulanıyor. Doğrudur, İstanbul'un en gözde bölgesi olması gereken, tarihte yerini "Altın Boynuz" olarak almış bu güzel coğrafyada çok eski tarihlerden kalma Haliç Tersanesi ve diğer özel tersanelerin yarattığı görüntü kirliliğini artik görmemiz gerek. Biçimsiz ve paslanmış demir yığınları görüntüsünü andıran bu güzel nokta aslında ne kadar alımlı, cazip ve ferah bir görüntü verebilir. Endişem nedir bilir misiniz, kişiler, görüntü kirliliğine alışıp vurdumduymaz olabiliyorlar. Yıllardır Unkapanı Atatürk Köprüsü'nden geçenler, bu çirkin görüntüye alıştılar diye korkuyorum. Sanki aynı manzaraya bakıp bakıp, görmemezlik durumuna geçiyorlar. Oysa durum çok çirkin ve rahatsız edici.Bu yetmezmiş gibi bir de yangın tehlikeleri yaşanıyor. Bakınız geçen hafta burada tamir gören şehir hatları vapuru "Suadiye"de bir yangın çıktı. Saatler sonra kontrol altına alınabildi. Bir tek bu sebep, tersanelerin başka bir yöreye taşınmaları için yeterlidir bence.Belediye yer gösteremiyormuş. Yetkileri dahilinde değilmiş. Deniz müsteşarlığı karışırmış. Nuh Nebî'den kalma yasalarla bu işler nasıl değişecek? Belediyenin sorumlu olduğu topraklarını işgal ederken her şey iyi güzel de taşınmaya gelince belediye karışamazmış.Yeni deniz müsteşarımızı takdirle izliyoruz. Bu konuya bir çözüm getirmesini bekliyoruz.Diyelim başarıldı ve tersaneler Haliç'ten taşındı. Alternatiflerin hemen üretildiğini öğreniyorum. Eski valimiz Erol Çakır bu alanı bir polis eğitim merkezi için kullanmak istemiş. Üniversite burayı kampus yapmak istemiş. Kasımpaşa Derneği kültür, spor, turizm merkezi olmasını istemiş.Hepinize bir, "Durun bakalım!" diyorum.Buranın ne olmasına şehir planlamacılarımız karar vermelidir. Öyle, "Boş yer buldum, göz koydum"la olmamalı işler. Estetik kaygılarımız olmalı. Bir ihale açılmalı. Hatta uluslararası bir konkur da olabilir, herkes katılmalı ve kazanan proje Haliç'i gerçekten hak ettiği konuma kavuşturmalı.Bence bu yapım için Dünya Bankası gibi kuruluşlardan finansman alınabilinir. Çünkü "Golden Horn" koruma altına alınabilecek kadar dünya halkları tarafından tanınan bir yerdir.Haliç kıyı şeridinin her noktası mükemmel olmalı. Yemyeşil, tertemiz ve estetik, görüntüleri o kadar cazip olmalı ki İstanbul kartpostallarının arasından en çok Halic'in fotoğrafı olanlar satılmalı.Okuyucu mektubu"SSK işkencesi ne zaman sona erecek?"* Sayın Tayyip Erdoğan'a köşenizden sesleniyorum, önceki hükümet döneminde SSK'ya bağlı vatandaşların, sağlık ocakları gibi ayakta teşhis ve tedavi hizmeti veren tesislerden, sevk işlemine gerek olmaksızın doğrudan yararlanması öngörülüyordu. Ya uygulama? Ülkede "uygulansın" diye çıkarılan bir çok yönetmelik uygulanmaz, SSK yetkilileri, "vatandaş kuyruğa girsin, bize muhtaç olsun" felsefesini güdüyor. Yönetmelik neden uygulanmıyor? SSK kurumlarında muayene olmak için günlerce telefon başında uğraşıyoruz. Oysa sağlık ocaklarında bu hastalar rahatlıkla muayene olabilirler. (Kazım Tekin)* SSK yetkililerinin, "vatandaş bize muhtaç okun" felsefesi olduğuna hiç katılmıyorum. Teşekkürler.

