Kunutu unutup, rükûa vardıktan veya başı rükûdan kaldırdıktan sonra hatırlayan kimse ne rükûda, ne de rükûdan doğrulduktan sonra kunut duası okumayıp selamdan sonra sehiv secdesi yapar: "Rabbena âtinâ fi'd-dünyâ haseneten ve fî'l-âhireti haseneten ve kına azâbe'nnâr." Yahut 3 kere "Allâhumma'ğfirlî" veya üç kere "yâ Rabbî, yâ Rabbî, yâ Rabbî!" der. Kunut, yalnız vitr namazında okunur. Fakat normal haller dışında bir bela, savaş, kıtlık gibi zamanlarda Allah'tan yardım istemek amacıyla bütün namazlarda rükûdan doğrulunca okunur. Namazda okunan sureler ve manaları şöyledir:Fatiha Suresi: "Elhamdu lillâhi rabbi'l-âlemîn. ar-Rahmânî'r-rahîmi mâliki yevmi'd-dîn. İyyâke na'budu ve iyyâke nestaîn. ih-dinâ's-sırâta'l-mustakîm. Sırâtallezîne en'am-te aleyhim ğayri'l-mağdûbi aleyhim velâ'd-dâllîn." Âmîn.Manası: "Alemlerin Rabbi (eğitip yetiştiricisi) Allah'a hamd olsun. O, Rahman'dır. Rahimdir. Din gününün (mükâfat ve ceza zamanının) sahibidir. (Yâ Rabbi)! Ancak sana ibâdet ederiz ve ancak senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet. Ni'met verdiğin kimselerin yoluna: kendilerine gazabedilmiş olanların ve sapıkların yoluna değil (Yâ Rabbî) Amîn!"Namazda Kur'ân'ı iyi bilen, Kur'an'ın neresinden isterse okur. Ama Kur'ân'ın başka yerini bilemeyen kimse aşağıdaki sûrelerden birini okur.Kadr Suresi: "Innâ enzelnâhu fî leyleti'l-kadri vemâ edrâke mâleyleru'l-kadri leyletu'l-kadri hayrun min elfı şehr. Tenezzelu l-melâ-iketu ve'r-rûhu fîhâ bi izni rabbihim min külli emr. Selâmun hiye hattâ matla'il-fecr."Manası: Biz onu (Kur'ân'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve ruh, o gece her türlü işle iner. O gece tan yeri ağanncaya kadar bir esenliktir.Fîl Suresi: "Elem tera keyfe feale rabbu-ke bi-ashabi'l-fîl. Elem yec'al keydehum fî tadlîlin ve arsele aleyhim tayran ebâbîle tarmîhim bi hicâretin min siccîlin fece'alehum keasfın me'kûl."Manası: "Görmedin mi Rabbin fîl sahiplerine ne yaptı? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı. Onları yenilmiş ekin gibi yaptı."Kureyş Suresi: "Li-îlafı Kureyşin îlâfihim rihlete'ş-şitâi va's-sayf. Fe'l-ya'budû rabbe hâ-zâ'1-beyti'llezî at'amehum min-cûin ve âme-nehum min havf."Manası: "Kureyş'i yaz ve kış (ticaret) yolculuklarına alıştırdığı için bu Ev'in (Kâ'be'nin) Rabbine kulluk etsinler. Onları açken doyuran ve korkudan güvene kavuşturan O'dur."Yarın: Namazda okunan surelere ve manalarına devam edeceğiz.
