Emeğinizin karşılığı helâldir

23 Ekim 2003

Sadettin Çelik adlı okurumun 4 sorusundan ikisini dünkü yazımda cevaplamıştım. Okurumun kalan iki sorusunu da bugün cevaplıyorum.Cevap: 3- İlk insandan bu yana ölenler sürekli olarak azap çekmezler. Dediğim gibi onlar, dünyada yaptıkları kötü işlerin cezasını çektikten sonra Allah'ın lütfuyla kurtulurlar, ya Allah onlara yeni bir bedensel hayat fırsatı verir veya tümüyle affedip cennete sokar. Ahireti, yaşadığımız şu madde alemindeki zamanla kıyaslamayın. Orada yaşlanma olmadığına göre zaman da yoktur. Ahiret işlerinin iç yüzünü sadece Allah bilir. Hiç kimse oranın ayrıntılannı bilemez. Ruhun ebediliğine, dünyada yaptıklarına uygun bir hayat içine gideceğine inanmak yeterlidir.Cevap: 4- Siz nerede çalışırsanız çalışın, emeğiniz karşılığı olarak aldığınız maaş helâldir. Bankalar da devletin yasaları uyarınca kurulmuş, zamanın vazgeçilmez ekonomik kurumlardır. Tüm kamu ve özel sektör görevlileri, verdikleri hizmet karşılığında maaş alırlar. Bankanın faiz sistemiyle çalışması, sizin maaşınızı haram kılmaz. Önce bugün banka faizinin, hele hele batı standardındaki banka faizinin haram olduğunu söyleyemeyiz.Bu Bankalar, İslâm yasalarını uygulayan Osmanlı Devleti'nde Şeyhülislâmlığın fetvasıyla kurulmuştur. Aynı zamanda halife olan Sultan Abdülhamid de bankada tuttuğu parasının faizini almıştır. Bu zamanda aşırı saplantılara kapılmanın yararı yoktur kanısındayım.Açık giyinmenin sınırıSoru: 9 yıldan beri namaz kılıyorum. Türbanlı değilim. Giyim kuşamıma ne derece dikkat etmeliyim? (Asuman Akbulut)Cevap: Başörtüsü, Allah'ın emridir. Ama dini sadece başörtüsüne endekslemek doğru değildir. Çeşitli nedenlerle başını örtemeyen hanım da namazını kılmalı, orucunu tutmalı, dini görevlerini yapmalıdır. Kimin ibadetinin kabul edileceğini, kimin kabul edilmeyeceğini sadece Allah bilir. Başörtüsü taktığı için içinde gurur taşıyan kimse, dinin ruhundan uzaklaşmış olur. Yani her şey başörtüsünden ibaret değildir.Açık giyinmenin sının ancak Kur'ân'la belirlenir. Kur'ân'da kadınların ziynetlerini göstermeleri yasaklanmış ancak kendiliğinden görünen ziynet ve ziynet yerleri serbest bırakılmıştır. Yorumculara göre kendiliğinden görünen ziynet yerleri el, yüz ve ayaklardır. Buraların, yabancı erkeklere karşı kapatılması gerekir. İmamı A'zam'a göre kolların yarısı da açık tutulabilir. Çünkü kadın çalışırken kollarını sıvamak zorunda kalır. Bu bakımdan Ebu Hanîfe, kolların en azından yansını, örtünmeden muaf görmüştür.Tamamen kolsuz tişört ve mayoyla yabancı erkeklere görünmek haramdır. Fakat mahremi olan erkeklerin yanında bunlar giyilebilir. Vücudun diğer kısımları yabancı erkeklere karşı kapatılır. Ama mahremlere yani babaya, amcaya, kayınpedere karşı bedeni böyle kapatmaya gerek yoktur. Bunların yanında dekolte kıyafetle de dolaşılabilir.

