Yaz aylarında dolar-euro paritesinin; 1.22'li seviyelerdeyken; 1.25 seviyelerinin test edilebileceğini ancak buradan dönebileceğini belirtmiştim. Hatta bu yıl içinde 1.17 seviyelerinin bile test edilebileceğini yazmıştım. Şimdilik gerçekleşmeyen bu beklentimin ardında, iki temel varsayım vardı.Bunlardan ilki; dolar faizleriyle ilgili olarak FED başkanı Greenspan'in açıklamaları ve piyasalardaki hızlı faiz artışı beklentileriydi. Ancak ABD'deki başkanlık seçimleri nedeniyle Greenspan faiz artınmını ağırdan aldı.İkinci sebep de doların son üç yılda yüzde 50'nin üzerinde değer kaybetmesine neden olan dış ticaret açığının temelindeki muhtemel değişikliklerdi. Amerika daha zayıf bir dolarla, ihracatını artırmak ve ithalatını daha pahalı hale getirmeyi tercih etti. Ancak burada Amerika için önemli bir fark var. ABD'nin en büyük dış ticaret açığı verdiği ülke Çin. Ancak Çin'in parası konvertible değil, kur devlet tarafından yıllardır aynı seviyelerde belirleniyor. Hal böyle olunca Çin; ne denli dış ticaret fazlası verirse versin, yuan başta dolar olmak üzere diğer paralar karşısında değer kazanmıyor. Bu nedenle de ABD'nin; Çin'den kaynaklanan dış ticaret açığında temel bir değişiklik olmuyor.Yılın ikinci çeyreğinde Çin'den gelen, yuanın yabancı paralardan oluşan bir "sepete" bağlı olarak serbest dalgalanmaya bırakılacağı haberi benim beklentimin temelindeki haberdi. Ancak Çin yetkililerinin; başta Dünya Ticaret Örgütü olmak üzere baülı kurumlardan gelen baskılar sonrasında aldığı bu kararı uygulamaya geçirmekte ağır davranması, yukandaki sürecin devam etmesine neden oluyor.Önümüzdeki haftasonu ABD'de başkanlık seçimi nihayet gerçekleşecek. Kimin seçileceği parite açısından çok da fazla bir şey değiştirmeyecek gibi görünüyorsa da; Kerry'nin seçilmesi durumunda taşların yerine oturması zaman alacağından, belirsizlikten dolayı doların bir parça daha zayıflaması beklenebilir.Teknik analiz açısından baktığımızda 9 gündür yukarı giden parkede yakın zamanda bir düzeltme yaşanabilir (Yazı yazıldığı sırada 1.2795) . Geçtiğimiz Cuma günü ile bu Pazartesi arasında da 1.2680 ile 1.2710 arasında bir açıklık (gap) var. Bu açıklık; ya kısa vadeli düzeltme sırasında ya da tepe noktası görüldükten sonra mutlaka kapanacaktır. Beklenti, bu açıklığın önümüzdeki günlerde yaşanacak düzeltme sırasında kapanması.Düzeltme sırasında; 1.2610 ve 1.2540 seviyeleri test edilebilir. Bu seviyeler önemli. Euro bu seviyelerde tutunursa; 1.2460 seviyelerinin kırılmasıyla başlayan bu harekette, bir önceki tepe seviyesi olan 1.2930'lar yeniden görülebilir. Bir önceki tepenin aşılması durumunda da, bu hareket 1.3125 seviyelerine kadar ulaşabilir.Dolar-TL kurlannda önemli bir hareket beklenmezken, dolar-euro paritesi nin yukarıdaki hareketleri izlemesi durumunda euro-TL kurları pariteye paralel olarak artacaktır.
