Cuma hutbesi ne zaman okunur?

28 Ağustos 2003

Soru: Sayın Hocam, aşağıdaki sorularımı yanıtlarsanız mutlu olurum. (Emekli Yüksek Mühendis Nizamettin Atakan)1- Cuma namazında hutbeden önce okunan ezanın anlamı nedir? Daha önce vakit ezanı okunduğuna göre buna ihtiyaç var mı?2- Hz. Muhammed (s.a.v.), Cuma hutbesini hep namazdan sonra okurmuş. Bugün ise namazdan önce okunuyor. Bu doğru mu?3- Cenaze namazı dua mıdır, namaz mıdır? Dua ise abdestsiz bu dua yapılamaz mı?Cevap: 1- Cuma ezanı Cuma vaktinde, asıl ezan imam hutbeye çıktığı zaman okunan ezandır. Hz. Peygamber, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer dönemlerindeki uygulama böyleydi. Hz. Osman zamanında Zevrâ'da (caminin yanında bulunan yüksekçe bir yer) ilk ezan okunması ihdas edilmiştir. Bu da güzel görülmektedir. Çünkü ezanla farz arasında bir süre beklemek, biraz nafile namaz kılmak sünnettir.İmam hutbeye çıktığı zaman okunan ezanı duyanlar, geç kalıp hutbeden önceki sünneti kaçırabilecekleri gibi hutbeye de geç kalabilirler. Bu bakımdan Hz. Osman zamanında, asıl ezandan önce bir ezan daha okunması uygun görülmüş ve bu uygulama, o günden bugüne devam edegelmiştir. Ancak bu ilk ezan uygulaması Hz. Peygamber'in sünneti değildir.Kaynaklarda yokPeygamber camiye girince cemaate selam verir, minbere çıkınca onlara döner ve ikinci bir selamdan sonra otururdu. Bilâl, ezan okumaya başlar, ezanı müteakip, Peygamber (s.a.v.) kalkıp hamd ve senadan sonra vaaz ve öğüdü içeren bir konuşma yapardı. Bir süre oturduktan sonra tekrar kalkıp ikinci konuşmayı da yapar ve minberden inerdi. Kamet getirildikten sonra iki rekât Cuma namazı kıldırırdı. Cuma namazının ilk rekâtında çoğunlukla Cuma Sûresi'ni, ikinci rekâtında da Munâfikun Sûresi'ni yüksek sesle okurdu. Sonralan ilk rekâtta A'lâ ve ikincide de Gâşiye surelerini okuduğu da rivayet edilir.2- Peygamber'in Cuma hutbelerini namazdan sonra okuduğu görüşü ortaya atıldı ama bunun kaynaklarda bir dayanağı yok. Ancak Hz. Peygamber'in, bayram namazlarında hutbeyi, namazdan sonra okuduğu fakat Emevîler zamanında halkın, namazdan sonra yöneticinin konuşmasını dinlemeyip dağıldığı görülünce Medine Valisi Mervan'ın itirazlara rağmen hutbeyi öne aldığı, Mebsut'ta anlatılmaktadır.Ancak Mebsut'ta bu husus, bayram hutbesiyle ilgili olarak anlatılır. Bugün bazı yazarlar bu bayram kaydını düşürüp sanki Cuma hutbesinde böyle yapıldığını yazıyorlar. Kaynaklarda böyle bir şeye rastlamadım. Kur'ân'in anlatımından Cuma hutbesinin, namazdan sonra yapıldığı anlaşılır. Çünkü Cuma Suresi'nde, ticaret ve eğlence sesi duyanların, Cuma konuşmasını yapmakta olan Peygamber'i ayakta bırakıp gittikleri belirtilir ki gidenlerin ancak namazı kıldıktan sonra gittikleri anlaşılır. Namaz kılmadan çıkmaları söz konusu olamaz.* Bu konuya yarın da devam edeceğim.

