Önce şaka bir haber zannettim. Ama CHP Mardin Milletvekili Muharrem Doğan'ın yaptığı, Naomi tablosunu güzel mankene takdim ediş resimlerini görünce, "Pes doğrusu, haber doğruymuş" dedim. Neresinden başlasak? Derdimizi kimlere anlatsak? Bence, o resim Naomi'nin resmi değil. Güneşte çok yanmış, bronzlaşmış, sapsarışın bir hanımın kumsalda oturmuş mayolu görüntüsü. "Nü... Resim nü" diye yaygara koparılıyor. Yani "çıplak" deniyor ama ben bikini gördüm. Belki de resim siyah beyazdı, anlaşılmıyor. Bırakın Naomi'yi bir tarafa, resim tıpkı Ahu Tuğba'ya benziyor! Bir tek Ahu denize girerken ve güneşlenirken boynuna böylesine birkaç kolye, kollarına da bilezikler takar. Saçını da arkalara aslan yelesi gibi bir tek Ahu atar! Şimdi sayın CHP milletvekili kameraları çağırıyorlar, nü bir tablo da söz konusu. Mardin'i dünya haritasına yerleştireceğiz diye de kutsal bir gerekçe uydurulmuş. Tabii medya geliyor. Hiç şüphesiz Naomi'nin menajeri de etkili ve bilgili Türk danışmanlarca ikna edilmiş (yıllardır dünya basınını izliyorum ve bence zaten o menajer, Naomi'yi her yere sürüklüyor). Muharrem Bey'in bu ilgi odağı altında, mesajını vermesi kalıyor."Kendim boyadığım bu resmi Mardin halkı adına Naomi'ye hediye ediyorum." Buyrunuz! Acaba soruldu mu Mardin halkına? Devam ediyor CHP milletvekili: "Mardin'in tarihi ve kültür zenginliğini dünya ölçeğinde tanıtmak için UNESCO nezdinde... " Tam buralarda bir yerde bende ipler kopuyor sevgili okuyucular! Standartlar yerlerde geziyor! "Amaaaan, boşver! Muharrem Bey Mardin'in reklamını yapıyor işte" diyenleriniz olabilir. Bence Mardin dışında birilerinin reklamı yapılıyor!'Fahri hemşerimiz olun'Medya yoğunluklu bu tarihi fırsatı fitilinin dibine kadar değerlendirecek ya Muharrem Bey? Devam ediyor cümlesine: "... UNESCO nezdinde fahri hemşerimiz olmanızı istiyoruz!" Gelin de Aziz Nesin'i rahmetle anmayın şimdi! Ne cevap versin kız? "Memnuniyetle kabul ediyorum. Mesleğimin dışında UNESCO gibi bir kuruluş nezdinde görev önerdiğiniz için (yani UNESCO görevlerini genellikle Muharrem Bey önerirmiş gibi) kabul ediyorum!" Bu takdimi müteakiben Naomi'den çok ciddi bir soru geliyor: "Mardin'e gelmek için özel uçak tutmana gerek var mı?" El cevap: "Gerek yok! Sizi en iyi şekilde ağırlarız. Yeterki siz Mardin'e bir kız öğrenci yurdu ya da okul yaptırın." Bendeniz yerin dibindeyim! Yüzüm utançtan kıpkırmızı! Naomi gittikten sonra menajeri aramış: "Mardin'de 5 yıldızlı otel var mı?" Muharrem Bey de demiş ki: "Kendisini tarihi konakta ağırlayacağım." Şimdi bizler bu tarihi konaklarımıza alışığız. En nihayetinde bizler, "Yurdum insanıyız" ama İstanbul'da kaldığı otelde binbir kaprisine uygun oda hazırlattırmazlarsa gelmeyeceğini belirten, hatta medyanın anormal ilgisi karşısında hava limanında "Geri dönerim bak" tehditlerini savuran Naomi, Mardin'deki tarihi konakta ne yapacak, merak ediyorum.Muharrem Bey'in eşleri Seyhan Hanım da eşini kıskandığını ama bu işlerin Mardin için yapıldığını bildiğinden, yıllardır süren birlikteliklerine güvendiklerini söylemişler. İşte bu bilgiyi alınca rahatladım. Muharrem Bey bir de çengi gibi bir Türkan Şoray, bir de erkeğe benzeyen Mona Lisa tabloları yapmış! Görmeniz gerek! Kimbilir daha ne eserleri var? Memlekette sorunlar alev alev etrafı sarmışken bu tabloları yapmaya nasıl vakit buluyor, hayret ediyorum. Ey koca tarihi Mardin! Sen kimlerin reklamı için nelere katlanıyorsun? Derin üzüntünü anlıyoruz ve katılıyoruz.