Devamını Oku

Ölümden sonra her ruh, Allah'ın huzuruna çıkar

22 Ekim 2003

Soru: 1- Allahü Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'inde kendisinden neden hep "Biz" (çoğul) diye hitap etmektedir?Soru: 2- Ölümden sonraki hayatımızda, azabı veya mükâfatı bugünkü gibi etten kemikten vücut halinde mi yoksa ruhumuzda mı göreceğiz?Soru: 3- Âdem Peygamber'den bu yana sayısı belirsiz insan ölmüştür. İnsanlara kabir hayatında ameli iyi ise cennet bahçelerinden bir bahçe, kötü ise cehennem çukurlarından bir çukur verileceği ve ahiret gününe kadar burada gününü geçireceği şeklinde bir bilgiye sahibim. Bunun hikmeti nedir? İlk ölen insanlarla ahiret gününe yakın ölen insanlar arasında azap çekme yönünden zaman farkı oluşmaktadır. Yoksa kabir hayatı zamandan ve mekândan münezzeh midir?Soru: 4- 17 yıldır geçimimi, çoluk çocuğumun rızkını bir bankada çalışarak sağlamaktayım. Benim kazancım helal mi yoksa haram mıdır? (Sadettin Çelik)Cevap: 1- Bunun iki izahı vardır. Birincisi bu ifade, ululuk belirtisidir. Padişahlar, büyük yöneticiler, "Ben yaptım, ben ettim" demez, biz yaptık, biz emrettik der. Allah, evrenin yaratıcısı ve yöneticisidir. Çoğu kez ululuk belirtisi olarak, "Biz" ifadesini kullanır. İkincisi, Kur'ân aslında Allah'ın emriyle melek tarafından vahyedilmiştir. Allah'tan Tanrısal manaları alıp, insanların konuşma kalıplarına dökerek veren melektir. Bu bakımdan Kur'ân mana olarak Allah'ın kelâmıdır fakat söz kalıplarına dökülmüş şekliyle melek elçinin sözüdür.Evrenin yasalarıİşte Peygamber'e vahiy getiren melek, Kur'ân'ı Allah'ın emriyle indirdiğini anlatarak, "Biz indirdik, biz variyettik" demektedir. "Biz" sözüyle melek elçi, sadece kendisini değil kendisinin yardımcıları durumundaki diğer melekleri de kastetmektedir. Çünkü melekler, Allah'ın buyruğuyla evrenin yasalarını yürütürler. Vahiy getiren melek de yalnız başına değil, vahyi şeytanlardan korumakla görevli melekler eşliğinde gelir. Bundan dolayı çoğul şekli kullanılır. Ayrıntılı bilgi için yakında çıkacak olan "Güncel Tartışmalar" kitabımızı okuyunuz.Cevap: 2- Ölümden sonra her ruh, Allah'ın huzuruna çıkar, dünyada yaptıklarının hesabını verir. Dünyadaki davranışına göre ya cennet gibi bir yerde mutlu yaşar veya cehennem çukurunda azap çeker. Bu, geçici bir süreçtir. Daha sonra ruh, yeniden bedenlenip nimet veya azabı maddi olarak görür.Kur'ân'dan anladığıma göre iyi ruhlar ölünce cennete giderler ve ebedi olarak orada kalırlar. Kötü ruhlar ise bir süre azap çektikten sonra sonunda cennete giderler. Her ruh, eninde sonunda cennete gitmek üzere insanlık mertebesine getirilmiştir. Ahiret nimet ve azabı ruhanidir. Dünyadaki nimet ve azaptan mahiyet itibariyle farklıdır.Okuyucumun 3. ve 4. sorularını yarınki yazımda cevaplayacağım.

