Sayın Özince, Eceabat esnafına bir çözüm lütfen!

19 Haziran 2003

Eceabat ilçesi Çanakkale ilinin önemli bir noktasıdır. İstanbul'dan Keşan üzerinden gidenler (veya tam tersi), Eceabat noktasından arabalı vapurlarla Çanakkale'ye ulaşıp yollarına devam ederler. Çanakkale Şehitleri'ni Anma günlerini çok görkemli gerçekleştiren Eceabat ilçesi ve ona bağlı sayısız köy halkı, sohbeti seven, çalışkan, zeki ve hoş görünümlüdür. Genellikle sarı saçlı, bembeyaz tenli, masmavi gözlü zarif insanlardır. Perşembe günleri, civar köylülerin yetiştirdikleri mahsulü satmak için kurulan pazar alanına bir gelen bir daha gelmek ister. Burada günlük köy yumurtası gerçekten günlüktür. Hem de sarısı, turuncuya bakar.Bizi kimse dinlemezÇanakkale Boğazı'nda yaman yellerin estiğini Türkiye'de hemen hemen bilmeyen yoktur. Poyraz bir esti mi, günlerce gelen geçen gemilerin seyr-i seferi durduğu gibi Eceabat'ı Çanakkale'ye düğümleyen feribotlar da hizmet veremezler. Zaten bu durum derhal ana haber bültenlerinde ilan edilir. Böyle zamanlarda bu yakada acil hastası olanların Allah'tan başka hiçbir yardımcısı yoktur.Böyle bir yerin esnafı bugün bana geldi ve paylaşmak istedikleri bir dertleri olduğunu belirttiler."Ayşe Abla, sizin de bildiğiniz gibi Eceabat'da yıllardır bir Ziraat Bankası bir de Türkiye İş Bankası şubesi vardır. Bizler Eceabat esnafı olarak uzun zamandan beri yoğun bir şekilde Türkiye İş Bankası ile iş yaparız.""Sizler ne işler yaparsınız?""Bazımız balıkçıyızdır ama öyle küçük görme abla, bizler balık ihraç ederiz yabancı ülkelere.""Bravo size!""Ondan sonra abla, bizler oto tamir ederiz, yedek parça satarız, karşıya girmek isteyen hasarlı motorları, kaportaları hemencecik tamir eder kimseyi yolda bırakmamaya çalışırız. Sonra efendim, bizler turizm şirketleriyiz, hediyelik eşya dükkânlarıyız, bizler kasabız, bizler fırınız, bizler berber ve lokantacıyız, bizler otobüs şirketleriyiz...""Durun, anladım çocuklar. Sizlere ilaveten civarda da Eceabat'a bağlı 20-25 köy var galiba, onlar da çok gelirler ilçeye değil mi?""Tabii abla, her perşembe mahsulü getirirler, balıklan gece sabaha kadar tutup gün ağarırken getirirler, buğdayı kaldırıp gelirler, zeytini toplayıp gelirler, arpayı...""Hepiniz İş Bankası ile mi iş yaparsınız?""Aynen abla. Ne olur Ayşe Abla, bizi kimse dinlemez, sen söyle en büyük müdürlere, bizim İş Bankası şubemizi kapatmasınlar.Karda kışta, fırtınada karşıya geçemeyiz. Eğer İş Bankası kapanırsa mesai saatinde Çanakkale'ye geçip sıraya girmemiz gerekir. Büyük müdür bey acısın, bizi kırmasın be abla. Sen söyler misin gazetende?"Düşünceli insandır"Söylerim çocuklar. Bu büyük müdürün adı Sayın Ersin Özince'dir. Benimle daha önce mektuplaşmışlığı vardır. Çok düşünceli, izan ve fikir sahibi, işinin ehli, akıllı ve üstelik yakışıklı bir adamdır. Bu beyin sizin durumunuzun başkalarına benzemediğini hemen anlayacağını sanınm ve gazeteme yazarım. Çünkü VATAN gazetesi, sizin gazetenizdir. Sizin dertlerinizi yansıtmak için yaratılmıştır. Hepiniz şimdi gidin ve Genel Müdür Özince'nin yardımlarını bekleyin."

