En mükemmel din İslamiyet'tir

10 Ağustos 2003

Dünkü yazımda, bir gencimizin çevresindeki bazı kişilerden duyduğu dinimizle ilgili olumsuz sözlerden nasıl etkilendiğini, bunun şeytanın vesvesesi olduğunu ifade etmiştim. Bu gencimizi biraz daha bilgilendirmem için sorusunu cevaplamaya bugün de devam ediyorum.Bu düzeni kuran kudret, evrenin her zerresine yerleşmiştir, evrenin iç dinamizmidir, denilirse biz de deriz ki, işte evrenin iç dinamizmi Allah'tır. Allah, evrendeki yaratıklarla kendini göstermektedir. Bu varlıkların hepsi Allah'ın tecellisinden (görüntüsünden) ibarettir.İçinizdeki ses, size Hıristiyan olmayı söylüyorsa şaşırtmak istiyor. Bir taraftan Allah'a inanmamayı öğütlüyor, diğer taraftan da Hıristiyan olmayı. Evvela Hıristiyanlık da Allah'a inanır. Allah'a inanmayan hiçbir din yoktur. Akıl yönünden bir karşılaştırma yapılırsa Hıristiyanlık'ta üçleme inancının mantıklı yanı yoktur. İslâm dininin her şeyi akılla izah edilebilir. Ama Hıristiyanlık'ta temel inanç haline getirilen üçleme, akılla izah edilemez. Akla ters düşer. Onlar akılla izah edilemediği için inancın akılla sorgulanmayacağı düşüncesini getirmişlerdir.Biz İsa'ya da Musa'ya da bütün peygamberlere de inanırız. Her dine saygımız vardır. Ama mukayese edilecek olursa en mantıklı dinin, İslâm dini olduğu ortaya çıkar. Gidin Avrupa'ya görün, halkın çoğunluğu Hıristiyanlık'tan kopmuştur, dinle ilgileri, defin merasiminden ibaret kalmaktadır. Kiliseler boş. Gelenler de ihtiyarlar. O da haftada bir gün. Birçok kilise binası satılıyor. Avrupa'daki işçilerimiz bu kiliseleri satın alıp cami yapıyorlar. Hollanda'nın Rotterdam kentinde iki büyük kilisenin Müslümanlar tarafından satın alınıp camiye çevrildiğini biliyorum. Avrupa kentlerinde bunun örnekleri çok.Öyleyse, kimliğinizi oluşturan güzel dinimizi bırakıp da neden birçok soru işaretleriyle dolu bir dini seçeceksiniz? Onlar Hıristiyanlığı bırakıp bir kısmı Müslüman, bir kısmı dinsiz olurken siz onların çıktığı dine mi girmek istiyorsunuz? Yanlış anlaşılmasın, biz İsa'ya da, İncil'e de, Hıristiyanlığa da saygılıyız. Ama bize göre İslam, dinlerin en akılcısı ve en mükemmelidir. Mükemmeli bırakıp akılla izahı güç olan bir dine geçmek, akıl kân değildir. Bir psikiyatriste görünmenizde yarar var. Bu bilinçaltı düşüncelerinizin kaynağını ve çözümünü orada bulabilirsiniz.Saçma ve batıl inançlarSoru: Vefat eden birinin mezar taşının, Kurban Bayramı'nın ilk günü, ona kurban kesilerek dikilmesi gerekiyormuş. Bu doğru mu?Cevap: Mezar taşı dikmek, temelli bir din hükmü değildir. Sadece kabrin belli olması için bir işaret, bir ağaç veya taş konulabilir. Bunun dışında bugün olduğu gibi büyük masraflarla mermer kabirler yaptırmak bid'attir, hem de harama yakın, mekruh bir şeydir. Bu taşın Kurban Bayramı günü ve ölüye kurban kesilerek dikileceği hakkındaki inancı da şimdi duyuyorum. Bunlar saçma, dinde yeri olmayan batıl şeylerdir.

Devamını Oku

Bu evren kendi kendine mi oldu?