Devamını Oku

Beklenmedik bir konser!

29 Mayıs 2003

Bizim ev Bebek'te. Geçen sabah camlarımız açık, nefis havayı koklayarak gazetelerimizi okurken birdenbire olağanüstü bir kuş sesi duymaya başladık.Alıştığımız martı, karga, güvercin sesi değildi. Çok hoş ve değişik bir tonda, uzun uzun haykırıyordu. Ses çok yakından geliyor ama camdan bakındığımızda kaynağını keşfedemiyorduk. Yapraklarla donanmış tüm ağaçlar, bu olağanüstü sanatçıyı kıskançlıkla bizlerden gizliyorlardı.Tam o haykırışlara kulaklarımız alışmıştı ki, o da ne? Birdenbire aynı kuş, bu defa üç notalı yeni bir melodiye geçti. Herkesin duymasını isterdim, inanılmaz bir konser başlamıştı.Ben bu performansı daha önce duymuştum ama nerede? Meryl Streep'in oynadığı olağanüstü film "Out of Africa"da mı? Bir belgeselde mi?Kuş hiç dur durak bilmeden, şarkısını söylemeye devam ediyordu. Eminim tüm Bebek halkı, işi gücü bırakmış, kendisini dinliyordu.Derken hatırladım. Aylar önce sevgili Yüksel Uzel'i Güney Afrika'da ziyaret etmiştik ya? İşte onun bahçesinde bu kuşu dinlemiştim.Ne olmuştu? Herhalde bu güzel kuş yol alırken sürüden ayrılmış, yolunu şaşırmış, Afrika'nın balta girmemiş ormanlarını ararken bizim Bebek'teki İpar Korusu'na konmuştu.İşte o anda Bebek-Arnavutköy arasına yerleşmiş İpar Korusu'nün varlığına şükrettim. Çeşit çeşit ağaçlar, baharın gelişiyle coşmuş, değişik tür ve renk tonunda bin bir yaprak, olağanüstü bir yeşil doku geliştirmişlerdi. Bu vazifelerini o kadar mükemmel başarmışlardı ki, bakınız Afrika yolcusu güzel kuş yanılıp buraya inmişti.Yabancı diyarlardan gelen kuş, üç notalı konserine devam ediyordu. Kendisine eşlik etmek isteyen bir iki köpek havlamaya başladı.Kakofoni mi? Hiç değil. Vurgulu sazlar misali, olay bambaşka bir boyut kazandı. Rio'da olsaydık, fırfırlı etekli güzel bayanlar derhal pabuçlarını fırlatır, ortaya çıkar ve dansa başlarlardı. İnanınız böyle bir atmosfer oluşmuştu.O esnada birden gök gürledi. Hava bulutluydu ama güneş vardı. Güzel kuş sustu! Bekledik ama bir daha şarkısını söylemedi.Yaşamda böyle şarkılar susmasın istiyorum ama yapabilecek bir şey bulamıyorum.Dikkat... Dikkat...Bir yaşlı çiftin bana oynadıkları oyun!Otomobilimle geçen gün Bebek'ten Etiler'e çıkarken kırmızı şıkta durdum, Sol tarafımdaki kaldırımda 70-80 yaşlarında olduklarını tahmin ettiğim biri bay diğeri bayan iki kişi gözüme çarptı. Tertemiz giyinmişlerdi. Bey siyah bir elbise, beyaz gömlek ve kravatlı, haram da tayyörlü ve zarifti. Birden yaşlı bey arabama doğru yaklaşmaya başladı. Herhalde buraların yabancısı, adres soracak diye düşündüm. Arabanın camını açtım. "Afedersiniz, Karımla çok mağdur durumda kaldık. Yardıma ihtiyacımız var. Yol paramız bile kalmadı. Lütfen bize yardım eder misiniz?" diye sordu.Hemen cüzdanıma davrandım. Uzattım. Alırken, "Çok naziksiniz. Size müteşekkiriz" diye teşekkür etti. Yeşil ışık yandı ve ben de yoluma devam ettim. Bir saat sonra arabamı park edip, bir işim gereği taksiye bindim, Küçük Bebek meydanına geldiğimizde bir de baktım bizim iki ihtiyar da orada. Trafik tıkanmıştı, yaşlı bey benim oturduğum taraftaki cama geldi ve aynı senaryoyu tekrar etmeye başladı. Haberiniz olsun diye anlattım. A.Ö.