Devamını Oku

Sayın Bakan Mehmet Ali Şahin'den açıklama geldi

19 Haziran 2003

Geçenlerde Sayın Bakan Mehmet Ali Şahin'in Slovavkya maçında karşılaştığı olaylar sonucu Sefiremiz İnci Tümay hanımefendiyi, Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül'e şikâyet ettiği konusunda bir yazı yazmıştım.Yazının çıktığı gün ben Toroslar'ın binbir tepesinde yol alırken (cep telefonum bir çeker bir çekmez durumları) Sayın Mehmet Ali Şahin'in Basın Sözcüsü Murat Kul'un beni aradığını öğrendim. Murat Bey'e ulaştığımda dediler ki:"Sayın Bakanımız çok mütevazı bir kişidir. Seyahate Özel Kalem Müdürü ve korumasıyla gittiler. Daha önce İngiltere'deki bir maça gitmiştik. Ben futbolu çok sevmem ama David Beckham'a hayran olduğum için gitmiştim. Londra'daki sefir ve sefiremiz bizi ikamette ağırlamışlardı. Her şey saat gibi işlemişti. Ancak Slovakya seyahatinde bir akış problemi yaşanmış."Ben de dedim ki: "İngiltere ile Slovakya'yı karşılaştırmak zor olur. Biri gelenek ve kurallarını asırlardır yerli yerine oturtmuş, diğeri yeni oluşmuş, tecrübesi kısıtlı bir ülkedir.Anlaşılan İngiltere deneyiminden sonra sizlerin standartları hemen yükselmiş ve Slovakya'da aynı durumla karşılaşmayınca moraliniz bir hayli bozulmuş."Murat Bey de dedi ki: "Sayın Bakanım, bir Başbakan Yardımcısıdır. Slovakya yeni bir ülke olabilir ama Türkiye Cumhuriyeti çok eski ve köklü bir ülkedir ve Bakanım burayı temsil etmektedir. Kendileri çiftçi kökenli bir aileden gelmektedirler. Çankırı'nın Ovacık Köyü'nde yetişmişlerdir. Aynı Orhan Pamuk gibi üç kuşak bir aileden gelmektedirler.Şikayet ettiler mi?Hukuk okumuşlardır. Fatih ilçesinde 3-4 ay belediye başkanlığı yapmışlardır. Anayasa Komisyonu'nda görevlidirler. Ama çok mütevazıdırlar. Organizasyon bozukluğuna izin verilmemeliydi."Sordum: "Bu, akış aksamasından dolayı Sayın Bakan Sefiremizi Dışişleri'ne şikâyet ettiler mi?""O bilgi bana intikal etmedi. Bunu birinci elden, Sayın Bakan'dan öğrenmelisiniz."Akşama doğru Sayın Bakan aradılar. O esnada ben araba vapurundaydım ve not tutamadım ama hatırladığım kadarıyla kendileri bana şunları söylediler:"Ayşe Hanım, ben özel kalem müdürüm ve korumam THY ile önce Prag'a gittik. Oradan Bratislava'ya uçacaktık ancak Macaristan'daki Sefirimiz, 'Bizler otomobille gidiyoruz. Gelin bize katılın, 4 saat yol var ama etrafı da görmüş olursunuz' deyince ikna olup onlara katıldık. Sefiremiz İnci Tümay Hanım, bizleri Bratislava sınırında karşıladılar. Hemen otellere yerleştik. Kentin müzesini gezdik.Akşam yemeğini Futbol Federasyonu yetkilileriyle İnci Hanım'ın evinde yedik. Bir tek bana tribünde gerekmeyebilir diye protokol arasında oturmamı mümkün kılacak yaka kartı verilmedi. Sanırım başkasına verilmiş.O sorun da halloldu. Slovakyalı'lar binbir kere özür dilediler. Ben İnci Hanım'ı Dışişleri Bakanımıza şikayet etmedim. Kendisi mükemmel çalışan bir insan. Haberler doğru değildir."Bu açıklamalarla durumun basına yanlış aksettiği görülüyor. Gerçekten üzüntülü ve endişeli olduğunu sesinden anladığım Sayın Şahin'e teşekkür ediyor, bilgiyi kamuoyuyla paylaşıyorum.

Devamını Oku

Yazın keyfini çıkaramıyorum!

