Beş yıllık sabit kuponlu ihalede Hazine umulanın da üzerinde başarılı oldu. Dün 1 milyar dolarlık satışın piyasalarca "başarı" olarak kabul edileceğine değinmiştim. Dünkü ihalede sadece ROT (ortalamadan almayı kabul ederim diyen) teklifler 1,868 milyon YTL'ye ulaştı. ihalede de 775 milyon YTL'lik satış yapılırken ortalama fiyat "par"ın (100) da üzerine çıkarak 101,322 olarak gerçekleşti. Toplam satış tutarı da 2,644 milyon YTL'ye ulaştı. Bu fiyat bononun "primli" satıldığını ifade ediyor. Kupon getirileri bazında 15.56 getiren bu tahvile gelen yüksek taleple ortalama getiri 14.62'ye indi. Sonuç olarak Hazine açısından hem vadenin uzaması hem de Hazine'nin yapmış olduğu en düşük faizli borçlanma olması açısından bu ihale oldukça başarılı sonuçlanmıştır.Yüksek satış tutarı, önümüzdeki haftaya kadar büyük bir itfa olmadığından para piyasalarında tedirginlik yarattı. Bu tedirginlikle ıskontolu bonoda saüş yaşanırken, yeni bono da az da olsa yatırımcılarına zarar ettirdi. Ancak 23 Şubat'taki itfa ile piyasadaki likiditenin dengelenmesinden sonra faiz oranlarının seyri daha net ortaya çıkacaktır.10 Yıllık YTL eurobond ihracı mı geliyor?İhale sonrasında piyasalarda dolaşan bir başka haberde Hazine'nin 10 yıllık YTL cinsinden eurobond çıkaracağı yönündeydi. Beş yıllık ihalenin hemen sonrasında böylesi bir haberin yayılması ilginç. Böylesi bir eurobond'un çıkarılması mantıklı olabilir. Hazine'nin kağıtları kullanılarak çıkarılan eurobondlar talep görüyorsa, neden bu talebi karşılamak için Hazine doğrudan kağıt çıkarmasın. Böylelikle Türkiye riskini almak isteyen yabancı yatırımcılara doğrudan yatırım imkanı yaratılacaktır.İlk bakışta benim de vadelerin uzatılması açısından desteklediğim bu görüş mantıklı görünse de bazı sakıncaları da beraberinde getiriyor. Öncelikle Hazine'nin daha önceden ihraç edilmiş üç yıllık ve dün ihraç edilmiş beş yıllık tahvilleri yemden ihraç ederek bu kağıtlara derinlik ve likidite kazandırması yerinde olacaktır. Hem piyasa katılımcıları bu kıymetlerin alım satımına alışacak, hem de yatırımcıların bu kağıtları tanımaları ve anlamaları için zaman olacaktır.Bir diğer sakınca da vergi yönünde ortaya çıkacaktır. Yatırımcılar açısından içeride ihraç edilmiş bonolarla, yurt dışında ihraç edilmiş YTL cinsinden kağıtların vergilendirilmesinde farklılıklar olacaktır. Bunun yanı sıra Hazine içerideki borçlanmasına yeni bir rakip yaratmış olacaktır. Rekabet yaratmak açısından faydalı görünse de içeride likiditesini henüz daha tam olarak kazanmamış, rüştünü heniz daha ispatlamamış olan kuponlu kağıtlara yeni bir rakip yaratmak ne kadar akılcı olur?10 yıllık eurobond hikayesini bir yana bırakırsak yeni tahvillerle sabit getiriri bonolar cephesinde yeni bir dönem başladı. Hem de bu dönem içerideki teşvik, gelir idaresi, yapısal reform tartışmalarının ortasında, IMF anlaşması sonuçlandırılmadığı bir ortamda gerçekleşti. Ancak ortak beklenti bu anlaşmanın kısa zamanda yapılacağı yönünde. Eğer ayak sürüme ya da Erkan Mumcu'nun istifası gibi sebeplerle bozulacak olursa bu bonolarla başlayan döneme ara vermek zorunda kalabiliriz.
