Yoksa "gizli gündem" bu muydu?

18 Eylül 2004

AB ilerleme raporunun çıkmasına sayılı günler kala, bir çuval incir berbat edilmek üzere. Meclisin olağanüstü toplanarak neredeyse tüm maddelerini kabul ettiği yeni TCK tasansı, son anda komisyona geri çekildi. Nedenini kimse anlayamadı.Tasarıyla ilgili tartışmalar sürerken, Sayın Erdoğan'ın yapmış olduğu açıklamalar herkeste şok etkisi yaptı. İlerleme raporu öncesinde Başbakan, "çıkarılan yasaların uygulamalarının zihinsel değişim gerektirdiğini ve zaman alabileceğini" söyledi. Esas şaşırtıcı açıklama; "AB bizim için olmazsa olmaz değil, hiç kimse bu noktada, parlamentomuzun takvimine müdahale edemez" idi.Bu açıklamaların ve yaratılan krizin zamanlaması çok ilginç. İlerleme raporunun açıklanmasına çok kısa bir süre kala ortaya çıkan bu gerginlik birçok soruyu da beraberinde getirdi. Başbakan'ın basın toplantısındaki üslubu ve seçtiği sözler; tasarının 1 Ekim'e kalması, piyasalarda müthiş bir tedirginlik yarattı. Yasanın geçmesi 6 Ekim'e yetişmeyebilir ve hele de rapor için kritik tarih 1 Ekim'in kendisi olduğu belirtilirken. Meclisin olağanüstü toplanmasının sebebi bu değil miydi?* Piyasalarda; "raporda olumsuz bir sonuç var da hükümet bunun sorumluluğunu AB'ye yüklemek için mi böylesi bir manevra yapıyor" ya da "aslında hep sözü edilen AKP'nin gizli gündeminin Türkiye'nin AB üyeliğinin gerçekleşmemesi ve ülkenin yönünü doğuya çevirerek İslâm alemine katmak mı" soruları akla geldi.Bu sorularla birlikte, uzun zamandır sakin bir seyir izleyen bonolarda yüzde 1-1,5'luk faiz artışları oldu. 1.510 seviyelerinden açılan döviz piyasasında kurlar 1.525-1.530 seviyelerine kadar çıktı. Aslında dövizin bu ortamda daha fazla yükselmesine, şirketlerden ve şahıslardan gelen, 400-500 milyon dolara ulaştığı tahmin edilen satışlar engel oldu. Güne sınırlı satışla başlayan borsa, açıklamalar sonrasında gelen sert satışlarla günü 871 puanlık kayıpla kapattı.Piyasalar hafta sonundaki gelişmeleri izleyecek ve önceki krizlerde olduğu gibi bir geri adım bekleyecek. Geri adım gelirse bir parça rahatlama olacaktır. Ancak piyasalar bu krizi (!) kolay kolay unutmayacaktır.Benim ve piyasaların anlamadığı... AB bizi davet etmiyor, biz katılmak istiyoruz. AB, katılım şartlarını ortaya koydu. Bunları biz kabul ettiğimiz takdirde, görüşmelere başlayıp başlamayacağına önümüzdeki birkaç ay içinde karar verecek.Bu kadar kritik günlerdeTürkiye muhaliflerinin eline böylesi bir koz vermek niye?Ülkenin yıllardır beklediği iyi habere bu kadar yaklaşılmışken bu kriz neden?Hele hele AB üyeliği ulusun önüne mutlak hedef olarak konmuşken ve alternatif bir B planı bile yokken bu kriz nereden çıktı?Yoksa AB'nin müzakerelere başlaması bazıları için iyi haber değil mi?