17 Haziran 2003

Sevgili okuyucularım. Sizler de beni, Seddülbahir köyünde harika bir yaz geçiriyorum sanın! Etrafımda iki erkek var ki, bilemezsiniz.Anlatayım. Birisi ağabeyim (benden epey büyük), diğeri eşim Haluk (benden epey epey büyük).Dün sabah uyandığımda saat 08.00'di. Tamam mı? Bakın nasıl bir konuşma dinliyorum. Ben henüz yataktayım!"Haluk sen bu sabah saat kaçta uyandın?""5'i biraz geçiyordu. Sen?""Ben de 5.25'te ayaklandım. Nerelere koştun Haluk?""Vallahi bu sabah, Abide'ye kadar koşup geldim.""Köşedeki köpekler saldırdı mı?""Havladılar ama elimde sopa var artık, biliyorsun. Sen nerelere kadar koştun Uluç?""Bu sabah ben seni bastırdım galiba. Önce köye koştum. Marketin önünden sağa sapıp, deniz kenarına geldim. Oradan Yahya Çavus'a tırmanmaya başladım.""Oooo, orası yaman bir yokuş!""Son zamanlarda yokuş yukarı koşmak hoşuma gidiyor. Sen de yapıyor musun?""Hem de nasıl! Ben de Alçıtepe'den Nuri Yamut'a koşarak gitmeye bayılıyorum.""Al benden de o kadar. Koşmak daha zor ya? Ben olayı zorlaştırmak istiyorum. Onun için en yüksek yokuşlara koşturarak tırmanıyorum.""Al benden de o kadar. Tam o zaman vücudumu zorladığımı hissediyorum. Hoşuma gidiyor.""Ben de bayılıyorum. Vücudumu harekete bir geçiriyorum, durdurabilene aşk olsun."İşte böyle konuşmalara uyanıyorum sevgili okuyucular. Sinirim bozuk bir biçimde yataktan kalkıp, duşa giriyorum. Sonra yatağı toplayıp, bir çay içmeye bunların arasına katılıyorum. Konuşmalar şöyle devam ediyor:"Günaydın Ayşe! Aaaa yine mi topallıyorsun?""Evet, sol topuğumda bir ağrı var.""Sağ ayağın da hâlâ şiş. Nasıl geçecek o?""Samsatlı Lukianos u okudukça geçecek işte!""Bizim gibi bir koşmaya başlasan, hepsi geçer. Vallahi!""Bana her gün 7 dakika bisiklete binmek yetiyor. Siz koşadurun. Beni rahat bırakın. Üstüme gelmeyin."Ağabeyimle eşim birbirlerine bakarlar. "Ters tarafından kalktı galiba. Evet, evet, tersten kalktı bu sabah. Yahu burada duracağımıza neden çıkıp yine koşmuyoruz?""Aman ne hoş bir fikir. Haydi ikiniz de koşun bakalım. Bence kollarınızı da arkadan bağlayıp koşun. Hatta yalın ayak koşun. İsterseniz geri geri koşun. Hele yokuş çıkarken yarış yapın, ikiniz de elleriniz arkadan bağlı geri geri koşun, bakalım kim birinci gelecek? Beni de rahat bırakın!"Dikkat... Dikkat...Motordaki yolcuların çoğu dumanaltı oldu* Bu sene ilk olarak geçtiğimiz günlerde Kilitbahir - Çanakkale arası işleyen "Ömer Kaptan" isimli motora bindim. Ne yalan söyleyeyim eski motorları arar durumda hissettim kendimi. Bir kere manevra yapıp tersten girme derdine ilaveten devamlı siyah dumanlar içinde boğulduk Nerede o güzelim, kocaman "Alın Teri" adlı araba vapurları? Madem bir servis verilecek o zaman uygar koşullar altında olsun. 14 milyon TL gidiş - geliş az para değil. "Bu halk suskundur, kimi kime şikâyet edecek sanki?" diye sakın düşünmeyin! O kapkara dumanlar içinde penceremi kapattım ve sıcaktan piştim. Dışarıdaki yolcular da dumanaltı oldu. Biz buna layık değiliz. Lütfen daha kaliteli servis motorları alıp hizmete sokunuz!

Devamını Oku

Yanlış yaptınız Sayın Şahin!

