Zirveden "iyi" haber çıktı. Her ne kadar dün basında bu haberin bir zafer mi yoksa yenilgi mi olduğu tartışılsa da, bana ve birçok kişiye göre alınabilecek en iyi sonuçlardan bir alınmış durumda. Benzer düşünenler dün borsada bir taraftan kâr realizasyonunu beklerken, diğer taraftan endeks 30 dışındaki "ikincil" gruptaki kağıtlarda alım yaptılar.Bunda Merkez Bankası'nın beklenen faiz indiriminin de etkisi oldu. MB dün gecelik faizleri 200 baz puan (yüzde 2) düşürerek, yüzde 18 seviyesine indirdi. Bonolar, daha önceki yazılarında sözünü ettiğim, bileşik 21 seviyelerine kadar indi. Fonlama faizleriyle kıyaslandığında hâlâ yüzde 1.30'luk inebileceği yer var. Ancak piyasaların bunu bir an evvel kapatacağını düşünmüyorum. Bu seviyelerde TCMB'nin de sözünü ettiği likidite sıkışıklığını düşünen ve kârlarını ceplerine koymak isteyen bono yatırımcılarının satışları gelebilir.* Benzer bir kâr realizasyonu borsada da gelebilir. Ancak kâr amaçlı satışlar; önemli politik bir sorun yanmadığı takdirde, alımlarla dengelenecek gibi görünüyor. Hisse senetleri için getirilmesi düşünülen yüzde 15'lik stopaj aslında büyük borsa katılımcıları için iyi bir haber. Normal gelir vergisi yerine stopaj ödeyerek vergi problemini halletmiş olacaklar. Diğer taraftan da faizlerin düşmesiyle yerli yatırımcıların borsaya ilgisi artacaktır.FED benzeri TCMBDün; MB Başkanı Sn. Serdengeçti 2005 yılı para ve kur politikasını açıkladı. Göze çarpan önemli birkaç nokta:2006 yılı başında açık enflasyon hedeflemesine geçilecek.FED'in FOMC benzeri Para Piyasası Kurulu (PPK) her ayın 8'inde toplanacak.PPK'da alınan faiz kararları bir sonraki gün sabah 9'da açıklanacak.Özellikle 2005'in ilk çeyreğinde TL cephesinde likidite sıkıntısı yaşanabilecek.22 Aralık'ta başlayacak döviz alım ihaleleri 2005 sonuna kadar devam edecek.Günlük 15 milyon dolarlık alım yapılacak, opsiyonlarla birlikte bu rakam 45 milyon dolara çıkabilecek. (2005'te 3,75 - 11,25 milyar dolar arası alım mümkün.) Para piyasasında MB likiditeyi gözetecek, borç alma-verme arasındaki farklar azalacak.Munzam karşılıklarda yeni esneklikler getirildi.Yapılan açıklamanın temelinde, Türkiye'ye olan "güvenin" artmasıyla "ters dolarizasyon" sürecinin hızlanacağı ve bunun da hem kurlar, hem de likidite üzerinde etkileri olacağı var sayılıyor. Bu nedenle MB; hem döviz alarak arzın bir kısmını rezerv artışı için kullanacak, hem de aldığı dolarlar karşılığında vereceği TL ile (pardon YTL ile) likiditeyi dengelemeye çalışacak. Kendi içinde tutarlı ve piyasaları gözeten (market friendly) yeni uygulamalarıyla Merkez Bankası, 2005 yılında da "örtülü enflasyon hedeflemesini" sürdürecek. Alınan tedbirlerle de "açık enflasyon hedeflemesine" hazırlık amaçlanıyor.