Devamını Oku

Artık Türk askeri Irak'a gitmelidir

27 Ağustos 2003

ABD, güya halkı Saddam'ın zulmünden kurtarmak, demokrasiye, özgürlüğe, güven ve istikrara kavuşturmak için Irak'a girdi. Ama petrolü kontrolü altına almaktan başka bir şey yapmadı. Irak şimdi Saddam döneminden çok daha kötü bir durumdadır. Elektrik yok, ihtiyaç maddeleri yok, altı petrol denizi ama benzin yok. Yok yok!Özgürlük hak getire. Halkın evleri aranmakta, çoğu masum insanların başlanna çuval geçirilmekte, yere yatırılıp karınlan, sırtlan ABD askerlerince çiğnenmektedir. ABD askerleri gerçekten halka kaba ve acımasız davranmaktadır. Herhalde halk, bu kaba davranışı gösteren işgalcileri bağrına basacak değildir.Kuzeyde Peşmergeler adım adım bağımsız devlete doğru gidiyorlar. Türkiye'nin seyirci kalır gibi görünmesi, onları sevindiriyor ki şimdiden kendi bölgelerine Güney Kürdistan demeye başladılar.Bir yandan da Kerkük'te Kürt - Türkmen husumeti körüklenmektedir. 10 kadar Türkmen öldürüldü. Kardeş bir kavmin, diğer kardeş bir kavmi hakimiyeti altına alma pahasına... Değer mi buna? Niçin insanlar birbirlerini öldürsünler? Özgürce seçim yapılsın. Halk, kendini yönetecekleri özgürce seçsin. Niçin biri diğerine hakim olsun? Allah insanları özgür yaratmıştır. Hakimiyet Allah'a mahsustur. Nice iktidar hırsına kapılanlar ölüp gittiler. Şu güzelim dünyada kardeşçe yaşasak olmaz mı?Halkın güveni artarDiğer taraftan Şiî gruplar da bir yandan kendi aralarında iktidar mücadelesi verirken bir yandan da Sünnîlerle Şiîler arasında düşmanlık hisleri bilenmektedir. Tam bir kaos içinde bulunan Irak'ı ancak dindar Iraklıların sevdiğini bildiğim Türk ordusu kurtarabilir.Türk askeri, ABD ordusuyla eşgüdüm içinde bulunmakla beraber, kendi bölgesinde bağımsız ve Türk komutanın emrinde olmalıdır. ABD komutanının emrinde hareket edecek Türk askerine de Iraklılar, ABD askerleri gibi işgalci gözüyle bakarlar.Fakat Iraklıların, bağımsız Türk komutanın emrindeki Türk askerlerine kardeş, kurtarıcı gözüyle bakacağına inanıyorum. Çünkü Arap ülkelerinde görüştüğüm birçok aydın, Türkleri kurtarıcı gözüyle görmektedir.Hiçbir zaman sömürgeci olmayan Türk askeri de oraya bir işgalci olarak değil, uzlaştırıcı, koruyup kollayıcı olarak gittiğini, davranışıyla gösterdikçe halkın onlara sevgi ve güveni artacaktır.Türk komutanların yapıcı ve arabulucu yönlendirmesiyle gruplar arasında uzlaşı sağlanır, Irak halkı kendi özgür yönetimine kavuşur ve Türk ordusu da tarihin kendisine yüklediği önemli görevlerden birini daha başarmış olmanın huzur ve gururuyla vatana döner. Muhteşem Kanuni, Irak'a nasıl huzur ve istikrar götürdüyse onun torunları da inşallah bugün Irak'a barış, huzur, güven ve istikrar götürecektir. Haydi Türk ordusu görev başına!