16 Haziran 2003

Bilindiği gibi Milli Takımımızın 7 Haziran'da Slovakya Milli Takımı ile bir karşılaşması vardı. Taş gibi de 1-0 yenmiştik Slovakya'yı!Şimdi efendim, Avrupa Şampiyonası Grup Elemeleri maçlarından birisi olan bu karşılaşmada, Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Mehmet Ali Şahin ile "çok sayıda devlet görevlisi de" hazır bulunmak için Bratislava'ya gitmişler.Burada duralım biraz! Bir kere heyette kaç devlet sorumlusu vardı? Ben öğrenmek istiyorum. Şayet Bakan ve yardımcısı haricinde birileri varsa işte "lüzumsuz bir masraf" demekte haksız mıyım acaba? Ona göre harcırah, ona göre otel masrafı, ona göre yeme içme masrafları, ona göre uçak biletleri, karşılama törenleri ve şehre gitmek için ekstra vasıta masrafları vs."Buyrun oturun"Slovakya Sefiremiz Sayın İnci Tümay Hanım, bu kalabalık yetkili grubu mutlu edebilmek için elinden geleni yapmıştır. Eminim! Bir kere Dışişleri yetkililerimizin ne kadar zor yetiştiğini, ne kadar deneyimli olduklarını, birikimlerinin yoğunluğunu bildiğimiz için hele hele hanım diplomatlarımızla ne kadar gurur duyduğumuzu, sayılarının artmasında fayda gördüğümüzü samimiyetle belirtmek isterim. Kendimi Sayın Bakan Mehmet Ali Şahin'in yerine koyuyorum. Tribüne geldik. Yanımda Futbol Federasyonu Başkanımız Haluk Ulusoy ve sefiremiz İnci Hanım da bulunuyor. Gösterilen en ön sıraya doğru ilerledik. Birisi bana dedi ki: "Efendim, buyrun oturun, burası sizin yeriniz." Tamam oturdum. Biraz sonra Slovakyalı bir yer gösterici geldi ve dedi ki: "Buradan kalkınız çünkü burası Slovakya Başbakanı'na ayrılmıştır."Ben olsam, ben olsam derhal ama derhal kalkar, "Tabii yanlışlık olmuş olabilir. Bana da bir yer gösterir misiniz?" diye kibarca sorar, başka bir yere otururdum. Ne olacak yani? Olay yaratılacak bir durum mu? Sinirlenilecek bir durum mu? Haberlerden öğreniyorum ki, Sayın Şahin bu duruma çok sinirlenmişler.Veda ve karşılama törenlerine de çok önem verdikleri belli! Ben de size diyorum ki, yanlışsınız! Bilakis Ankara'dan uçmadan önce Slovakya Sefiremizi arayıp demeliydiniz ki: "Biz çok kalabalık bir grup halinde geliyoruz. Sizin çok daha önemli işleriniz vardır. Sakın bizi bizzat karşılamaya gelmeyin. Vasıta ve bir yetkili yeterlidir. Sonra sefarette buluşuruz."Ama öyle olmamış. Ne demişler? Sayın Sefiremizi Dışişleri Bakanımıza şikâyet ederek, "Devlet büyüklerini (Buradaki devlet büyüğü kendisi sanırım, refakatindekiler devlet büyüğü mü?) gidiş ve dönüşlerinde karşılamıyor!"Vay ki, Vay Vay! Beyler, biz nasıl şey olacağız bilmiyorum. Böyle sözleri duyarak bir Dışişleri yetkilisinin eleştirilmesini izlediğim zaman içim kıvrım kıvrım üzülerek bükülüyor. Biz kimdik, kim olduk, daha kimler kimdir, kim olacaklardır?Söz vermiştinizMütevazı olmak zor mudur? Bir temsilci, "karşılama / karşılamama" cetveliyle mi ölçüp biçilir. Öyle ise yazıklar olsun o cetveli kullananlara.Sayın Başbakan! Bize bir söz vermiştiniz, "İşin ehlini iş başına getireceğiz" demiştiniz! Karatoprak... Şimdi bu mu iş ehilleriniz? Koskoca Türkiyemizden böyle küçük hesap peşindekiler mi çıkmalı? Alçakgönüllü, düşünceli, izan sahibi olup, asıl önemli maddelerin nerelerde yattığını bilenler yok mu?

Devamını Oku

Acaba uzayda yalnız mıyız?