Dün piyasalar hem içeride, hem de dışarıda çok hareketliydi. Soluksuz düşen dolardaki trend tersine döndü. Dönüş olduktan sonra yazması kolay diye düşünülebilir... Yine de daha önceki birkaç yazımda da parkenin çok hızlı yükseldiğine ve "kısa süreli" de olsa bazı düzeltmelerin yaşanabileceğine dikkat çekmiş olmanın rahatlığıyla, bundan sonrası için birkaç noktaya değinmek istiyorum.* Euro: 13 Ekim'deki 1.2220 seviyesinden beri süregelen trend önceki gün 1.3470 seviyesine kadar çıktı. Bu trend çizgisi dün 1.3280'den geçiyordu. Bu seviyenin kırılmasıyla euro satışları hızlandı ve 1.3190 seviyelerini görüldü. Yazı yazıldığı sırada (YYS) 1.3300. Bu hareketin başlaması yine bir "müdahale" ile oldu. Ancak bu müdahale herkesin beklediği gibi merkez bankalarından gelmedi. Müdahale, AB Maliye bakanlarının ortak bildirisindeki "sözlü müdahale" idi.Euroda; gün kapanışı 1.3280 düzeyinin altında gerçekleşirse, önümüzdeki birkaç günde 1.3120-70 aralığı ve daha sonra da 1.30 seviyesi testedilebilir.* Altın: Altının, dolardaki zaafiyeti ve ABD seçimlerinin etkisiyle Ağustos başında 390 seviyelerinden başlayan çıkışı 465.85 seviyelerine kadar çıktı. Son günlerde bu seviyelerde takılan altında da diğer piyasalardakine benzer bir düzeltme başladı ve neredeyse günlük 15 doları aşan bir düşüşle 435.05 seviyelerine kadar geriledi. 440 doların altındaki bir kapanış (YYS 436.15) düzeltme hareketini teyit edecektir. Bundan sonraki kritik seviyeler 430 ve 421.30 seviyelerinde bulunuyor.* Brezilya: Dünkü ilginç gelişmelerden biri de Brezilya Merkez Bankası'nın Real'e müdahalesiydi. Gelişmekte olan ülkelere olan ilgi sonrasında; Mayıs sonlarında 3.1970'den önceki gün 2.7090 seviyesine kadar değer kazanan Real'in daha fazla değerlenmesinin önüne geçmek amacıyla gelen müdahale, doların tüm dünyada değer kazanmasıyla şimdilik başarılı görünüyor.* Türk Lirası: Son haftalarda pariteye bağlı olarak hareket eden TL, doğal olarak dünkü parite hareketlerini de takip etti. Ancak bizdeki hareket paritedekinden bir parça daha fazla oldu. Dün dolar kurunda 20-25 bin liralık artış oldu.Bu artışın arkasında AB ile "mutabakat metni" ve nihayetinde 17 Aralık için yaşanan gerilimin etkisi oldu.Bu ortamda gerilen, birkaç yabancı yatırımcının alımlanyla da dolar 1,4250 seviyesine kadar yükseldi. (YYS 1,4170) Paritedeki düzeltme ve "Godot" öncesi gerilim sürdüğü takdirde 1,4290, ardından 1,4510 seviyeleri test edilebilir.Yine de AB için "tarih" konusunda piyasadaki mutabakat devam ediyor. Tartışılan, "şartların" ne olabileceği. Bu nedenle kurlarda yukarıda belirtmiş olduğum seviyeler görülse dahi, diğer parametleri de göz önüne alarak bir karar verilmesinde fayda var.Nefesler daraldı', "Godot" bekleniyor.