Devamını Oku

İslam'da kadın ile erkek eşittir

21 Ekim 2003

Soru: Sayın hocam, Bakara 282'de borç senedine 2 kadın ile 1 erkeğin tanıklık etmesi belirtiliyor. Bunun nedeni kadının ticari hayatta bulunmamasıdır. Ama günümüzde iktisatçı kadınlar da var ve bu kural hâlâ geçerli mi olacak? Kur'ân, evrensel bir din kitabıysa neden ticaretten anlayan demiyor da kadınlık erkeklik belirtiyor? (Aktan Akgün)Cevap: Bakara 282'nci ayette, yazılan borç senedine gerek borçlunun gerek borç verenin güvendiği iki erkek, bu olmadığı takdirde bir erkek iki kadının tanıklık etmesi emredilmektedir. Bir erkek yerine iki kadının tanıklık etmesi, kadının erkekten aşağı telâkki edilmesinden değildir. İslâm, kadını erkekle eşit yapmıştır. Ancak yaratılış itibariyle kadın erkekten daha hassastır. Olaylardan daha çok etkilenir.Çocuklarla uğraşmak, yemek pişirmek, ev işlerini yapmak gibi bir yığın meşguliyet onun zihnini yorar. Bu hassasiyet ve meşguliyet, ona doğrudan kendisini ilgilendirmeyen işleri unutturabilir, tanıklık ederken şaşırabilir. İşte kadının, hassas ve heyecanlı yapısından kaynaklanan şaşırma ihtimalinden dolayı ayette, bir erkek şahit yerine iki kadın şahit emredilmiş ve bu emrinin hikmeti de "ta ki biri şaşırıp unuttuğu zaman diğeri hatırlatsın" şeklinde açıklanmıştır.Alışveriş, ticaret vs. işleri, kadından ziyade erkeğin işidir. Kadınların asıl görevi çocuk yetiştirmek, ev işlerini yürütmektir. İşte asıl erkeklerin görevi olan alışveriş, borçlanma gibi hususlarda şahitlik etmek de erkeğin görevidir. Ama erkek olmazsa bu görevi kadınlar da yapar. Ancak kadın, burada asıl görevi dışında bir vazife yüklenmektedir.Erkeğe ait olan bir vazifeyi bir tek kadına yüklemek, onun için ağır olur. Bu nedenle vazife iki kadına yüklenmektedir. Bir erkek yerine iki kadının tanıklık etmesi, özellikle Kur'ân'in indiği dönemlerde erkeklerin işi olan ticari meselelerdedir. Diğer konularda kadınla erkek arasında bir fark yoktur. Bu özel durumu genelleştirmek doğru değildir.Kur'an ışığını örten dar kalıpları bırakalımSoru: Şu anki İslâm yaşayışı, sadece Kur'an-ı Kerim ve sağlam hadisler ışığında mıdır? (Ali Doğan Üstündağ)Cevap: Evet gerçek din, Kur'an ve Kuran'a aykın olmayan senedi sağlam hadislerle belirlenmiş olan kurallardır. Eğer din, zamanla içtihat kapısı kapatılarak dar kalıplar içine sokulmasaydı bugün Müslümanların, en azından Bati düzeyinde bulunmalan, hatta onlardan da ileri durumda olmaları gerekirdi. Gerçek İslâm rönesansı, Kur'an ışığını örten bu dar kalıplan bırakıp Kur'ân'in getirdiği arı, duru, açık, berrak ve kolay dine dönmekle başlayabilir.