Devamını Oku

Enflasyon ve ihaleler

6 Eylül 2004

Ağustos ayı enflasyon rakamları açıklandığında piyasa beklentilerinin tersine, toptan eşya fiyatları tüketici fiyatlarından yüksek çıktı. Piyasa beklentisi TEFE'de binde 1 civarında iken, gerçekleşme binde 7,9 oldu. TÜFE'deki gerçekleşme (binde 5,8), beklentilere (binde 5) yakın gerçekleşti. Her iki gerçekleşme de yıl sonu hedefleri için şimdilik bir sorun teşkil etmiyor.Çekirdek enflasyon olarak da adlandınlan özel imalat sanayi endeksi ise beklentilerin (binde 6,5) oldukça üzerinde yüzde 1,5 gerçekleşti. Çekirdek enflasyonun yüksek çıkmasındaki en önemli etken şüphesiz petrol fiyatlarındaki artış idi. Petrol fiyatları ağustos ayında yüzde 7,4 artmış.Dünyada petrol fiyatlarında temmuz başından (35 $/varil), ağustos sonuna (48 $/varil) kadar artış yüzde 36 olmuş. Sadece ağustos ayı göz önüne alındığında bu artışın yüzde 15 dolaylarında olduğu görülüyor. Bu denli büyük artışlara karşın, hükümetin kararıyla iç piyasadaki artış yüzde 7,4 ile sınırlı tutulmuş. Bu durumda, ya akaryakıt tüketim vergisinden fedakârlık yapılmış oluyor ya da daha önceden yapılan (varsa eğer) vadeli alımlarla elde edilen avantaj piyasaya verilmiş demektir.Hükümet petrol fiyatlarının yakın zamanda daha da artmayacağı ve hatta düşeceği varsayımıyla petroldeki artışı, iç fiyatlara sınırlı yansıttı. Petrol fiyatlarının enflasyona ve büyümeye etkisinin sınırlı kalması amacıyla yapılanlar, umarım sürekli sübvansiyonlar haline gelmez. Aksi takdirde başarılı giden faiz dışı fazla konusunda soru işaretleri akıllara gelecektir. Son cari açık, dış ticaret ve enflasyon rakamları şimdilik piyasa katılımcılarını pek rahatsız etmemiş görünüyor. Gözler Verheugen'in ziyaretinde. Önümüzdeki birkaç günde "günün göstergesi" Verheugen olacak. Ağzından çıkacak sözler piyasalarda başka bir indikatör olmadığından, belirleyici olacak. Nitekim dün reformlarda gecikme olduğunu söylemesi dövizde alım getirdi.Döviz alımları sonrası satışlar sınırlı kaldı. Bunda, bugün yapılacak 455 günlük iskontolu tahvil ihalesinin de etkisi var. Piyasa katılımcıları ve özellikle bankalar daha iyi seviyelerden bono alabilmek için dövizin bir parça yukarıda kalmasına razı oluyorlar. Dövizde gelen sınırlı alım sonrasında, bonolarda da, sınırlı da olsa bir satış oluyor. Bu satışlar da ihale öncesi faizlerin az da olsa yukan gitmesine ve işlem hacminin sınırlı kalmasına neden oluyor. IMF heyeti bu ayın ortalarında gelecek. Sayın Babacan bu ay sonuna kadar programın hazırlanacağını ve sonuçlandıracağını açıkladı. IMF ile program konusunda anlaşmaya varılmasıyla, Merkez Bankası'nın faiz indireceği düşüncesinde olan piyasa katılımcıları, bugün yapılacak ihalelerde alıcı olacaklardır.Kutluyorum: 2. yaşını kutluyor, VATAN'a başarılarla dolu uzun bir ömür diliyorum.

Devamını Oku

Merkez faizi indirdi ama...