15 Haziran 2003

"Bürokratlar mani oluyor!", "Yolsuzluk dosyaları", "Türban krizi", "Dolar milyonerleri"... Vallahi bıktım! Başka bir boyuta girdim ve sizlerle paylaşmak istiyorum.Bilim adamının adı Bill Boynton. Mars gezegeninde su olduğunu ispat eden aleti keşfeden adam! Yılmadan yıllarca çalışıyor, havluyu atmıyor, inancını yitirmiyor, sonunda aleti Delta II roketiyle fırlatılıyor. NASA'nın Oddysey Probe aleti de bilgileri dünyaya göndermeye başlıyor.Evet, Mars gezegeninde su var! Ama buz şeklinde var! Mars'ın bir iki noktası hariç, gezegen çeşitli yoğunlukta buz kılıfına girmiş durumda. Bazı yerlerde kilometrelere varan buzun alti su. Bu su bazen volkanik dağlardan fışkırıyor ama anında donuyor!Bizim gezegenimizde Kuzey ile Güney Kutbu arasında, Atlantik Okyanusu boyunca bir çatlak olduğunu biliyorsunuz değil mi? Bu çatlak, Bermuda Üçgeni denilen yörede çok aktif. Güneş ışığının giremediği metrelerce derinlikte çekilen belgesellerde yerkürenin bu çatlaktan devamlı olarak çıkardığı lavlar, birikip birikip Afrika kıtasını durmadan ittiriyor!Bu kapkaranlık derin noktalarda gelişmiş balık sürülerini görünce insanın şaşkınlığı gittikçe artıyor. İttire ittire bu birikimler önce Afrika kıtasını öteliyorlar, orası Suudi Arabistan Yarımadası'nı ittiriyor, oradan Anadolu Yarımadası'na. oradan Yunanistan'a doğru bir ittirmedir gidiyor. Kıtalararası bir hareket var. Depremlerin bir sebebi de bu! Meğer bu ittirmeler olunca sular da devirdaim yaparmış. Mars'da bu dolaşım olamıyor.Acaba geçmişte oldu mu? Mikroorganizma fosilleri var mı? Uzay aracıyla gidip örnek alınabilinir mi? Nereye inse en çok fosil bulunabilir? Bugünlerde bu araştırılıyor. Karar verildikten sonra iki astronotla sırf yakıt yüklü bir araç gidecek. Oradaki buzların bünyesindeki hidrojenle oksijeni ayırarak yakıt haline getirip dönüşte kullanacak. İmdat!Diğer bilim adamının adı Stephen Wolfram. İngiliz. Dahi çocuk. Son bilim adamı Kamen. Amerikalı. Dahi çocuk. Bu iki dahi el ele veriyorlar.Birkaç alet keşfedip bol para kazanıyorlar. Özellikle Wolfram her işi bırakıp, Chicago'daki evinde "ses geçirmeyen odasında sadece geceleri, bilgisayarının başında" 10 yıllık bir çalışmaya başlıyor. Tüm arkadaşları alay ediyorlar. Aldırmıyor. "Yeni bir ilim tarzı" geliştiriyor!Özellikle Wolfram'ın gerçekleştirdiği "doğada karşılaşılan tekrarlamaları (veya kopyalamaları), bilgisayarda uygulamak"tan ibaret bu sistemin, diğer bilim adamlarının çok dikkatini çektiğini belirtmek isterim. Wolfram, "En sonunda kâinatın nasıl meydana gelip geliştiğini, bu işlemin son derece basit, tekrar edilebilir bir yöntemle oluştuğunu ispat edeceğim" diyor.Ben de soruyorum. Acaba üstümüzde sallanan tüm yanık ve sönük güneş, gezegen ve sistemler dünyamıza ve bizlere hazırlık için birer deney miydiler?Okuyucu mektubuRadyo-3 ve Radyo-4 dinleyicileri şikayetçi* TRT, Türk uydusunda dijital yayına geçti. Ama radyo yayınlarını dinlerseniz Radyo-4'te sol taraftan Radyo-3'ün sesini, Radyo-3'te ise sağ taraftan Radyo-4'ün sesini işitiyorsunuz! Deneme yaym süresi de bitti. Yayın bozukluğu ise devam ediyor. Ses seviyeleri o kadar dengesiz şaşarsınız! TV'lere gelince, onlar da stereo yapmıyor! Dinleyebilene aşk olsun! (Murat Özaydın)* Murat Özaydın'ın şikâyetlerine benzer birçok şikâyet daha aldım. Bu durumu yetkililerin dikkatine sunuyorum. Teşekkürler!

