"İyi ettik de şu Las Vegas seyahatine katıldık be Cemil. Bak şehir gözüküyor. Nasıl heyecanlıyım bilemezsin abi!""Ben de heyecanlıyım. Bu sefer büyük vurucam valla. Viteslerimi ona göre ayarladım Hulki!""İçim içime sığmıyor! Ya ben de büyük vurursam? Gel iddiaya girelim. Kim daha büyük vurursa diğerine yemek ısmarlasın.""Tamam abi. Benim içimden bir ses çok ama çok büyük vuracağımı söylüyor. Ne dersin abi?""Hadi durdu otobüs. Hemen inip resepsiyona gidelim.""Abi baksana her taraf makine dolu. Ayy bir büyük vursam. Hemen vuracam gibi bir his var içimde!""Resepsiyona daha sonra gideriz. Gel önce bir iki dolar atalım şu makinelere.""Abi bozuk yok yahu!""Korkma yahu, her makine kendi bozuyormuş büyük parayı.""Haydi bismillah! Ben bu makinede başlıyorum.""Ben de şuna oturuyorum. Bavulları da yanıma aldım. Rastgele, hayırlı olsun abi!"Bu sırada Cemil makinesiyle konuşmaya başlar."Hadi güzelim, ver bir yıldız. Dört yıldız tamam ver bir tane daha. Hadi güzelim! Tuuhhh beee! 4 verdi. Ayıp be kardeşim."Daha sonra Hulki de makinesiyle konuşmaya başlar."Hadi koçum. Ver bir tavşan, iki tavşan tamam, ver üçüncüyü. Göster kendini be aslanım! Allah kahretsin, 9 da nereden çıktı?"Ertesi sabah saat 11.30!Cemil hâlâ makineyle konuşmaya devam ediyor. Gözleri kan çanağına döndü. Üstü başı buruşuk."Bana bak, bundan beteri olmaz artık. Bütün paralarımı yedin. Son iki yüz dolarım kaldı cebimde. Daha beteri olamaz artık."Hulki Cemil'in yanına gelir. Yüzünden düşen bin parçadır. Aynı çakmak gözler, çatlak bir ses:"Abi, ben çok fenayım abi! Tüm paramı verdim namussuza, hiçbir şey vermedi. Sen nasılsın?""Son kuruşuma indim be. Allah'ın cezası bir şey vermedi be!""Abi gel sen bırak şu işi. Gidip bir şeyler yiyelim o parayla. Sonra bir kuruşluklarla oynamaya başlayalım. Belki vururuz haaa?""Belki be abi, belki. Hadi gel!"Okuyucu mektubuTelsim, bu olayı aydınlatacaktır* Firmamız cep telefonu görüşmelerini daha ekonomik bir hale getirmek için yaklaşık 2 ay önce Telsimin Promobil Raketi'ne abone oldu. Her ay 120 dakika konuşup 49 milyon fatura ödeyecektik. Süre kalasa gelecek aya devredilecekti, iş yerimizin bodrum katanda olduğunu söyledik. Problem yok, gerekli teknik destek verilir dediler. Problemler yaşayınca iptal etmek istedik. O ayki borcu ödeyip ondan sonra iptal edebileceğimiz söylendi Ödedik ama bu sefer Öbür ayı ödememiz İstendi. Ödeyelim ama hakkımızı da kullanalım istedik. Bu defa hattımızı kapattıklarını, hakkımızın tamamen yandığını söylediler. Siz buna ne dersiniz Ayşe hanım? (Pınar Özelitez Akyüz)* Bir kere anlaşma yaparken böyle durumlar daha işin başında öngörülmelidir, Buna rağmen ben iletişim kopukluğu olduğunu sanıyorum. Telsim, müşterisini üzmek istemeyen bir firmadır. Bizi aradıklarında sizinle irtibatlandıracağız. Teşekkürler.