Ben bisiklete binerken müzik dinliyorum. Bu kez walkman'ime Tarkan'ın öpüşlü parçasının albümünü taktım. Hani, "Yakalarsam, mucuk mucuk!!!"Albüm çıktığından beri koleksiyonumdaydı fakat inanır mısınız, tümüyle ilk kez dinledim! Özür dilerim Tarkan!Dinledikçe sevdim albümü. Bazı parçalarda tüm yüreğini ve duygularını yatırmış masaya. İşte o zaman bu arkadaşlarımın işlerinin ne kadar zor olduğunu anladım.Düşününüz, bir albüm çıkarıyorsunuz, şöhreti dünyayı sarıyor, büyük kitleler size çeşitli nedenlerle bağlanıyorlar. Şarkı ve yorumunuz, ilk olarak dikkat çekmek için gerekiyor. Dikkatler çekildi mi hayranlarınız ya gözlerinize vuruluyor, ya giydiklerinize, ya saç biçiminize. Birçok neden olabilir ama artık hayranlarınız var ve hepsi size erişmek, konuşmak, el tutmak için can atıyor.Siz ise bu başarıyı takiben, bir başarı daha yakalamak zorundasınız. Gelecek albümünüz çıktığı zaman, soluk soluğa bekleyen hayranlarınız, bu defa yepyeni bir albüm ve yeni bir parçayla sizi kucaklamayı hayal ediyorlar.Onları sukutu hayale uğratmamanız lazım. Bu iş çok zor arkadaşlar. Allah tüm sanatçılara kolaylık versin.Sakın haaa, moralinizi bozmayın. Sanatçıların, normal insanlardan daha hassas, daha kırılgan ve daha alıngan bir ruh yapılan olabilir. Hatta olmalıdır! Yaratıcılık bunu gerektirir.Tarkan'ın şimdi ismini hatırlamadığım bir parçası hoşuma gitti. Son defa beraber olan iki sevgili hakkında. Diyor ki Tarkan: "Geriye sayım başladı, artık çok yakında ayrılmamız gerek. Gel kır şu zincirleri, kapat gözlerini, uçalım göklere..."Yani hatınmda kaldığıyla yazıyorum, eminim daha hoş kelimelendirmiştir Tarkan ama gerçekten parçada telaş, endişe, sabırsızlık bir arada. Oysa bu parça listelere giremedi sanınm. Arada kaynamış gitmiş. Yazık bence.Şunu söylemek istiyorum. Bugün bisikletime binerken, Tarkan'ın albümünü dinledim ve saatin nasıl geçtiğini fark etmedim bile. Her kelimeyi ve cümleyi anladım. Hiç sıkılmadım. Kendisine teşekkür ederim.Bu arada hepimizin bildiği gibi Tarkan'ın yeni albümü "Dudu", yakında piyasaya çıkıyor. Eğer Tarkan'ın yeni albümü için endişeleri varsa ona bu endişelerini çöpe atmasını ve hayranlarına dolu dizgin koşarak yoluna devam etmesini tavsiye ederim.Okuyucu mektubuKesme çiçek işçileri mağdur olmasınİzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Osman Öğmen* Çevremizde 100 bin kadar aile taze kesme çiçek kesiminde çalışmaktadır. 2002 yılında 70 milyon adet kesme çiçek ihraç ederek ülke ekonomisine 5 trilyon lira kazandırdık. Kapasitelerimiz artmak zorunda. Potansiyel fazla. Ancak çiçek geleneğinin bulunduğubirçok durumda artık "vakıflara bağış" adı altında para toplanıyor ve çalışanlar mağdur durumda kalıyor. Bir kuruma bağış yapmak, çiçek göndermenin alternatifi olmaz. Lütfen sesimizi duyurun.* Duyururuz efendim. Geçen yıl gittiğim Kuzey İtalya sahil şeridinde rastladığım seralar hakkında bilgi istediğimde, "Buralarda taze çiçek yetiştirilir" cevabını alınca, "Herhalde bunlar tüm AB'ye çiçek temin ediyor" dîye düşünmüştüm. Oysa hiç de öyle değilmiş. Bu kadar çok sera olmasına rağmen mahsul sadece kuzey İtalya'nın kasaba ve köylerine yetiyormuş, Buyrunuz! Hem bağış yapıp, hem de çiçek alabileceğimiz günlerin yakın olmasını diliyoruz.