Bugün yapılacak 5 yıllık tahvil ihalesi piyasalar açısından oldukça önemli. Bu ihale sadece Hazine açısından değil önümüzdeki döneme ışık tutması açısından da önem taşıyor. Hazine alt ayda bir yüzde 7.5 kupon ödeyecek olan bu bono ile vadesini uzatacak. Piyasalardaki tahminler bononun nominal fiyata yakın bir seviyeden çıkacağı yönünde.İhalede satışlar 'par'dan yapılır, yani 100 YTL nominal değerli fiyat üzerinden saüş olursa, yıllık bileşik getiri yüzde 15.56 olacak. Dün piyasada işlem gören en uzun vadeli 590 günlük iskontolu bononun yıllık bileşik faizi 17.45 seviyesindeydi. Eğer ihale par'dan gerçekleşirse bu kağıdın getirişi en uzun bonodan yüzde 1.90 aşağıda olacak. Iskontolu bono bile gecelik yüzde 16.5'den fonlandığında zarar ettirirken, yeni bononun cari piyasa faizlerinden fonlanması durumunda önümüzdeki faiz indirimlerine kadar zarar ettireceği aşikâr.Yine de bu bono ihalesinin 'başarılı' geçmesi bekleniyor. 750 milyon ile 1 milyar dolar arasındaki bir satış piyasalarca olumlu karşılanacak görünüyor. Böylesi uzun vadeli bir bononun ilk ihalesinde çekinceler olacaktır. Uzun yıllardır iskontolu bono alıp satmaya alışkın olan bir piyasanın 5 yıllık kuponlu kağıtlara alışması zaman alacaktır. Ancak eski alışkanlıklardan zor da olsa sıyrılıp yeni döneme alışmakta piyasa katılımcıları açısından fayda var.Bir başka ilginç gelişmenin de bankalararası para piyasalarındaki limitlerde yaşandığı belirtiliyor. Hazine'nin riskini alamayan yabancı yatırımcılar YTL eurobondlarına yöneldiler. Bunları da alamamış ya da almak istemeyen yabancı yatırımcılar özellikle yabancı bankalara 5 yıllık para teklif etmeye başladılar. Ancak bu bankaların 5 yıllık vadeye limitleri olmadığı için işlemler şimdilik gerçekleşemiyor. Bankalararası para piyasalarında limitlerin hem miktar hem de vade açısından artırılması piyasaların derinleşmesi açısından önem taşıyor. Limitlerin miktar ve vade açısından büyümesi piyasalar için iyi bir gelişme olacaktır.5 yıllık bononun bir başka önemi de IMF anlaşmasında ortaya çıkıyor. Yapıldı, yapılacak, yok hayır IMF'siz devam edilecek derken yılan hikayesine dönen son 'anlaşma' yapılsa dahi 3 yıllık olacak. Yani bu bononun vadesi içinde IMF anlaşması sona erecek. Yenisi yapılır veya yapılmaz ancak ilkinde hâlâ daha risk varken ikincisindeki risk daha da büyük. Yine bu bononun vadesi için bir genel seçim olacak (erken veya zamanında).IMF anlaşması ve AB hikayesiyle birlikte önümüzdeki üç yılda Türkiye'nin iyi bir performans göstereceğine inanan yabancı yatırımcıların ve sigorta şirketlerinin alıcı olmaları bekleniyor.Yukarıda belirttiğim riskleri içinde barındıracak yeni 5 yıllık tahvilin ihalesini ve sonrasında ikincil piyasadaki işlemlerini yakından takip etmekte fayda var.