"Metin, biraz daha şarap doldurayım mı kadehine?""Ben iyiyim boş ver. İdare ediyorum. Ne düşünüyorum biliyor musun Ercan?""Ne?""Hatırlıyor musun, gençken ben bayağı çapkındım haaa! Haaa? Hatırlıyor musun?""Ben de fena sayılmazdım yahu. Mahallenin gözdeleriydik ikimiz de!""Ben geçerken kızlar pencere aralarından gözlerlerdi.""Nereden biliyorsun gözlediklerini?""Bir iki kere, birden başımı kaldırıp bakmıştım Kıymet ile Nimet'in pencerelerine, perdeler oynamıştı be!""Bana da perdeler oynardı ama oğlum acaba onlar mı bakıyordu, yoksa başkası mı?""Çok kız bana iyi davrandı gençliğimde Ercan. Kızları erken tanıdım diyebilirim yani!""Yanu hep beraberdik ya? Sen de ben de!""Şu patlıcan salatasından bir kaşık versene? Bak pilaki de güzel, ben de sana biraz vereyim. Uzat tabağını.""Kızlar hep hayallerimi süslerdi Metin. Onları düşünerek uyur, onları düşünerek uyanırdım valla!""Ben de aynen! Hele Rüksan'ı hatırlıyor musun, Rüksan'ı? Ne güzel kızdı o yahu!""Rüksan'a başlama yahu. Biz onunla çıktık biliyorsun.""Peki çıktığınız zaman ileri gittin miydi? Yani, işte bilirsin ya?""Ben diğer adamlar gibi cırt pırt anlatmam her şeyi Ercan. Hayallerinle yaşa sen. Anlatmam.""Evlendikten sonra erkeklik gitti elden galiba Metin?""Gitti tabii. Kalacak mı sandın?""Şimdi bizim iki küçük kız var ya? Edibe ile Hale?""Senin kızlar mı? Hani biri 17, diğeri 16.""Ne var biliyor musun? Erkekler yanlarına yaklaşsın istemiyorum. Çünkü biliyorum kafalarının içindekileri, anlıyor musun?""Anlıyorum tabii. Benim kız daha 14 ama aynı duygular içindeyim. Beni öldürüp öyle yaklaşabilirler kızıma.""Kızlar bilmiyor erkeklerin kafalarından geçenleri ama biz biliyoruz değil mi?""Derdimiz de ondandır be! Doldur şu şarap kadehimi Allah aşkına!"Okuyucu mektubuİş Bankası'ndan ikinci açıklama geldi!* Servis Yetkilisi Petek Sınav ve Müdür Yardımcısı Ömer Turhan;"Sayın Mehmet Çelebi'nin yıllık işlem masrafıyla İlgili sorusu içîn durum, uzmanlarımız tarafından hassasiyetle incelendi. 1993'ten beri yürürlükte olan uygulama çerçevesinde, "hesap bulundurma ücreti" adı altında, 3 aylık ya da 6 aylık periyodlarla müşterilerden masraf tahsil edilmektedir. Bilgilerinize..."* Petek Hanım ve Ömer Bey, sakın bana kızmayınız ama ben sizin yerinizde olsam, cevabı yukarıdaki şekilde iki satırda bildirirdim. Sizler sanırım pek de keyiflenerek, uzun uzun sayfalarca cevap yazmışsınız. Aslında bravo ve gerçekten teşekkürler ancak yer müsait olmadığı gibi sade vatandaşın anlayabileceği cümleleri kurmanızın mümkün olmadığını takdir etmekteyim. Bu bana göndermiş olduğunuz ikinci açıklamanız sanırım ve her ikisinde de sadeliği bulmakta oldukça zorlanıyorum. Durum anlaşılmıştır. Tekrar teşekkürler.