Geçen akşam NTV'de, "Gölge Kabine" programında Sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül'ü ancak ikinci reklam arasına kadar izleyebildim. Sonra televizyonu kapattım ve gökyüzündeki parlak yıldızları izlemek için bahçeye çıktım. Konu, Tahran'daki Müslüman ülke dışişleri bakanlanna yaptığı eğitici ve öğretici konuşmayla ilgiliydi.Sayın Abdullah Gül, bir yarışmada sanki en iyi mamule sahip en mükemmel ürünü üretmiş veya kargaşayı çözebilmiş tek Müslüman ülkenin temsilcisi olarak orada bulunmuş ve diğer ülkelere bunun formülünü öğretebilecek yegâne dışişleri temsilcisi gibi gururlanarak kendinden emin, içi kabarmış olarak o kürsüye çıkıp konuşmuş.Gelişmenin yollarıBu belli. Haklıdır da! Ancak yaklaşımında derin boşluklar gördüm. Bunu sizlere de açıklayayım.Yerlerinde ben olsaydım, konuya nasıl girerdim. Sayın Gül'den farklı bir şeyler söyler miydim diye düşündüm. Evet, söylerdim. Ve ikinci reklam arasına kadar Sayın Gül bu konuya dokunmadığı için sanırım televizyonu kapatıp dışarı çıktım."Sayın Dışişleri Bakanları,Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin temsil edildiği bu toplantıda aranızda laik ve demokratik bir cumhuriyeti bir tek ben temsil ettiğim için sizlere bu gelişmenin yollarını, tuzaklarını, çıkış noktalarını ve sağlam bir biçimde ilerleme hatlarını anlatmak isterim.Türkiye Cumhuriyeti'nin belki de en önemli trampleni, oluşum ve çıkış noktalarıdır. Burada Türk tarihi, Mustafa Kemal Atatürk gibi çok ileri görüşlü, halkına her şeyden daha bağlı, fedakâr, zeki, cesur ve olağanüstü vizyonlu bir dahi ile karşılaşma fırsatını yakalamıştır. Bu dahi, tarihin o noktasında en doğruyu görüp, en sabırlı biçimde halka sarılıp, onlan organize edip, kongreler sayesinde büyük adımlar atıp Türkleri teşvik etmeseydi, bugün ne ben burada karşınızda olurdum, ne de 70 milyonluk halkım.Ülkemiz bölünmüş, paylaşılmış ve başkaları tarafından işgal edilmiş olurdu ve annemle babam da tanışıp evlenmemiş, ben ve kardeşlerim doğmamış olurduk! Varlığımı Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına borçlu olduğumu itiraf etmek isterim.Henüz demokrasi ve cumhuriyetle idare edilmeyen Müslüman ülkelerin bu sisteme geçmeleri gerekliliğini belirtirken Atatürk gibi bir şansı başta yakalama imkânlarının şart olduğunu da vurgulamak isterim. Çünkü halkın inandığı bir liderle başarılamayacak hiçbir değişim yoktur.Dolayısıyla hepinizin ve hükümet yetkililerinizin Lord Kinross'un kaleme aldığı "Atatürk" kitabını evvelemirde okumanızı ve örnek almanızı öneririm.Bu yolun formülü orada açıkça verilmiştir. Türkiye'yi, pardon Amerika'yı ikinci kere keşfetmeye gerek yoktur!"Haklıya hakkını verGeçen akşam ikinci reklam arasına kadar Sayın Abdullah Gül'ün dilinden bu büyük adama ve silah arkadaşlarına değinen bir tek, bir tek kelime duymadım. Bu neye benziyor bilir misiniz? Ulu bir çınar ağacına bakıp bakıp, dallarını, yapraklarını övüp övüp, gölgesinde oturup oturup, yaradana şükretmemek gibi bir şey. Haklıya hakkını teslim et, sonra gururla tüylerini kabart. Sana o yücelmeyi sağlayanları unutma! Unuttuğun zaman ben ve benim gibiler çok ama çok üzülüyoruz.