Bir rekât daha kıldıktan sonra oturur şunları okurum: Et-tehiyyâtu lillâhi va'salâvâtu va't-tayyibâtu esselâmu aleyke ey-yuhâ'n-nebiyyu ve rahmetullâhi ve berakâtu-hû's-selâmu aleynâ ve âlâ ibâdillâhi's-sâlihîn. Eşhedu en-lâilâhe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve resûluh (Hükümranlık, ululuk, her türlü sözlü, bedensel ve parasal ibadetler, güzel işler Allah'a özgüdür. Selam sana ey Peygamber. Allah'ın rahmeti ve bollukları sana. Allah'tan başka Tanrı olmadığına tanıklık ederim, Muhammed'in de Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna tanıklık ederim).Allahumme salli âlâ Muhammedin ve âlâ âli Muhammed. Kemâ salleyte âlâ İbrâhîme ve âlâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd (Allahım, İbrahim'e ve İbrahim evladına rahmet ettiğin gibi Muhammed'e ve Muhammed evladına da rahmet eyle. Kuşkusuz Sen övgüye layıksın, yücesin).Allahumme bârik âlâ Muhammedin ve âlâ âli Muhammed. Kemâ bârekte âlâ İbrâhîme ve âlâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd (Allahım, İbrahim'e ve İbrahim evladına bereketler, bollukla, kutluluklar verdiğin gibi Muhammed'e ve Muhammed evladına da bereketler, bolluklar, kutluluklar ver. Kuşkusuz Sen övgüye layıksın, yücesin).Rabbena âtinâ fî'd-dünyâ haseneten ve fî'l-âhireti haseneten ve kına azâbe'n-nâr (Rabbimiz, bize dünyada da iyilik, güzellik ver, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru.)Rabbenağfir lî ve livâlideyye ve li'l-mu'mi-nîne yevme yekûmu'l-hisâb (Rabbimiz, hesaba çekilme gününde beni, anamı babamı ve bütün inananları bağışla.)Bunlan okuduktan sonra, önce başımı sağa çevirir, "Esselâmu aleykum ve rahmetullâh: (Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun)", sonra sola çevirir, "Esselâmu aleykum ve rahmetullâh (Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun)" diye selam verir, "Allahumme ente's-selâmu ve minke's-selâmu tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm (Allahım Sen selamsın, selam Sendendir; ey haşmet ve ikram sahibi, Sen kutlusun, yücesin)" derim. Böylece iki rekâtlık bir namazı bitirerek namazdan çıkmış olurum.Vitr namazı ve kunut duasıVitr, tek demektir. Tek rekâtlı namaz anlamına gelir. Vâcib olduğu hakkında zayıf bir görüş varsa da gerçekte sünnet olan vitr, üç rekât ve bir selamdan ibarettir. Her rekâtında Fatiha okunur. Fatiha'ya sure veya ayet eklenir.İki rekât kıldıktan sonra oturulur, yalnız "Tehiyyât" okunur. Üçüncü rekâta kalkınca "subhâneke" okunmaz. Fatiha ve sureden sonra eller kulaklar hizasına kaldırılıp tekbîr alınır, yana salınmadan bağlanır, kunut duası okunur. Ellerin bağlanması İmâm-ı A'zam'a göredir. İmâm Ebû Yûsuf, İbn Mes'ûd'un yaptığı gibi ellerini göğsüne kaldırıp avuçlarını göğe doğru açarak dua ederdi. Çünkü kunut duadır. Dua halinde ellerin açılması uygundur.Yarın: Namaz surelerinin manaları