Kredi derecelendirme kuruluşu Moody's Cuma günü Türkiye'nin kredi notunun görünümünü "durağan"dan "pozitife yükseltti. Geçtiğimiz aylarda S&P ve Fitch'den gelen not artışlarına karşın Moody's uzun süre bekledi. Piyasalarda bir süreden beri beklenen not artişı henüz gerçekleşmedi ancak bunun ilk adımı olan "görünüm" de iyileşme geldi. Çarşamba günü özellikle paritenin etkisi ile 1.3470 seviyelerine kadar çıkan dolar kuru Cuma günü not arttırım haberi öncesinde 1.3270 seviyelerine kadar gerilemişti. Moody's haberi sonrasında paritede pek bir değişiklik yokken kurlar 1.3200 seviyelerine kadar geriledi. Benzer şekilde Çarşamba ve Perşembe günlerinde bin 200 puan gerileyen İMKB endeksi de haftanın son gününü 427 puanlık bir artışla kapattı.Hazine'den ilk kez beş yıllık bono"Moody's'den gelen ikinci bir haber de YTL cinsinden iç borçlanma kağıtlarının notunun B2'den B1'e yükseltilmesiydi. Bu artışın yerli yatırımcılar için pek bir önemi yok. Ancak özellikle Ocak ayı içinde satılan YTL cinsi eurobondları almış olan ve yeni yatırım yapmayı düşünen yabancı yatırımcılar açısından iyi bir haber.Bu artış aynı zamanda bu hafta 5 yıllık, 6 ayda bir yüzde 7.5 sabit faizli tahvil çıkaracak olan Hazine'nin de işini kolaylaştıracaktır. Geçtiğimiz hafta piyasalarla görüşerek böylesi bir bonoya talep olup olmayacağını araştıran Hazine, piyasalardan olumlu cevap aldı ki bu bonoları ihraç etmeye karar verdi.Bu bonoların ihraç edilmesi tüm piyasalar açısından olumlu haber. Zira daha önceden de değindiğim gibi hem Hazine'nin borçlanma vadesi uzayacak hem de bu bonolar kullanılarak yeni ürünler yaratılabilecektir. Beş yıllık bonoların sigorta şirketleri ve bireysel emeklilik şirketlerinden de talep gelmesi muhtemel. Diğer taraftan bu bonoların ihracıyla birlikte yurtdışında yeni ve daha uzun vadeli YTL eurobond ihraçları da artabilecektir.Hazine'nin bu hafta büyük bir itfası bulunmuyor. Bu nedenle özellikle yabancı talebi nedeniyle ihraç rakamın yüksek olması durumunda haftaiçinde para piyasalarında kısa süreli bir sıkışıklık yaşanabilir. Bu sıkışıklığın kurlar üzerinde de kısa süreli bir baskısı olabilir.Yine de uzun vadeli böylesi bir ihracın sağlayacağı avantajlar göz önüne alındığında katlanılabilecek bir maliyettir.
Avrupa Merkez Bankası'nın faizleri aynı tutmasına karşın, FED'den art arda gelen faiz artışı haberleriyle euronun tahtı sarsılmaya başladı. 1.35'in üzerindeki seviyelerin AB için kolay kabul edilebilecek düzeyler olmadığı hemen herkesçe kabul ediliyordu. Ancak bu seviyenin kırılmasıyla euro 1.3663 seviyesine kadar yükseldi. Aynı dönemlerde 1.3950 ve hatta 1.40 seviyeleri piyasalarda sıkça konuşulmaya başlanmıştı.FED faizi artacak1.40 görülecek diye euroya olan talep, özellikle ABD enflasyon dataları ve buna bağlı olarak muhtemel faiz artışı beklentileriyle önemli ölçüde geriledi. Yılın ikinci yarısına kadar euro bölgesinde faiz artırımı beklenmezken, FED faiz artışlarına devam edecek gibi görünüyor. Daha önceden arka arkaya altı faiz artırımı yapan FED'in, önümüzdeki dört toplantıda da 25 baz puanlık artışlara gitmesi ve faiz seviyesini yüzde 3.5'lere kadar yükseltmesi bekleniyor.1.2950'nin üstü zorHal böyle olunca da yeni yıl ile birlikte euroya gelen satışlarla dolar 1.2733 seviyelerine kadar geriledi (yazı yazıldığı sırada 1.2759). Özellikle 1.30'un üzerinden başlayan satışlarla son dört gündeki gerileme oldukça fazlaydı.Bu hızlı satışın sonrasında bu hafta sonuna doğru paritede bir düzeltme hareketi görülebilir.Ancak bu hareketin 1.2950 seviyesinin üzerine çıkması şimdilik zor görünüyor.Bu seviye görülse dahi, paritenin bir sonraki hedefi 1.2640-60 bölgesi. Bu seviye 1.2950 sonrası da görülebilir. 1.2950'nin ardından 1.2640-60 seviyesi hızlı geçilir ise bir sonraki hedef 1.2510. Genel resme bakıldığında görülen o ki euronun tahtı sarsılıyor.Paritedeki bu hareketler ister istemez reel ekonomiyi ve Türk sermaye piyasalarını etkileyecektir. Euro bölgesine ihracat yapmakta olan şirketlerin, muhtemel gelişmeleri de göz önüne alarak fiyatlama yapmaları yerinde olacaktır.$ içeride yükseldiDiğer taraftan da dolar kurlarının parite hareketine bağlı olarak yükselmesi söz konusu. Nitekim dün piyasalarda paritedeki hareketin kurlara yansımadığını düşünen bazı yabancı yatırımcıların alımları ile dolar kurları 1.3220 seviyelerinden 1.3340 seviyelerine kadar yükseldi.Hazine'nin başarılı bono ihalesi sonrasında faizlerdeki düşüşle gelen sükunet ortamında kurlar gün sonuna doğru bir parça geriledi.Ancak paritedeki bu hareketlerin şimdilik Türk piyasalarını derinden etkilemesi söz konusu değil. Bundan sonra gözler dün yapılan Para Politikaları Kurulu toplantısı ve bugün sabah açıklanacak Merkez Bankası'nın faiz kararında olacak.