9 Ağustos 2003

Soru: Hocam, ben 15 yaşında bir lise öğrencisiyim. İçimdeki bir ses, beni sürekli rahatsız ediyor. Bana, "Allah'a inanma. Zaten Allah yok" diyor. Ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Aileme danıştım. "Bu dönemde olur" diyorlar. Bol bol dua okuyorum. Ama geçmiyor. İçimdeki o ses bazen, "Eğer inanmak istiyorsan o zaman Hıristiyan ol" diyor. Çok üzülüyorum. Sanki bir şey nefes almamı engelliyor. Daralıyorum. Ben, inançlı bir insanım. Sanki beynimi ele geçirdiler. Allah'ın insanların yarattığı bir varlık olduğunu söylüyor. Buna tabii ki inanmıyorum ama beni çok çabuk etkiliyor. Herşeyi dinle karşılaştırmama neden oluyor. Zorla uyuyabiliyorum. Hocam bunlardan dolayı günaha giriyor muyum? Ne yapmalıyım? (E. D.)Cevap: Belli ki çevrenizde bazı insanların size aşıladıktan görüşler bilinç altınıza yerleşmiş, sizi etkiliyor. Ve size söylenenler zaman zaman bilinç üstüne çıkıyor. Bu düşünceler, şeytanın attığı vesveselerdir. Şeytan, herkesi bir şekilde aldatıp inanç yolundan, doğru yoldan şaşırtmaya çalışır. Ona uyarsanız asıl o zaman ebedi mutsuzluk içine düşersiniz.Allah'ı insanlar yarattı şeklindeki düşünce 30 - 35 yıl önce ortaya atılmış bir saçmalıktır. Hadi diyelim ki, Allah'ın varlığı düşüncesini insanlar geliştirmiş, yaratmış olsun. Peki o zaman zihinde şu sorular uyanmaz mı:Nasıl olsa kanun yok!Hâşâ, Allah'ı insanlar yarattı ise insanları kim yarattı? Bu evreni kim yarattı? Evren kendi kendine mi oldu? Bir rastlantı eseri mi? Rastlantı ise bu evren yasalarını, doğa kanunlarını hangi akıl koydu? Rastlantıda akıl, zeka olmayacağına göre kanun da olmaz. Kanun olmayınca kayısı ağacından bir yıl kayısı, başka zaman portakal, başka bir zaman elma oluverir.Rasgele bir şey olur. Nasıl olsa kanun yok.Tavuk güvercin çıkarır, insandan kâh insan, kâh sığır, kâh manda, kâh merkep, kâh da herhangi bir hayvan oluverir. Kanunsuz rastlantılarda düzen olmaz, kaos olur.Acaba evrendeki bu düzen, rastlantıyla izah edilebilir mi? Rastlantıda kanun ve düzen olmayacağına göre her canlıdaki ince yasa ve düzen, bunlan bir düzenleyicinin, bir akıl ve hikmet sahibinin bulunduğunu gösterir. Sadece karaciğeri düşünün. Bir kent büyüklüğünde laboratuar kursanız, karaciğerin işlevini tam anlamıyla yerine getiremez. Hangi bilgisayar, insan beyninin fonksiyonunu görür.Şu ince işleri yapan bilgisayarlar kendi kendine mi oluyor yoksa bunlan, ince hesapları bilen akıllar mı yapıyor? Herhalde hiçbir akıllı insan, bu bilgisayarların kendi kendine olduğunu kabul edemez veya böyle bir sav ileri süremez. Peki bir bilgisayar kendi kendine olmuyorsa, insan beyni nasıl kendi kendine oldu?İnsanın içinde ürediği dünya nasıl kendi kendine oldu ve bu düzene geldi? Bunları yapan bir kudret var.* Bu konuya yarın da devam edeceğim.