Los Angeles'da oturan Vedat Aslay'dan aldığım bir bilgiyi sizlerle paylaşmak isterim. 19 Haziran'da New York'ta İsrail bonolarının satışa çıkmasını (16/6) takiben Maliye Bakanı Benjamin Netanyahu, İsrail devleti için serbest piyasa hayallerini Harmonie Kulüp'te Amerikalı işadamlarına ve basın mensuplarına açıklamış."İsrail'in antika bir sosyalist ülke çatısı altından kurtularak yüksek teknolojiyle donatılmış örnek bir kapitalist ekonomiye dönüşmesi için dünyanın en hızlı liberalleşen ekonomisini yaratmak niyetinde olduğumu bilmenizi isterim" diyen Netanyahu, İsrail'i dünyanın ilk 5 dev ülkesi arasına sokmak istediklerini belirterek hayallerini paylaşmaya devam etmiş:"Şiddet ve huzursuzluk ülkemizde hüküm sürmektedir. Bunun neticesi turizm gelirlerimiz çok azalmıştır. Ancak Sharon hükümetinin istikrarlı çalışmaları neticesinde her şeye rağmen çok iyi bir yoldayız. El Al havayollarımız dahil her şeyi özelleştiriyoruz. Erken emeklilik yasası çıkarıyoruz. İş yerlerinde tensikata gidilirken yeni iş yerleri durmadan açılıyor. Aleyhimize olan tüm akıntıları lehimize çeviriyoruz.Bono satışlarımızdan 500 milyon dolar beklerken 2 milyar dolarlık satış gerçekleşti. Neden? 10 yıllık bonolarımızın getirişi yüzde 4,73'dür. Bu, Amerikan getirilerinden 153 base point daha yüksektir."Bu sözleri duyan yatırımcıların derhal bu pastadan kısmetlerini almak için koşturduklarını anlıyoruz.Son sözlerine bakar mısınız?"İsrail'e yardım etmenizi istiyorum. Kendinize yardım etmenizi istiyorum. Gelin ve para kazanın."Ben de sevgili okuyucular aynı biçimde kendine güvenen, Türk halkına güvenen, hayallerini yüksek tutan, sular seller gibi konuşan, gerçek bir lider istiyorum.Bakınız bu bonoları kimler almışlar? 200'ün üzerinde banka, sigorta şirketleri, emeklilik kurumları ve kurumsal yatırımcılar.Hepsi Amerikalı mı? Hiç de değil! Asya'dan Avrupa'ya kadar herkes almış. Bir de kimler almış biliyor musunuz?Basra Körfezi'ndeki Müslüman yatırımcıların bulunduğu Dubai şirketleri. İsrail Maliye Bakanı Netanyahu'nün sözlerinin arasından öğreniyoruz ki, 500 milyon beklerken 2 milyar dolar patlaması yaşanınca borç almayı planladıktan 750 milyon dolan istemekten de vazgeçmişler.Dikkat... Dikkat...Uyardığınız için teşekkürler* Aygaz'dan bir servis elemanı evime gelip tüpümü kontrol etti. Kendinden emîn bir hali vardı. Baktı, etti. "Yok bunda bir şey" dedi ve çıktı gitti. Ama hâlâ bir gaz kokusu var. Hayat benim ülkemde gerçekten çok ucuz. (Reyhan Kurnaz / KONYA)* Ülkemizin en ciddi müesselerinden birisi de hiç kuşkusuz Aygaz'dır. Bir elemanı en ufak hata bile yapsa derhal düzeltilir. Aygaz'ın sizinle irtibata geçmek isteyeceğinden eminim (rkurnaz1@ttnetnet.tr). Dikkat çekip uyardığınız için teşekkürler.Dikkat... Dikkat...BekliyoruzGeçenlerde Eceabat'daki esnaf arkadaşların İş Bankası Eceabat Şubesi'nin kapatılmaması için ricalarını köşemizde belirtmiştim. Arkadaşlar her gün arıyorlar, "Ayşe Hanım! İyi haber var mı?" diye. Sabırla bekliyoruz. Yakında haber verirler inşallah!