Devamını Oku

Namaz hiçbir halde düşmez

25 Ağustos 2003

Soru: 49 yaşında 2 çocuklu bir anneyim. Aybaşı durumum düzensiz. Lekeli olarak başlıyor, bir hafta, bazen de 15 gün sürebiliyor. Bu durumda namaz kılmada, Kur'ân okumada, oruç tutmada tereddütler geçiriyorum. İlmihallerde 10 günden sonrasının hastalık sayıldığı belirtiliyor. Nasıl davranmalıyım?Cevap: Adetli kadınla ilgili önemli bir açıklama: "Sana hayd (âdet görme)den soruyorlar. De ki: 'O eziyettir.' Âdet halinde kadınlardan çekinin, temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman Allah'ın emrettiği yerden onlara varın. Allah tevbe edenleri sever, temizlenenleri sever" (Bakara: 222).Fakîhlere göre âdet süresi en az üç, en çok on gündür. Bundan az veya çok süre akan kan, hayd (âdet kanı) değil, hastalık eseri sayılır.Yine fakîhlere göre hayd halinde kadın oruç tutamaz, namaz kılamaz, Kur'ân'a el süremez, cinsel ilişkide bulunamaz. Orucunu sonra kaza eder ama namazını kaza etmez. Fakîhler kişi rivayetleriyle gelen hadislere dayanarak bu yargılara varmışlardır.Normal bir özür durumuOysa Kur'ân-ı Kerîm'in kendisinde ne âdetin süresinden, ne de adetliyken Kur'ân okunamayacağından, namaz kılınamayacağından, oruç tutulamayacağından söz edilir. Hayd, kadınlar için doğal, biyolojik bir özür durumudur. Özürlü erkek ibadetten muaf tutulmaz, sadece her vakit için abdest alıp ibadetini yapar.Kur'ân, adetli kadının neyi yapamayacağını söylüyor: O da cinsel ilişkidir. Kadına eziyet vereceği için erkeklere, bu durumdaki kadınla ilişkiye girmemeleri emredilmiştir. Maksat kadına eziyet vermemek, bir de o durumda kadına karşı bir soğukluk duygusu oluşma olasılığını önlemektir.Bunun dışında regl (âdet) hali, normal bir özür durumudur. Nasıl cünüp kimse suyla yıkanamadığı takdirde teyemmüm ederek namaz kılıyorsa özürlü kimse, özrü devam ede ede ibadetini yapabiliyorsa adetli kadın da her namaz için abdest alarak namazını kılar.Oruç tutması daha iyidirRegl hali, kadını sarstığı için o durumda kadın kendisini güçsüz hissediyorsa orucunu yiyip sonra kaza eder. Ama güçlü hissediyorsa oruç tutması daha iyidir.Namaz ise hiçbir halde düşmez. İnsan cünüp olsa bile, su bulamadığı takdirde teyemmüm edip namazını kılmak zorundadır. Kadının bu hali keyfi bir hal değil, bir özürdür.Bu halde kadına ibadet etmesi yasaklanmamış, sadece kocasına, kendisiyle cinsel ilişki kurması yasaklanmıştır. Yasağın muhatabı kadının kendisi değil, kocasıdır. Sebebi de o durumda bulunan kadına, cinsel ilişkinin eziyet olması, bir de erkeğin kadına karşı bir tiksinti duyma olasılığıdır.* Bu konuya yarın da devam edeceğim.

Devamını Oku

Bir kabre kaç kişi gömülür?