Devamını Oku

'Size indirilenin buyruğuna uyun'

8 Ağustos 2003

Dünkü yazımda, bir gencin din hakkında ileri sürdüğü düşüncelerinin ne kadar cağ dışı olduğunu anlattım. Bugün de aynı konuya devam ediyorum.Kur'ân, Kitap ehline, kitaplarını bırakmayı değil, onu doğru dürüst uygulamalarını, onun buyruğunca hareket etmelerini öğütler: "De ki: Ey Kitap ehli, siz Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz..." (Maide: 68)Kitap ehlinin kötüleri yanında çok iyi insanların da bulunduğunu vurgular: "Ama hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanan bir topluluk da vardır. Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emreder, kötülükten menederler, hayır işlerine koşarlar. İşte onlar iyilerdendir. Yapacakları hiçbir iyilik inkâr edilmeyecektir. Şüphesiz Allah, (günahlardan) korunanları bilmektedir" (Al-i İmran: 113-115), "... İnananlara sevgice en yakın insanlar, 'Biz Hıristiyanlanz' diyenlerdir. Çünkü onlann içlerinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar. Elçi'ye indirilen(Kur'ân)i dinledikleri zaman, tanıdıktan gerçekten dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: 'Rabbimiz, inandık, bizi şahitlerle beraber yaz. 'Biz, Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını umarken neden Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım? Bu sözlerinden dolayı Allah onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler verdi. Güzel davrananlann mükâfatı işte budur" (Maide: 82-85).Ayrıntı için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizdeki "İlâhî Dinlerin Ruhbirliği" maddesini okuyunuz.Organ bağışı sevaptırSoru: Hocam, bir tarafta Yüce Allah'ın vermiş olduğu emaneti aynen ona götürmek diğer tarafta hasta bir ya da birkaç insanın hayatını kurtarmak var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? (Mehmet Seyhan Demir)Cevap: Organ bağışı sevaptır. Kişi öldükten sonra bedeni Allah'a gitmeyecek, Allah'a giden ruhudur. Ruh bedenden çıktıktan sonra bu beden toprağın içinde çürüyüp aslı olan toprağa karışacaktır. Herhangi bir organ, toprakta çürüme yerine ona muhtaç bir insana yardım etse daha iyi olmaz mı? "Allah'tan aldığımız bedeni aynen O'na götürmek varken" diyorsunuz. Bu pek de tutarlı bir mantık değil. Ölen kimse, Allah'tan aldığı bedeni aynen O'na götürebilir mi?Doğarken beden terütaze idi, gül gibiydi. Herkesin sevdiği, sevecen bir varlıktı. Zamanla yıprandı, buruştu, gücü azaldı. Kimi sakatlandı, bir veya birkaç organını kaybetti. Doğumda cıvıl cıvıl olan beden, sonunda feri çekilmiş vaziyette toprağa gitti. Demek ki Allah'ın yarattığı bedeni aynen yaratıldığı biçimde Allah'a götürmek zaten mümkün değildir. Bunu bizzat Kur'ân söylüyor. Bundan dolayı böyle ham düşüncelere kapılıp hayır yapmaktan, insanlara yardım ermekten geri durmamak gerekir. Organ bağışı, en büyük yardımdır. Benim kanaatim budur.