Devamını Oku

Ulus pazarı canlı ve hareketli

28 Mayıs 2003

Kaç gündür yazamadım, bugün ancak sıra geldi. Ulus pazarında işlerin iyi gittiğini bildirmek isterim. Geçen hafta gittiğimde alan memnun, satan memnundu! Hanımlarla bol bol konuştuğum gibi pazarcı arkadaşlarımla da dertleştim. Bir kere çanta ve ayakkabılarda müthiş bir ithal durumu ve çeşit bolluğu var. Çok şık yazlık sandaletlerin ve hasır çantaların İtalyan olduğu iddia edildi ama ben, "Acaba Uzak Doğu malı mı?" diye merak ettim. Fiyatlar hakkında fikir vermek isterim. "Aaaaaaa Ayşe hanım, merhaba nasılsınız?" diyen iki hanımın ellerindeki torbalara baktım. Torbalardan birisinde lacivert kumaştan hoş bir çanta (7,5 milyon TL), diğerinde çağla yeşili triko bir bluz (5 milyon), ötekinde de gümüş taklidi sıra sıra paralar dizilmiş kolye vardı (7,5 milyon). "Biz Manisa'dan geldik. Sizi burada görmek ne kadar hoş!" "Kızınız bir tek yeşil bluz almış, memnun değil misiniz pazardan?" "Ayşe hanım. Nazan bizim gelenimiz. Düğün daha yeni oldu. Biraz çekingendir. Merhaba desene kızım Ayşe hanıma..." Tam bu sırada gelin hanım bir adım geriye çekiliyor! "Hepinizi tebrik ederim. Yeşil bluz sizin mi?" Gelin hanım dilini yutmuş gibi ve çekingen. Bir adım daha yana atıp çekiliyor. Galiba korku içinde bakıyor. Kayınvalide atılıyor. "Hayır, hayır Ayşe hanım. Annesine aldı. Hediye olsun diye." Biraz ileride bir ayakkabıcı tezgâhı önünde celalli bir konuşma var. Yaklaşıyorum. "Olmaz abla, olmaz dedim sana. Bu ayakkabının fiyatı budur. Başka olmaz!" Sağ elinde bir çift bej süet ayakkabı tutan, dümdüz uzun kahverengi saçlarını arkadan lastikle tutturmuş kısa boylu ve hafif topluca hanım ısrarla devam ediyor. "Ama baksana şurasında basbayağı bir leke var! Bak görmüyor musun? Lekeli ayakkabıyla lekesiz ayakkabı hiç bir olur mu? Biraz fiyat indir bana." "Olmaz abla, olmaz dedim sana. Başka fiyata olmaz, kurtarmaz, istersen alma." Eğilip baktım leke diye işaret ettiği yere. Vallahi de tallahi de göremedim. Belli belirsiz bir koyuluk var gibi ama yok gibi de... "Boşver alıver, leke pek de belli olmuyor!" "Alamam Ayşe hanım. Hiç lekeliyle lekesiz bir olur mu? Biraz fiyattan insin ki alayım" dedi ve pabuçları tezgâha bıraktı. Adam çağırır sandı. Çağırılmadı. Evet, Ulus pazarı canlı ve hareketli!

Devamını Oku

Aya İrini'de Mozart Günleri!