Seddülbahir Muhtarı Ahmet Bey'le dün buluşup uzun uzun dertleştik. Beni çok mutlu eden bir haber verdiler.24 Nisan Anzak Günü'nde Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Erkan Mumcu köyümüze gelerek Yahya Çavuş Mezarlığı'nı gezmişler. Bu esnada muhtarımız Ahmet Bey ile tanışmışlar. Bu beni çok mutlu etti çünkü bugüne kadar yöreye gelen vekil ve yetkililer genelde bir tek Çanakkale Şehitleri Abidesi'ne uğrar, oradan dönerlerdi. Oysa Erkan Bey, Seddülbahir'e uğramış ve muhtarımızla konuşup, dertleri dinlemiş. Dinlemekle kalmamış, ihtiyaç konusunda yanındaki yetkililere not tutturmuş. Konuyu ben birkaç kez bu köşede yazmıştım.Köyümüze gelen misafirler (bir hafta sonunda 182 otobüs dolusu halk), burada tuvalet sorunu yaşadığından ve milli park sınırlan içinde olduğumuzdan, yıllardır inşaat izni çıkmamış, vatandaş bu ihtiyaçlarını çok zor şartlarda giderme zorunda kalmıştı.Değerli muhtarımız Ahmet Bey'in sayısız müracaatlarına olumlu cevap verildiğinden, bu bahar 24 adet tuvaletin inşaasına izin verildi. Bayındırlık Bakanlığı Çanakkale İl Müdürlüğü'nün de onayladığı proje bizzat muhtarımız tarafından Ankara'da Müzeler Müdürü Sayın İlhal Kaymaz'a dosya halinde teslim edildi. İlhan Bey de nisan ayında dosyayı Sayın Erkan Mumcu'nun özel kalemine vermişler. Ancak bundan sonra ses çıkmamıştı. Muhtarımız Ankara'yı kaç kez aramasına rağmen dosya bulunamamıştı. Takdir edersiniz ki mevsim itibariyle okullar kapanmadan bu tuvaletlerin tamamlanması için herkes canla başla çalışmaktadır. Gerekli malzeme borçla alınmış, çalışan işçilere de ücretleri para gelir gelmez ödeneceği sözü verilmiştir, inanın işçiler gece gündüz çalışarak bu inşaat bitirme gayreti içindeler.Eminim yetkililer en kısa zamanda bu ödeneği gönderirler ve işler tamamlanarak halkımızın hizmetine sunulur.Çiftçi arkadaşlarla yaptığım konuşmalarda şunları da öğrendim: Çoğu köylü her geçen yıl yüzde 30 daha az toprağı işleyebiliyor. Mazot, gübre parası el yakıyor. Hükümet dönüm başına 13 milyon TL veriyor ya? Burada kendi toprağını başka çiftçiye işlemeye verip o parayı toplayan insanlar olunca şaşırıyoruz. Bu hak toprağı işleyenin midir, tapusu olanın mı? Buna bir açıklık getirilsin istiyorlar.Bu arada Kültür Bakanımız'a tekrar tekrar samimi ilgisi için, yöreyi ziyaret ettiği için, dertleri dinlediği için teşekkürü borç biliriz.Kendilerini değerli eşleriyle birlikte tekrar köyümüze beklediğimizi de sözlerimize ekliyoruz!Okuyucu mektubuRadyo-3 ve Radyo-4 dinleyicileri şikayetçi* TRT, Türk uydusunda dijital yayına geçti. Ama radyo yayınlarını dinlerseniz Radyo4'te sol taraftan Radyo3'ün sesini, Radyo3'te ise sağ taraftan Radyo4'ün sesini işitiyorsunuzi Deneme yayın süresi de çoktan sona erdi. Ancak hâlâ yayın bozukluğu devam ediyor. Kimse bu durumla ilgilenmiyor mu? Ses seviyeleri o kadar dengesiz ki, bir dinlesiniz şaşıp kalırsınız! Televizyonlara gelince, onlar da stereo değil! Dinleyebîlene aşk olsun! (Murat Uzaydın)* Okuyucum sayın Murat Uzaydın'ın şikayetlerine benzer bir çok şikayet daha var. Bu hassas konuyu yetkililerin dikkatine sunuyorum. Ve onlardan çok acele bîr açıklama bekliyorum. Teşekkürler!