Devamını Oku

Bayatlamış çağ dışı düşünceler

7 Ağustos 2003

Soru: Sayın hocam, bir arkadaşım yaratıcının varlığına inanıyor, "haşa" Kur'ân'a ve Peygamber'e inanmadığını söylüyor. Kur'ân'da çelişkilerin olduğunu iddia ediyor. Mesela, "İslâm evrensel bir dinse kutuplarda yaşayanlar namazlarını nasıl kılacak, beş vakti neye göre belirleyecek?" diyor. Ayrıca Kur'ân'da hangi ayet olduğunu bilmiyorum ama Müslümanların, Hıristiyan ve Musevilerle konuşmamaları gerektiği yazıyormuş. Arkadaşım, "O zaman onların kutsal kitaplarında da Müslümanlarla konuşmamaları isteniyorsa İslamiyet'i nasıl öğrenecek. O da Allah'ın gönderdiği bir kitap değil mi?" diyor. Bu konuda beni aydınlatırsanız çok memnun olurum. Saygılarımla...Cevap: Bu gencin, dini reddetmek için ileri sürdüğü bahaneler, çok bayatlamış, çağ dışı düşüncelerdir. Kur'ân, günün belli başlı değişim zamanlarında namaz kılınmasını ve her zaman Allah'ın anılmasını, O'nunla iletişim kurulmasını emreder. Kutuplarda yaşayanlar da saat kullanıyorlar. Saatin olmadığı yer yok. Onlar da akşamleyin güneş batmıyorsa, namaz vaktini belli saatlere göre ayarlayıp namazlarını kılarlar.Namazdan asıl amaç Allah'ın anılmasıdır. Çünkü Kur'ân'ı indiren Allah, "Beni anmak için namaz kıl" buyurmuştur. Temel amaç bu olunca vaktin o kadar önemi yoktur.Düzenli olması için insanlar, normal gece gündüz zamanlarının olduğu kuşaklara göre ayarlama yapıp namaz vakitlerini ve Ramazan'da oruç vaktini belirlerler.Manevi dertlere reçetePeygamberimiz, gece ve gündüzün aylarca sürdüğü bölgelerde insanların, normal kuşaklardaki vakitlere göre ayarlayarak ibadetlerini yapacaklarını bildirmiştir. Böyle bayat, basit düşüncelerle İslâm'ın evrenselliğine zarar gelmez. Yalnız İslâm değil, bütün ilâhî dinler evrenseldir. İlâhî vahiyler, öyle dar bölgeci mesajlar değil, dünyayı kucaklayıcı mesajlar getirmişler, insanlığı manevi dertlerine reçeteler sunmuşlardır.Kur'ân'ın hiçbir yerinde "Hıristiyanlarla konuşmayınız" diye bir emir yoktur. Tam tersine Kur'ân, Tanrısal din mensuplarının birbirleriyle dost olmalarını, güzel diyalog kurmalarını emreder. İşte bazı ayetler:"De ki: 'Ey Kitap ehli, bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin: Yalnız Allah'a tapalım. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, birbirimizi Allah'tan başka tanrılar edinmeyelim. Eğer yüz çevirirlerse, 'Şahit olun, biz Müslümanlarız' deyin" (Al-i İmran: 64), "Kitap ehliyle, -haksızlık edenleri dışında- en güzel tarzda tartışın ve deyin ki: 'Bize indirilene de size indirilene de inandık. Tanrımız ve tannnız birdir, biz de O'na teslim olanlarız" (Ankebut: 46), "Eğer sen, sana indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce Kitabı okuyanlara sor. Andolsun, sana Rabbinden hak geldi, sakın kuşkulananlardan olma" (Yunus: 94), "İncil sahipleri, Allah'ın ona indirdiğiyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, yoldan çıkmışlardır" (Maide: 47).* Bu konuya yarın da devam edeceğim.

Devamını Oku

Dinde reform gerekli mi(3) Zorla, baskıyla inanç olmaz!

6 Ağustos 2003

1- Yaşama hakkı: Hakların başında yaşama hakkı gelir. Haksız yere bir insanı öldürmek haram olduğu gibi bir ihtiyaç olmadan sırf zevk için bir hayvanı öldürmek de haramdır. "Allah'ın haram kıldığı canı, haksız yere öldürmeyiniz" (İsra: 33), "Kim, bir cana kıymamış ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur" (Mâide: 32).2- İnanma hakkı, din ve vicdan özgürlüğü: Kur'ân'a göre herkes düşünce ve inanç özgürlüğüne sahiptir: "Dileyen inansın, dileyen inanmasın", "Sizin dininiz size, benim dinim banadır" ayetleri ve benzerleri, bu özgürlüğü vurgulamaktadır. Hiç kimse bir inanca zorlanamaz. Zaten zorla, baskıyla inanç olmaz: "Dinde zorlama yoktur" (Bakara: 92/256).Bundan dolayı Müslümanlar, fethettikleri ülkelerin halklarına tam bir din ve vicdan özgürlüğü tanımışlardır. Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde gayri Müslim tebaa, özgürlük içinde inançlarını yerine getirmişlerdir. Hz. Ömer zamanında Irak'a, Gürcistan'a, Azerbaycan'a giden Müslüman fatihler, oraların halklarına baş vergisi olan cizye karşılığında özgürlük tanımışlar, askerlikten muaf tuttukları o insanları, düşmanlarına karşı koruma görevi üstlenmişlerdir. Ama onlar, Müslümanlarla birlikte cepheye gidip askerlik yapan kimselerden ve kadın ile çocuklardan da vergi almamışlar, mabetlerini korumuşlar, hatta mabetlerinin yapımı için yardım etmişlerdir.Yaşadığımız dünya, üstündeki bütün canlıların ortak malıdır. İnsan, sırf kendi kişisel çıkarı için çevresini sorumsuzca kirletmemelidir."İnsanların elleriyle yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde bozukluk çıktı. Belki uslanır, dönerler diye Allah onlara yaptıklarının bir kısmını tattırmaktadır" (Rum: 41), "(Fakat Allah, yine de insanlara fırsat vermektedir) Eğer Allah, insanlan yaptıktan işler yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde tek canlı kalmazdı. Fakat Allah on/an cezalandırmayı belli bir süre erteliyor" (Fâtır: 45) ayetleri, sorumsuzca çevreyi kirletmenin, diğer canlıların haklarına tecavüz olduğunu ve bunun felâkete yol açacağını belirtmektedir.3- Mülkiyet hakkı: Kurana göre mülkün asıl sahibi Allah'tır. "Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır" (Bürûc: 9, Furkan: 2, ve daha birçok ayet). Ancak Allah'ın halife yaptığı insan (Bakara: 30), Allah adına mülkü yönetir, dünyada düzeni sağlar. Mülk, Allah'ın insana emanetidir. Bu emaneti güzel yönetmek, hor kullanmamak gerekir.4- Evlenme ve üreme hakkı: "Allah size kendinizden eşler var etti, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerle nzıklandırdı" (Nahl: 72), "Beğendiğiniz kadınlarla evleniniz" (Nisa: 3).5- Seçme ve seçilme hakkı: İslâm'a göre her insanın seçme ve seçilme hakkı vardır (Fetih: 10, Mümtehine: 12. ayetler).