Dün Ocak ayı enflasyon rakamları açıklandı. Üretici fiyatları yüzde 0.41 azalırken, tüketici fiyatları yüzde 0.55 artmış. TEFE'nin yerini alan üretici fiyat endeksindeki düşüşte kullanılan yöntem değişikliğinin etkisi olsa da, her iki endeks de beklentilerin altında gerçekleşti.Geçtiğimiz Pazartesi günü Aralık ayı dış ticaret açığı da 3.97 milyar dolar olarak açıklandı. 2004 yılına ait toplam açık da 34.4 milyar dolar oldu. Geçtiğimiz yılların istatistiklerine bakıldığında özellikle Kasım ve Aralık aylarında ithalat ve dolayısıyla dış ticaret açıkları da artıyor. Ancak bu yılki açık rakamı ve artış hızı yine de beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Bu rakamlara baktığımızda cari açığın Aralık ayı için 3 milyar dolan, toplam cari açığında 15 milyar dolan aşacağı görülüyor. 2004 yılında ilk cari açık hedefi 7.6 milyar dolar olarak açıklanırken, bu hedef önce 10.8'e daha sonra da 14.6 milyar dolara revize edildi.Ancak bu rakam dahi gerçekleşmelerin altında kalacak gibi görünüyor. Tahmin rakamının yıl içinde neredeyse iki katına çıkarılmasına rağmen tutmaması, bugüne kadar alınan önlemlerin yeterli olmadığını gösteriyor.PPK toplantısı önemli!Hem ithalatın bu denli yüksek çıkmasında hem de üretici fiyatlarındaki düşüşte, özellikle 17 Aralık'tan sonra kurlardaki "istikrarlı düşüşün" payı büyük. Her ne olursa olsun kurların düşük seviyelerde seyretmesi ister istemez ithalatı cazip hale getiriyor. Verimliliklerini istedikleri kadar arttırsalar da ihracatçıların fiyatlarını uluslararası piyasalarda cazip olmaktan çıkarıyor. Basit mantık kurların yükselmesinin, bir başka deyişle YTL'nin değer kazanmasının önüne geçmenin bu sorunu çözebileceğini söylüyor.Kurların düşüşü engelleme yönteminin, Merkez Bankası'nın geçtiğimiz hafta yapmış olduğu gibi döviz alımlarından geçmediğini gördük. Serbest kur ortamında bir devalüasyon da söz konusu olmadığından dolayı yapılması gereken YTL'nin cazibesinin azaltılmasıdır. Bu da yine bizleri YTL faiz oranlarına getiriyor. 8 Şubat'ta yapılacak Para Politikası Kurulu'nun toplantısında faizlerin düşürülmesi yerinde olacaktır. Ocak ayında yapılan YTL cinsi eurobondların ihraç tutan 1 milyar dolara ulaşmış, dün ve önceki gün özellikle yabancıların alımlarıyla bono bileşikleri fonlamanın da altına inmişken bu faiz indiriminin 2 puan ve hatta üstünde olması doğru olacaktır.Merkez Bankası yine IMF görüşmelerinin sonuçlanmasını bekleyebilir ve indirim Mart ayına ertelenebilir. Ancak bu tarz bir erteleme, Hazine'nin yüksek faiz maaliyeflerine bir ay daha katlanması, dış açık ve cari açıkların devamı ve muhtemel sorunların daha da büyümesine, ileride daha sert tedbirlere ihtiyaç duyulmasına neden olacaktır.FED faiz oranlarını beklendiği gibi 25 baz puan arttırdı. Avrupa Merkez Bankası ise faizleri aynı bıraktı. Şimdi sırada TC Merkez Bankası'nın 8 Şubat'taki Para Politikası Kurulu (PPK) var. Bence 8 Şubat PPK toplantısı Türk sermaye piyasaları açısından, FED ve Avrupa Merkez Bankası'nın toplantılarından da daha önemli hale geldi.