Geçtiğimiz hafta sonu gelen konuklarımız arasında bir de Amerikalı vardı. Şansa bakınız ki, pazar akşamı da köydeki bir dostumun torunu nişanlanıyordu."Haydi bakalım hemen hazırlanın, nişana gidiyoruz" dedim.Müzik sesleri taa uzaklardan duyulmaya başladı. Tüm köy halkı toplanmıştı. Dallara renkli ışıklar asılmış, sandalyeler ay şeklinde sıra sıra dizilmiş, oturanların el çırparak eşlik ettikleri orta meydanda oyunlar gırla gidiyordu. Tempolu bir org tüm hızıyla çalarken solist bey güzel bir sesle çığırıyordu..."Pıtı pıtı pıtı pıtı çekirge...Hoplaya zıplaya çekirge!"Bahçeye girer girmez tanıdıklar koştular ve öpüştük. Vahide Hanım ve Sevgi'yi de yanımıza alıp en önde ortaya kurulduk. Nasıl kahkaha? Nasıl keyif? Ne güzel oyun oynamalar? Seddülbahirli hanımların şıklığı! Yabancı ahbabımız şaşırdı kaldı. Bir köy eğlencesine ilk kez gidiyormuş. Hemen ellerini çırpıp, tempo tutmaya başladı.Gelin, mor muare iki parçalı bir kıyafet giymişti. Omuzlarından iki ince askıyla tutturulmuş üst tarafıyla dar eteği arasında kalan beli, nişanlısıyla oynarken hafif hafif görünüyordu. Saçlarına yerleştirilen çiçekler de pembe ve mor armonisiyle hazırlanmıştı.Damat adayı da kısa kollu sakız gibi beyaz gömleği ve bordo kravatıyla tüm oyun hünerini keyifli bir zevkle gösteriyordu!Amerikalı dostum dedi ki: "Ayşe Hanım, buradaki neşe ve kahkahaya bakıyorum, harikulade buluyorum. Türk halkı, tüm zorluklara rağmen gülme ve eğlenme yeteneğini kaybetmiyor.İstanbul'dan bir yöreye gitmek istediğimiz zaman THY'yi arayıp bilet almak istiyoruz ama inanır mısınız tüm yerler dolu! Gözümle görmediğim bir zenginlik var Türkiye'de!Buraya bakıyorum, ne düşünüyorum biliyor musunuz? Sanki bu küçücük köyün halkı İstanbul'daki Laila veya Reina'daki müşterilerden daha çok ve daha samimi eğleniyorlar. Ne kadar hoş!""Buna ruh zenginliği de diyebilirsiniz dostum. Başka kulvarlarda ekonomi yapıp, eğlenceye harcama zevki de diyebilirsiniz. Bence bu son derece önemli ve hayatı yaşamaya değer hale getiriyor! Türk halkı buna çok önem verir."Gelinle damat koşup Amerikalı konuğumuzu oyuna davet ettiler."Sizler kadar güzel oynayamam. Lütfen bırakınız izleyeyim" diyerek nazik bir biçimde kalkmadı.Seddülbahir'in masmavi gözlü, sandre sarısı uzun saçları bellerine uzanmış 10-11 yaşındaki kızlarının mükemmel oyunlarına baktım da yabancı konuğum haklı galiba, bizde güzel oynama ve eğlenme yeteneği küçük yaşlardan başlıyor ve bu meydana bakılırsa çok ama çok geç yaşlara kadar devam ediyor.Okuyucu mektubuHak edene, hak ettiği teşekkürü iletmekProf. Mehmet Nuri Ergin* İstanbul'da kızımızı ziyaretten sonra Audi 100 marka arabamızla Antalya'ya dönerken İnönü ile Kütahya arasında araba arıza yaptı, 30 yıllık emektarı hayata döndürmek için çok uğraştım. Konuştum, yalvardım, suyuna, yağına baktım ama nafile. Geceyi dağ başında aç ve susuz geçirmemiz gerekirken karşıdan bir trafik ekip otosu geldi ve durdu. Gecenin o saatinde, hem de pazar günü telsizle tamirci getirdiler ve arabamız onarıldı. Eskişehir Bölge Trafik'ten Sayın Necati Ünal ve arkadaşlarına olan şükranlarımızı ve emniyet teşkilatımıza teşekkürlerimizi sizin vasıtanızla sunmak isterim.* "Marifet, İltifata tabidir" derler. Ben de sizi takdirleriniz için tebrik ediyorum. Keşke herkes hak edene hak ettiği takdir ve teşekkürü îletse. Teşekkürler hocam.