Devamını Oku

Dinde reform gerekli mi(2) Kur'an-ı Kerim barışı emreder

5 Ağustos 2003

Dinde reform değil, dini orijinal sadeliğine getirmek gereklidir. Bunun için din uzmanlarının kendi aralarında tartışıp bu fikri olgunlaştırmaları, sonra da diğer din mensuplarıyla uzlaşı diyaloglarına girmeleri gerekir. Allah, dinleri insanları birbirine düşman edip kırdırmak için değil, hep bir arada barış içinde mutlu yaşatmak için göndermiştir.Dinin amacı kavga değil, barıştır. Kur'ân, hep birlikte barışa girmemizi emretmekte, temiz inançlı, iyi ahlâk sahibi insanların sevecen olacaklarını, çevrelerine hışım, gazap değil, sevgi dağıtacaklarını vurgulamaktadır: "İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman, bir sevgi yaratacaktır" (Meryem: 96).Dinin doğrusu, esas itibariyle camilerde, okullarda öğretilir. Devlet, doğru dini öğretmezse işi cemaatler ele alır. Her cemaat dini, kendi cemaatini destekleyecek biçimde anlatır.O zaman din, sadece uluslar arasında değil, aynı ulus içinde de bölünme, kamplaşma aracı haline getirilir. Çünkü kimi cemaatlerin kafasının arka planında, en azından din alanında kendisinin hakim olması düşüncesi yatar. Vaizlerin, imamların halk üzerinde etkisi büyüktür. Halk onlara inanır ve onları sayar. Özellikle vaaz verecek, cuma konuşması yapacak olan imam ve vaizlerin, iyi yetişmiş olmaları gerekir. Cuma günleri camilerde 15 milyon insan toplanır.İslam ve insan haklarıBunlar imamın söylediklerini dinlerler. İmam doğru dini anlatıyorsa öyle bilgilenirler, hurafe, uydurma masallar söylüyorsa onun anlattıklarını din sanırlar. O halde artık bu insanlar iyi seçilmeli, yılda bir iki kez geliştirme, yetiştirme kursu açarak din, asıl kaynağından öğretilmelidir. Bir de Diyanet işleri Başkanlığı bünyesinde gerçekten bilgin insanlardan oluşan bir kurul oluşturulmalıdır.Bugün Diyanet'teki "Din İşleri Yüksek Kurulu", içinde değerli kişiler olmakla beraber, -kanaatime göre- henüz tam bu nitelikte dört başı mamur bir kurul düzeyinde olmadığı gibi Kurul'un üyeleri de ülkenin en seçkin bilginleri değildir. Zaten uygulanan seçimle en bilginler değil, iyi kulis yapanlar, çevre edinenler seçilebilirler. Oradan verilen birçok fetva, hâlâ bin yıl önceki ayrıntılı fıkıh kurallarına dayanmaktadır.Bu ayrıntılara takılıp kalmanın ve bunlan din saymanın bir yararı yoktur. Biz, "Kur'ân şöyle diyor", "Peygamberimiz'in sağlam uygulaması budur" diyebilecek bilginlerin özlemini duymaktayız. Her ilâhî din, insan haklan üzerinde durur. Ama özellikle İslâm, insan haklarını daha net biçimde dile getirmiştir. Kur'ân-ı Kerîm, her insanın, doğuştan birtakım haklan olduğunu belirtir. Bunların başlıcalan şunlardır:1- Yaşama hakkı,2- İnanma hakkı, din ve vicdan özgürlü,3- Mülkiyet hakkı,4- Evlenme ve üreme hakkı,5- Seçme ve seçilme hakkı,6- Seyahat hakkı,7- İkamet (vatandaşlık) hakkı vs.'dir.