Devamını Oku

Mustafa Kemal gazi unvanını gururla taşıdı

20 Ekim 2003

Adana Seyhan'dan Basri Gök adlı okurum, yazılarımı zaman zaman okuduğunu, bir yazımda zina etmenin ve haksız yere adam öldürmenin büyük günahlardan olduğu şeklindeki ifademe takıldığını belirterek şöyle diyor: "Bu yazıdan, adam öldürmenin haklı yanları da varmış gibi bir anlam çıkıyor. Din bilgini değilim fakat böyle bir izlenim uyandı bende. Yüce Kur'ân'da cinayeti haklı gösterecek bir hüküm var mı?"Haksız yere adam öldürmek yasaktır ama herhangi bir zamanda soyguncu, terörist evinizi basıp, sizi bağlamak, her türlü kötülüğü yapmak veya öldürmek isterse ve bunu yapacağından emin olursanız o zaman kendinizi savunma hakkınız doğmaz mı? Siz onu öldürmezseniz, elinde silahıyla o sizi öldürecek. Yahut durup dururken birkaç insanı birden kurşuna dizen, Antalya yakınlarında zavallı bir mezar bekçisini hunharca öldüren, bu yetmişyormuş gibi iki masum yavruyu da açlıkla ölüme terk eden insanların yaptıkları yanlarına kâr mı kalsın?Siz o tür suçlulara misliyle karşılık vermezseniz cinayetler sürüp gider. Onun için Kur'ân, kısasta toplum için hayat olduğunu vurgulamaktadır. Kısas nedir? Haksız olarak adam öldüreni öldürmektir, işte Kur'ân'in hükmü:"Ey inananlar, ödürmelerde kısas, size farz kılındı (Haksız yere adam öldüreni öldürünüz)" (Bakara: 178). Ayrıca saldıran düşmana karşı koymak hem hak hem de görevdir. Yoksa düşman ülkeyi işgal eder, mal ve cana kıyar, namuslara tecavüz eder, onurumuz beş para olur. İstiklâl Savaşı'nı düşünün. Gazi ne demektir? Düşmanla savaşan insandır.Gaza (savaşta düşmanla çarpışmak) büyük bir rütbedir. Bundan dolayı Mustafa Kemal Paşa'ya gazi unvanı verilmiş ve o da bu rütbeyi ömrü boyunca gururla ve övünçle taşımıştır. Yoksa siz, savaş gazilerimizi birer cani mi görüyorsunuz? Bir şeye öyle hemen ani hüküm vermek, bakın insanı nasıl tehlikeli sonuçlara götürüyor."Diyanet'e görev düşüyor"Adana'da seyyar satıcılık yapan Selçuk Göze, gençler arasında yayılmakta olan bir soruna parmak basıyor. Onun mektubunu aynen yayınlıyorum: "Sayın hocam, Adana'nın en işlek caddesinde seyyar satıcılık yapıyorum. Durduğum yerde her türlü insanı görüyorum, Dikkatimi çeken, yaşları 17 ve 26 olan gençlerimizin bazılarının boyunlarında, Hıristiyanlığı simgeleyen haç var. Bunlar öz Türk çocukları ve görünce çok üzülüyorum. Acaba neden? İslâmiyet'i öğrenemiyorlar mı, aileleri onlara öğretmiyor mu? Bunlar için Diyanet bir girişim yapmıyor mu? Gençlere İslâm'ı daha güzel öğretecek bir şeyler yapamazlar mı? Diyanet işleri, sadece Cuma namazında sonra para toplamaya mı yarar? Saygılar."

Devamını Oku

Muhammediyye destan tarzında bir eserdir

19 Ekim 2003

Soru: Çocukluğumda büyük validem beni elimden tutar, camileri gezdirirdi. O zaman müze olmayan Ayasofya'da da namaz kılardık. Bana kıyamet alâmetlerinden söz ederdi. Bina çok olacak, zina artacak, saygı kalmayacak, eceliyle ölene Allah'ın rahmeti denilecek gibi... Bunları nereden biliyorsun diye sorduğumda, dedemden öğrendiklerini, onun da bunları Muhammediyye'den aldığını söylerdi. Bu eser şimdi var mı? Yazarı kimdir? (İhsan Küçükarslan)Cevap: Muhammediyye adlı eser, Âdem'den Hz. Muhammed'e, peygamberler tarihini, dünyanın yaratılışını manzum olarak anlatan bir eserdir. Yazmaları da çoktur, basılmıştır da. Yazarı ilk Osmanlı yazarlarından Yazıcıoğlu Muhammed-i Bîcân'dır. Süleyman oğlu Salih'in büyük oğlu olan Muhammed, II. Murad devri şairlerindendir.Bilimsel eser değilMuhammed, Gelibolu'da 855 (1451) tarihinde vefat etmiştir. Hacı Bayram-ı Velî'nin halifelerindendir. Büyük eseri Muhammediyye, Türk destan türü edebiyatının önemli eserlerinden olup mesnevi türünde yazılmış dokuz bin küsur beyitten ibarettir. Kardeşi Ahmed-i Bîcan'ın, kendisinden din konusunda bir eser yazmasını istemesi üzerine Muhammed Efendi, Mağâribu'z-zeman adlı Arapça eserini yazmış, bu Arapça eserden fayadalanamayanların ısrarı üzerine de 853 (1449)'da Gelibolu'da Muhammediyye'yi yazmıştır. Kendisi aslen Gelibolulu değildir. Büyük ihtimalle Ankara'dan gelip yerleştiği Gelibolu'da vefat etmiştir.Muhammediyye, bilimsel bir eser değil fakat destan tarzında bir eserdir. Bu bakımdan verdiği dini bilgiler, güvenilir değildir. Onun önemi bu bilgilerde değil, konuları destanlaştırıp halkı etkilemesindedir.Dinleyenleri etkilerdiBizim çocukluğumuzda köy odalarında dinlediğimiz bu eser, dinleyenleri çok etkilerdi. Gerçekten bu tür eserler, insanlara kahramanlık, dürüstlük ruhunu aşılardı. Böyle eserlerin verdiği ruh önemlidir. Kıyamet alâmeti olarak sayılan binaların çoğalması, zinanın artması ise hemen her devirde yaşayanların, hoşlanmadıkları olayları, bir kıyamet alâmeti olarak görmesinden ve böylece avunmasından kaynaklanır.1200 yıl önceki insanlar da hep binanın, zinanın çoğalmasından, saygının kalmadığından yakınmış ve bunları kıyamet alâmeti görerek kıyametin çok yaklaşmış olduğu düşüncesiyle bir çeşit avuntu bulmuşlardır. Gerçekte ansızın gelecek olan kıyametin alâmeti falan yoktur. Birden bire vukubulan olayın alâmeti olur mu?