Ekim ayının ortalarında yazmış olduğum petrol yazılarında; Brent petrolünde 50.50 seviyesinin önemli olduğuna ve buranın aşılması halinde, petrol fiyatlarında 50 dolarlı fiyatların kalıcı hale gelmesinde endişe edildiğine değinmiştim. Fiyatlar 51.7 seviyelerine kadar çıktı ancak burada fazla kalamadı ve geri dönmeye başladı.Bu geri dönüş aslında ilginç. Zira petrolün yukarı çıkmasına neden olarak gösterilen; Çin talebi, Venezulla'daki durum, Rusya'daki Yukos krizi ve Irak'ta değişen pek bir şey yok. Hatta Yukos meselesinde işler daha da karıştı ve şirket artık nerdeyse dağılıyor. Felluce'deki ABD harekâtı Irak'taki meseleleri ve hatta seçimle ilgili konuları daha da sorunlu hale getirdi.Ne oldu da petrol fiyatları düşmeye başladı? Öncelikle yüksek fiyatlar nedeniyle başta OPEC olmak üzere tüm petrol üreticileri kapasite artırımına gittiler ve arzda önemli oranda artış oldu. Yine fiyatların yüksekliği nedeniyle talepte de daralma yaşandı. Örneğin Japonya'nın petrol ithalatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 azaldı. Kışın ısınma amaçlı talebin yüksek olacağı varsayılmıştı. Ancak hava sıcaklıklarının kuzey yankürede, ortalamanın üzerinde seyretmesinden dolayı da ek talep oluşmadı. Bunların üzerine bir de; ABD'deki ham ve işlenmiş petrol ürünleri rezervlerindeki artışlar da eklendi.Bunlar yine de piyasalardaki hızlı hareket için yeterli sebepler değil. Bu iyi haberlerin arasında, yukarıda sıralanan olumsuz haberler de vardı. Esas olan, hemen hemen bir yıl önce 25 dolar seviyelerinden başlayan yükseliş trendi içinde değişik seviyelerden pozisyon almış olanlar bu pozisyonlarından çıkmaya karar verdiler. Ekim sonunda zirvelerden sonra, hemen hemen tüm Kasım boyunca bu çıkış sürdü. Cuma günü Brent petrolünün varili 39.5 dolara düşerken, Ekim sonunda 55.7 dolar seviyelerine çıkan Amerikan petrolü 42.5 seviyelerine kadar geriledi.Bundan sonra ne olabilir? Benim tahminim Brent bazında 38.5, Amerikan petrolü bazında da 41.5 dolar seviyeleri önemli. Son bir yıldan beri içinde bulunduğumuz yükseliş trendi, bu seviyeler kırılmazsa, bir süre daha devam edecek görünüyor. Eğer bu seviyeler kırılırsa, yeni düşüşler olacaktır. Ancak ben kısa zamanda bu seviyenin kırılacağını düşünmüyorum. Zira doların değer kaybından dolayı petrol üreticileri aslında petrol fiyatlarının artışından pek de faydalanamıyor. Bu nedenle arzı kısarak fiyatların belli bir seviyenin altına inmesine razı olmayabilirler.Petrol 10 dolar düştüTürkiye'deki petrol fiyatları, dünya fiyatları 50 dolarlar seviyesindeyken, Ekim ortası ve Kasım başında iki defa yüzde beşlik oranlarda arttırılmıştı. Bir ayda; 10 dolar düşen petrolün, içerideki fiyatlarında herhangi bir ayarlama yapılmadı. Dünya fiyatları yukarı çıkarken arttırılan fiyatlar; düşerken de indirilmeli diye düşünüyorum. Üstelik dolar kurları da son bir ayda yüzde 4 düşmüşken, pompa fiyatlarının yüksek kalması anlamlı gelmiyor.