Devamını Oku

Dinde reform gerekli mi(1) İman, ibadet hukuk ve ahlâk

4 Ağustos 2003

Soru: Teknolojinin ve küreselleşmenin yarattığı etkiler nedeniyle özelinde İslâm dini, genelde ise semavi dinlerde bir reform gerekli midir? Eğer gerekli ise buna nereden başlamalı? Camiler ve imamlar bu reform içinde yer almalı mı? İnsan hakları ve uygulamaları sizce hangi semavi dinin içeriğinde daha net uyum sağlar?Cevap: Reform, yeniden biçim verme, yeni bir şekle koyma demektir. Bu anlamda İslâm dininin orijinalinde bir reforma gerek yoktur. Çünkü İslâm, her çağda uygulanabilecek esneklikte evrensel kurallar getirmiştir. Din iman, ibadet ve muamelât (hukuk ve ahlâk) bölümlerinden oluşur. İlâhî dinlerin, özellikle İslâm dininin, temeli Kur'ân ile atılmış iman prensiplerinde reform olamaz. Kur'ân ve Peygamberimizin uygulamasıyla belirlenmiş ibadet şekillerinde de reform olamaz. Zaten bunlarda bir reform ihtiyacı da hissedilmez.Ancak dinin orijinali hakkındaki bu yargı, zamanla, yapılan kıyas ve içtihatlarla dine giydirilmiş uygulamalar için geçerli değildir. Dinde olmayan, zamanla dine sokulan uygulamalara bid'at denilir. Bunları ayıklayıp, dinin orijinal haline dönmek, Peygamberimizin emridir. Çünkü o, her türlü bid'ati sapıklık saymıştır. Bu bid'atlar (sokuşturulmuş uygulamalar ve inançlar) ayıklandığı zaman kolay, arı duru din, herkesi kucaklayacak ve sağduyu sahibi herkes, sarılacağı dinle övünç duyacaktır.Yayılmış hurafelerÖrneklemek gerekirse camilerde farzlardan önce İhlâs okumak, namazın ardından müezzinin komutuyla teşbih çekmeler, cenaze başında imamın cemaatten helâllik ve şahadet alması, hele "yağlı" cenazelerde imamın uzun uzun övgü nutukları atması, gömülen cenazenin, sorgu melekleri karşısında şaşırmaması için telkin (kopya verme!), ardından hatim, iskat (namaz, oruç borçlarını düşürme operasyonu) toplantıları, yüz haram olmadığı halde bazı kadınların kara çarşafa bürünmesi, hatta gözlerini dahi gizlemeye çalışması, türbelerden medet ummalar, kasten oruç yemenin cezası bir günken buna 61 gün ceza orucu getirilmesi; Kur'ân, Tevrat'ın zinayla suçlanan kadını taşlayarak öldürme cezasını yüz sopaya çevirdiği halde hâlâ bazı yerlerde sanki Kur'ân'in emriymiş gibi zina günahını işlemiş olanların taşlanarak öldürülmeye kalkılması ve halk arasında yayılmış birçok hurafe...Oysa Kur'ân, "Şüphesiz inananlar; Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîler(den) Allah'a ve ahiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükâfat vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir" (Bakara: 62, Maide: 69), "Kitap ehliyle - haksızlık edenlerin dışında- en güzel tarzda tartışın ve deyin ki, bize indirilene de size indirilene de inandık. Tanrımız ve tanrınız birdir, biz de O'na teslim olanlarız" (Ankebut: 46) buyurmaktadır.