Candan'ın sesini ve yorumlarını başından beri beğenirim. Her albümü bende vardır ve klasikleşmiş biçimde, tekrar tekrar dinlenir.Son çalışmasını almadan evvel basında çıkan olumsuz eleştirel yazılan okudum. Fransızcasını beğenmemişlerdi. Yani aksanını!Oysa Candan benim TV programıma defalarca katılmış, söylediği Fransızca parçalarla bu lisana ne kadar hakim olduğunu, bir Fransız'dan ayırt edilmesinin güçlüğünü bizlere kanıtlamıştı.Nasıl olmuş da böylesine tamamen Fransızca doldurduğu bu albümde aksan hatası yapmıştı?Aldım albümü, eve gelir gelmez dinlemeye başladım.Tek kelimeyle muhteşem. Harikulade. Hele aksanı! Yüz üzerinden yüz! Fransızca benim ikinci lisanımdır ama iyiyle kötüyü çok rahat ayırt ederim. Candan bir Fransız'dan daha Fransız söylüyor (Olabilir mi? Olmuş işte). "Lili Marlene" çok güzel. Zaten Almancası da çok iyi, biliyorum.Dinlerken gençliğimize döndük hemen! "Hier Encore" nerelere götürdü beni? O zamanlar İstanbul Radyosu vardı. Radyo jockey'imiz de yeri hâlâ doldurulamamış sevgili ve rahmetli Aykut Sporel! Her sabah işe giderken saat 08.15 ile 08.45 arası onu büyük bir zevkle dinlerdik.Candan, albümüne çok beğenilen klasik olmuş parçaları dahil etmiş. Jacques Brel'in "Ne Me Quitte Pas" yorumu değişik geldi. Sanatçı olarak istediğini deneyebilir, hakkıdır ama sanırım ben o parçada aslına sadık kalınmasını istedim.Sadece Candan Erçetin değil, kim bu parçayı yeni bir biçimde yorumladıysa kabul edemedim. "If You Go Away" dahil! Sağol Candan! Bence Fransa'da Fransızlara bir albüm doldurmalısın ve onlara da "Elbette"nin tadını tattırmalısın! Tebrikler, teşekkürler!Yolun açık olmaya devam etsin!Okuyucu mektubuOkul bitecek, bunun başka yolu yok!* Görme bozukluğu yaşamama rağmen, üniversitede kimya son sınıftayım. Ama artık dayanacak halim kalmadı. Herkesin 3 misli çalışmam gerekiyor. Bir kıza vuruldum. Bana îlgi göstermedi, Şimdi nişanlandı. Ben ise bir kızın elini bile tutamadım daha. Babamla aram bozuk, Annem arada kaldı. Okul tatile girince bîr inşaatta çalışmak için iş buldum. Eve gitmek istemiyorum, tcim bunalıyor, bana yol gösterir misiniz? (Mehmet Aslan)* Bir kere eğitim başarın için herkesten üç kez fazla tebrik ve alkışlarımı kabul et. Okul bitecek. Güneş nasıl doğudan doğuyorsa, okul bitecek. İlaç içer gibi, iğne yaptırır gibi de olsa okul bitecek Bunu böyle bilmelisin. Başka yolu olamaz! Kafanı kız arkadaşlara takmamaya gayret et, bitiyorum zor gelir ama bunu yapmalısın. Yazın iş bulmana sevindim. Babanla aran düzelir, anneciğini telefonla zaman zaman aramayı ihmal etme. Konuştuğun zaman, yaşamın hakkında ona detaylı bilgi ver. Kaçta kalkar, kaçta işe gider, ne iş yaparsın? Ne yer, ne içersin, kaç para kazanırsın? Bunun çok küçük de olsa ne kadarını biriktirirsin? Bunları bir bir anlat sevgili anneciğine. Okul açılmadan 10 gün evvel de evine git. Bak göreceksin babanla arandaki sorunlar nasıl da azalacak. Eve küçük de olsa bir hediye götürmeyi unutma. Sana hayran olmayacak genç bir bayan tanımıyorum. Mehmet! Hiç acele etme, yeter!
