Dinde reform gerekli mi(2) Kur'an-ı Kerim barışı emreder

Dinde reform değil, dini orijinal sadeliğine getirmek gereklidir. Bunun için din uzmanlarının kendi aralarında tartışıp bu fikri olgunlaştırmaları, sonra da diğer din mensuplarıyla uzlaşı diyaloglarına girmeleri gerekir

Haberin Devamı

Dinde reform değil, dini orijinal sadeliğine getirmek gereklidir. Bunun için din uzmanlarının kendi aralarında tartışıp bu fikri olgunlaştırmaları, sonra da diğer din mensuplarıyla uzlaşı diyaloglarına girmeleri gerekir. Allah, dinleri insanları birbirine düşman edip kırdırmak için değil, hep bir arada barış içinde mutlu yaşatmak için göndermiştir.

Dinin amacı kavga değil, barıştır. Kur'ân, hep birlikte barışa girmemizi emretmekte, temiz inançlı, iyi ahlâk sahibi insanların sevecen olacaklarını, çevrelerine hışım, gazap değil, sevgi dağıtacaklarını vurgulamaktadır: "İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman, bir sevgi yaratacaktır" (Meryem: 96).

Dinin doğrusu, esas itibariyle camilerde, okullarda öğretilir. Devlet, doğru dini öğretmezse işi cemaatler ele alır. Her cemaat dini, kendi cemaatini destekleyecek biçimde anlatır.

O zaman din, sadece uluslar arasında değil, aynı ulus içinde de bölünme, kamplaşma aracı haline getirilir. Çünkü kimi cemaatlerin kafasının arka planında, en azından din alanında kendisinin hakim olması düşüncesi yatar. Vaizlerin, imamların halk üzerinde etkisi büyüktür. Halk onlara inanır ve onları sayar. Özellikle vaaz verecek, cuma konuşması yapacak olan imam ve vaizlerin, iyi yetişmiş olmaları gerekir. Cuma günleri camilerde 15 milyon insan toplanır.

İslam ve insan hakları
Bunlar imamın söylediklerini dinlerler. İmam doğru dini anlatıyorsa öyle bilgilenirler, hurafe, uydurma masallar söylüyorsa onun anlattıklarını din sanırlar. O halde artık bu insanlar iyi seçilmeli, yılda bir iki kez geliştirme, yetiştirme kursu açarak din, asıl kaynağından öğretilmelidir. Bir de Diyanet işleri Başkanlığı bünyesinde gerçekten bilgin insanlardan oluşan bir kurul oluşturulmalıdır.

Bugün Diyanet'teki "Din İşleri Yüksek Kurulu", içinde değerli kişiler olmakla beraber, -kanaatime göre- henüz tam bu nitelikte dört başı mamur bir kurul düzeyinde olmadığı gibi Kurul'un üyeleri de ülkenin en seçkin bilginleri değildir. Zaten uygulanan seçimle en bilginler değil, iyi kulis yapanlar, çevre edinenler seçilebilirler. Oradan verilen birçok fetva, hâlâ bin yıl önceki ayrıntılı fıkıh kurallarına dayanmaktadır.

Bu ayrıntılara takılıp kalmanın ve bunlan din saymanın bir yararı yoktur. Biz, "Kur'ân şöyle diyor", "Peygamberimiz'in sağlam uygulaması budur" diyebilecek bilginlerin özlemini duymaktayız. Her ilâhî din, insan haklan üzerinde durur. Ama özellikle İslâm, insan haklarını daha net biçimde dile getirmiştir. Kur'ân-ı Kerîm, her insanın, doğuştan birtakım haklan olduğunu belirtir. Bunların başlıcalan şunlardır:

1- Yaşama hakkı,
2- İnanma hakkı, din ve vicdan özgürlü,
3- Mülkiyet hakkı,
4- Evlenme ve üreme hakkı,
5- Seçme ve seçilme hakkı,
6- Seyahat hakkı,
7- İkamet (vatandaşlık) hakkı vs.'dir.

DİĞER YENİ YAZILAR