Gelişmekte olan piyasalara yapılan fon yatırımlarını takip eden emergjngportfolio.com sitesinin haberine göre, geçtiğimiz Kasım'dan sonra bu piyasalara yapılan yatırım tutarının 3 milyar doları aştığı belirtiliyor. Bu rakam toplam yatırım tutarında yüzde 12'lik bir artışı ifade ediyor. Seçilmiş olan fonlar bazında yapılan bu incelemenin dışında kalan fonlar ve doğrudan gelen yatırımlar da düşünüldüğünde tutarın daha büyük olduğu tahmin edilebilir.Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu gelişmekte olan piyasalarda son 3 aydaki getiriler de bu fon girişlerinin de etkisiyle yükselmiş. Dikkati çeken en önemli artış da Türkiye'de olmuş.Fed izlenmeli"Piyasalarda hızlı primlere neden olan bu fon akışları daha da devam edecek mi?" sorusunun yanıtı son günlerdeki en büyük merak konusu. Zira fon girişleri azalır veya kesilirse, son aylarda yaşanan hızlı yükselişler yerini durgunluğa ya da düşüşe bırakabilecek.Sorunun cevabı ise FED faizlerinde yatıyor. Şu anda 2.25 seviyesinde olan faizlerde, Şubat ayında yapılacak toplantıyla birlikte 25 baz puanlık bir artış bekleniyor. Bu beklenti de piyasalardaki fiyatlara dahil edilmiş durumda. Piyasalardaki genel tahminler de aralıklı artışlarla ABD faizlerinin yıl sonunda 3.25 seviyesine ulaşacağı yönünde. Ancak son günlerde FED'in faizleri aralıklı olarak değil de önümüzdeki 4-5 aylık dönemde arka arkaya artırabileceği ve yüzde 3.5 seviyesine ulaşacağı yönünde görüşler konuşuluyor. Enflasyon tehlikesinden dolayı FED'in sıkı para politikasına dönebileceği ve faizleri kısa zamanda artırabileceğinden bahsediliyor.Kritik üç haftaBu durumda Şubat ve özellikle Mart ayındaki FED toplantılarındaki artışlar ile özellikle de arkasından gelecek Başkan Alan Greenspan'in yorumlarını yakından izlemek gerekecek. Zira hızlı veya 50 baz puan gibi yüksek oranlı artışların gelmesi durumunda gelişmekte olan piyasalara para girişinde azalma olacağı açıktır.Önümüzdeki iki-üç haftada dikkatli olmakta ve özellikle yurtdışı gelişmeleri yakından takip etmekte fayda var.
Bence hayır! Merkez Bankası dünkü müdahale ile YTL kurlarını 1.3185 seviyelerinden 1.3445 seviyelerine kadar çıkarttı. Bu yükseliş kurların yılın ikinci yarısında 1,50-1,60 arasında olmasını 'özleyen' Kürşat Tüzmen'in yüreğine bir parça su serpmiş olabilir. Ancak yapılan müdahalenin işe yarayacağını düşünmüyorum. Normale paralar arasındaki dengeyi etkileyen en önemli unsur faiz oranlarıdır. TL'ye olan talebin artmış olmasının ardındaki en büyük faktör, reel faizlerin yüksek olmasıdır. Buna son aylardaki olumlu gelişmeler de eklenince bu talep daha da artmış ve kurlar bu seviyelere kadar gerilemiştir. Türk parasının faizinin cazibesinin son somut örneği de bayram döneminde yazdığım, ihraç tutarı 900 milyonu aşan YTL eurobondlardır.Böylesi bir ortamda bence dövize müdahale edilmesi yerine, MB'nın önce YTL talebini azaltacak bir faiz indirimine gitmesi daha doğru olacaktı. Faizde belli bir dengeye gelindikten sonra yapılacak müdahale çok daha etkili olabilirdi.Dünkü müdahale ile daha önceden dövizini iyi fiyattan satamamış olan yabancılara, var olan cazip faizlerden bono almak için bir fırsat daha yaratılmış oldu. Nitekim müdahale öncesinde yüzde 20.25 seviyelerinden işlem gören 9 Ağustos 2006 vadeli bono günü yüzde 20.09 seviyesinden kapattı.Faizlerdeki dengenin kurulmadığı bu ortamda yapılan müdahalelerin akıntıya karşı kürek çekmekten başka bir işe yaramayacağını düşünüyorum. Dolar tekrar 1.31'li seviyelere gelirse de şaşırmamak gerekli.