Devamını Oku

İslâm'ın özünü bilmeyenler!

3 Ağustos 2003

Soru: Time Dergisi, dinle ilgili iki kapak yapmıştı. Bunlardan birisi, "Where did God go: Allah nereye gitti?" başlığını taşıyordu. Sizce Hıristiyanlar neden bunları tartışıyor? Müslümanlar böyle bir konuyu tartışmıyor mu?Cevap: Batıda Hıristiyan inancı zayıflamakta, din insanları doyurmamaktadır. Çünkü temel inanç haline getirilmiş olan teslis (Tanrı'nın üç elemanlı bir varlık oluşu), düşünen insanları tatmin etmez olmuştur. Bu en temel inanç sarsılınca dine bağlılık zayıflamaktadır. Sadece pazar günleri kiliseye gelenlerin sayısı çok azalmıştır. Hıristiyanlık, Avrupa'da sadece bir genel kültürden ibaret kalmıştır.Papaz okullarına devam eden öğrencilerin sayısı gittikçe azalmaktadır. Artık insanlar kiliseye girmiyorlar, boş kalan kiliseler satılıyor ve Müslümanlar bunlan alıp camiye çeviriyorlar. Sadece Rotterdam'da iki büyük kilisenin camiye çevrildiğini (birinin adı Ayasofya, diğerinin Kocatepe) biliyorum.İnancın zayıflamasının ve tartışılır hale gelmesinin bir diğer nedeni de, "Biri senin bir yanağına vurursa, öteki yanağını da çevir", "Kayser'in hakkını Kayser'e, Allah'ın hakkını Allah'a verin" diyen İsa dini mensuplarının, birkaç asırdan beri son derece bencil, sömürgeci davranış göstermeleridir.Tartışılacak bir yan yokGüney Afrikalı bir papaz, "Avrupalılar buraya geldikleri zaman onların boyunlarında İncil asılıydı, bizim elimizde sapan vardı. Sonra onlar İncil'i bizim boynumuza astılar, elimizdeki sapanı (yani toprağımızı) kendileri aldılar" demişti. Batının bu sömürgeci ve egoist ruhu sürmektedir. İşte Irak'ın durumu. Niye geldiler bunlar Irak'a? Iraklıları kurtarmak için mi? O halde niçin öldürüyorlar? Irak'tan önce kurtarılması gereken pek çok ülke var dünyada. Ama oralarda petrol yok. Onlar Irak'ı değil, petrolü kurtarmak için geldiler.Ama Müslümanlar sömürgeci olmadılar. Gittikleri yerlerin halkının topraklarını ellerinden almadılar. Onlara din ve dil özgürlüğü, ekonomik özgürlük tanıdılar. Osmanlılar Cezayir'de 300 yıl kaldılar, Arap ülkelerinde 4 asır kaldılar ama onların dillerine ve kültürlerine dokunmadılar. Arap ülkelerinin hiçbirinde Türkçe konuşulmadı ve halka da öğretilmedi. Fransızlar ise 130 yıl kaldılar. Herkes Fransızca konuşuyor ve yakın zamana kadar resmî yazışmalar da hep Fransızca idi.İslâm'ın orijinalinde tartışılacak bir yan yok. Ama tartışanlar ve sorgulayanlar, İslâm'ın özünü bilmeyenlerdir. Bizim eleştirdiğimiz, kaldırmaya çalıştığımız bid'at ve hurafeleri din sanıp, bunlar bahanesiyle din hakkında kuşku uyandırmaya çalışıyorlar. Ama bunların dinde olmadığını bilseler, bu sorgulamaları yapanların da dinlerini seveceklerine inanıyorum. Bir batılı yazar, "Hıristiyanlar alim olunca Hıristiyanlıktan, Müslümanlar da cahil kalınca Müslümanlıktan çıkarlar" demiş. Doğru bir söz.

Devamını Oku