Yazmam gereken başka bir çok konu olmasına rağmen sizinle bazı duygularımı paylaşmak istiyorum. Haluk ve ben bir haftadan beri doğanın merkezinde yaşamaktayız. İstanbul'daki geç yatma, geç kalkmalar bitti. TV bitti, radyo bitti. İçimize her gün ve her gece ılık ılık yaşam enerjisi giriyor. Hepinizin uygulaması gereken bir antrakt bu!Gecen yaz bahsetmiştim. Bizim bahçede bir bölge var, taşlarını ayıklatsak da, toprağını çapalayıp elesek de, gübreli toprak karıştırsak da, dünyanın dört bir yanından getirdiğim tohumları, fideleri ekip Almanya'nın en mükemmel sıvı gübresiyle beslesek de bir türlü buralarda çiçek yetiştirme başarısını elde edemiyorum. Etsem bile zayıf, cılız bir kaç bir şey. Yani yüz ekiyorsam, üç bitiyor!Dün sabah erkenden, çayımı elime aldım, arası dolgu ve granit gibi sert taş malzemesiyle inşa edilmiş geniş patikadan koltuğuma yürürken baktım ve yerde ne gördüm biliyor musunuz? O kalın taşların arasındaki mikroskobik incelikteki bir çatlaktan süzülerek büyümüş, taşın tam kenarına sere serpe yerleşmiş bir papatya fidanı! Benimle alay edercesine kahkahalarla bir sağa bir sola hafif hafif serin rüzgarda eğilip kalkıyor! Güler misin? Ağlar mısın?Hani Vilmorin marka bilmem neler? Hani binbir çeşit gübre, elenmiş toprak, çapalama, sulama?..Dostlar bunun arkasında görünmeyen fiziki olmayan, dokunamayacağınız, elinizle hissedemeyeceğiniz bir güç var! Kimse bana itiraz etmesin! Daha derinlere girmek istemiyorum. Günlük har güre kapılıp takdirinizi esirgemeyin diye söylüyorum! Etrafım kanıtlarla dolup taşıyor!Papatyaya iyi sabahlar diledim ve denize bakmaya başladım. Güneş zaten önümde altın bir kulvar yapmış! Aaaa bir dakika... Şu önümde biraz ileride ne oluyor öyle? Altın pırıltılar artıyor inip çıkıyor? Bir telaş bir kalabalık. Balık kabarıyor! Aman şimdi kuşlar akın etmeye başladı o da ne dalıp küçük balıkları kapıp gidiyorlar! Eyvah ki evyah!Şimdi buna ne buyrulur? Bu balıkların bu kadar kıyıya akın etmesine sebep, zaten arkalarından ittiren büyük balıklar! Dur onlardan "Kaçalım!" derlerken zavallıcıklar kıyıya yaklaşıyorlar ve martı pençelerine teslim oluyorlar! Var mı böyle bir adaletsizlik? Hani nerede "Survival of the fittest" yani "güçlünün ayakta kalma" teorisi? Bu tamamen şansa kalmış bir durum. Kuş pençeleriyle dalarkan özel olarak bir balığı seçmiyor. "Rastgele" hesabı! Pençeye en güçlü de takılabilir en zayıf da!Buna şans, hele hele tesadüf demeye de sakın kalkmayın. Bence yaşamda hiçbir şey tesadüf veya şans değildir! Eeee peki neler oluyor gülüm? Sizin bilemeyeceğiniz, dokunamayacağınız, anlayacak beyin yapısına sahip olmadığınız sorulan sormamayı öğrenin!Doğanın tam göbeği mi, yoksa ilmin derinliği mi Allah'a daha yakın? Karar vermek zor. Bizlerden de beklenmiyor. Üzümünü ye bağını sorma misali! Okullar biter bitmez hepinizin bir biçimde doğaya karışıp kaybolmanızı tavsiye ediyorum!Dikkat... Dikkat...İşte dinlenmeniz için nezih bir mekan!Çok soran olduğu îçin Seddülbahir köyündeki ABİDE Motel'in telefonunu tekrar veriyorum. (0286) 862 00 10. Yaz sezonu başladı. Burası İstanbul'a sadece ve sadece dört saat mesafede. Disko yok, şatafat yok. Bohem ama nezih ve zevkli. Balık avlamayı sevenlere ve yüzme meraklılarına duyurulur. Ayrıca, küçük çocuğu ve yaşlısı olan aileler için de tavsiye edilir! A.Ö.