26 Ağustos 2004

Beklendiği gibi gecelik faizleri değil ama, Türk Lirası munzam karşılıklara ödediği faizleri indirdi.Bankalar toplamış oldukları mevduatlar için Merkez Bankası nezdinde "munzam karşılık" ve "disponibilite" tutmak zorundadır. Özel finans kurumlarının ise sadece munzam karşılık bulundurma zorunluluğu vardır. Bir tür rezerv olarak düşünülebilecek bu karşılıklar; bankalarda veya ÖFK'larda ani nakit çıkışlarında kullanılmak üzere; nakit veya nakte en kısa zamanda çevrilebilir nitelikteki kıymet olarak tutulurlar.Munzam karşılıklar ve disponibilite, Merkez Bankası'nın piyasadaki para arzının kontrolü için kullandığı en önemli araçlardandır. Türk Lirası veya yabancı para olmasına göre farklı oranlarda munzam karşılık ve disponibilite olarak tutulur. Oranları Merkez Bankası tarafından saptanır.Son oranlar:...........................Bankalar (%)............ÖFK...........................Munzam........Disp. MunzamTL mevduatlar.........6.................4...........6Döviz mevduatlar...11.................1..........11Munzam karşılıklar; mevduatların belli bir yüzdesi olarak Merkez Bankası'ndaki iki günlük ihbarlı hesaplarda nakit olarak tutulur. TL mevduatlar için yine TL cinsinde munzam yatırılırken, DTH'lar için dolar veya euro cinsinden munzam yatırılmaktadır.Disponibilitenin ise devlet tahvili, Hazine bonosu veya nakit olarak yine Merkez Bankası'ndaki özel hesaplarda tesis edilmesi zorunluluğu vardır. Bankaların genel tercihi, disponibilite hesaplarında -daha yüksek faiz kazanabilme imkanından dolayı- bono veya tahvil tutmak yönündedir.2001 yılında; kriz sonrasında bankaların kaynak maliyetlerini düşürmek amacıyla; TCMB daha önceden faiz vermediği munzam karşılık hesaplanna da faiz ödemeye başladı. Öncesinde bankalar bu hesaplar üzerinden faiz kazanamıyorlardı. Bu durum bankaların ellerindeki kullanılabilir mevduatın maliyetini artırıyor, maaliyet artışı da doğrudan kredi faizlerine yansıyordu. Alınan bu kararla krediler için kullanılan kaynağın maliyeti azaltılmış oldu.Döviz karşılıklarına ödenen faizler haftalık bazda gözden geçirilip açıklanırken, TL için Merkez Bankası daha esnek davranmakta ve politikaları doğrultusunda faiz oranı belirlemekte.Dün yapılan bir açıklamayla 22 Mart'tan bu yana yüzde 14 olan TL karşılıklar için ödenen faiz oranları 25 Ağustos'tan itibaren yüzde 12,5'a düşürüldü. Bu indirim bankalar için iyi haber değil. Daha az faiz kazanacaklar.Ancak bu indirim; bankalar için daha önemli olan gecelik faiz oranlarındaki muhtemel bir indirimin habercisiyse o zaman durum başka. Yandaki grafikte izleneceği gibi, Temmuz 2002 ile Ağustos 2003 arasında Merkez Bankası gecelik faizlerden bağımsız bir politika izlemiş gibi görünüyor. Daha sonraki aylarda ise gecelik faiz oranlarına paralel bir politika izlendiği görülüyor. Yaklaşık beş aydan sonra dün yapılan değişiklikle, TCMB muhtemel faiz hareketine önceden önlem almış gibi görünüyor.

Devamını Oku

Piyasalarda haber (!) hareketliliği...