Her şeyi bilen gören Allahım. Bugün içim çok yandığı için sana bir şeyler danışmak istiyorum!Bilirsiniz bundan 3 yıl evvel evime perdeler yaptırmıştım. Bu perdeleri yapan kişi Çanakkale'de Zengin Mefruşat'ın sahibi İsmet Zengin'di. Hanımı Meliha ve oğlu Levent ile o kadar güzel çalışmışlar, çok kıza zamanda uygun fiyatlara o kadar güzel iş yapmışlardı ki her çalışkan ve yaratıcı Türk işçisi gibi onlan tanıdığıma sevinmiş, AB'ye bu güçle rahatlıkla girebileceğimizi düşünmüştüm.Bu yaz evime gelince perdelerin elden geçirilmesi gereğini hissederek Çanakkale'deki dükkana telefon açtım. Yaptığım konuşmayı bilirsiniz ama tekrar edeceğim."Alo? Zengin Mefruşat mı efendim?""Evet. Buyrun""Meliha Hanım veya İsmet Bey'i rica ediyorum, lütfen.""Kim arıyor efendim?""Ben Ayşe Özgün, köyden arıyordum. Kendileri yoklar mı?""Meliha Hanım yok. İsmet Bey de yok.""Neredeler çünkü cep telefonu kapalı?""Meliha Hanım öldü efendim. İsmet Bey de İzmit'te hapis yatıyor."Yüce Allahım! Takdir edersiniz ki, o anda beynimden vurulmuşa döndüm. O gencecik, becerikli, yapıcı, güleryüzlü insanların başlarına besbelli bir felâket gelmiş. Sesim titremeye başladı."Ne oldu? Nasıl oldu?""İzmit'ten bir iş almışlardı. Perdeler dikilmişti ve takmaya gidiyorlardı. İzmit'te bir otomobil kazası oldu. Meliha Hanım ve arkada oturan usta olay yerinde öldü. İsmet Bey de suçlu görüldüğü için hapis yatıyor.""Ne diyorsunuz? İsmet Bey zaten eşini kaybederek yanmış yıkılmıştır. Bir de hapis mi yatıyor?""Evet efendim. Oğlu Levent ile ben işleri yürütmeye çalışıyoruz. Benim adım Yonca, efendim."Allahım ülkemize bunca kötülüğü yapan, kişileri soyan, yetim hakkını yiyen, sırf kendini düşündüğü için etrafındakilere çeteler kurarak kul hakkı yiyen, insanları dolandıran, laf ebeliğiyle saf insanları ağlarına düşüren, para ve mallarını çalan, canlarını bile alıp yakalanmayan, sürülerle insanlar, biline biline, tanına tanına aramızda hiç fütursuzca, adeta alay edercesine, para ve bolluklar içinde, vicdanı hiç ama hiç sızlanmadan yaşayıp dururken, İsmet Bey ve Meliha Hanım ile usta arkadaşa bu reva mı?Tabii ki işlerinize karışmam, beynimin de almadığı durumlar çoktur ama duygularım ve beynim isyandadır be güzel Allahım. Bunu da çok görme bizlere!Okuyucu mektubuTRT, radyo yayınlarındaki sorunu çözdü* Hüseyin Öztepe / TRT Basın Halkla İlişkiler ve Protokol Md.Geçenlerde yazınızda adı geçen Murat Özaydın'ın dijital yayınlarımızla ilgili olarak gönderdiği mesajı üzerine kurumumuzun çeşitli birimlerinde araştırma, test ve ayar çalışmaları yapılmış ve radyo yayınlarımızdaki, TVdeki restorasyon çalışmalarından kaynaklandığı tahmin edilen ses karışıklığı düzeltilmiştir. Sorun giderildikten sonra sayın Özaydın'la temasa geçilerek kendisinden problemin düzeldiği bilgisi alınmıştır. Stereo TV yayını planlarımız dahilindedir. Henüz gerçekleşmemiş olması TV yayınlarının dinlenemedği anlamma gelmemektedir.* Teşekkürler TRT, Stereo TV yayınlarınızın da en kısa zamanda gerçekleşmesini dilerim. Okuyucumun derdine çare bulmanızı ve bunu bizzat kendisiyle kontrol etmenizi büyük bir takdirle karşıladık.