Yıllar önce ABD Başkanı Ronald Reagan'ın eşi Nancy Reagan, Amerikan gençliği arasında salgın uyuşturucu kullanımını önlemek için yoğun bir kampanya başlatmıştı. TV, radyo anonsları, billboard ilanları, gazetelerde beyanatlar... İçerikler uyuşturucunun zararlarını sıralayıp dururdu. Bu salgının önüne geçilebildi mi? Hayır! Niçin?Çünkü derdin kökü çok derinlerdeydi ve bu tür kampanyalar sadece kansere yara bandı takmaktan öteye gidemedi.Türkiye'de aynı biçimde ele alınmaya çalışılan dertlerden birisi de trafik canavarları ve onların meydana getirdiği telafisi mümkün olmayan yaralar. Özellikle Ercan Arıklı'nın ölümüne sebep olan trafik kazasından sonra herkes bu konuya odaklandı ve aklına geleni söylüyor."Bu bir hayvanlıktır!" diyenlere cevabım şöyle olacak: "Hayır! Hayvanlar böyle şeyler yapmazlar." Dıştan basit görünen ama aslında çok karmaşık gelişmeleri kapsayan süreçler sonucu, direksiyon başına geçen insanlar, bu tür kazalara çok kolaylıkla sebep olabilmekteler. Bu konunun tahsille de pek alakası yoktur. Çünkü istatistikler bize göstermektedir ki, yüksek eğitim almış kişiler bile lüzumsuz, dikkatsiz hareketleri yapabilmekteler. Aynı üniversite mezunu kişilerin yolda giderken boş sigara paketlerini, cola tenekelerini otomobil camından dışarı fütursuzca fırlatmaları gibi...Yapılacak şey, şehir içinde ve şehirlerarası yollarda radarla trafik kontrolünü çok ama çok sıklaştırmaktır. Yakalananın canı fena bir şekilde acımalıdır.Geçenlerde bir arkadaşım şehirlerarası yolda 116 kilometre hız yaparken radara yakalandığında tam 64 milyon, arkasından 130'la gelen Yunanlı bir turist ise 196 milyon TL ceza ödemiş. Arkadaşıma sordum: "Acıttı mı?" Cevabı şu oldu: "Hem de çok acıttı!" Demek ki doğru yoldayız. Bence bunlar yeteri derece yüksektir.Aynı kontrol mekanizması şehir içinde derhal kurulmalıdır. Ancak şehir içinde uygulanacak cezalar daha da ağır olmalıdır. Otobüs, minibüs ve taksi şoförlerinin bizzat kendi ceplerinden ödeme yapmaları sağlanmalıdır. Bu da dernekleriyle anlaşarak yapılabilinir.Yaşı 22'nin altında olup sürat yapanlara hafta sonu trafik dersleri devamlılığı uygulanmalıdır. Kaçıp devam etmek istemeyenler hapisle cezalandırılmalıdır. Bütün bunlara rağmen trafik canavarı sorunumuz halledilir mi? Hayır! Ruhtaki tanımlaması zor kaynamanın geçmesi için ceza görmüş iki-üç jenerasyonun geçip gitmesi gerekir.Dikkat... Dikkat...Osmanlı Çileği Kültür FestivaliKatılmanızı önereceğim bir etkinlik olan "Uluslararası Osmanlı Çileği Kültür Festivali" Karadeniz Ereğlisi'nde dün başladı, yarın sona eriyor. Seda Sayan ve özcan Deniz gibi iki ünlü sanatçının festivale katılması ise etkinliklere ayrı bir renk katacak Bunları, çevre halkını uyarmak için yazıyorum. Gerçekten bu yılki etkinlikler hem çok çeşitli, hem çok kapsamlı hem de çok eğlenceli geçecek. Kaçırmamanızı tavsiye ederim.Dikkat... Dikkat...Afiyet olsun!Yolu, Eceabat'dan Çanakkale'ye geçenlere Eceabat'daki MAYDOS restorana uğramalarını tavsiye ediyor burada taze balık ürünlerinin yanında olağanüstü dereotlu iç bakla yemelerini öneriyorum. A. Ö.