20 Ağustos 2004

Çarşamba günü Merkez Bankası ikinci üç aylık para piyasası raporunu yayınladı. Rapor dikkatli incelendiğinde olumlu gelişmelerden ve her zamanki gibi başta petrol fiyatları ve ABD'deki faiz artırımları olmak üzere muhtemel dış risklerden söz ediyor.Rapordaki bir ifade, Reuters tarafından verilişi itibariyle piyasalarda tedirginliğe neden oldu. Merkez Bankası'nın; faiz indirimi beklenirken, faiz artırabileceğinin belirtildiği haber piyasa katılımcılarını huzursuz etti. Bonolara satış gelirken, döviz fiyatları da yukarı çıktı. Bu gelişmeler üzerine Merkez Bankası dün ek bir açıklama yaptı. IMF ile yeni bir anlaşma yapılması niyetinin, en önemli risklerden birini elimine ettiği belirtildi. Aynı açıklamada, faiz politikasının enflasyondaki öngörülerle, hedeflerin uygunluğu doğrultusunda şekilleneceği belirtildi. Piyasalarda tedirginliği artıran; Merkez Bankası'nın tam olarak güncellenmemiş izlenimi yaratan bir rapor yayınlaması ve arkasından da bu raporla ilgili ek açıklamalar yapması oldu. Bu; piyasaların pek aşina olduğu bir durum değil.Merkez Bankası faizler konusunda, indirim veya artış yapabileceğini hemen her raporunda vurguluyor. Ancak raporun tamamı değil de, sadece bu bölümü haber olarak verildiğinden dolayı piyasalar etkilendi.Moody's haberiBugüne kadar Merkez Bankası'nın faiz artırımı deneyimini yaşamayan piyasalar, hep Merkez Bankası'ndan indirim talep eder durumda. Bunda Merkez Bankası'nın da payı var. Faiz yükseltmek durumunda kalmamak için, geçmişte birçok kez faiz düşürebileceği zamanlarda dahi düşürmeme tercihini kullanması, bu izlenimin oluşmasında etkin oldu. Son gelişmelerden sonra Merkez Bankası faizlerde değişiklik için bir süre daha bekleyecek gibi görünüyor, ben buna katılmasam da...Dünün bir başka önemli haberi de Moody's'den geldi. Salı günü gelen S&P'nin sürpriz not artınmından sonra, piyasalarda olumlu bir hava esmişti. Bu haberin ardından Moody's cephesinden de not artırımı konusunda olumlu haberler beklerken dün bu cepheden "maxi devalüasyon" endişesi haberi geldi. Her ne kadar yeni bir tanım (!) olsa da, cari açıkla ilgili endişelerin ardından söylenmesi piyasa katılımcılarının kulağına hiç hoş gelmedi. Reuters'in sorularına verilen yazılı cevaplara dayandınlan bu haberde bahsedilen "maxi -devalüasyon" dalgalı kur ortamında mümkün değil. Evet, cari açıkla ilgili sorunlar daha da artarsa kurlarda hızlı bir hareket olabilir. Ancak dalgalı kur ortamında, piyasa şartlarında meydana gelebilecek bir kur hareketini "devalüasyon" olarak adlandırmak hata olur. O zaman, euro karşısında Ocak 2002'de 0,8575 seviyesinde olan dolar, Ocak 2004'de 1.29 seviyesine geldiğinde "dolar euro karşısında yüzde 50.40 devalüe oldu" demek doğru olacaktır.Ama dünyada kimse bunu "devalüasyon" olarak adlandırmıyor !

Devamını Oku

S&P not yükseltti ve...

17 Ağustos 2004

Bugün için yazmayı düşündüğüm ilk yazının başlığı "Piyasalarda Karar Zamanı yaklaşıyor!" olacaktı. Ancak yazıyı tamamlayamadan S&P sürpriz bir açıklamayla; Türkiye'nin uzun vadeli döviz notunu B+'dan BB- seviyesine yükseltti.Hazinenin dün düzenlediği ihaleler oldukça sakin geçmişti. 189 günlük bonoda faiz yüzde 24,28 olarak gerçekleşirken, 553 günlük tahvilin faizi 24,88 oldu. Bu oranlar gecelik faiz oranı olan yüzde 22'nin yıllık bileşiği yüzde 24,60'a oldukça yakın. Bono bu seviyenin altında kalırken, tahvilin bileşiği çok az üzerinde kaldı.Nisan ayında denenen yüzde 21,2 seviyesi kısa zamanda tekrar denenmeyebilir. Ancak "not artırımı" haberi sonrasında faiz oranlarında yüzde 23-23,25 seviyelerine doğru bir düşüş olabilir.Dolar kurlarında da bir "karar anına yaklaşılıyor" du. 1.4500 -1.4800 (YTL bazında) arasında daralan bant içinde hareket eden dolar kurları; önümüzdeki 7-10 gün içinde yeni bir trend oluşturacak. Not artırımı yeni trendin yönünde etkili olacaktır.Dün bir açıklama da Amerika'dan geldi. ABD'de açıklanan temmuz ayı TÜFE, yüzde 0,1 artış beklentisine karşın yüzde 0,1 azaldı. Bu data sonrası euro'nun değer kazanması beklenirken, parite 1.2389'u aşamadı ve dolar, beklentilerin aksine, değer kazandı. (Yazı yazıldığı sırada 1.2335.) Bugünlerde 1.2385 seviyesinin üzerinde bir kapanış olmadığı takdirde, paritede düzeltme başlayacaktır. Önümüzdeki günlerde doların euro karşısında değer kazanması beklenebilir. Paritedeki hareketler doğal olarak iç piyasadaki kurlar üzerinde etkili olacaktır. Ancak bu ortamda etkilenme sınırlı olacaktır.* Petrol fiyatlarında yükselişin durması ve hafif de olsa düşüş yönündeki, Venezüela ve Suudi Arabistan kaynaklı haberler,* Hükümetin cari açığa yönelik tüketici kredilerinde KKDF ve otomobildeki ÖTV konusunda aldığı ve almayı düşündüğü tedbirler, * Ve dün gelen beklenmeyen not artrım haberi sonrasında,Merkez Bankası'nın faizleri indirip indirmeyeceği yakından izlenecek. Eğer 2-3 puanlık bir indirim gerçekleşirse bono faizlerinin yukarıda belirttiğimiz seviyeden de aşağıya inmesi beklenebilir.S&P not artırımı sürpriz oldu.."Türkiye'de siyasi ve ekonomik risklerin dengelendiğine inanıyoruz" açıklamasıyla gelen not artırımı; dövizde satış getirirken, bono ve özellikle borsa da alım getirdi. İMKB-100 endeksinde 627 puanlık (yüzde 3,33) bir artış oldu.S&P yapmış olduğu açıklamada; IMF politikalarının kararlılıkla uygulanmasının not artırımında büyük rolü olduğu belirtilmiştir. IMF ile yeni bir stand-by yapılacak olması ve AB üyeliği konusundaki olumlu havanın, not artış kararının beklenenden erken açıklanmasında etkili olduğunu düşünüyorum. Bu not artışının ardından "Moody's"in de not artırması söz konusu olabilir.