24 Ağustos 2003

Soru: Eşim zengindi. İşleri bozulunca her şey altüst oldu. iş yeri kapandı. Devlete iki milyar vergi borcu var. Bu para faizleriyle büyüdü. Vergi affı çıkınca bunu ödemenin yolunu düşünürken eşimin aklına şu fikir geldi: "Kayınvalidem vefat edeli 12 yıl oldu. Mezarı çok değerli bir yerde. Onu satıp borcumuzu ödeyelim. Annemin kemiklerini de başka bir mezara naklederiz." Ben buna, karşı çıktım. Ama icradan da korkuyoruz. Eşim böyle bir şey yaparsa günahkâr olur mu?Cevap: Bu konuda İslâm İlmihali'ndeki hüküm özetle şöyle: "Zorunluluk halinde bir kabre birkaç kişi de gömülebilir. Her biri toprakla diğerinden ayrılır." Medine-i Münevvere'de Peygamberimiz'in sık sık ziyaret ettiği Bakî Kabristan'ı hiç büyümez. 15 asırdan beri ziyaret eden taşralılardan ölenler oraya gömülürler. Ama duvarlarla çevrilmiş olan o kabristan hiç büyümez, aynı kalır. Çünkü definden üç yıl sonra aynı kabre başka birini gömerler. Öncekinin kemikleri bir tarafa toplanır, yeni ölü gömülür. Böylece aynı kabir, her üç yılda bir yeni ölüler kabul eder. Aslında kabir, insanın ortalıkta çürüyüp kokuşmasını önlemek için yapılır. Ölü çürüyüp toprak olduktan sonra onun yerine başka biri gömülebilir. Hatta kemikleri varsa onlan bir kenara toplamak veya başka yere nakletmek de caizdir. Şimdi sizin böyle zorunlu bir durumunuz varsa 12 yıl önce vefat etmiş kayınvalidenizin kemiklerini başka herhangi bir yere nakledebilirsiniz. Ancak kabir, sizin kendi mülkünüz olmak kaydıyla. Şayet kabri, kayınvalideniz kendi sağlığında almış ise yani ölünün kendi mülkü ise onu nakletmeniz doğru olmaz kanısındayım. Çünkü kabir, başka birinin mülkü ise mülk sahibi dilerse ölüyü çıkarıp nakleder, dilerse kabri düzleyip ekim ve benzeri biçimde oradan yararlanır (İslâm İlmihali, s. 241).Biz yasak koyamayızSoru: Dövme, gusül abtestine engel mi? Hz. Muhammed (s.a.v)'in dövmeyi haram kıldığı doğru mu?Cevap: Yasak koymak insanların değil, Allah'ın hakkıdır. Kur'ân'da dövmenin haram olduğuna dair bir ayet yoktur. Çelişkili rivayetlerle bir şey haram olmaz. Bu konuda mütevatir bir hadis de yoktur. Dövmeli nice Müslüman var. Siz çevrenize değil, benim yazdıklarıma bakınız. Bana güveniniz, yoksa çevrenizdekilerin dediğini yapınız. Seçim size aittir.Bu görüşler zararlıdırSoru: Bir arkadaşım, namaz kılmayanların kafir olduğunu söyledi. Ben namaz kılmıyorum ama Allah'a her gün şükrediyorum. Ben kafir miyim? (Tuğrul Akyüz)Cevap: Arkadaşınız hatalıdır, namaz kılmayan insan günahkâr olur. Ama namazın varlığını ve farzlığını veya dinin herhangi bir hükmünü inkâr etmedikçe kâfir olmaz. Arkadaşınızın mantığıyla hareket edilecek olunsaydı, bugün dünyada 1.5 milyar olarak kabul edilen Müslümanların sayısı herhalde birkaç milyona inerdi. Böyle aşırı görüşlerin İslâm'a yararı yoktur.

Devamını Oku

Arzular niyete göre değişir

23 Ağustos 2003

Dünkü yazımda, gönül derdine yakalanan gence verdiğim cevaba bugün de devam ediyorum. Yüce Allah, "Yâ Rabbi bu dert bana dokundu" diyerek derdini söyleyen Eyyûb'u, "Biz onu sabredici bulduk, ne güzel kuldu o!" diyerek övmüştür. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Kendisine bir musibet erişmiş olan kimse, hatırladığı zaman istircâ eder (Biz Allah içiniz ve O'na döneceğiz!) derse, aradan uzun zaman geçmiş olsa dahi, kendisine o musibetin ilk vuku bulduğu gündeki gibi sevap verilir." Dünyada güzel amellerle bezenip safiyet kazanan insan ruhu, şu bedenden ayrılınca cennet bahçeleri gibi bir yaşam içine girecek, orada iyi ruhlarla peygamberler, sıddikler, sâlihler ve şehitlerle beraber tadına doyulmaz bir ruhani âlemde bulunacaktır. Fakat dünyada kötü işlerle kirlenmiş, bozulmuş olan insan ruhu da bedeninden ayrıldıktan sonra dünyadaki kötü işlerin gerçek niteliğini görecek, azaba dönüşen o amellerinin tutsağı olacak, çeşitli azaplar içerisinde kalacaktır. İşte Hz. Peygamber (s.a.v.), bu gerçeğe işaret için kabrin, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukur olduğunu söylemiştir. Sevdiğinizin geri gelmesi konusundaki arzunuz, niyete göre değişir. Eğer evlenmek, helal yaşamak arzusuyla geri gelmesini istiyor ve bunun için dua ediyorsanız, bunda bir günah yoktur. Ama yasak olarak yaşayacaksanız hem eylem haram, hem de haramın olmasına dua etmek haramdır.Kur'an okunurken dinleyinSoru: Kur'ân okunurken, "Arapça olduğu için anlamıyorum" diyerek mekânı terk eden kişi günaha girer mi?Cevap: Kur'ân okunurken saygıyla dinlemek gerekir. Ama işi olan gidebilir. Görevini bırakıp birkaç saat sürecek olan okumayı takip etmek zorunda değildir. Ama işi yok, Kur'ân okunduğu yerde bulunuyorsa, başka şeyle meşgul olması ya da gürültü çıkarması, arada bazı kişilerle konuşup sohbet etmesi Kur'ân'a saygısızlıktır. Yüce Allah, "Kur'ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin" (Araf: 204) buyurmuştur.Dinimizin simgesi olmuşturSoru: Bayram namazı için Kur'ân-ı Kerim'de bir işaret var mı? Ne zaman vacip olundu, kılınmasa ne olur?Cevap: Bayram namazı hakkında Kur'ân'da bir işaret yoktur. Bundan dolayı bütün mezheplere göre bayram namazı sünnettir. Yalnız İmam Ebu Hanîfe buna vacib demiş ise de Hanefilerin çoğunluğuna göre de sünnettir. Ünlü Hanefî fıkıh bilgini Serahsî de kuvvetli kanıta göre bayram namazının sünnet olduğunu vurgulamaktadır. Ancak dinin simgesi haline gelmiş bir sünnettir. Bunu yapmak hidâyet, yapmamak sapıklıktır.

