Yazmam gereken başka bir çok konu olmasına rağmen sizinle bazı duygularımı paylaşmak istiyorum. Haluk ve ben bir haftadan beri doğanın merkezinde yaşamaktayız. İstanbul'daki geç yatma, geç kalkmalar bitti. TV bitti, radyo bitti. İçimize her gün ve her gece ılık ılık yaşam enerjisi giriyor. Hepinizin uygulaması gereken bir antrakt bu!
Gecen yaz bahsetmiştim. Bizim bahçede bir bölge var, taşlarını ayıklatsak da, toprağını çapalayıp elesek de, gübreli toprak karıştırsak da, dünyanın dört bir yanından getirdiğim tohumları, fideleri ekip Almanya'nın en mükemmel sıvı gübresiyle beslesek de bir türlü buralarda çiçek yetiştirme başarısını elde edemiyorum. Etsem bile zayıf, cılız bir kaç bir şey. Yani yüz ekiyorsam, üç bitiyor!
Dün sabah erkenden, çayımı elime aldım, arası dolgu ve granit gibi sert taş malzemesiyle inşa edilmiş geniş patikadan koltuğuma yürürken baktım ve yerde ne gördüm biliyor musunuz? O kalın taşların arasındaki mikroskobik incelikteki bir çatlaktan süzülerek büyümüş, taşın tam kenarına sere serpe yerleşmiş bir papatya fidanı! Benimle alay edercesine kahkahalarla bir sağa bir sola hafif hafif serin rüzgarda eğilip kalkıyor! Güler misin? Ağlar mısın?
Hani Vilmorin marka bilmem neler? Hani binbir çeşit gübre, elenmiş toprak, çapalama, sulama?..
Dostlar bunun arkasında görünmeyen fiziki olmayan, dokunamayacağınız, elinizle hissedemeyeceğiniz bir güç var! Kimse bana itiraz etmesin! Daha derinlere girmek istemiyorum. Günlük har güre kapılıp takdirinizi esirgemeyin diye söylüyorum! Etrafım kanıtlarla dolup taşıyor!
Papatyaya iyi sabahlar diledim ve denize bakmaya başladım. Güneş zaten önümde altın bir kulvar yapmış! Aaaa bir dakika... Şu önümde biraz ileride ne oluyor öyle? Altın pırıltılar artıyor inip çıkıyor? Bir telaş bir kalabalık. Balık kabarıyor! Aman şimdi kuşlar akın etmeye başladı o da ne dalıp küçük balıkları kapıp gidiyorlar! Eyvah ki evyah!
Şimdi buna ne buyrulur? Bu balıkların bu kadar kıyıya akın etmesine sebep, zaten arkalarından ittiren büyük balıklar! Dur onlardan "Kaçalım!" derlerken zavallıcıklar kıyıya yaklaşıyorlar ve martı pençelerine teslim oluyorlar! Var mı böyle bir adaletsizlik? Hani nerede "Survival of the fittest" yani "güçlünün ayakta kalma" teorisi? Bu tamamen şansa kalmış bir durum. Kuş pençeleriyle dalarkan özel olarak bir balığı seçmiyor. "Rastgele" hesabı! Pençeye en güçlü de takılabilir en zayıf da!
Buna şans, hele hele tesadüf demeye de sakın kalkmayın. Bence yaşamda hiçbir şey tesadüf veya şans değildir! Eeee peki neler oluyor gülüm? Sizin bilemeyeceğiniz, dokunamayacağınız, anlayacak beyin yapısına sahip olmadığınız sorulan sormamayı öğrenin!
Doğanın tam göbeği mi, yoksa ilmin derinliği mi Allah'a daha yakın? Karar vermek zor. Bizlerden de beklenmiyor. Üzümünü ye bağını sorma misali! Okullar biter bitmez hepinizin bir biçimde doğaya karışıp kaybolmanızı tavsiye ediyorum!
Dikkat... Dikkat...
İşte dinlenmeniz için nezih bir mekan!
Çok soran olduğu îçin Seddülbahir köyündeki ABİDE Motel'in telefonunu tekrar veriyorum. (0286) 862 00 10. Yaz sezonu başladı. Burası İstanbul'a sadece ve sadece dört saat mesafede. Disko yok, şatafat yok. Bohem ama nezih ve zevkli. Balık avlamayı sevenlere ve yüzme meraklılarına duyurulur. Ayrıca, küçük çocuğu ve yaşlısı olan aileler için de tavsiye edilir! A.Ö.
Üzümünü ye bağını sorma
Yazmam gereken başka bir çok konu olmasına rağmen sizinle bazı duygularımı paylaşmak istiyorum. Haluk ve ben bir haftadan beri doğanın merkezinde yaşamaktayız ...
Haberin Devamı