Soru: Yüce Allah'ımıza olan ibadetlerimizden birisi de namazdır. Namaz kılarken okunması gereken dualar belli dualar mıdır? Okunacak duaların hepsini bilmek zorunda mıyız? Her vakitte hangi dualar okunmalıdır? Bu konuda bilgi alabilir miyim ? Her sure ve dua başında Besmele gelir mi? (Gökhan Kerim Özcan)Cevap: Namazın farzlarından biri Kur'ân okumaktır. Bu, Kur'ân'ın emridir. Bunun dışında rükûda, doğrulurken ve secdelerde otururken okunacak dualar vardır ki bunlar farz değildir. Okunmasa da namaz olur. Okunursa daha iyidir.Namazın nasıl kılınacağını özetlemek için 2 rekâtlı bir namaz uygulaması yapalım: Abdest alır, Kıble'ye karşı dururum. Niyet ederim, yani hangi namazı kılacağımı içimden geçiririm, işte niyet budur. Mesela sabah namazının farzını kılacağımı içimden geçiririm. Ellerimi kulaklarımın hizasına kadar kaldırırken "Allahu ekber" der, ellerimi göbeğimin altından bağlanırı. "Subhaneke Allahumme ve bi-hamdike ve tebâreke'smuke ve te-âlâ cedduke velâilâhe ğayruk (Allahım, seni teşbih ve sana hamdederim. İsmin kutlu, sânın yüce(övgün parlak)tır. Senden başka Tanrı yoktur).Eûzubillâhi mineş-şeytâni'r-racîm Bismillâ-hi'r-rahmâni'r-rahîm (Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. Esirgeyen bağışlayan Allah'ın adıyla, O'nün yardımıyla başlarım).El-hamdu lillâhi rabbi'lâlemîn, ar-Rahmânir-rahîmi mâliki yevmi'd-dîn. lyyâke na'budu ve iy-yâke nestaîn. İhdinâ's-sırâta'l-mustakîm. Sırâtal-lezîne en'amte aleyhim ğâyri'l-mağdûbi aleyhim velâ'd-dâllîn. Amîn (Âlemlerin Rabbi (eğitip yetiştiricisi) Allah'a hamdolsun. O, Rahmân'dır. Rahîmdir. Din gününün (mükâfat ve ceza zamanının) sahibidir. (Yâ Rabbi) Ancak sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna; kendilerine gazabedilmiş olanların ve sapıkların yoluna değil. (Yâ Rabbî) Duamızı kabul buyur!)" diye subhaneke, eûzu Besmele ve Fatiha okuduktan sonra bir de küçük bir sure okurum.Mesela "Innâ a'taynâke'l-kevser, fesalli li-rabbike ve'nhar inne şâni'eke huve'l-ebter (Biz sana Kevser'i verdik, öyleyse Rabbin için namaz kıl ve (ellerini) boğazına götür(üp tekbir al veya kurban kes). Doğrusu, sonu kesik olan, sana kin tutandır)" okurum. "Allahu ekber (Allah en büyüktür)" deyip eğilirim. Üç defa "Subhane rab-bi'ye'l-azîm (Ulu Rabbimi teşbih eder, O'nun ululuğunu anarım)" derim."Semi'allahu limen hamideh, rabbenâ leke'l-hamd" diyerek doğrulurum. "Allahu ekber (Allah en büyüktür)" deyip secdeye varırım. Üç defa "Subhane rabbiye'l-a'lâ (Yüce Rabbimi teşbih eder, O'nun şanının yüceliğini ananm)" derim. Allahu ekber (Allah en büyüktür) "deyip otururum. Yine Allahu ekber (Allah en büyüktür)" deyip secdeye varırım. Üç defa "Subhane rabbi-ye'l-a'lâ (yüce Rabbimi tasbih eder, O'nun yüceliğini anarım)" derim. "Allahu ekber (Allah en büyüktür)" deyip ikinci rekâta kalkarım. Yarın: Namazda okunacaklar ve Vitr Namazı
