Geçen akşam NTV'de, "Gölge Kabine" programında Sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül'ü ancak ikinci reklam arasına kadar izleyebildim. Sonra televizyonu kapattım ve gökyüzündeki parlak yıldızları izlemek için bahçeye çıktım. Konu, Tahran'daki Müslüman ülke dışişleri bakanlanna yaptığı eğitici ve öğretici konuşmayla ilgiliydi.
Sayın Abdullah Gül, bir yarışmada sanki en iyi mamule sahip en mükemmel ürünü üretmiş veya kargaşayı çözebilmiş tek Müslüman ülkenin temsilcisi olarak orada bulunmuş ve diğer ülkelere bunun formülünü öğretebilecek yegâne dışişleri temsilcisi gibi gururlanarak kendinden emin, içi kabarmış olarak o kürsüye çıkıp konuşmuş.
Gelişmenin yolları
Bu belli. Haklıdır da! Ancak yaklaşımında derin boşluklar gördüm. Bunu sizlere de açıklayayım.
Yerlerinde ben olsaydım, konuya nasıl girerdim. Sayın Gül'den farklı bir şeyler söyler miydim diye düşündüm. Evet, söylerdim. Ve ikinci reklam arasına kadar Sayın Gül bu konuya dokunmadığı için sanırım televizyonu kapatıp dışarı çıktım.
"Sayın Dışişleri Bakanları,
Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin temsil edildiği bu toplantıda aranızda laik ve demokratik bir cumhuriyeti bir tek ben temsil ettiğim için sizlere bu gelişmenin yollarını, tuzaklarını, çıkış noktalarını ve sağlam bir biçimde ilerleme hatlarını anlatmak isterim.
Türkiye Cumhuriyeti'nin belki de en önemli trampleni, oluşum ve çıkış noktalarıdır. Burada Türk tarihi, Mustafa Kemal Atatürk gibi çok ileri görüşlü, halkına her şeyden daha bağlı, fedakâr, zeki, cesur ve olağanüstü vizyonlu bir dahi ile karşılaşma fırsatını yakalamıştır. Bu dahi, tarihin o noktasında en doğruyu görüp, en sabırlı biçimde halka sarılıp, onlan organize edip, kongreler sayesinde büyük adımlar atıp Türkleri teşvik etmeseydi, bugün ne ben burada karşınızda olurdum, ne de 70 milyonluk halkım.
Ülkemiz bölünmüş, paylaşılmış ve başkaları tarafından işgal edilmiş olurdu ve annemle babam da tanışıp evlenmemiş, ben ve kardeşlerim doğmamış olurduk! Varlığımı Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına borçlu olduğumu itiraf etmek isterim.
Henüz demokrasi ve cumhuriyetle idare edilmeyen Müslüman ülkelerin bu sisteme geçmeleri gerekliliğini belirtirken Atatürk gibi bir şansı başta yakalama imkânlarının şart olduğunu da vurgulamak isterim. Çünkü halkın inandığı bir liderle başarılamayacak hiçbir değişim yoktur.
Dolayısıyla hepinizin ve hükümet yetkililerinizin Lord Kinross'un kaleme aldığı "Atatürk" kitabını evvelemirde okumanızı ve örnek almanızı öneririm.
Bu yolun formülü orada açıkça verilmiştir. Türkiye'yi, pardon Amerika'yı ikinci kere keşfetmeye gerek yoktur!"
Haklıya hakkını ver
Geçen akşam ikinci reklam arasına kadar Sayın Abdullah Gül'ün dilinden bu büyük adama ve silah arkadaşlarına değinen bir tek, bir tek kelime duymadım. Bu neye benziyor bilir misiniz? Ulu bir çınar ağacına bakıp bakıp, dallarını, yapraklarını övüp övüp, gölgesinde oturup oturup, yaradana şükretmemek gibi bir şey. Haklıya hakkını teslim et, sonra gururla tüylerini kabart. Sana o yücelmeyi sağlayanları unutma! Unuttuğun zaman ben ve benim gibiler çok ama çok üzülüyoruz.
Sayın Gül'ün Tahran konuşması
Geçen akşam NTV'de, "Gölge Kabine" programında Sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül'ü ancak ikinci reklam arasına kadar izleyebildim
Haberin Devamı