Ekselansları, ülkenizin hükümet yetkilileri ve halkından, bizim Meclis Başkanımız adına özür dilemek isterim. Konu kendilerinin Japonya'da ifade ettikleri yersiz, yakışıksız, bir temennidir.Ekselansları, Türk halkının Bülent beyden başka hiçbir ama hiçbir ferdi, Japon halkının 1600 yıllık dini inançlarını bırakıp, Müslümanlığa geçmesini dilemiyor, düşünmüyor; bunu aklının ucundan bile geçirmediği gibi geçirebilecek birisini de son derece ama son derece yadırgıyor. Bu gerçeği tüm Japon halkının duymasını ve bilmesini isteriz.Ne kadar zarif, düşünceli ve nazik karakterde bir halka sahip olduğunuzu tüm dünya bilmektedir. Bir fikri ifade etmeden önce birkaç kez düşündükten sonra dilinizden döktüğünüzü de biliyoruz. Biz Türkler de genelde öyleyizdir. Takdir edersiniz ki hiç arzu etmememize rağmen arada bir beklenmedik biçimde böyle çok utandırıcı bir durumu yaratanlar olabiliyor. Bizim Meclis Başkanımız Bülent beyin böyle bir cümle sarf edeceğini hayal bile etmemiştik. Şaşkın ve üzgünüz.Ben California'da otururken bir sabah kapıma genç bir bayanla bey gelmişlerdi. Bana İsa'yı tanıtmak ve Hıristiyanlık dinini anlatmak istediklerini belirttiklerinde, benim çok bağlı olduğum bir dinimin bulunduğunu söylememe rağmen ricalarını kıramadım ve bahçede onları dinledim.İnanır mısınız? 10 dakika sonra kendilerini susturdum ve şöyle dedim: "Siz bana şuna benzer bir şeyler söylemeye çalışıyorsunuz. 'Sizin Ali, Canan ve Ahmet diye üç çocuğunuz var. Ama onlar aslında sizin değil.' Bu söylemeye çalıştıklarınızı ben böylesine güçlü ve yanlış olarak algılıyorum. Ateist kişilere hitap edebilirsiniz ama bana, asla! İyi günler çocuklar!"İnanın bu konuda bir daha da kapım çalınmadı.Ben de zaten bu olayı, onların tecrübesizliklerine ve düşüncesizliklerine bağladım, içinizde böyle bir duyguya kapılmış olanlarınız varsa, sizlerden tekrar tekrar özür diliyorum.Bizim Meclis Başkanımızın vazifeleri (job description) arasında İslam dinini yaymak gibi bir faaliyet yoktur. Çok üzgünüz!İşin daha endişe verici boyutu nedir bilir misiniz? Türk halkını temsil eden bu kişinin benzer bir hatayı başka bir ülkede tekrarlamayacağı garantimiz mevcut değildir. Saygılarımla.Ayşe ÖzgünSon Dakika: Sayın Bülent Arınç konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Japonlan İslamiyet'e çağırmam, böyle bir şey konuşmam mümkün değildir" dedi. Bunu duyduğumuza çok sevindik.Okuyucu mektubuBakarsın şansın bir anda açılıverir* Ben Eğitim Fakültesi Fransızca öğretmenliğini 2 yıl önce bitirdim ve o zamandan beri hâlâ onun bunun eline bakıyorum. Fabrikada bile iş bulamadım. Beni Afganistan'a göndersinler. Oranın vatandaşı olmak istiyorum. (Oğuz Dağ)* Ukalalık yapmak istemem ama Oğuz, ben senin yerinde olsam bu mesajı başka türlü çekerdim. "Fransızca lisanım var (Başka ne becerilerin varsa sıralamalıydın). Şu semtte oturuyorum, irtibat için telefon numaram şu..." Ne tür işlerde çalışmak İstersin. Hangi saatler arasında çalışmak istersin.İlk başında gönüllü olarak bile çalışabilir misin? Bu çok kısa ve öz bilgileri okuyan bir işveren belki sana bir teklifte bulunabilirdi. Afganistan'ın dertlerine dert mi katmak istiyorsun oğlum?Sen aramızda kal. Şansın bir anda açılıverir bakarsın.