Dünkü yazımda, Allah Elçisi'nin azatlı kölesi Ebu Râfî'in karısı Selmâ ile ilgili rivayetine yer vermiştim. Bu rivayette Selmâ'nın söylediğinin kötü değil, iyi bir şey olduğu belirtilmekle beraber ifadeden, mutlaka gaz çıkarınca abdest alma gereği anlaşılmaz. Ancak gaz çıkarınca abdest almanın daha iyi olacağı fakat bunun mutlaka gerekli olmadığı anlaşılır.Hem Hz. Peygamber'in hem de bazı sahâbîlerinin, horlayacak ölçüde uyuduktan sonra abdest almadan namaz kıldıkları hakkındaki rivayetler de kuru yellenmenin abdesti bozmayacağını kanıtlar. Şimdi şu rivayetlere bakalım:Abdullah ibn Abbâs diyor ki: "Bir gece, Allah'ın Elçisi, yatsı namazını geciktirdi. (Bekleyen) Cemaat uyudu. Sonra uyandılar, yine uyudular. Yine uyandılar. Hattab oğlu Ömer geldi: 'Namaz kılalım ey Allah'ın Elçisi' dedi. Allah'ın Elçisi onlara namaz kıldırdı." Olayı anlatan, uyuyanların yeniden abdest aldıklarından söz etmemiştir.Aynı olayı, Enes ibn Mâlik de şöyle anlatmış: "Bir gece yatsı namazı geciktirildi. Sebebi de şuydu. Bir adam, 'Ey Allah'ın Elçisi, sana bir şey danışacağım' deyip bir kenara çekilerek Allah Elçisi'ne gizli bir şeyler anlattı. Kendi aralarında konuştular. Bekleyen cemaatten kimileri kestirmeye başladı. Sonra bunlar kalkıp namaz kıldılar." Olayı anlatan Enes de uyuyanların, yeniden abdest aldıklarını söylememiştir.Diğer rivayete göre Enes ibn Mâlik, "Allah Elçisi'nin ashabı uyurlar ve yeniden abdest almadan namaz kılarlardı" demiştir. Hz. Alî de şöyle demiş: "Ben uykucu adamdım. Akşamı kılar, yatsıyı kılmadan uyurdum. Allah Elçisi'ne, 'Uyuduktan sonra abdest almadan yatsıyı kılabilir miyim?' diye sordum. Bu hususta bana müsaade etti."Hz. Ayşe'nin ve Abdullah ibn Abbâs'in rivayetlerine göre: "Peygamber (s.a.v), horlayıncaya kadar uyumuş. Uyandığında abdest almadan namaz kılmıştır." ibn Abbâs da çocukken, bir gece Allah Elçisi'nin evinde uyuduğunu ve Allah Elçisi, geceleyin namaza uyandığında kendisinin de kalkıp onun yanında namaza durduğunu, namazın ardından Allah Elçisi'nin uzanıp uyuduğunu, hatta horladığını, müezzini gelip namaza çağırınca abdest almadan namaza gittiğini söylemiştir.Daha sonra yorumcular, Hz. Peygamber'in, uyuduktan sonra abdest almadan namaz kılmasını, "Çünkü o korunmuştur" yahut "Onun gözleri uyur fakat kalbi uyumazdı" şeklinde yorumlamışlardır (Bu rivayetler için bkz. Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, el-Fethu'r-Rabbânî: c. 2, s. 74-81; İbn Kudâme, el-Muğnî, c. l, s. 173).Ancak bu yorum tutarlı değildir. Çünkü hiç kimsenin kalbi uyumaz. Kalbin uyuması, hayatın bitmesi demektir. İslâm'da zorluk olmadığını, abdestten amacın da temizlik olduğunu belirtmek için bu ayrıntıya girdim. Gaz kaçırmanın abdesti bozacağı hükmü, Kur'ân'dan değil insan düşüncesinin karıştığı kişi haberlerinden alınmış, İslâm'ı zorlaştıran, insan sağlığına da zararlı bir hükümdür. Tabii bir de işin adabı var. Gaz, abdesti bozmaz diye cemaat içinde böyle bir şey yapmak, insanı gülünç duruma düşürür.