Kahvede çiftçi arkadaşlarla konuşuyoruz. Gökyüzündeki binbir yıldıza dikiyoruz gözlerimizi ve düşünüyoruz düşünüyoruz ancak huzur bulamıyoruz.Devlet içinde belli bir hedef adına halkı soymak için birleşip komplo kurmuş ve bu oyunu sonuna kadar soğukkanlılıkla oynamış bu kişilere ne yapılabilinir? Ne kadar fütursuzlar, ne kadar soğukkanlı? Hiçbir şey yokmuş gibi hiçbir madrabazlık yapmamışlar gibi yıllardır seçimlere katılmaya devam ettiler. Kalabalıklarda podyumlara çıkıp yalan sözlerle halkı uyutup tekrar seçilmeyi istediler.Çünkü alışmışlardı. Bu alışkanlık eroin gibi alkol gibi tutku halinde kanlarına, ciğerlerine, beyinlerine nüfus etmiş, "daha... daha..." diye zonkluyordu. Oysa hepsi çuvallarını yedi sülalelerine yetecek kadar doldurmuşlardı. Ama alışkanlık işte.Bir de korkuyorlar. Durumlan ortaya çıkaracak idarenin gelmesinden korkuyorlar. İşleri görülsün diye yıllardır yerleştirdikleri bürokratların ortaya çıkmasından çekiniyorlar.Ya konuşurlarsa? Ya anlatırlarsa? Yok yok! Onlar da sebeplendiği için yapmazlar.Ama Allah aldı onları evirdi çevirdi ve halkın önüne dikmeye başladı. Ne merak ediyorum biliyor musunuz? Acaba sade bir memurken işler kaymaklanmaya başladıktan sonra evini, yuvasını dağıtan kaç bürokrat, kaç siyasi var? "Zaten görücü usulü evlenmiştim. Hiç modern değil. Bana ayak uyduramıyor. Çocukların gürültüsünden de bıktım.Oysa ben gelişip ilerliyorum. Televole'deki manken kızlar gibi hanımlar peşimde koşmaya başladılar. Ne yapalım. Hanım, hadi bana eyvallah!" Ergun Göknel'in hanımını hatırlıyorum. "Kocam rüşvet alıyor" demişti. Hedefi başkaydı ama demişti. Bir tek o! Bir tek! Oysa ne hanımlar olmalı, çektiklerini bir bir anlatsalar şaşırıp kalırız. Bana bu konuda başlığına "Özel" diyerek e-posta veya faks gönderebilirsiniz.İsteyen gizli kalabilir. Bana güvenebilirsiniz. Ne AB, ne ABD! Bize dost olacaklar, İsviçre'de, Caymen Adaları'nda ve onlar gibi vergiden muaf köşelere saklanmış bankaların müdürleridir. Ahh bir elele verebilsek! Ahhh bir "Üzülmeyin, bize sizden yatmış hesapların ekstrelerini göndeririz" deseler! Ama demezler.O zaman ne kalıyor? Pisliklere alet olmuş, rüşvetlere bulaşmış her kişinin devlete, vatandaşa olan borçlarını geri ödemesi.Nasıl olacak bu? Dürüst ve çalışkan bir adalet sistemiyle. Halkın ayak oyunlarıyla gaspedilmiş hakkını arayan bir adalet sistemiyle.Bu gelişmeleri bize yaşattığı için AKP yetkililerine teşekkür ediyoruz. Ucunu bırakmamalarını rica ediyoruz. Ancak aynen kendileri için de dokunulmazlık yasasını söz verdikleri gibi çıkarsınlar istiyoruz. Çünkü, çıkarmadığınız müddetçe sizlerden de şüphe ediyoruz. Bizi anlayabiliyor musunuz?Bu gece yıldızlı gökkubbe altında kahvede içimiz cayır cayır yanıyor! Bilesiniz. Bağımsız ve özgür gazete VATAN'da çalıştığım için çok gururluyum.Okuyucu mektubuİşte, Adidas'ın müşterisine verdiği değer* 10 ay önce Elazığ Adidas mağazasından aldığım ayakkabıda renk değişikliği oldu. Bunu mağaza gidip gösterdiğimde hiç tereddüt etmeden değiştirdiler. Bu anlayış için minnettarım. (Dr. Mehmet Keleş)* Bravo Elazığ Adidas! Keşke Türkiye'nin her köşesinde benzer durumlar yaşansa. Ama yine Tüketici Yasası'na uygun olarak sanırım olacak evet olacak. İnşallah olacak! Teşekkürler efendim!