Devamını Oku

'Lütfün da hoş kahrın da hoş'

22 Ağustos 2003

Gönül derdine yakalanan, sevdiği tarafından birkaç kez yan yolda bırakılan fakat her şeye rağmen sevdiğinden vazgeçemeyen, ona kavuşmak isteyen bir gence cevabımdır. Değerli kardeşim, şu hayat baştan başa sınavdan ibarettir. İnsan her hareketiyle sınanmaktadır. Bu olaylar, sınavlar, çekilen acılar ruhun olgunlaşması için gereklidir. Ruh ıstırap çektikçe olgunlaşır, şairler büyük yapıtlarını acılı olaylann ardından yazmışlardır. Demek acı, bir yandan acı verirken öbür yandan ruhu geliştirmekte, insana ilham kapılarını aralamaktadır. İçki falan insana huzur vermez, tam tersine meskenet verir, ıstırabını artırır. Mutlu hayat, İslâm'a göre yaşamaktır. İnsanın kendi elinde olmayan olaylar kaderdir. Kadere inanan, üzüntüden kurtulur. Siz Allah'a dayanın, Allah'tan hayırlı olanı isteyin. Allah insanı çeşitli biçimlerde sınar. Kul için uygun sınav ne ise kulun olgunlaşması için ne gerekiyorsa onunla sınar. Bakın Kur'ân bu konuda şöyle buyurur: "Andolsun, sizi korku, açlık, mallar(ınız)dan canlar(ınız)dan ve ürünler(iniz)den eksiltmek gibi şeylerle deneriz, sabredenleri müjdele. Ki onlara bir belâ eriştiği zaman, 'Biz Allah içiniz ve biz ona döneceğiz' derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır ve doğru yolu bulanlar da onlardır" (Bakara: 155-157). Sabır, zorluklara dayanmak, nefsi tutmak demektir. Sabır, felâket karşısında insanın hiç etkilenmemesi, üzülmemesi anlamına gelmez.İlk şok anındaki sabırEtkilenmek, üzülmek, merhamet ve yufka yürekliliğin eseridir. Kötü olan üzülmek değil, insanı Allah'a isyana sevk eden aşırı sızlanma, dövünmelerdir. Sabrın en makbulü, ilk şok anındaki sabırdır. Bir hadise göre nefse güç gelen, fakat sevabı çok fazla olan sabır, musibet ateşinin hücum ettiği zamanda gösterilen sabırdır. Zira bu, kalbin gücünü ve sabır makamında sebatını gösterir. Ama musibetin ateşi soğuduktan, ilk şoku geçtikten sonra herkes sabreder. Bundan dolayı her akıllı, üç gün sonra ahmağın yapacağı işi, ilk andan itibaren yapmalıdır. Hadislerde belirtildiğine göre insanın başına gelen üzücü olaylar, ya günahlarının bağışlanmasına ya da manen derecesinin yükselmesine vesile olur. Onun için olaylara sabretmek lazımdır. Sehl ibn Abdillâh et-Tüsterî şöyle demiştir: "Sabır iki çeşittir. Biri günaha girmemeye sabırdır ki bunu yapan mücahiddir. Biri de Allah'a ibadete sabırdır ki bunu yapan da âbiddir. Hem günah işlememeye hem de ibadete sabreden kimseye Allah, kazasına rıza yeteneği verir. Rızanın işareti, gelen kötülük ve iyiliklere karşı kalbin sükûnu (dalgalanmaması)dır." Yunus ne güzel söylemiş: "Lütfün da hoş, kahrın da hoş" diye! Rüveym: "Sabır, şikâyeti bırakmaktır", Ebû Alî: "Sabır, Allah'ın takdirine itiraz etmemektir."* Bu konuya yarın da devam edeceğim.