28 Mayıs 2003

Ülker firmasının desteğiyle Deniz Adanalı ve geniş bir ekibin yoğun çalışmalarıyla bu yıl da Mozart Günleri, geçtiğimiz pazar günü Aya İrini'de Moskova Konservatuarı Akademik Müzik Okulu öğrencilerinin resitaliyle yaşandı. Saat 12.00'de başlayan brunch için hazırlanan sofrada vişneli baklava ve portakal suyuyla yapılmış bademli irmik helvası, herkesin beğenisini kazandı.Klasik müzik eğitimini uzun yıllar ciddi biçimde ele alıp değerlendiren Rus müzik yetkilileri, binlerce çocuk içinden hangisini seçerek birer virtüöz yaratacaklarını çok iyi bildiklerinden, bu konser büyük bir başarıyla sona erdi.Konsere katılan gençlerin en küçüğü henüz 9 yaşında (ancak görünüşü 5-6 yaşında), çıtı pıtı, sapsarı saçlı, güzel piyanist Olga Ermakova özellikle Mozart'ın sonatında olağanüstü başarılıydı.Bu kadar küçük yaşta bir insan hangi duygularıyla yoğunlaşıp, tuşlara dokunabilirdi ki? Ama dokunuyordu işte Olga. Sanki minyatür bir kız, büyük bir hassasiyetle tuşlara dokunuyor ve tüm dinleyenleri duygu seliyle yıkıyordu. Birden hatırladım. Bu mümkündü çünkü Wolfgang Amadeus Mozart da çok ama çok küçük yaşlarda, değil çalmak, bestelerini yaratmaya başlamıştı! Kıskanç Salieri, hırs ve öfkesini yenip, bu olağanüstü yeteneği kutlayabilseydi, Mozart daha çok eser yaratmış ve günümüz sanatçılarına bırakmış olacaktı.Aya İrini gibi muhteşem bir yapının orta kubbesinde yaşamayı tercih etmiş anne ve yavru kuşlar, bir ara 14 yaşındaki Vladimir Talanov'un keman namelerinden o kadar etkilendiler ki hemen kendisine katılarak, Adagio'nun sonuna kadar sanatçıya, zevkli cıvıldamalarıyla eşlik ettiler.Sihirli anlardı!Bu davete katıldığım için son derece mutlu oldum. Yıllardır görme fırsab bulamadığım dost yüzlerle karşılaştım. Sanldım, hasret giderdim.Kimler yoktu ki? Sevgili Ayşe Kulin, değerli tarihçi İlber Ortaylı, anlayışlı Sevgi Gönül, dost Tekin Akmansoy ve kızı Arzu, Nur Vergin, Oya Başar, Ruhat ve Güngör Mengi, Metin Uca, Işık Paşa, Sedef Kabaş, Ali Atasoy, Solmaz Sporel, Ergun Çağatay, Hıncal Uluç ve daha niceleri.Deniz Adanalı'nın bu etkinliği gerçekleştirmek için ne kadar yoğun çalıştığını bilen bir kişi olarak kendisine ve sanatsal yaşamımıza böyle değerli katkılarda bulunduğu için Ülker grubuna tekrar teşekkür ederim.Dikkat... Dikkat...Yeşil gözlü hanımlarTopkapı Sarayı'nın bahçesinde Aya İrini'ye ilerlerken kaldırımda dinlenen takriben 25 hanımla yaptığım konuşmada, Kütahya'dan İstanbul'a geldiklerini, tarihî yerleri gezdiklerini, tekrar Kütahya'ya döneceklerini öğrenince çok duygulandım. Tüm hanımların yemyeşil gözleri vardı. Sadece İzmir'in hanımları değil galiba, Kütahya'nın hanımları da çok güzeller!Dikkat... Dikkat...Kadınlara kurultayKA.DER, 14-15 Haziran 2003 tarihleri arasında istanbul'da "Kadın sorunlarına çözüm arayışı kurultayı" düzenliyor.Ekonomi ve çalışma yaşamında kadın, kadınve kız çocuklarının eğitim ve öğrenimi, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi, siyasette ve karar alma süreçlerinde kadın başlıklı konular işlenecek. Tel: (0212) 273 25 35