Devamını Oku

Edremit'in Antik Pazarı'na gidin

14 Haziran 2003

Okullar da kapandı! Her aileye, "Gözünüz aydın, haydi yazlıklara" diyor öğrencileri de kutluyorum!Geçenlerde Çanakkale'den İzmir'e gidiş - dönüşte değişik olaylar yaşadık. Sizlerle paylaşmak isterim.Öğle yemeğimizi Ayvalık'ta yiyelim dedik. Ver elini Junda Adası ama öğreniyorum ki Ayvalık Belediye Başkanı Ahmet Bey, adanın adını, "Ali Bey Adası" olarak değiştirmiş. Mavi beyaz renklerin kullanımını yasaklamışlar ve Rum müziği çalınmasına izin vermiyorlarmış.Düşündüm de tarihi itibariyle Ali Bey'in kutsal katkısı çok bu adanın alınmasında. Ama yine düşündüm de Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldığında kentin ismini Constantinople'dan Fatih'e neden değiştirmedi acaba? Konya'nın tarihte adı Iconia mıydı? Trabzon'un tarihteki adı neydi? Ankara tarihte nasıl anılırdı? Ama eminim Ahmet Bey, Ayvalık halkına danışarak bu değişimleri gerçekleştirmiştir. Ama genelde Ayvalık'in yapılaşması güzel, kent temiz, deniz ise billur gibi. Çalışanların eline sağlık."Türklerin yaptığı ilk boğaz köprüsü" diye kırmızı beyaz bir tabela var. Ben şahsen bu minnacık geçite böyle bir tabela asmaktan utanırım. Türkleri yücelteceğine farkettirmeden küçültüyor. Belki bana ve arkadaşlara böyle geldi. Belirtmek istedim.Yanımızdaki arkadaşlarla Junda Adası'na 33 yıl önce gitmiştik. Her taraf kanalizasyon kokuyordu. Artık böyle bir koku yok.Dergah Lokantası'nda harikulade yemekler yedik. Kabak çiçeğine dolma, kalamar tava ve muhteşem bir sos tarator, köpek üzümü salatası, deniz börülcesi! Konuklarım ise bunların yanında İzmir'in meşhur Yazgan şaraplarını içti. Ben ise iki bardak buz gibi soğuk maden suyuna fit oldum. Fırında tahin helvasının kararmış kabuğuyla yemeğimiz bitti. Dönüşte Edremit'in Antik Pazarı'na uğradım ve kendimden geçtim! Ana yol üstünde 5-6 dönümlük açık arazi üzerinde eski küpler, bakır kapaklı sahanlar neler var neler? Birçok şeyi alıp götürmek istedim ama arabada yer yoktu. En nihayet görür görmez vurulduğum, elle yapılmış eski mi eski iki adet filizi yeşil renkte sürahiyle el yapımı aynı camdan bardaklar aldım! Gecikeceğiz diye daha fazla zaman ayıramadığım bu ardiyede çalışan arkadaşıma öyle gıpta ettim ki? Her eskici, civar köylerden ne bulursa getirip ona satarmış. Kırık dökük Çanakkaleleri de var. Sağlamlarını da Horhor'daki akrabası, sakallı dede satıyormuş.Fiyatlar mı? Bence, "Horhor fiyatları!" Söyledim de! Ama hiç inmedi. Üç parçaya âşık olunca gözüm köreldi ve aldım. Helal olsun!Evde ilk işim üç parçamı, ucu pamuklu çubuklarla ovmak ve tertemiz yıkamak oldu. İçleri toprak dolu sürahiler ve bardaklar pırıl pırıl oldu. Şu anda yemek masasının ortasında şaşkın şaşkın etrafa bakıp bekleşiyorlar. Henüz yakışacak bir köşe bulup yerleştiremedim. Ama bu Antik Pazarı'na bir kere daha gideceğim. Uzak muzak gideceğim!Okuyucu mektubuAkbank'a yakışan davranış da zaten budur!* 2 Haziran tarihli köşenizde yayınladığınız Akbank Axess kart müşterilerinden Bülent Ünal'ın Axess-chip para şikayetiyle ilgili yapılan inceleme sonuçlarına uygun olarak kendisine 26 milyon 660 bin 743 TL iade yapıldığra belirtmek isteriz. Müşterimiz de bu konuda bilgilendirilmiştir. Teşekkürler. (Medya Evi'nden Dicle Kutay)* Olumlu haberinize çok sevindim. Teknoloji bu kadar gelişse bile hatalar yapılabilir. Mühim olan onların çabucak tespiti ve düzeltilmesi. Akbank'a da bu yakışır zaten.