Avrupa Parlamentosu'nca hazırlanan raporun basına yansımasıyla başlayan keyifsizlik Sn. Babacan'ın IMF ile görüşmelere bir süre ara verileceği yolundaki açıklamasıyla daha da arttı. Buna petrol fiyatları ve paritedeki hareketleri de ekleyebiliriz. Bu haberler, bir süredir yükselme trendine ara vermiş olan borsada da satış getirdi. Endeks bir ara 21.717'ye kadar geriledi.* IMF'le görüşmelere ara verilmesinin nedenleri arasında 2005 yılındaki KDV, gelir ve kurumlar vergisi oranları konusunda Hükümet ile IMF arasındaki görüş ayrılıklarından söz ediliyor. Yeni vergi sistemi ve sosyal güvenlik gibi yapısal önlemlerde prensipler ve kanun taslakları konusunda fikir birliğinin oluşmaması, ara verme nedenleri arasında sayılıyor.* IMF programının netleşmesi için de17 Aralık tarihi (Godot !) önem taşıyor. Sn. Babacan, önceki açıklamalarında programın bu tarihten önce netleşeceğini belirtmişti.Yine bekleyeceğiz anlaşılan. Beklerken bu haftaya bir bakalım.* Borsa: Son yapılan halka arzlarda yatırımcıların para kazanamaması ve hatta kaybetmeleri, Petrol Ofisi'nin yabancı yatırımcılara yapacağı ikincil halka arzın gerçekleşememesi, borsada moralleri bozdu. 21.500 denenecek gibi görünüyor. Eğer bu seviye tutmaz ve hızlı geçilirse 20.940-21.000 seviyelerine dek inilebilir. Şimdilik bu hareketler hâlâ düzeltme niteliğini koruyor. Hatta bu düzeltme hareketi 19.500'e kadar bile uzanabilir. Yine de AB gündemi, bu düzeltmeler(!) sonrasında yeni alımların gelmesini sağlayacaktır.* Bono: Bugün Hazine'nin iki ihalesi var. 287 günlük yeni bono ve 532 günlük, 12 Nisan 2006 vadeli gösterge tahvilin yeniden ihracı yapılacak. Bugünkü itfa 6,4 katrilyon lira. Ancak geçen hafta tahminlerin üzerinde 1 katrilyonluk satış yapan Hazine, en azından bu fark kadar hatta 2 katrilyona kadar parayı piyasa da bırakabilecek gibi görünüyor. Kısa vadeli bonoda 2, yeniden ihraçta 2 - 2,5 katrilyon civarında bir satış bekleniyor.Dün bonolarda, piyasalardaki genel keyifsizliğe paralel olarak bir parça satış geldi. Bugünkü ihale öncesinde de ihaleden daha iyi faizle bono alabileceğini düşünenlerin satışlarıyla, ihale öncesinde faizlerde bir parça yükseliş görebiliriz. Önemli bir olay olmadığı takdirde ihale faizlerinin 23 bileşiğin altında gerçekleşmesi bekleniyor. Ben her ne kadar Merkez Bankası'nın faiz indirimi için kasım ortalarını bekleyeceğini düşünüyor olsam da faiz indirimine oynamak isteyenler, özellikle nisan kağıdında alıcı olacaklardır.
