Zararın neresinden dönülse kar

Iraklı diktatörün Amerikan Savaş harekâtı karşısında "Şok ve Şaşkınlık" yaşayacağı tezinden hareketle Bush, taarruza bu ismi takmıştı! Musul'da Merkez Bankası ve diğer bankalar yağmalanıyor, banknotlar sokaklarda esen rüzgâra fırlatılıyor, tapular yok ediliyor...

Haberin Devamı

Iraklı diktatörün Amerikan Savaş harekâtı karşısında "Şok ve Şaşkınlık" yaşayacağı tezinden hareketle Bush, taarruza bu ismi takmıştı! Musul'da Merkez Bankası ve diğer bankalar yağmalanıyor, banknotlar sokaklarda esen rüzgâra fırlatılıyor, tapular yok ediliyor...

Resmi daireden döner koltuk kapmış bir Iraklı, yolun ortasına oturttuğu sandalyede dönüp duruyor!

Bush ve Blair'in askerleri ve erkân-ı harbi, başka bir boyuta geçmiş olmalılar, özellikle Rumsfeld, neler düşünüyor çok merak ediyorum. "Iraklı halk Tanrı'nın da insanlara hak gördüğü özgürlük ve demokrasiye kavuşacak, ezici diktatörden kurtulacaktır" demişti. Buyrunuz!

Bu kaos nasıl kontrol altına alınacak? Formülü nedir? Herkesi toparlayıp, demir parmaklıklar arkasına sokamazsınız! Buraya demokrasi ve özgürlük getirildi! Reaksiyonu düşünmeden aksiyon yapılmalı mı?

İşte burası, tam burası pisliğin, son hızla dönen vantilatöre çarptığı yerdir! Günde iki kez kokulu şampuanlarla yıkanma kültürüne alışık Amerikalı askeri dinliyorum: "23 gündür yıkanamadım. Saçıma bir tarak soktum, dişleri çamurla doldu!"

Bush, Blair ve Rumsfeld'i bu hafta sonu Camp David'te görür ve dinler gibiyim.

Bush: Yahu Donald, biz bu insanları özgürleştirelim dedik ama duruma bak!

Rumsfeld: Haklısınız. Görüntüler karşısında şaşkınım. Bunu hiç düşünmemiştik.

Blair: Şaşıracak bir şey yok. Siz alışık değilsiniz. Afganistan'da da neler oldu ama kameralara yakalanmadı. Şu muhabir kararı hataydı.

Bush: Yok canım! Afganistan'da paraları sokaklara dökmediler. Durumu nasıl toparlayacağız?

Rumsfeld: Belki bunlar özgürlük ve demokrasiye hazır değiller! Bunlara şey lâzım, nedir onun adı, şey?

Bush: Donald, söyle ne lâzım?

Blair: Dur ben söyleyeyim. Diktatör lâzım galiba?

Rumsfeld: Bence de... Buraya bir askeri disiplin veya bir diktatör lâzım. Ama kim? Buraları ve halkı iyi tanıyan birisi olmalı. Kim var?

Bush: Yahu söyletmeyin beni. Yapmayın bunu! Yani şeyi şeye yine mi çağıralım?

Blair: Bir Türk atasözünü hatırladım. "Zararın neresinden dönülse kârdır!"

Rumsfeld: Olmaz öyle şey. Bence yörenin en güçlü askeri birliği, geçici yönetim hazırlanıncaya kadar girmeli buraya.

Bush: Bence de... İsrail ordusu olmaz. Ama Türk Ordusu bu yardımı bize yapar. Bizim çocuklar böyle bir anarşiyle başa çıkamazlar. Evet, evet... Bana General Franks'i bulun.


Dikkat... Dikkat...
Sizce AB'ye girmek ne anlama geliyor?

CNN Türk'te dün Sayın Rauf Denktaş'ı dinliyorum. Soru şöyle: "Türkiye bu ekonomik zorluklarla her yıl Kıbrıs'a 250 milyon dolar vermekte güçlük yaşayabilir. Bu konuda ne dersiniz?"

Denktaş, şöyle cevaplıyor: "Yol inşaatları olduğundan 350 milyon dolar alıyoruz. Ama her zaman değil Herkes zannediyor ki Kıbrıs AB'ye girerse gökten para yağacak. Girse, bugün Türkiye'den aldığı parayı AB beş yıla yayacak Bu durumda biz ne yapacağız? Bunu düşünen yok."

Ben tam burada kalakaldım sevgili okuyucular. AB'ye girmek tüm dünya ticaret sahalarının açılarak Kıbrıs'ın kendi kendine yeterli bir duruma gelmesini sağlamak değil midir? Yorumu sîzlere bırakıyorum. A. Ö.

DİĞER YENİ YAZILAR