Türkiye piyasalarında 17 Aralık'tan önce başlayan iyimser hava devam ediyor. Bonolarda yüzde 20'nin altına inildi ve yüzde 19.60 seviyelerine kadar gelindi. Son bir haftalık gazetelere baktığınızda borsada hemen her gün endeksin yeni bir rekor kırdığına dair bir haber yer alıyor. Dün 2000 yılından bu yana ilk defa kritik 2 sent seviyesi aşıldı ve 2.01 sentten kapanış oldu.Dolar euro karşısında değer kazanmasına rağmen, YTL karşısında değer yitirdi. Neredeyse YTL'nin önünde hiçbir para duramıyor diyeceğiz. YTL'nin değer kazanmasında - artık klasik haline gelen - bayram öncesi nakit ihtiyacı nedeniyle satışların ve bir kısım yabancı yatırımcıların satışlarının etkisi oldu. En son 31 Aralık'ta görülen 1.3350 seviyeleri bir kez daha test edildi.Piyasalardaki hava AB üyelik görüşmeleriyle Türkiye'de yaşanan "AB'ye yaklaşım süreciyle" (convergence) piyasaların daha da iyi gideceği yönünde. Katılmamak elde değil. Ancak bu iyimser havanın ilelebet süreceğini düşünmek pek de mantıklı gelmiyor bana.Bundan sonra ne olabilir?ABD'den önümüzdeki haftalarda bir faiz artırım haberi gelecek gibi görünüyor. 25 baz puanlık (yüzde 0.25) bir artış çok etkilemeyebilir. Ancak 50 baz puanlık bir artış ve beraberinde yakın zamanda faiz artışlarının devam edebileceği şeklindeki bir yorum piyasaları önemli ölçüde etkileyecektir.Yine de bu denli yüksek bir artış olmadığı takdirde bile, paritede 1.2950 seviyeleri denenebilir. Bu hareket yüksek bir faiz artışıyla birlikte olursa 1.28 seviyelerine kadar uzanabilir. Böylesi bir ortamda YTL kurlarının da etkilenmesi kaçınılmazdır. Ancak YTL kurundaki esas değişim ABD faiz oranlarındaki değişimle birlikte yaşanacaktır. Kısa vadeli kur tahminlerimde 1.3400 seviyesinin önemli olduğunu belirtmiştim. Bayram nedeniyle gelen dünkü satışların bayram sonrasında da devamı halinde 1.30 seviyesi görülebilir. Ancak ben bu seviyelerde uzun zaman kalabileceğimizi düşünmüyorum.Borsada 2 sent seviyesinin üzerinde kalıp kalmayacağımız bugünkü kapanışa göre netleşecek. Özellikle bugünün dikkatli izlenmesinde fayda var, zira bayrama pozisyonla girmek istemeyenlerin ve kârlarını almak isteyenlerin satışları gelebilir. Eğer endeks 2 sentin üzerinde kalırsa 2.07 ve 2.14 seviyeleri görülebilir. Ben bu seviyelerden -özellikle kurlar bu seviyelerde kaldığı sürece- kâr satışlarının gelebileceğini düşünüyorum. Kâr satışları gelirse nereye kadar dönüleceğine ancak tepe noktası netleştikten sonra bakacağız.Bonoda da bayram sonrasında Hazine'nin büyük bir itfası var. Başarılı eurobond ihracı sonrasında bu borçlanmada çok büyük sorun yaşanmayacaktır. Ancak böylesi büyük itfa öncesinde faizlerin bir parça yukarı gitmesini isteyen katılımcıların satışları gelebilir ve faizler ihale öncesinde az da olsa yükselebilir ve yüzde 20'nin üzerine çıkabiliriz.Kritik seviyelere yaklaşmaya başladık. Bundan sonra yeni pozisyonlar oluşturulurken dikkatli olunmasında fayda var.