Devamını Oku

Çocuklara karşı anlayışlı olalım

18 Ekim 2003

Soru: Torunumu camiye götürüyorum. Fakat imam, 9 yaşındaki bu çocuğun arka safta durmasını söyledi. Bu nedenle imamla tartıştık. Torunumun morali bozuldu. Artık o camiye gitmeyeceğini söylüyor. Dolayısıyla başka camiye gitmek istiyor. Çocukların camide böyle arka tarafa atılması psikolojik olarak doğru mudur? Camilerde bir yaş kriteri var mıdır?Cevap: Tabii imamın o şekilde kinci davranması doğru değil. Gerçi saf düzeni önce yetişkinler, sonra çocuklar, sonra kadınlar şeklinde belirtilir ama çocuklar çok olduğu zaman böyle olur. Yoksa tek çocuğu arkada yalnız bırakmak doğru olmaz. Camiye getirilen çocuk, kendisini getiren büyüğünün yanında durursa ondan görerek öğrenir. Ayrıca birkaç çocuğu bir araya koyduğunuzda da çocuklar namaz kılarken oyun oynamaya başlarlar.Bu bakımdan büyüklerin safları arasında ve onların gözetiminde bulunmaları daha uygundur. Ayrıca güvenlik açısından da önemlidir. Camiden ayakkabı çalmaya dadananlar, bakarsın çocuk da çalmaya kalkarlar. Nitekim hastanelerden yeni doğmuş bebekleri çalmaya başladılar. Bu tip haberlere gazetelerde rastlıyoruz. Çocuk hırsızları, çocukların camide arka safta gözetimden uzak bulunduklarını bilirlerse alimallah camiden çocuk çalmaya da soyunurlar. Onun için din görevlisi arkadaşlarıma çocukları ürkütmemelerini, onlara sevecen davranmalarını ve eski bir adaptan ibaret olan bazı ilmihal bilgilerini yeni şartlar karşısında yeniden düşünüp değerlendirmelerini tavsiye ederim.Bu düşünceden kurtulunSoru: Nazardan dolayı çok kötü şeyler yaşadım. Bana nazarı değen şahsı görmeme diye bir şansım hiç yok. Çünkü akrabam. Bundan nasıl kurtulabilirim? Lütfen beni bu konuda aydınlatın.Cevap: Bundan kurtulmanın çaresi, başkası hakkında iyi zan beslemek, Allah'ın dilemediği bir şeyin olamayacağına kesin inanıp içinizden Allah'a sığınmak ve o kişiden size bir zarar gelmeyeceğine inanmak. Yani kendi kendinize iyi telkinde bulunmalısınız. Sizin düşünceniz sizi etkiliyor. O kişinin size nazar değdirdiğine inanmışsınız. Bu inancınız, kötülüklere davetiye çıkarıyor. Bu düşünceden kurtulmaya çalışın.Hatimde abdest şart mı?Soru: Kur'an-ı Kerîm'i hatmetmek için manasını anlamadan orijinalinden okumak şart mı, yoksa Türkçe mealini okumak mı daha doğru olur? Hatim indirirken Kur'an'ı her okuyuşta abdestli olmak gerekir mi?Cevap: Kur'an'ı orijinalinden okuyup bitirmek hatim olduğu gibi doğru bir mealini okuyup bitirmek de hatimdir. Bu, niyetinize bağlı bir şeydir. Kur'an'ı okumak veya hatmetmek için mutlaka abdest almak gerekmez. Abdest alınsa daha iyi olur ama böyle bir şart yoktur.