Devamını Oku

Koç Grubu ile IESC el ele!

13 Haziran 2003

Geçenlerde gazetelerde Koç Grubu'nün, Amerikan International Executive Service Corps (IESC) ile işbirliğine girdiğini duyunca o kadar heyecanlandım ve o kadar sevindim ki şaşar kalırsınız!IESC / Türkiye'nin kurucuları arasında, Amerikalı Türkiye direktörüne ilaveten ben ve babam rahmetli emekli amiral Fahir Karayel vardır. 1966'dan 1981 yılına kadar hizmet verdiğimiz bu saygın kuruluşun fikir babası ve ilk Yönetim Kurulu Başkanı David Rockefeller'dır. Kalkınmakta olan ülkelere sadece maddi yardımda bulunmanın yeterli olmadığını gören Rockefeller, buna ilaveten teknik ve idari bilgilerin de sağlanmasını öngören bir program geliştirmiştir.Büyüme sancılarıBuna göre emekli olmuş ancak hâlâ vazife aşkıyla dolu işadamlarının, gelişmekte olan ülkelerin yeni oluşturulan sanayi kuruluşlarına gelerek tüm bilgi ve yeteneklerini yeni nesillere öğretmelerini öngören bu teşkilatı organize etmiştir.1966-1981 yılları arasında Türk sanayii henüz yeni yeni kurulmaya başlamıştı. Bugün her biri birer dev kuruluş olarak görülen birçok firma, o günlerde yeni kurulmuş ve büyüme sancılan çekerken IESC'nin temin ettiği uzmanlardan yardım görmüşlerdir.Ülker Bisküvi, VAKKO, Beymen, METAŞ Metalürji, Devlet Su İşleri, Arçelik, Türk Demir Döküm, Eczacıbaşı, Tekfen, Türkiye Şişe Cam Fabrikaları, HABAŞ, Borusan, Türkiye Petrolleri, Gübre Fabrikaları, Assan Galvaniz gibi yardım görmüş çok önemli kuruluşlar, bunlardan sadece birkaç tanesidir.Bize bu hizmetin yönlendirilmesinde yardımcı olmuş çok önemli işadamlarımızı da burada saygıyla anmak isterim. Steering Committee denen Yönlendirici Komite'nin üyeleri arasında sayın Rahmi Koç, rahmetli Nejat Eczacıbaşı, sayın Şahap Kocatopçu, sayın Selçuk Yaşar, rahmetli Melih Sarter, sayın Feyyaz Berker gibi dönemin en önemli işadamları vardı. İtiraf ederim ki bunlar arasında en fazla Rahmi Bey'in yardımlarını almışızdır. Sağolsunlar!Amerikalı bir temsilciyle geliştirilen bu hizmette başarı oranı yaklaşık yüzde 98 olmuştur.Dünya üzerinde kurulmuş 65 IESC bürosu içinde Türkiye teşkilatı, proje üretimi bakımından her yıl dünya ikincisi olmuştur (O da Brezilya'dan sonradır. Brezilya Sao Paolo ve Rio ofisleri olmak üzere iki teşkilat gibi çalıştığı için birinciliği hiç kimseye kaptırmamıştır. Bu durum her yıl, beni gerçekten çok çok üzmüştür).Şimdi Koç Grubu'ndan emekli olmuş delikanlılar aynı teşkilatla Türkiye'nin her köşesine hizmet götürmeye başlayacakmış.Bizim getirdiklerimiz arasında çok değerli Amerikalı işadamlarını hatırlıyorum. İnanır mısınız, Albert Einstein'in oğlu Hans Einstein, Devlet Su İşleri'ne sedimantasyon konusunda geldi ve dere yatakları kenarlarında 3 hafta boyunca çadırda yatarak, suların akış ölçümlerini çıkartı. Bu fedakârlığa hazır Koç Grubu uzmanlarının da büyük hizmetler vereceklerine ben inanıyorum.Yeni oluşumlarBir sivil toplum kuruluşu gibi faaliyet gösteren International Executive Service Corps'un asıl başarısı, Amerika'nın 100 dev şirketinin sponsorluğunda kurulmuş olmasıydı.Yani Koç Grubu böyle bir hizmeti memleketin gelişmesi için oluşturuyorsa, aynı şekilde Sabancı, Eczacıbaşı, Borusan gibi daha nice dev firma bu çabanın yanında olup, desteğini sağlamalıydı.Başta Rahmi Bey olmak üzere tüm Koç Grubu'nu yeni oluşumları için kutluyorum!