Dün Kasım ayı enflasyon rakamları açıklandı. Gerçekleşmeler piyasa beklentilerinin altında çıktı. Beklentiler, geçen yıl Kasım ayına benzer şekilde her iki endeks için de yüzde 1,6 seviyelerinde idi. Ancak TÜFE beklentilere yakın yüzde 1,54 çıkarken, TEFE yüzde 0,75 olarak gerçekleşti. Yıllık bazda endeksler sırasıyla 14,4 ve 9,79.Kasım enflasyon rakamları; 19 Ekim ve 2 Kasım'da dünyadaki petrol fiyatlarındaki yükselişlere paralel yapılan yüzde beşlik iki petrol zammına rağmen düşük çıktı. Bu önemli bir nokta.Diğer önemli nokta da "çekirdek" enflasyon rakamının yüzde 0,2 çıkmasıdır. Bu rakam, içinde bulunduğumuz ayda da enflasyonun -büyük bir değişiklik olmazsa- düşük çıkabileceği konusunda bir endikatör.Bana göre kurlardaki düşüş enflasyon üzerinde etkili oldu. Dolar, hem paritenin, hem de AB için pozisyon almak isteyen yabancıların satışlarıyla önemli ölçüde geriledi. Bu da en azından beklentileri etkiledi.Gelinen bir başka nokta da dünyadaki petrol fiyatlarındaki önemli gerileme. Ekim sonu itibariyle 55 doların üzerine çıkan petrol, dün itibariyle 42 dolar seviyelerine kadar geriledi. Bu konuya, önümüzdeki günlerde ayrıca değinmeye çalışacağım. Dünya petrol fiyatlarındaki gerileme ülke içi fiyatlar üzerindeki önemli maliyet baskısını da azaltığı için, enflasyon rakamları beklentilerin de altında gerçekleşti.Gecelik faiz oranı indirilmeli !Kasım sonunda Merkez Bankası'ndan gelen bir açıklamada "yılın ikinci yarısında alınan bir dizi seçici önlemle talepte yavaşlama beklenmektedir" denilmekte.Cari açığın kontrol altına alınması amacıyla alınan önlemler, aynı zamanda talebin de kontrol edilmesine yardımcı oldu. İç talep, doğal olarak Merkez Bankası'nın yakından takip ettiği bir konu. Anlaşılan TCMB de bu konuda rahatlamaya başladı.Yakın bir zamanda TCMB'nin gecelik faizlerini yeniden gözden geçirerek düşürmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira enflasyon; petrol zamlarına rağmen düşük çıktı, iç talep kontrol altına alınmaya başladı, dünya petrol fiyatları geriliyor, önümüzde IMF programının onayı var. Tüm bunların ortasında TCMB'nin; AB kararını beklemeden; önceden bir tavır alarak, gecelik faizleri indirmesi yerinde olacaktır.AB kararının olumsuz olması durumunda yürürlükteki faiz seviyeleri zaten anlamını yitirecektir.Olumlu olması ihtimalinde de neden daha fazla bekleyelim?
Önce "başarı" dan kasıt nedir, ona bakalım. Bir halka arzın başarılı olması, hisse senedini satan kuruma nakit girişinin olması ve bu nakdin şirketin büyümesi ve daha kârlı hale gelmesi için kullanılmasıdır. Diğer yandan; bu hisse senedini alan yatırımcıların, daha ilk günden zarara uğramaması ve az ya da çok kazanç elde etmeleridir.2004 yılında 12 yeni halka arz yapılmış durumda. Fenerbahçe ile başlanmış ve en son İş Girişim Sermayesi halka arz edilmiş. Bunun dışında da 5 şirketin, borsa dışında, kurumsal yatinmcılara ikincil halka arzı yapılmış. Borsada işlem görmeye başlayan 12 şirket; biri hariç, halka arz sonrasında -az veya çok-yatrımcısına zarar ettirmiş durumda. Bir başka deyişle; 12 halka arzdan sadece biri yukarıdaki tanımla "başarılı" olmuş durumda.Bu yılın en büyük halka arzı, Coca Cola içecek A.Ş. olacaktı. Yatırımcısına zarar ettirmek istemeyen Coca Cola, halkı arzı erteledi. Bu karar doğrudur ya da değildir, tartışılır. Yine de piyasalarda bir hayal kırıklığı yarattığı kesin.* Bu hayal kırıklığının ardından THY halka arz ediliyor. Önceki gün, ön talebin son günüydü. Yatinmcılara tanınan indirimler ve "Elit Kart" teşvikiyle ön talep çalışmasının iyi gittiği belirtiliyor. Bundan sonra sırada halka arz fiyatının belirlenmesi ve kesin talep var.