Evet, kararımı verdim. Ben en çok ama en çok kaya barbun balığım seviyorum! Evet efendim. Kupa eh, kolyos yoklukta değerli, lüfer etini yavşak buluyorum. Ama tam bir karış boyunda, şişman ve diri kırmızı derili barbunu görünce seviniyorum. Çünkü bence bu balığın eti çok lezzetli. Haluk soruyor:"Eti, balık eti tadında değil. Nesini bu kadar beğeniyorsun?"Yaşar Nuri Hocamdan alıntı yapayım: "Bence kaya barbunun eti diri ve vahşi!" Evet aynen Hoca'nın söylediği gibi. Hoca bunu anacığının pişirdiği sütlacın içindeki pirinç için söyler, "Pirinçler diri ve vahşi olacak" der. işte benim için de barbunun eti aynen öyle. Diri ve vahşi!Bir kere derli toplu eti var barbunun. Öyle mayışmamış, kendini salıvermemiş, oraya buraya yayılıp kalmamış bir ete sahip. Dimdik ayakta ve o kadar gururlu ki, çatalınızla ve bıçağınızla hamlenizin geldiğini görür görmez hemen dilim dilim etlerini dağıtır. O bembeyaz asude dilimi ağzınıza bir atarsınız ve bulunduğunuz sofradan ayrılıp başka bir aleme gidersiniz. Tabii gözleriniz kapanmıştır! İsteseniz de açılamazlar.Öyle önünüze gelen küçük barbunlardan bahsetmediğimi anladınız herhalde. Onlar da bir şeyler olmaya uğraşıyorar ama nafile! Kırk fırın ekmek yeseler olmazlar. Büyük kaya barbunu olacaksınız. Kimbilir, Bozcaada'nın bilmem hangi köşesinde temiz bir yaşam süreceksiniz!Öyle üç beş gün değil. Yılın 365 günü büyüyeceksiniz! O zaman haziran ayının ikinci yarısı olacak. Seddülbahirli balıkçı abiler, yavaşça bulunduğunuz sulara yaklaşacak. Olta işi değildir bu! Haşa! Bu ağ işidir. Tertemiz ağ, kocaman kaya barbunlannın üzerlerine sallanınca zevkle filelere atılacaklardır.Kaya barbunu, diğerlerinden çok önemli bir noktada farklıdır. Büyüklüğü tamam ama asıl fark kum kokmamasıdır. Küçükler ne de olsa kum kokarlar. Ama bunlar, asla!Kekikli sızma yağda dört saat yatacaklardır. Sonra kızgın ızgaraya kıpkırmızı tiyatro palyaçoları gibi sıram sıram uzanacaklardır.Kızardıkça kırmızı derilerinden dökülen renkli soslar beyaz etin içine dökülecektir. Çok kısa zamanda sofraya gelecek kıvama gireceklerdir.Pahalı mı? Hem de nasıl! Hem de ilk elden almamıza rağmen. Ama kaya barbunu yemek bir şölendir bence, bir şölen! Yanında bahçeden yeni kopardığınız marullar, üzerine de ağacınızdan topladığınız pıtrak kıpkırmızı kirazlar! Hatırlatayım! Sakın limon sıkmayın, cinayettir efendim!Okuyucu mektubuKredi kartlarınızı çok hesaplı kullanmalısınız* Enflasyonun, faizlerin düşmesi bazılarının umurunda değil. Citibank kredi kartı faizlerini 9,95'e çıkardı. Faizi, hesap kesim tarihinden itibaren hesapladığı için yüzde 15'lere varıyor. Serbest piyasa ekonomisi bu mu? Bu kanayan yaranın denetimi yok mu? (Yusuf Altaras)* Yaranızın kanamasını siz geçirirsiniz diye düşünüyorum. ABD'de yüzde 1-1,5 enflasyonda kredi karti faizleri yüzde 21'di. Bilmem şimdi kaçta? Faiz ödemeden, parasını ödeyebileceğiniz kadar kredi kartı kullanınız. Serbest piyasa ekonomisi, ayağınızı yorganınıza göre uzatmamak değildir. Yeni ekonomilere kim ne ad takarsa taksın, ben en fazla önümdeki ay ortasına kadar ödeyebileceğim miktarlarda kredi kartı kullanırım. Herhalde her banka kendi ölçülerine göre kredi kartı faizleri uyguluyor. İşinize gelmeyeni, kullanmadan iptal yoluna gitmek en sağlıklısı herhalde. Citibank müşteriye çok önem verir. Sizi aydınlatmak için bizi ararlarsa hemen irtibatlandıracağız.