Devamını Oku

Hurafelere inanmayın

17 Ekim 2003

Soru: Eskiden bayanlar adetliyken, bereketsizlik getirir diye buğday ambarına yaklaştırılmazmış. Ayrıca adetli bayanlar dua dahi edemezmiş. Bu, Allah ile bayanlar arasına bir set çekmek değil mi? Demek ki biz, her ay 3-10 gün Allah'ın adını bile anamayacağız. En önemlisi de Hz. Muhammed bir gün, namaz kılan bir bayanın topuğunda kan görüp, "Bir daha adetli bayanlar namaz kılmasınlar" diye buyurmuş, bu doğru mu? Çalışan bir bayanım. İşten çıkarken abdest alsam, başım açık diye abdestim bozulur mu? (Rukiye Çalışkan)Cevap: Adet halinin ibadete mani olmadığını kaç kez ayrıntıyla ve kanıtlarıyla açıkladım. Aynı konuya dönmek istemiyorum. Sizin duyduğunuz söylentilerin hepsi geçersiz, uydurma ve hurafedir. Adet hali cünüplük değildir ki, neden bereketsizlik getirsin? O mantıkla hareket edilirse adetli bayanların ekmek de tutmamaları, yemek de yememeleri gerekir. Bu ne saçma mantıktır! Âdet hali bereketsizlik değil, tam tersine bereket simgesi sayılmalıdır. Çünkü o hal, kadının üretkenliğinin işaretidir. Hz. Peygamber, kadınların topuklarını muayene etmiyordu. Bir kadının topuğuna o kadar dikkatle bakmış da topuğunda âdet kanı mı görmüş? Böyle bir olay asla yok ve Peygamberimiz de, "Adetli kadın namaz kılmasın" dememiştir. Bu konuda Kur'ân bir yasak getirmemiştir. Siz adetliyken namaz kılarsanız niçin günah işlemiş olasınız? Günah, kötü olan bir eylem, bir suçtur. Namaz kılmak suç mudur?Siz ibadetinizi yapınNamaz hiçbir halde insandan düşmez. Su olmadığından, hava soğukluğundan, düşman korkusundan veya hastalıktan ötürü yıkanma fırsatı bulamayan cünüp insan da teyemmüm edip namazını kılacaktır. Peygamber'in sahabisi Amr ibn As, cephede ihtilam olmuş, yani kendisini şeytan aldatmış, kalkınca hava soğuk olduğu için yıkanamamış, teyemmüm ederek askerlere namaz kıldırmış. Bunu haber alan Peygamber, Amr ibn As'tan durumu öğrenince gülümsemiş, bir şey dememiş. Peygamber'in bu davranışı olayı kabullenmesi, doğrulaması anlamına gelir. İşte gerçek bu. Şimdi cünüplük hali namaza engel olmuyor da âdet mi namaza engel oluyor? Siz ibadetinizi yapınız, ibadet yapan günah işlemez. Namazın temeli Zikir'dir. Rüku ve secde şekildir. Allah'ı zikretmeye hiçbir hal mani değildir. Bu temel öge yapıldıktan sonra, şekilden ibaret olan eğilmek, yüzü toprağa koymak mı günah oluyor? Hadi canım sen de! Kadının başını açmasıyla abdest bozulmaz. Abdesti bozan şeyler küçük ve büyük abdesttir. Saçları kapatmak Kur'ân'ın emridir. Bunu yapmamak hatadır ama bu ayrı, abdestin bozulması ayrı bir şeydir. Şöyle anlatabiliriz: Orucu bozan şeyler, yeme içme ve cinsel ilişkidir. Gıybet etmek, yalan söylemek gibi eylemler günahtır ama bunlan yapan kimsenin orucu bozulmaz. Ancak bunlar orucun sevabını giderir.