* Hatırlatmak iyi olur; bu halka arzdan elde edilecek gelir THY'nin değil, Özelleştirme İdaresi'nin kasasına girecek.Bu nedenle halka arzdan gelecek para şirket için değil, kamu maliyesi ve bu yıl için konulan özelleştirme hedeflerinin tutturulmasında kullanılacak. Çok da kötü bir şey değil bu durum. Ancak yeni yatırımcılar, geçen ay alınan Airbus'ların borçlarını üstlenmiş olacaklar.Lütfen dikkat!..Tüm bunlar göz önüne alındığında; THY'nin halka arz fiyatı belirlenirken dikkatli olunmalıdır. Hayal kırıklığı yaratan Coca Cola'nın denemesinin ardından; böylesine önemli halka arzın yatırımcılara zarar ettirmesi, borsamız ve sermaye piyasalarımız için iyi olmayacaktır.Amaç sadece ÖİB'nin satış hasılatını maksimize etmek olmamalıdır. Devlete güvenen geniş bir halk kesiminin de katılacağı bu halka arzda, yeni uçak alımlarının borçlarını üstlenecek yatırımcıların çıkarları da korunmalıdır.* Sonuç olarak, THY'nin halka arzı "başarılı" olmak zorundadır. Bu halka arzdaki başarısızlık, Türk Telekom için gelecek teklif sayısı ve fiyatlar üzerinde de etkili olacaktır. Eğer bu halka arz da "başarısız" olursa; hem özelleştirme konusunda soru işaretleri artacak hem de Telekom'da devletin eli zayıflayacağından, fiyat düşecektir.* Başarısız bir halka arz, borsa yatırımcılarını var olan hisselere mahkûm edecektir. Bu da, zaten yavaş büyüyen sermaye piyasalarımızın, gelişmesinin önüne yeni bir engel çıkaracaktır.
Geçtiğimiz hafta euro ile ilgili yazıda 1.3125-45 aralığının yakın zamanda görüleceğine değinmiştim. Dün bu seviyeye gelindi ve hatta 1.3170 seviyesi görüldü. Böyle giderse 1.35 seviyesi çok uzakta değil. Bugün batı dünyasında "Şükran Günü". Piyasalar kapalı.Geçen hafta Berlin'de yapılan G 20 toplantısından da doların düşüşü ile ilgili bir yorum çıkmayınca; devam eden bu trend içinde, ilk aşamada 1.32 -1.3230 seviyeleri denenebilir. Ancak birkaç gün içinde kısa vadeli de olsa 1.30 seviyelerine kadar bir düzeltme olabilir. Soluksuz 1.35 seviyesinin görüleceğini düşünmüyorum. * Altın: Bu görüşü destekleyen bir nokta da altındaki hareket. Altın için de 447 seviyesini öngörmüş ve buradan bir düzeltme olabileceğine değinmiştim. Ufak bir yanılmayla 449 seviyelerine gelindi ve son üç gündür bu seviyenin üzerine çıkılmıyor. Eğer 490 seviyelerine doğru bir hareket için güç toplatmıyorsa, bu seviyelerden gelecek bir düzeltmeyle 437 ve hatta 429 seviyeleri görülebilir. Böylesi bir hareket eurodaki düzeltme hareketini de destekleyecektir.Ağustos ayının başından bu yana baktığımızda dolar euro (1.2060'dan bu yana) karşısında yüzde 9, pound karşısında yüzde 2,8, yen karşısında 7 değer kaybetmiş durumda. Altının onsu da aynı sürede yüzde 14,30 değer kazanmış durumda. Sadece dört ay içindeki bu değişimler; yıllık faiz oranlarlarını yüzde 1-3 arasında olduğu tüm bu ekonomiler için çok büyük hareketler. Kısa vadeli düzeltme ve soluklanma hareketlerini önümüzdeki günlerde görebiliriz.* Çin: G20 toplantılarından dolar için bir şey çıkmazken, yine gözler Çin üzerindeydi ve Çin'in parasının değerlenmesine izin vermesiyle ilgili baskılar bu toplantıda da sürdü. Artık Çin sadece ABD için değil, paralan değer kazanan ve ihracatta zorlanacak tüm ülkeler için ciddi sorunlar yaratmaya başladı. Bu nedenle Çin'e karşı cephe genişliyor.* Türk Lirası: Dolar/TL kurunda 1,4300 seviyelerinin görüleceğine daha önceki yazılarda değinmiştim. Bu noktaya gelinmesinde paritenin etkisi yadsınamaz. Önümüzdeki günlerde de paritenin dikkatle izlenmesi gerekecek. Zira iç piyasada IMF anlaşması ve 'Godot'ya kadar parite kurlar üzerinde belirleyici olacak.