Devamını Oku

'Every way That I Can' ve zafer

27 Mayıs 2003

Bir kere tarihi "Eurovision Song Contest" birinciliğimiz için başta Sertab Erener olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum!Gözlerim yaşardı. Gurur duydum.İlk yıllarda, ekrana yapışarak takip ettiğimiz Eurovision Şarkı Yarışması'nı yıllar sonra ilk olarak gerçekten izlemek istedim.Eskiden parçalar yarışma öncesi, "500 milyar" sorusu gibi gizli tutulur ancak yarışma esnasında duyulurdu. Şimdilerde önceden şarkıları dinleme şansını yakaladık. Bu çok güzel bir gelişme."Türkiye yarışmacısı, Türkçe şarkı okumalıdır" diye tutturanlar yanıldı! Ben ise hepinize bir şey itiraf etmek istiyorum. "Everyway That I Can" parçasının o cümlesinden başka hiç bir sözünü anlamış değilim! Şarkı sözlerine çok önem veren birisiyim, İngilizceyi de fena değil biçimde anlamaktayım. Ama bu şarkıda kulaklarım, davul ve diğer enstrüman sesleriyle öyle bir doluyor ki Sertab'ın billur sesinin şekillendirdiği kelimeleri devamlı kaçırıyor, tempo ve danslara göz ve gönlümü kaptırıyor, açıkçası gerisine de boşveriyorum! Yani bence parça İngilizce olduğu için kazanmadı! Türkçe de olsaydı kazanırdı! Tarkan zaten yabancı kulakları, çok benzer bir tempoya alıştırmıştı. Yabancılık çekmedi dostlarımız!Kıbrıs Rum kesimine ve Yunan izleyicilere özellikle teşekkür ederim. Yanşma öncesi CNN diyordu ki: "Bu siyasi bir yanşmadır. Bak göreceksiniz, Yunan Kıbrıs'a, Kıbrıs Yunan'a oylarını verirken eski demirperde ülkeleri birbirlerine, Baltık ülkeleri de komşularına en yüksek puanlan dağıtacaklardır." No sir, CNN! Yanıldınız. Hiç beklemediniz ama hoş bir jest yapmakta sakınca görmeyen, çözümü samimiyetle barışta gören Yunan halkı vardı karşımızda! Siyasiler demiyorum. Puanlama siyasilerin elinde olsaydı, CNN haklı olabilirdi. Ama değildi. Aynı şekilde Slovenya ve Türkiye'den yüksek puanlarını esirgemeyen diğer ülkelere de teşekkür etmek istiyorum. Dış ülkelerde yaşayan vatandaşlarımıza da kucak dolusu teşekkürler.Onların desteği olmasaydı bu birinciliği yakalamamız zor olabilirdi. Ama asıl teşekkürüm sevgili Sertab Erener ve ekibine. Tam bir coşku, sevgi ve keyif içerisinde okudular parçayı. Dört parça pembe kumaşın açılıp efekt yaratması harikaydı. Yalın ayak olmaları değişikti. Madonna ile Jennifer Lopez karışımı genel bir görüntü hakimdi. Herkesi gönülden tebrik ediyorum.Dikkat... Dikkat...Tebrikler Beşiktaş'aGalatasaray-Beşiktaş derbi maçından önce yollarda Beşiktaş bayrağı satan bîr genç şöyle bağırıyordu: "Bu bayrağı 20 milyona şimdi alın yoksa maçtan sonra bu fiyata bulamazsınız!" Gerçekten hoş bir yaklaşım. Geçtiğimiz pazar günkü Galatasaray derbisini kazanan tüm Beşiktaşlıları tebrik eder 100. yıllarını keyifli şölenlerle kutlamalarını dilerim!Dikkat... Dikkat...Yıldızımız parlıyor!Türkiye'nin yıldızı uluslararası alanda parlamaya başladı! 56'ncı Cannes Film Festivali'nde "Büyük Jüri Ödülü" ile "En İyi Erkek Oyuncu Ödülü"nü kazanan "Uzak"ın yönetmeni Nuri Bilge Ceylan'ı ve en büyük edebiyat ödülleri arasında gösterilen "IMPAC-Dublin"i kazanan Orhan Pamuk'u kutluyor ve alkışlıyorum. A.Ö.

Devamını Oku