Ve nihayet rapor açıklandı. Basında yer alandan pek de farklı çıkmadı. Hazırlanmakta olan ana mevzuatların uygulanması şartı dışında; "şimdilik" beklenmedik bir talep yok. Eğer ceza yasası bunlardan biriyse, bu yasa 1 yıl sonra yürürlüğe girecek. Bu durumda, rapora göre müzakerelere, bu yasa yürürlüğe girdikten sonra mı başlanacak? Bu henüz net değil. Yine de nihai karar 17 Aralık liderler zirvesinde verilecek.2002'deki Luksemburg zirvesinde alınan karara göre Türkiye Kopenhag kriterlerini yerine getirdiği takdirde üyelik müzakerelerine "vakit geçirmeksizin" başlanacaktı. Ancak temel yasaların uygulanması, "yumuşak" bir şart olarak müzakerelere başlanma tarihini 2005 yılının ikinci yarısına erteletebilir. Bunun da netleşmesi için yine liderler zirvesini bekleyeceğiz. Anlaşılan piyasaların ve ülkenin yeni Godot'su, 17 Aralık olacak.Son bir kaç günkü yazılarda raporda beklemedik bir şart olmazsa, raporun piyasalarca olumlu algılanacağını belirtmiştim. Nitekim dünkü "maçı" olumlu algılayanlar "şimdilik" kazanmış görünüyor. Bonocular, rapor öncesi soğukkanlılıklarını korurken, haftanın ilk iki günü heyecanlanan ve endişelenen borsacılar da raporu olumlu karşıladı. Başka ne yapabilirlerdi ki? Borsa, geçen hafta sonuyla bu haftanın ilk üç işlem günündeki kayıplarını geri aldı ve rapor sonrasında yeni rekorla dünü 22.432 endeks seviyesinde kapattı. Bundan sonra piyasalarda neler olabilir?* Borsada raporun açıklandığı çarşamba günü alımlar oldu. Yine de 24 Eylül'de denenen 1.51 sent seviyesi önemini koruyor. Bu seviye yine test edilecek gibi görünüyor. Bu seviyenin hızlı geçilip geçilmeyeceği ve günün bu seviyenin üzerinde kapanması önemli. Eğer bu seviye hızlı geçilir ve kapanış da bu seviyenin üzerinde olursa, daha önceden de sözünü ettiğim 1.72 sent seviyeleri denenebilir. Ancak henüz daha kâr realize etmeyi düşünenlerle, yeni pozisyon alanlar arasındaki "maç" bitmedi. 17 Aralık'a kadar oldukça uzun bir süre var.* Döviz cephesinde pek fazla hereket olmadı, zirveye kadar pek de olacağa benzemiyor. Çarşamba günü cari açık rakamları açıklandı. Ağustos ayında cari işlemler; 118 milyon dolar fazla verdi ve yılbaşından bu yana 9.822 milyar dolara ulaştı. Turizm gelirleriyle, yaz aylarında fazla vereceğimiz biliniyordu. Piyasa beklentileri de 190 milyon dolar seviyesinde olduğundan kurlarda pek fazla hareket olmadı. Cari açık özellikle kasım ve aralık aylarında artıyor. Bu nedenle, cari açıkla ilgili endişeler yıl sonuna doğru veya yeni yıl başında gündeme gelecektir. * Bonolarda da raporun verdiği rahatlık gözleniyordu. Haftanın ilk iki gününde yüzde 24,5 seviyelerine kadar çıkan faizler kritik yüzde 24 seviyelerinin de altına indi ve 23,70 seviyelerine gelindi. Bono bileşiklerinin hâlâ daha TCMB'nin gecelik faiz seviyesinin bileşiği olan yüzde 22'lere kadar inebilmesinin yeri var görünüyor. Yine de her şey Godot'ya bağlı...