Dün bonolarda işlem hacminin azaldığından, salı günkü ihale öncesi ve sonrasında piyasadaki tedirginlikten söz etmiştim. Bu gerilimin ana sebeplerini, son enflasyon rakamlan, stopaj, IMF, Coca Cola'nın halka arzının ertelenmesi ve Amerika'daki faiz artırım beklentileri olarak sıralamıştım.Merkez Bankası'nın faiz indiriminin ekim ayı rakamlarının yüksek gelmesi sonrası ileriki tarihlere ertelenmesiyle, yeni pozisyon almak isteyenler beklemeyi tercih ettiler. Alıcıların çekilmesine ve piyasaya para girişinin azalmasına, yukandaki sebepler de eklendiğinde bono faizleri 30-40 baz puan arasında yükseldi.Borsa'da son bir haftada 100 milyon dolara ulaştığı söylenen yabancı satışlarıyla, bir hafta öncesine göre neredeyse 1.700 puanlık bir düşüş oldu. Bir yabancı fondan geldiği söylenen bu satışlar piyasadaki genel havayı olumsuz etkiledi.Gerilimin artmasında, Sn. Gül'ün AB konusunda üç gün önceki sözlerinin dünkü gazete yorumlarında öne çıkması da etkili oldu. Bunun yanı sıra piyasalarda; BDDK ile IMF arasında yaşanan "Bankacılık Yasası" çekişmeleri, yeni programın sonuçlandırılmasının zaman alacağı konuşulmaya başladı.* Bankacılık sektörünün kim tarafından denetleneceği konusunda düğümlenen bu tartışma, programdaki vergi ve sosyal güvenlikle ilgili sorunların da önüne geçmiş durumda. BDDK'nın ilk görevi, düzenleme. Adı üstünde; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu... Önce düzenlemeler yapılır daha sonra da bu düzenlemelere uygunluk denetlenir ki, bu da BDDK ikinci asli görevi. Denetim kökenli olan BDDK başkanı Sn. Bilgin; düzenlemeye fazla takılmadan, uzmanı olduğu denetlemeyi öne çıkarıyor. Bunu da bir "bağımsızlık mücadelesi" adı altında yapıyor. Bu da IMF programının netleşmesini geciktiriyor.* IMF görüşmelerindeki gecikme, yine hepimize bir maliyet getirecek gibi görünüyor. Piyasa katılımcıları; AB müzakereleri öncesi sonuçlandırılacağı bakanlar tarafından açıklanmış olan IMF programının yetişemeyeceği düşüncesiyle gerildi.Ben bu konuda, piyasa katılımcıları kadar endişeli değilim. Zira AB'yi kendisi için olmazsa olmaz hedef seçmiş olan ve bu hedefe varılmasına neredeyse bir ay kalmışken hükümet IMF ile bu süre içinde bir çözüme ulaşacaktır. Tabii ki Sn. Gül'ün üç gün önceki konuşmasının ardında kamuoyuna açıklanmamış bir sebep yoksa...* Herkes Godot'yu bekliyor. Beklerken de yaşanan tedirginliklere rağmen, büyük pozisyon değişikliği yapmak istemiyor. Döviz piyasalarındaki sakinlik bunu gösteriyor. Bono ve borsadaki satışların döviz piyasasına talep olarak gelmesi durumunda döviz piyasaları bir parça etkilenebilecektir.* Bayramdan sonra tekrar başlayacak IMF görüşmeleri, kısa zamanda bitirilebilirse bugünlerdeki tedirginlikler çabuk unutulacaktır.