Devamını Oku

Hazine ihaleleri . . .

16 Ağustos 2004

Hazine; dün yapılan 6 ayda bir değişken faiz ödemeli, dolar cinsinden, 945 günlük devlet tahvili ihalesinde, 1 milyar 541 milyon dolarlık nominal satış yaptı. Ortalaması 100.62 (100 dolar nominal bazında) fiyattan yapılan ihalede; 1 milyar 551 milyon dolarlık net satış yapılmış oldu. Libor artı yüzde 2,5 kupon ödemeli tahvilin ortalama faizi yüzde 4,10 oldu. Yüzde 57,5 karşılanma/teklif oranının dövizli bir tahvil için oldukça iyi bir seviye olduğu söylenebilir.İlginç bir nokta; neredeyse son aylarda bankalarca alınan sendikasyon kredilerinin toplamı kadar bir talep geldi. Bankalar henüz plase edemedikleri döviz likiditelerini, kârlı bir şekilde bu tahvilde değerlendirmeyi tercih etmiş gibi görünüyor.Petrol fiyatlarının; cuma günkü -Venezüella seçimleri öncesi- zirvesinden bir parça gevşemiş olması, tüm dünya piyasalarıyla beraber Türkiye piyasalarını da rahatlattı. Bu durum hem kurların, hem de faizlerin sakin bir seyir izlemesine yardımcı oldu. Dün dolar kuru 1.4550 -1.4650 (bundan sonraki yazılarda kurları YTL -Yeni TL- cinsinden ifade edeceğim) arasında hareket ederken bono faizleri de dar bir bantta seyretti. Bugün ihalesi yapılacak gösterge niteliğindeki 22 Şubat 2006 vadeli bono; bileşik faiz bazında yüzde 25,20 ile 25,05 arasında işlem gördü.Aslında bu durum yeniden ihraç edilecek bir bononun ihalesi öncesindeki seyri açısından ilginç bir durum. Zira genel olarak piyasa katılımcıları; ihaleden daha iyi faizle kağıt alabilmek için, ihaleler öncesi mümkün olduğu kadar piyasa faizlerinin yukarıda kalmasını isterler. İkincil piyasadan alım yönünde istekli değillerdir ve ihaleleri beklerler.Ancak dolar cinsinden yapılan ihale de gösteriyor ki, piyasa katılımcılan genel olarak önümüzdeki günlerden umutlu. Merkez Bankası'nın (her ne kadar iç taleple ilgili olarak faizlerin yüksek tutulmasının da tartışıldığı bir ortamda olsa da) gecelik faizleri, ay sonunda indirebileceği beklentisi alım iştahını artırıyor. Petrol fiyatlarında küçük de olsa düşüş, Merkez Bankası'nın da daha rahat hareket etmesine imkân tanıyacaktır.Bugün yapılacak 23 Şubat 2005 vadeli bono; daha çok vadesine kadar tutacak, bireysel yatırımcı ve yatırım fonlarından talep görecektir. 2006 vadeli tahvil ise stratejik pozisyon düşünen katılımcıların tercihi olacaktır. IMF; AB ve Merkez Bankası'nın faiz indirimini bekleyen katılımcılar, uzun vadeli 553 günlük tahvilde alıcı olacaklar gibi görünüyor.Hazine'nin de eli daha rahat. Geçen hafta oldukça düşük satış yapan Hazine'nin bu haftaki toplam itfası 7,7 katrilyon lira seviyesinde. Yaklaşık 2,25 trilyonluk kısmını döviz cinsinden tahvil satışıyla kapatan Hazine; iki ihaleyle, kalan itfasını önemli bir aksilik olmadığı takdirde, rahatlıkla karşılayacaktır.