Roberi Kolej ve sonra Lausanne'da tahsilini tamamlayan Ercan Arıklı, Türk medyasına dünya çapında hizmet vermiş bir kişiydi.Alın Ercan'ı, yerleştirin Reet Street'de önemli bir yayının en önemli pozisyonuna, işler hiç aksamadan, üstelik gelişerek devam ederdi.Su gibi iki lisan konuşan, dünya basınını çok yakından izleyen, gelişmelerin nabzını tutan, standartlarını her zaman en yükseklerde tutan, çok değerli, verimli, en önemlisi yaratıcı bir ruhtu Ercan Arıklı.Çok yakın geçmişte rahmetli olan dostum Ali Pasiner'in hem Robert'den hem de Lausanne'dan arkadaşı olduğu için Ercan'la yaşadıkları olağanüstü gençlik maceralarını her dinlediğimde yaşamlarına gıpta etmişimdir.1966'dan itibaren Türk medya dünyasına hizmet etmeye başlayan Ercan, bu alemde ilklere imza atmanın şerefini yaşamış bir kişi.Gençler bilmezler ama bugün ellerine alıp okudukları, dünya standardındaki tüm dergilerin (ki bence büyük bir çoğunluğu dünya standardını da geçmiştir) bu seviyeye gelmesinde Ercan Arıklı'nın rolü çok büyüktür.Dünya basınını avcunun içi gibi takip edebildiği içindir ki Ercan her yeniliği, her gelişmeyi, yepyeni yaklaşım tarzlarını, o güne kadar denenmemiş kulvarları Türk kamuoyuna sunmayı başardı.Türk halkı da o olağanüstü farklı, beklenmedik esneklik ve ayak uyumuyla tüm bu yenilikleri kucakladı, sevdi, alkışladı.Standartların yükselmesinde bu iki önemli unsurun altını çizmek isterim. Ercan Arıklı'nın boşalttığı yenilik şuruplarını Türk halkı da güzel fincanlarla toplamasını bildi, ikisi arasında oluşan muhteşem bir senfoniydi bu.Bana göre Ercan Arıklı, dolu dolu bir yaşam sürdü. Acıların en acısını, mutlulukların da en keyiflilerini yaşadı.Yakışıklı, zarif, esprili, her zaman sade bir şıklık içinde girdiği her ortamı etkileyen bir kişilikteydi. Onu yeni tanıyan birisi, "Aaaa, ne kadar olumlu, pozitif, hayata neşeyle bakan bir adam. Bunun hiç mi üzüntüsü olmaz? Hiç mi kalbi sızlamaz?" diye sorabilirdi.Sayın Ercan Arıklı'nın gözyaşlarını kimin omzunda döktüğünü bilmem.Ancak, topluma ve çevresindekilere karşı her zaman esprili, güleryüzle bakan, olumlu yaklaşımlarıyla herkesi mutluluğa yönlendiren, ender kişiliklerden birisiydi.Güle güle güzel insan!Okuyucu mektubuTürkiye'nin dış internet hattı kopuk!* Şu anda ülke ekonomisine zarar vermekte olan bir konuya değinmek istiyorum. Cezayir depremi nedeniyle Türkiye'nin dış internet hattının önemli bir kısmı kopmuş durumda. Bu durumu www.trgamer.com adlı sitede çok güzel açıklamışlar. Peki bu nasıl bir zarar getiriyor? Ev bağlantılarını bırakalım, büyüklü küçüklü tüm şirketlerin işleri aksıyor! Telekom'un bu hattı yaptırması için duaya mı çıkmamız gerek? (Bir öğrenci)* Çok daha uzun mesajınızı kısaltarak köşemize alıyoruz. Konunun çok önemli olduğu muhakkak. Telekom yetkililerinden en kısa zamanda bîr açıklama bekliyoruz. Dikkatimizi çektiğiniz için de size teşekkür ediyoruz!