Bugün piyasalarda gözler, kulaklar "ilerleme raporunda" olacak. Raporla ilgili birçok dedikodu ve bilgi var. Tüm bunlar netleşecek gibi görünüyor. "Gibi görünüyor" çünkü bu karar aslında AB için de kolay değil. Ne yardan ne de serden geçebilme durumu söz konusu. Rapor olumlu olsa bile çok sayıda çekince olacak gibi görünüyor.Yine de daha önceki yazılarda da değindiğim gibi rapordaki olumlu noktalar öne çıkarılacak. Zira başta bono yatırımcıları olmak üzere, borsa yatırımcıları da olumlu çıkacağı beklentisiyle pozisyonlarını aldılar. Ancak birkaç gündür var olan tedirginlik Kıbrıs referandumu öncesine benzetiliyor. Hatırlanacağı gibi, Kıbrıs'taki referandumun Türk tarafının kabulü, Rum tarafının reddine rağmen, olumlu bir gelişme olacağı düşünülmüş ancak başta borsa olmak üzere referandumun hemen sonrasında satışlar gelmişti.Böylesi bir ortamda dün, piyasalarda iki farklı hareket tarzını izledik. Döviz, Eurobond ve bono tarafında oldukça sakin bir gün yaşanırken, borsa tarafında ciddi sayılabilecek satışlar vardı. Gerçi işlem hacmi, her iki piyasa da beklemede olduğundan, oldukça sınırlıydı.Bu bekleme ortamında bono piyasasının katılımcılarıyla, borsa katılımcılarının tepkileri farklıydı. Bonocular daha sakin ve serinkanlı iken, borsacılar yine oldukça heyecanlı bir seans geçirdiler.Bunun ardında aslında birkaç basit sebep yatıyor. Bono piyasasındakiler, bankalar ve fonlar adına işlem yapıyorlar. Yani daha çok başkalarının paralarını yönetiyorlar. Halbuki borsa katılımcıları, daha çok kendi paralarını yönetiyorlar. Bu nedenle daha çabuk heyecanlanabiliyorlar.Bonocuların ellerinde bulundurdukları pozisyonlar katrilyonlarla ifade edilecek denli büyük pozisyonlar iken, borsa yatırımcılarında (fonlar da dahil olmak üzere) trilyonluk pozisyon taşıyanların sayılan çok da fazla değil. Her iki piyasanın işlem hacimleri kıyaslanmayacak denli farklı olsa da (bono piyasası çok daha büyüktür); bonocular için, pozisyonlarından kurtulmak görece olarak daha zordur. Bonocuların birçoğu kolay kolay pozisyonlarında değişiklik yapamazken, borsacılar bu konuda daha esnektirler.Bankalarda görev yapan bonocuların elini bağlayan bir başka etken de, çalıştıkları bankaların bilançoları. Pozisyonlarını kolaylıkla likidite edemediklerinden, sattıkları ve fiyatların düşmesine sebep olan işlemler, bilançolarında kalan bonoları da olumsuz etkiliyor. Borsacıların ise böylesi dertleri pek yok.İnsanların birbirlerini daha fazla etkiledikleri borsada katılımcılar, raporu mal satarak beklemeyi tercih ettiler. Ancak bilinen olumsuzluklar önemli ölçüde borsadaki fiyatlara girmiş gibi görünüyor. Çok olumsuz yeni bir ekleme olmazsa, borsacılar da bir süre sonra raporun olumlu yönlerini yeniden değerlemeye alacaktır.
Piyasalar Verheugen ile Sayın Erdoğan'ın gerçekleştirdiği zirvenin ardından yapılan açıklamalar ile rahatlamıştı. 6 Ekim tarihi yaklaştıkça da raporun detayları basında yer almaya başladı. Gelen haberler piyasaların da beklentisi doğrultusunda, olumlu algılanıyor. Müzakerelere başlanması ilk aşamada yeterli görülüyor ve tam üyeliğin zaman alacağı hemen herkes tarafından kabul ediliyor.Ancak piyasalarda son birkaç işlem gününde bir tedirginlik hissediliyor. Dün bono faizlerinde cuma gününe göre 50 baz puanlık bir artış oldu. Borsa güne (Yapı ve Kredi haberlerinin de katkısıyla) satışla başladı. Dövizde sınırlı da olsa alım vardı. Bunların ardında yarın açıklanacak "ilerleme raporunu" önce bir görelim tavrı var.