Devamını Oku

IMF ile yeni program niyeti açıklandı ama...

10 Ağustos 2004

IMF cuma günü Türkiye'nin yeni bir stand-by anlaşması için başvurduğunu açıkladı. Sayın Başbakan da pazar günü yaptığı açıklamada bunu doğruladı. Ama piyasalarda merakla beklenen bu haber, fiyatlar üzerinde pek etkili olmadı gibi görünüyor.Kurlar cuma günü Amerika'da açıklanan tarım dışı istihdam rakamları sonrasında dolar paritesindeki gerilemeye paralel olarak 1.455 seviyelerine kadar düşmüştü. Dün; programla ilgili açıklamalar paralelinde, 1.442 seviyelerinde açıldı ancak günü 1.451 alış seviyelerinde kapattı. Benzer şekilde borsa da 19.424 seviyesine kadar çıkmışken, cuma gününe göre sadece 60 puanlık bir artışla kapattı. Bonolar, yaşanan 50 baz puanlık düşüşün yansını geri aldı.IMF ile yapılacak ve nerdeyse haftalardır beklenen bu açıklamanın piyasalarda beklenen heyecanı yaratmamış olmasının ardında birkaç sebep sayılabilir. Daha önceki birkaç yazıda değindiğim gibi IMF ile bir anlaşma yapılmaması fiyatların içinde değildi. Piyasa katılımcıları IMF ile öyle ya da böyle bir anlaşmanın eninde sonunda yapılacağına inanıyordu. Bu nedenle açıklama bir anlamda beklentilerin teyidi oldu.Bir başka nokta da, yapılan açıklamanın zamanlaması idi. 11 ve 18 Ağustos tarihlerinde Hazine'nin iki büyük itfası var. Dün piyasalarda; IMF ile yapılacak bir anlaşmanın AB müzakere takvimine bağlı olarak uzayabileceği, ancak açıklamanın bu iki büyük itfa öncesi yapılmasıyla, "Hazine'nin daha kolay borçlanmasına yardımcı olmak amacı taşıdığı" konuşuluyordu.IMF ile yeni bir stand-by yapılacağının resmi olarak açıklanması yine de önümüzdeki günlerde piyasaları olumlu etkileyecektir. Böylesi bir haberin çıkacağı beklentisiyle pozisyon almış olanlardan gelen kâr satışları sonrasında, anlaşmanın "gerçekten" imzalanmasıyla piyasalarda bir rahatlama olacaktır. Hele ki yapılacak anlaşmada, yeni parasal kolaylıklar -krediler- olacak ise...Hükümetin bugüne kadar yarattığı izlenim, eğer AB ile müzakereler başlayacaksa, IMF ile daha gevşek bir anlaşma yapmayı tercih ettiği yönündeydi. Aslında bu tercihin tersine; yeni anlaşmanın Aralık ayındaki AB toplantısı öncesinde imzalanması, Türkiye için faydalı olacaktır. Ekonomideki gelişmelerin IMF gibi uluslararası bir kuruluş tarafından yakından izlenecek olması AB'yi rahatlatacaktır.Eğer AB ile müzakerelerin başlanmasında sorunlar çıkarsa, piyasalar mutlaka olumsuz etkilenecektir. Ancak müzakerelere başlanmasıyla ilgili karar netleşmeden IMF ile yapılacak anlaşma, piyasalarda yaşanacak hayal kırıklığının daha kolay atlatılmasına da yardımcı olacaktır.Yapılacak yeni anlaşmanın en kısa zamanda sonuçlandırılması ve imzalanması; Merkez Bankası'nın "gecelik faiz oranlarının" da indirilmesi konusunda elini rahatlatacaktır. Anlaşmanın şartlarının netleşmesiyle beraber 1-3 puanlık faiz indirimi gündeme gelecektir.