Devamını Oku

Allah'ın adını gönülden anın

21 Ağustos 2003

Soru: Üç kez, bana büyü yapıldığını rüyamda gördüm. Ne yapmalıyım? Bu yörede herkesin başvurduğu hocalar var. Sizi okudukça onlara başvuranlara acıyorum. (N. S.)Cevap: Bazı insanların rüyaları genellikle çıksa da yine rüyanın garantisi yoktur. Görülen rüyaların bir kısmı, görüldüğü anlama değil, başka anlama gelebilir. Bu husus, yorumla anlaşılabilir. Ben bir yorumcu değilim. Ancak sizin çevrenizde büyüye dair söylentilerin çok olduğu anlaşılıyor. Bu söylentiler sizi de etkilemiş, bilinç altınıza yerleşip öyle bir rüya görmenize sebep olmuş olabilir. Bu söylediğim bir tahmindir. Ama şayet rüyanız gerçek ve size büyü yapılmış ise bunun çaresi, "Kul e'uzu bi rabbi'l-felak", "Kul e'ûzu bi rabbi'n-nâs" surelerini ve Ayete'l-Kürsî'yi okuyup Allah'a sığınmaktır.Gönülden Allah adı anılınca hiç kuşkunuz olmasın, şeytanlar kaçar. Çünkü Allah adı, kötü cinleri yakar. "Bir kez Allah dese aşkiyle lisan, dökülür cümle günah misl-i hazân." Ankara'da Habip Bey adında bir dostum vardı. Bana şunu anlatmıştı: "Manevî bir hastalığa yakalanmış, bunalım geçirmekte olan kayınvalideme Ayete'l-Kürsî okumaya başladım. Bir de ne göreyim. Okuduğum Ayete'l-Kürsîler, birer ışın mermi olmuş, cinlere saplanıyor, vurduğunu yakıyor. Cinler o ışın mermilerinden kaçıyorlar."Ekim ayı içinde basılacakSoru: Seyyid Kutup'un "Kur'ân'da Edebi Tasvir" (Hilal Yayınları -1978 - 2. baskı) adlı sizin çevirinizi okudum. Diğer kitaplarınızı da takip ediyorum. Ancak "İslâmî Tetkikler İslâm Felsefesi ve Kelâmı - Montgomery Watt Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 1968" adlı kitabı bulamadım. Bunu da siz çevirmişsiniz, bulma şansım var mı? (Hasan Koçver)Cevap: Değerli okurum, "İslâmî Tetkikler" adlı kitap, İngilizce'den yapmış olduğum çeviridir. Orijinal adı "Islamic Surveys" olan kitabın yazarı, Prof. Montgomery Watt'tır. 1968 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi yayınları arasında çıkmış olan kitabın bende dahi bir nüshası yok. Fakat ekim ayında bir yayınevi tarafından bastırılması konusunda muvafakatim alınmıştır. İnşallah basılır.Safsatalara itibar etmeyinSoru: Geçen gün internette gezerken bir sitede, Kur'an'ın değiştirilmesinden tutun da onun Hz. Muhammed'in sözü olduğuna kadar kafa karıştıracak birçok safsata vardı. Bu yazılanlara bir cevap sitesi kurmanız mümkün mü?Cevap: Bu gence, "Gerçek Din Bu", "İslâm'da Güncel Tartışmalar", "İslâm'a İtirazlar Kur'ân-ı Kerim'den Cevaplar" adlı eserlerimi okumalarını öneririm. Bu kitaplarda, böyle saçma itirazların yanıtları verilmiştir.Ayrıca VATAN Gazetesi'nde çıkan yazılarımı her gün takip etmelerini öneririm. Çünkü aradıkları pek çok konunun yanıtını bu yazılarda bulabileceklerdir.