Dünkü gazetelerde Sn. Erdoğan'ın Berlin ziyareti sırasında 36 adet Airbus uçak alımı anlaşmasının imzalandığı haberi yer aldı. Önceki gün Berlin'de Almanya Başbakanı Schröder ve Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ile üyelik müzakerelerine başlama konusunda, özellikle Fransa'nın itirazlarının halledilmesi için mini bir zirve toplantısı yapıldı. Fransız kamuoyu Türkiye'nin üyeliğini neredeyse tamamen "iç politika" malzemesi haline getirdi.Tartışmaların bu denli öne çıkması ve başta Fransa olmak üzere tüm Avrupa basınında manşetlerden inmemesi, aslında iyi bir haber. Bu denli yoğun tartışmalar bana; 17 Aralık'ta öyle ya da böyle müzakerelere başlama kararı çıkacağını, ancak ondan sonrası için neler yapılabileceğinin tartışıldığını düşündürüyor.* AB'nin ağır toplarından Fransa, henüz daha tam olarak ikna olmuş görünmüyor. Uzun yıllardır hayır diyen Fransızlar özellikle Irak meselesinden sonra zoraki bir "havet'e" (hayır, yarım ağız evet) dönmüşlerdi. Bu arada Türkiye Kopenhag siyasi kriterlerinin neredeyse tamamını yerine getirdi. AB'nin diğer üyeleri gibi Fransızların da; Luxembourg zirvesinde verilen sözlerden dönemedikleri için ve uzun müzakere sürecinde nasılsa bir şeyler yapılabilir düşüncesiyle müzakerelere başlama konusunda "hevet'e" (evet, yarım ağız hayır) dönmeye başladıkları izlenimi oluştu.* Bu değişiklikte acaba 2,8 milyar dolarlık Airbus alımının da bir payı var mıydı?Bilindiği üzere Almanya ve Fransa, Airbus şirketinin büyük ortakları. Diğer ortaklar İspanya ve İngiltere. Aralık'taki zirve öncesinde bu anlaşma acaba bir tür tatlandırıcı (sweetener) görevi mi yapacak? Olmasaydı ne olurdu? Ya da aralık zirvesinden sonra imzalanması bazı şeyleri değiştirir miydi? Herhalde çok fazla bir değişiklik olmazdı. Yine de böylesi büyük bir ticari anlaşmanın zirve öncesi yapılması ilginç.* Bu anlaşmanın imzalanması sonrasında yapılan basın toplantısında Chirac'ın müzakerelerin 2005'te başlayabileceğini söylemesi olumlu algılandı. Yine aynı basın toplantısında Schröder'in "Aralık'ta Avrupa Konseyi'nin müzakerelere başlama kararını vereceğine inanıyorum. Müzakere tarihi 2005 olacak ve müzakerelerin hedefi, Türkiye'nin tam üyeliği" açıklaması belli bir mutakabata varıldığı izlenimini yaratıyor.* AB'den gelen bu haberler ve çetrefilli Çukurova anlaşmalarından hangisine ait olduğu bir türlü anlaşılamayan 30 milyon dolarlık ödeme, borsada da iyi algılandı. Önceki gün gelen alımların dün de devam etmesiyle, borsa günü 423 puan artışla kapattı. Ancak bono-faiz tarafında, ihalelere gelen yüksek talebe rağmen, hemen hemen hiçbir hareket, değişiklik olmadı. Anlaşılan o ki Airbus anlaşması ve ifade ettikleri, Türkiye'nin borç dinamiğini hiç ilgilendirmiyormuş.