Dinde reform gerekli mi(1) İman, ibadet hukuk ve ahlâk

Reform, yeniden biçim verme, yeni bir şekle koyma demektir. Bu anlamda İslâm dininin orijinalinde bir reforma gerek yoktur. Çünkü İslâm, her çağda uygulanabilecek esneklikte evrensel kurallar getirmiştir

Haberin Devamı

Soru: Teknolojinin ve küreselleşmenin yarattığı etkiler nedeniyle özelinde İslâm dini, genelde ise semavi dinlerde bir reform gerekli midir? Eğer gerekli ise buna nereden başlamalı? Camiler ve imamlar bu reform içinde yer almalı mı? İnsan hakları ve uygulamaları sizce hangi semavi dinin içeriğinde daha net uyum sağlar?

Cevap: Reform, yeniden biçim verme, yeni bir şekle koyma demektir. Bu anlamda İslâm dininin orijinalinde bir reforma gerek yoktur. Çünkü İslâm, her çağda uygulanabilecek esneklikte evrensel kurallar getirmiştir. Din iman, ibadet ve muamelât (hukuk ve ahlâk) bölümlerinden oluşur. İlâhî dinlerin, özellikle İslâm dininin, temeli Kur'ân ile atılmış iman prensiplerinde reform olamaz. Kur'ân ve Peygamberimizin uygulamasıyla belirlenmiş ibadet şekillerinde de reform olamaz. Zaten bunlarda bir reform ihtiyacı da hissedilmez.

Ancak dinin orijinali hakkındaki bu yargı, zamanla, yapılan kıyas ve içtihatlarla dine giydirilmiş uygulamalar için geçerli değildir. Dinde olmayan, zamanla dine sokulan uygulamalara bid'at denilir. Bunları ayıklayıp, dinin orijinal haline dönmek, Peygamberimizin emridir. Çünkü o, her türlü bid'ati sapıklık saymıştır. Bu bid'atlar (sokuşturulmuş uygulamalar ve inançlar) ayıklandığı zaman kolay, arı duru din, herkesi kucaklayacak ve sağduyu sahibi herkes, sarılacağı dinle övünç duyacaktır.

Yayılmış hurafeler
Örneklemek gerekirse camilerde farzlardan önce İhlâs okumak, namazın ardından müezzinin komutuyla teşbih çekmeler, cenaze başında imamın cemaatten helâllik ve şahadet alması, hele "yağlı" cenazelerde imamın uzun uzun övgü nutukları atması, gömülen cenazenin, sorgu melekleri karşısında şaşırmaması için telkin (kopya verme!), ardından hatim, iskat (namaz, oruç borçlarını düşürme operasyonu) toplantıları, yüz haram olmadığı halde bazı kadınların kara çarşafa bürünmesi, hatta gözlerini dahi gizlemeye çalışması, türbelerden medet ummalar, kasten oruç yemenin cezası bir günken buna 61 gün ceza orucu getirilmesi; Kur'ân, Tevrat'ın zinayla suçlanan kadını taşlayarak öldürme cezasını yüz sopaya çevirdiği halde hâlâ bazı yerlerde sanki Kur'ân'in emriymiş gibi zina günahını işlemiş olanların taşlanarak öldürülmeye kalkılması ve halk arasında yayılmış birçok hurafe...

Oysa Kur'ân, "Şüphesiz inananlar; Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîler(den) Allah'a ve ahiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükâfat vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir" (Bakara: 62, Maide: 69), "Kitap ehliyle - haksızlık edenlerin dışında- en güzel tarzda tartışın ve deyin ki, bize indirilene de size indirilene de inandık. Tanrımız ve tanrınız birdir, biz de O'na teslim olanlarız" (Ankebut: 46) buyurmaktadır.

DİĞER YENİ YAZILAR