Devamını Oku

Nikâhın resmen tescili gereklidir

20 Ağustos 2003

Soru: İmam nikâhı, ana babanın haberi olmadan yapılır mı? (P. K.)Cevap: Hanefi mezhebi dışındaki bütün İslâm hukukçularına göre ana babanın rızası olmadan nikâh olmaz. Nikâh, alenîlik (açıklık) ister. Bundan maksat da tarafların, birbirlerine karşı hak ve sorumluluklarının korunması, birlikte yaşamalarının toplumca kınanmamasıdır.Fakat Hanefi mezhebine göre ergenliğe ermiş kız özgürdür, velisinin muvafakatini almadan da evlenirse nikâhı geçerlidir. Ancak bir kızın, ana babasının rızasını almadan bir erkekle imam nikâhı kıydırıp yaşaması doğru değildir. Onu yetiştiren ana babadır.Onları kırmak, Allah'ın gazabına dokunur. Sonra bu iş, kendisi için de iyi sonuç vermez. Birlikte yaşadığı erkeğin, kendisini yarı yolda bırakmayacağı konusunda bir güvencesi yoktur.Böyle kuşkulu ve sonucu belli olmayacak şeylerden uzak durmak gerekir. Ama anne babanın rızasıyla olursa elbette imam nikâhı da dinimiz açısından geçerlidir.Yani o kişiler birlikteliklerinden dolayı kınanmazlar. Ama tarafların güvencesi olmaz. Bunun için nikâhın resmen tescili gereklidir. Yoksa özellikle kadın, büyük pişmanlık ve sıkıntı içine düşebilir. Tabii o da kendilerinin bileceği iştir. Şunu da belirtmek gerekir ki dinimizde nikâh, imam nikâhı adını taşımaz. Şahitlerin huzurunda, aleni olarak tarafların evlenmeyi kabul ettiklerini belirtmeleri nikâhtır. Bunun resmi kayıtlara geçirilişine şimdi resmî nikâh, resmî kayda geçirilmeyişine ise imam nikâhı diyorlar ama dinde böyle bir tabir yoktur.Fikir hırsızlarını kınıyorumSoru: Kur'an tefsirinizin CD şeklinde hazırlanmış olanı var mı? Eğer yoksa böyle bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?Cevap: Önce soru sahibine, ilgisinden dolayı teşekkür ederim. Tefsirim henüz CD'ye kaydedilmedi. Öyle yapmakta da mütereddidim. Çünkü şimdiye dek yazdığımız, yılların emeği eserlerimiz, kaynak göstermeden çalındı ve çeşitli kişilerin adlarıyla yayınlandı. Bizden aldıklarını kendilerine mal ettiler.Bu, şimdi de yapılıyor ama CD şekline getirildiğinde çok daha kolay olacak. Bu bakımdan fikir hırsızlarının işini kolaylaştırmak istemiyorum. Evet insan bir yerden fikir alır, onu özümseyerek yazar ama kaynağına işaret eder. Eğer aynen aktarmışsa eser, sayfa gösterir. Öyle yapmıyorlar. Maalesef Müslüman kimliği taşıyan kimseler, fikir çalmakta hiç tereddüt etmiyorlar. O zaman düşünüyor insan, Müslümanlık bu adamlara ne vermiş? İslâm adına kitaplar yazan bu kişiler, fikir çalıyorlarsa insanlara nasıl doğruluktan, dürüstlükten söz ederler? Tefsirimin internete verilmesini düşünürüm ama şimdilik buna vaktim yok. İnşallah böyle bir fırsatı yakalarım.

Devamını Oku