* Verheugen, zirve sonrası yapılan basın toplantısında "sürprizlerden" söz etmişti. Bu sürprizlerin ne olduğu henüz tam olarak bilinmiyor. Basına yansıyanlar raporun sadece bir bölümü. Piyasa katılımcıları raporu gördükten sonra ne yapacaklarına karar vermeyi tercih ediyorlar. Zira beklenmedik, hele hele de Türkiye'nin gerçekten kabul etmesi zor şartlar ortaya çıkması ihtimaline karşı, tedbirli davranmayı tercih ediyorlar.Haksız da sayılmazlar. AB'den sürekli bir takım talepler (!) geliyor. Raporun olumlu çıkmasını bekleyenler, zaten pozisyonlarını almış bekliyorlar. Var olan pozisyonlarını artırmaya da pek istekli değiller. Bu tavır özellikle bonolarda oldukça dikkat çekici. Gösterge niteliğindeki bonoların bileşik faizleri yüzde 24,60 seviyelerinde. Bu faiz oranı TCMB'nin son faiz indiriminden önceki seviye olan yüzde 22 gecelik faizin, yıllık bileşiğine denk geliyor. Bir başka deyişle yapılan son 200 baz puanlık faiz indirimi henüz daha bono faizlerine yansımış durumda değil.* Piyasaları rahatsız edecek, Türkiye'nin üyelik yolunu zorlaştıracak yeni şart veya şartlar ortaya çıkarsa piyasalar bundan olumsuz etkilenecektir. İlk tepkiler piyasaları; "zina" krizi dönemindeki seviyelere (faiz yüzde 28, dolar 1.5350, borsa endeksi 20.000) kadar indirebilir. Daha sonra detaylara girildiğinde, kafalar daha berraklaştığında da yeni seviyeler netleşecektir.***Şimdilik görünen o ki raporda "kabul edilemez şart veya şartlar" olmadığı takdirde rapor piyasalar tarafından bir şekilde olumlu algılanacaktır. Piyasalar yukarı gidecektir. Önce raporu bir görelim diyerek alımlarını geciktirenler alıma geçeceklerdir. Buna karşın da bu haberi ve bu alımları bekleyerek pozisyon alanların kâr realizyonları gelecektir.Rapor sonrasında işte bu alıcılar ile satıcılar arasındaki "maçı" izleyeceğiz. Brüksel'deki zirve sonrasındaki gibi beklenen de iyi bir rapor gelirse (ki bu oldukça şüpheli) bonolardaki fark kapanacak, Merkez Bankası'ndan yeni bir faiz indirimi beklenmeye başlanacaktır. Borsada da daha önceden de sözünü ettiğim 1,72 cent seviyesi test edilebilecektir.
Ağustos ayı ortalarında S&P sürpriz bir şekilde notumuzu artırmıştı. Ardından Moody's'den cari açığın tehlikelerinden ve hatta "maksi devalüasyondan" söz eden açıklamalar gelmişti. Bu açıklamalar birkaç gün piyasalarda moral bozukluğuna yol açmış ancak arkasından özellikle AB'den gelen olumlu haberlerle unutulup gitmişti.Geçtiğimiz aylarda Moody's'in not artışı yapacağı dedikodulan çıkmıştı. Fakat talihsiz "maksi devalüasyon (! ?)" açıklamasıyla bu beklenti ertelenmişti. 6 Ekim'de açıklanacak ilerleme raporunun olumlu olacağı yönündeki beklentiler; anlaşılan Moody's tarafından da kabul görmüş ki notumuzu BS'ten B2'ye arttırdı. Piyasalar için iyi haber.Dün, not artırımın yanı sıra, haberler ve gelişmeler yönünden oldukça zengin bir gündü.Hazine'nin Eurobond ihracıHazine 10 yıllık dolar cinsinden Eurobond ihracı için Citigroup ve Morgan Stanley'e yetki verdi. Bu yazı yazıldığı sırada ihraç rakamı ve fiyat kesinleşmemişti.Piyasadaki söylentiler göre milyar dolardan fazla bir talep gelmiş durumda. Bu haberle, varolan Eurobond fiyatları pek fazla yukan hareket etmezken, TL cinsinden bonolara alım geldi ve faizlerde 40-50 baz puanlık düşüşler yaşandı.Ekimden itibaren Merkez Bankasıaylık depo alım ihalelerine son verdi. Zaten son birkaç aydır bankalar TCMB'ye aylık para plasmanında istekli değillerdi ve işlem miktarları da oldukça düşmüştü.