Devamını Oku

Farz namazlar 17 rekâttır

16 Ekim 2003

Soru: Germeyanlı Yakup Bey'in Miftahül-cennet adlı eserinde beş vakit namazın rekâtları şöyle sıralanmış: Sabah 2, öğle 4, ikindi 4, yatsı 4 ve akşam 3 rekât. Yani toplam 17 rekât. Durum böyleyken rekâtların 40'a çıkarılmasına neden lüzum görülmüş? (Hüseyin Yıldız)Cevap: Doğrudur. Farz olan namazlar sadece 17 rekâttır. Ama farz namazlara sünnetler eklenerek 40'a çıkarılmıştır. Aslında bu hesaplamalar kesin değildir. Çünkü Hz. Peygamber, sünnetleri muntazam kılmamış, kimini çoğu kez, kimini çok nadir kılmıştır.Çoğu kez kıldıklarını da genellikle 2'şer rekât olarak kılmıştır. Fakat zamanla dine eklemeler yapıldığı bilinen bir gerçektir. Sünnetleri kılma zorunluluğu yoktur. Sadece farzlar kılınmakla Allah'a karşı görev yerine getirilmiş olur. "Sünnet kılmayan kimse, Peygamber'in şefaatinden mahrum kalır" diye bir söz dolaşır ortalıkta. Bu doğru değildir. Allah, emirlerini yerine getiren insandan memnun ve razı olur.Allah'ın razı olduğu kimsenin, zaten bilinen anlamda şefaate ihtiyacı olmaz. Çünkü şefaat tamamen Allah'a aittir (ayet). Farzları kılan kimse, Peygamber'e inanmasa, onu küçümsese farzı kılar mı? Namaz kılar mı? Peygamber'i önemsemeyen insan, onun peygamberliğini de kabul etmez ve zaten namaz da kılmaz. Namaz kılan insan, Peygamber'i kabul ediyor ve onun tebliğlerini uyguluyor. Öyle bir insan neden Peygamber'in şefaatinden mahrum kalsın?Hem kim söylemiş sünneti kılmayan, Peygamber'in şefaatinden mahrum kalır diye? Allah mı söyledi? Hayır. Peygamber mi, "Sünnet namazları kılmayıp sadece farzı kılan benim şefaatimden mahrum kalır" dedi? Hayır, vallahi hayır. Öyle ise bu sözün ne değeri var? İnsanların kendi zanlan din olur mu?Zekât, dini bir vergidirSoru: Maaşımızdan kesilen gelir vergisi, zekât yerine geçer mi? (Ayşegül Ergün)Cevap: Zekât, dini bir vergidir. Eğer devlet, sizden kestiği vergiyi zekât yerine kesiyorsa, evet maaştan kesilen vergi zekât yerine geçebilir. Ama devlet öyle bir şey düşünmeden vergi kesiyor. Zaten laik devlet, işlerine dini karıştırmaz. O halde dinsel vergi olan zekâtı, maaştan kesilen vergi olarak düşünmek, kanımca doğru olmaz. Bu vergilerden sonra elinizde tüm ihtiyaçlarınızdan evinizden yahut ev almak için gerekli paradan ayrı olarak 14,25 altın değerinde fazla paranız olur, bunun üzerinden de bir yıl geçerse onun 40'ta birini zekât olarak verirsiniz. Mal varlığınızı paylaştırmış olursunuz. Böylece gönlünüz daha rahat eder.Bir rica: VATAN Gazetesi'ndeki yazılarınızı bir kitap haline getirirseniz, bilgilenmemiz için elimizde bir başvuru kaynağı bulunmasına vesile olursunuz. Bu bizler için hazine kadar değerli olacaktır. (Akın Ülkebay / Konya)

Devamını Oku