Devamını Oku

Petrolde tasarruf yapabilir miyiz?

4 Ağustos 2004

Petrol fiyatlarının, dün gördüğü seviyelere kadar ulaşabileceğine (Brent petrolü için 42-42.25) geçen hafta değinmiştim. Ancak bu kadar kısa zamanda beklemiyordum. Dün Brent petrolü bu yazının yazıldığı sırada günün en yüksek seviyeleri olan 42.23'ü gördü.Petrol fiyatlarının bu seviyelere çıkmasının nedenleri arasında; OPEC'in kapasite sorununu da saymıştım. Önceki gün OPEC Başkanı Yusgiantoro "üye ülkelerin rekor seviyedeki fiyatları rahatlatmak için piyasaya hemen sürebileceği fazla petrolleri olmadığını" söyledi.Bu seviyelerin üzerine çıkılır mı? Bence biraz zor. Belki Amerikan petrolü 45.5-46 arasına kadar çıkabilir. Ancak daha yukarı çıkması zor. Bu seviyeler OPEC dahil hemen hemen herkesi rahatsız ediyor. İhracatçı ülkeler dahi bu konudan endişeliyse, ithalatçı olanlar ne desin?Gönüllü tasarruf önerisi...Bana göre son günlerdeki rekorlardan sonra, bir düzeltme gelecektir. Ya Amerika'dan rezervlerin kullanılması ya da OPEC dışı ülkelerden, piyasaları bir parça rahatlatacak açıklamalar gelecektir. Ayrıca petrol fiyatındaki artış, talep tarafında da bir daralmayı beraberinde getirecek. Ancak talep daralmasının, fiyat üzerindeki etkisi uzun vadeli olacaktır.Eğer bu seviyelerin tepe olduğunu varsayarsak; benim tahminim Brent petrolü bazında fiyatların; 37.5-38 seviyelerine kadar gerilemesi mümkün görünüyor.Dünya petrol fiyatlarındaki artışlar, henüz iç piyasaya yansımış durumda değil. Eğer hampetrol ithalatımızı yapan kuruluşlar bu yükselişi önceden görüp uzun vadeli kontratlarla ucuz bağlantı yapmışlarsa (hedge etmişlerse) mesele yok. Bunun yapıldığını pek zannetmiyorum. Eldeki en mantıklı cevap, hükümetin petrol fiyatlarının bir süre sonra düşeceği beklentisiyle zam yapmamayı tercih etmesi olabilir. Ancak bu durum da, bir anlamda genel bütçeden sübvansiyon anlamına geliyor.Hoşumuza gitmese de doğrusu, dünya petrol fiyatları doğrultusunda iç piyasada da fiyatların artırılmasıdır. Artan ham petrol ithalat faturası, doğal olarak dış açıklara yansıyor. En azından petrol fiyatlarındaki artışların bütçeye yansımaması akaryakıt kullanıcıları arasında paylaşılmalıdır.Sanayi ve üretime yönelik petrol kullanımı konusunda yapılabilecek pek fazla bir şey yok. Ancak bireyler, tasarrufa yönelebilir. Olağan bireysel tasarruf refleksi, genellikle kriz ortamında ortaya çıkmakta. Petrol fiyatlarındaki artış da Türk ekonomisi için dışsal bir şok, bir anlamda da kriz. Bu ortamda bireysel tasarruflar, petrol faturasının azaltılabilmesi için fayda sağlayacaktır.1. Not: enercast.com adlı internet sitesindeki bir habere göre "Amerika'daki iç savaştan bu yana ilk kez Tennessee eyaletinde bireysel petrol arama faaliyetleri yeniden başlamış."2. Not: Yazdan istifade tasarrufu da düşünerek ben scooter kullanmaya başladım.

Devamını Oku