Önceleri; gecelik faizlerle, aylık plasman arasında bankalar lehine pozitif bir marj vardı. Ancak likiditenin azalması, yabancıların gecelik para piyasasında talepleri gecelik piyasada faizlerin TCMB faizlerinin üstüne çıkmasına neden oldu. Bu durum da aylık plasmanlardaki marjı ortadan kaldırdı. Para piyasalarında, dengenin kendi kendine oluşması ve bu piyasalardan Merkez Bankası'nın çıkması adına olumlu bir gelişme.Dış açık 3,25 milyar dolarPiyasa beklentileri dolaylarında gerçekleşen açık kurları önemli ölçüde etkilemedi. Cari açık rakamlan bekleniyor. Kurlarda önümüzdeki dönemde önemli bir artış, son gelen haberlerden sonra sınırlı olacaktır.750 milyon doların üzerindeki bir cari açık rakamı piyasalarda yeniden tedirginliğe yol açabilecek, piyasa katılımcılarının halet-i nahiyesini bozabilecektir.Bugünkü piyasalara; Moody's not artırımı, IMF'ten Kruger'in "Türkiye'de uygulanmakta olan ekonomi politikalarını mükemmel (!) olduğu" şeklindeki açıklamasıyla Eurobond'dan gelecek olumlu haberler yön verecek görünüyor.
1997 yılındaRuble'den üç sıfır atıldığında, Moskova'da yabancı bir bankanın hazine bölümünde görev yapıyordum. Rusya'ya verilen IMF kredilerinden ve IMF anlaşmasından cesaret alan yabancı sermaye girişi olmuştu. Yeltsin'in yeniden seçilmesiyle de oluşan güven ortamında faizler düşmüş, ruble belli bir istikrara kavuşmuştu.Bundan cesaret alan Kremlin yönetimi, Ruble'den üç sıfır atmaya karar verdi. Daha önceki yıllarda tedavüldeki banknotların yenileriyle değiştirilmesi sırasında canı yanan Rus halkı, sıfır atma operasyonuna şüpheyle bakıyordu. Rusya Merkez Bankası'na ve yönetime pek de güvenmeyen Rus halkı, güç de olsa bu değişimin sorun yaratmayacağına ikna oldu.* O dönemle ilgili iki noktayı iyi hatırlıyorum. İlki; bir çok tüketim malının ithal edildiği o dönemde, fiyatların "yukarı yuvarlanmasıydı". Kim ne derse desin, bizde de bu durum böyle olacaktır. Hele hele üç değil de, altı sıfır atıldığı için YTL cinsinden "yuvarlama" yukarı doğru olacaktır. Ancak bu yuvarlamanın enflasyona etkisinin sınırlı olacağını düşünüyorum.* Diğer hatırladığım da, kur hesaplamalarında ilk birkaç haftada yaşanan şaşkınlık idi. Gerek dolar kurları ekranlara girilirken, gerekse müşterilere kur verilirken, eski ile yeni ifadelerin karışmasıydı. Bir de; Mark/Ruble kurunu (o zamanlar henüz daha euro yoktu,) pariteden hesaplarken, hesap makinesinde yaşadığım karmaşayı hatırlıyorum. Ne de olsa el ve göz alışkanlıkları kolay değişmiyor.TL'den altı sıfır atılması; aslında "sadeleştirmeden" başka bir şey değil. Artık gereksiz sıfırlardan kurtulacağız.YTL için bireylerin herhangi bir şey yapmasına gerek yok. Hiçbir şey değişmeyecek. Ne kurlar ne de faizler değişecek (tabii ki yeni bir "zina", AB, IMF krizi veya petrol gibi dış piyasalarda ortaya çıkabilecek sorunlar hariç). Hele faizlerin ifade biçimi aynen devam edecek.Kurların ifadesi de sadeleşecek. Bu köşede; bir süreden beri kurları YTL cinsinden ifade etmeye başlamıştım. Bugünlerde 1.501.500 TL olarak ifade edilen dolar kuru; 1 Ocak'tan itibaren resmi olarak da 1.5015 olacak. Ben de dolar/YTL fiyatı verilirken "bir nokta elli on beş" denilmesinden gurur duyacağım. Tıpkı euro, Pound veya İsviçre Frangında olduğu gibi\'85YTLnin bir başka güzel tarafı da en büyük banknot 100 YTL olacak ki, bugünkü kurlarla yaklaşık 67 dolara denk geliyor. Dünyanın tedavüldeki en büyük banknotu olan 20 milyonluk TL'nin değeri ise sadece 13 dolara karşılık geliyor. (20 milyon TL'nin bile sahtesi yapılırken, YTL kalpazanları da cezbedecektir.)YTL banknotları ile daha küçük cüzdanlarda, daha fazla "kıymet" taşıyor olacağız.Yeni Türk Lirası hepimize hayırlı olsun.