Devamını Oku

NATO Komutanlığı'nda rüya gibi bir gece yaşandı

12 Haziran 2003

Geçenlerde NATO Güneydoğu Müşterek Kuvvet Komutanı Orgeneral Oktar Ataman'in eşleri Nedret Hanım'ın himayelerinde İzmir Mehmetçik Vakfı yararına düzenlenen gecede ben de bulundum. İzmir son derece temiz, nezih kargaşadan uzak, Avrupa'nın gelişmiş kentlerinden bir santim aşağıda olmayan, tabela kargaşasından korunmuş bir kent!Atlı, motosikletli, otomobilli polislerin saygılı bir biçimde durumu daima kontrol altında tuttukları, geceyarılanndan sonra bile sokakları neşeli insanların sesleriyle dolup taşan çağdaş ve örnek bir kent. Yetkilileri kutlarım.Geceye damgasını vuran olay, Sayın Zuhal Yorgancıoğlu'nun yarattığı eserler, bunları giyen Aylin Arasıl, Sevim Çiftçi, Derya Aslan gibi 14 mankenin havuz üzerine yerleşmiş podyumdaki performansları oldu. Gerçekten ben, Zuhal Hanım kadar Türkiye'nin tarihten bugüne gelen kültür ve sanatını böylesine renkli, müzikli, zarif ve estetik biçimde sunan bir çalışma daha gördüğümü hatırlamıyorum!Bale ve folklor (hocaları Suat Çolak) unsurlarının dokunduğu gösteride dünya barışı için uçurulan güvercinlere ilaveten birbirinden göz alıcı renklerde hazırlanmış, bin bir işli kostümün cazibesi her izleyenenin hem göğsünü kabarttı hem de gözlerini yaşarttı desem abartmış olmam. "Türk'e Türk propagandası" yaptığımı sanmayın çünkü NATO'nun diğer ülke temsilcileri ve hanımları da büyülenmiş biçimde etkinliği izlediler. Türkiyemizi en güzel biçimde tanıtabilecek mükemmel bir çalışmayı yaratmış Zuhal Hanım ve ekibi. Tanıtım gereken her durumda yararlanılmalı! Işıkçısından garsonuna, sesçisinden aşçıbaşısına kadar gerçekten NATO mensubu arkadaşların hepsinin canla başla çalıştığı bu gecenin başarısız olması zaten mümkün değildi. İzmirli cömert iş adamlarımızın katkılarına da değinmek isterim. Masalardaki kırmızı ve beyaz şaraplara ilaveten Ericsson, Lufthansa ve Marten Gitar'ın bağışladıkları hediyeler, çekilişte tam yerlerini buldu.NATO Güneydoğu Avrupa M. Komutan Yardımcısı Tümgeneral Craig Hackett'in zarif eşi, sesi tam duyulmayınca, çektiği kura numarasını iki kez okumak zorunda kaldı. Korgeneral Hasan Aksay'ın eşi İclal Aksay ile Orgeneral Hurşit Tolon'un eşi Ayla Tolon da diğer çekilişleri tamamladıktan, Seher Dilmaç'ın klasik Türk müziği konseri bittikten sonra gayet mutlu, NATO tesislerinden ayrıldık.İzmir Mehmetçik Vakfı gecesinde ressam Selma Doğan'ın tablosunu alan Sayın Bayan Zorlu'ya ve Zuhal Hanım'ın bağışladığı kostümü alan İrfan Erol Bey'e, Vakıf Başkanı Emekli Tuğgeneral Hikmet Tahmaz çok teşekkür etti.

Devamını Oku