Piyasaları ve ülkeyi iki haftadır meşgul eden AB krizi, şimdilik aşılmış gibi görünüyor. Ancak bu kriz de akıllarda kalacaktır. Bir anlamda AB'nin "kulağına kar suyu kaçtı". Tezkerenin çıkmaması, Amerika ile ilişkilerde kırılmalara yol açmıştı. Hâlâ ilişkilerin tamiri için uğraşılıyor ve daha da uğraşılacak gibi görünüyor. Tam da ilerleme raporu öncesi ortaya çıkan/çıkarılan (?) "zina" krizi de AB tarafından hep hatırlanacaktır.* Bu arada; TCK'nın 26 Eylül'de olağanüstü toplanacak olan Meclis'ten geçecek olması, müzakerelere başlanacağı anlamına gelmiyor. 17 Aralık'taki liderler zirvesi öncesinde de dikkatli hareket edilmesi gerekiyor. Bu zirvede Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlanıp başlanmayacağına karar verilecek. Daha önceki Luxemburg zirvesinde alınan karara göre Aralık zirvesinde evet ya da hayır cevabı çıkması gerekiyor. Yeni bir tarih meselesi ortaya çıkarsa, bu durum Türkiye tarafından dikkatle değerlendirilmeli. Zira biz 1960'lardan bu yana sürekli "tarih" alıyoruz.Yine de zoraki sağduyu ile gelen çözüm, piyasaları oldukça rahatlattı hatta neredeyse coşturdu. Zaten böylesi bir iyi haberi bekleyen piyasalar, aldıkları pozisyonlar doğrultusunda yukarı harekete devam ettiler. Borsa TL bazında 22,277 ile yeni bir rekor kırdı. Dolar kurları gelen satışlarla 1.4900 seviyelerine kadar geriledi.Bonolar da bir önceki en düşük seviyesi olan yüzde 24,50 seviyelerine kadar geriledi. * Bu arada olan Hazine'ye oldu. Salı günü yüzde 26,63 ortalama bileşik faizle ihalesi yapılan 567 günlük iskontolu bonolar, bugün yüzde 24,40 seviyelerine kadar geriledi. Daha önceki bir yazıda da değindiğim gibi bu farkı "politikacı eğitim maliyetlerine" saymak durumundayız.Bu sorunun da daha önceki krizler gibi, bir şekilde geri adım atılarak çözüleceği bekleniyordu. Neden siyasiler, ekonomik taraflara ve kamuoyuna kulak vermeden bazı konularda ısrar ederler, anlaşılır gibi değil. Demokratik(!) olarak tartışılan birçok konuda ortak bir fikir oluşuyor. Ancak siyasiler değişik nedenlerle bu ortak fikri göz ardı ediyorlar ve bir şekilde piyasalar ve ekonomi geriliyor. Ardından çözüm (?) ya IMF'ten ya da AB'den geliyor.Ortak fikir oluşturmak varken neden siyasiler her seferinde bıçak kemiğe dayanana kadar beklerler?