Soru: Sayın Süleyman Ateş, VATAN Gazetesi'ndeki köşenizde yayınlanan bir yazınızda, "Kur'an'a göre tuvalete çıkmak abdesti bozar" diyorsunuz. Gaz çıkarmak abdesti bozmaz mı?Cevap: Ayrıntıya girmeden Kur'ân'ın anlatımına göre nelerin abdesti bozacağını yazdım. Abdesti emreden ayetin devamı şöyledir: "Hasta, yahut yolcu iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse ya da kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz toprağa teyemmüm edin, ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemiyor fakat sizi temizlemek ve size olan nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz" (Maide: 6), "Ey inananlar, sarhoşken namaza yaklaşmayın ki ne dediğinizi bilesiniz. Yoldan geçici olmanız dışında, cünüpken de yıkanıncaya kadar (namaza yaklaşmayın). Eğer hasta, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (bu durumlarda) su bulamadığınız takdirde temiz toprağa teyemmüm edin, (Toprağı) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah, çok affeden, çok bağışlayandır" (Nisa: 43). Bu ayetlerde tuvaletten gelenin, su bulamadığı takdirde teyemmüm edip namazını kılması emredilmektedir. Demek ki abdesti bozan şey, küçük veya büyük tuvalettir. Burada gaz çıkarmaktan söz edilmiyor. Hz. Peygamber'in de abdestliyken uyuduktan sonra uyanınca abdest almayıp namaz kıldığı hakkında hadisler vardır. Bundan gazın abdesti bozacağı anlamı çıkmaz. Çünkü gaz bağırsaktaki havanın çıkmasıdır.Hadisler ne diyor?Ağızdan çıkanına geğirti, alttan çıkanına da hafif tabiriyle gaz diyoruz. Ağızdan çıkan nasıl abdesti bozmuyorsa ötekinin de -eğer pislikle bulaşık değilse-bozmaması gerekir. Ama ilmihal ve fıkıh kitaplarına göre rîh, yani yellenmek abdesti bozar. Bir iki kişinin anlatımına dayanan kimi hadislere göre de rîh (yellenmek) abdesti bozar. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamber (s.a.v.), "Hades yapan kişi, yeniden abdest almadıkça namazı kabul edilmez" buyurmuş. Hades'in ne olduğu sorulan Ebu Hüreyre, "Fusâ ya da durât (sessiz veya sesli yellenmek)tir" demiş. Şimdi bu rivayetten, alttan gaz çıkmasının abdesti bozacağı anlaşılır. Fakat aşağıdaki rivayetler bunun kesin bir hüküm olmadığını gösterir. Allah Elçisi'nin mevlâsı (âzâtlı kölesi) Ebu Râfı'in karısı Selmâ, gelip kocasını şikayet etmiş, kendisini dövdüğünü söylemiş. Allah Elçisi, Ebu Râfı'e, "Ne oldu, aranızda ne var?" demiş. Ebu Rafı, "Ey Allah'ın Resulü, Selmâ beni rahatsız ediyor" demiş. Allah Elçisi, Selmâ'ya sormuş: "Ne yaptın da onu rahatsız ettin?" Selmâ'nın yanıtı: "Ey Allah'ın Elçisi, namaz kılarken yellenince kendisine, Allah'ın Elçisi, yellenenlerin abdest almalarını, Müslümanlara emretti dedim. Kalkıp beni dövdü."Allah Elçisi gülmeye başlamış ve, "Ebu Râfi, Selmâ sana kötü bir şey söylememiş ki" demiş.* Bu konuya yarın da devam edeceğim.
Dünkü yazımda, rakam olarak sayıların birbirine üstünlüğü söz konusu olmadığını belirtmiştim. Bugün aynı konudaki açıklamalarıma devam ediyorum. Tüm sayılar tekten doğmuştur, 1 sayısına 1 daha katınca 2 olur ve böylece sayılar uzayıp gider. Demek ki tüm sayıların kaynağı 1'dir. Nasıl Allah, varlıkların temeli ise 1 de sayıların temelidir. Kök olan bir, çoğalmak için iki'ye muhtaçtır. Çift olmayınca çoğalmak mümkün olmaz. Tek olan Allah, her şeyin köküdür. O kök varlıktan yaratıklar çıkmayınca o varlığın değeri bilinmez. Allah tek olan kendisini sevdiği için sıfatlarının işleve geçmesiyle bilinmesini istemiş, bundan dolayı öteki varlıkları yaratmıştır.Matematiğe göreAllah'ın bilinmesi ve sıfatlarının aktivite kazanması için yaratıklarının olması gerekir. Bunu matematik alanında düşünürsek diğer sayıların bir'e eklenmesiyle çokluğun başladığını anlarız. İşte ayette, hem yaratıcı olan bir'e hem de yaratılmış olan çift'e ant içilmiştir.Bunun dışında tek sayıların, çift sayılardan üstün olduğu şeklinde bir kural veya kanıt yoktur. Kur'ân'da gökler yedi sayısı ile (Bakara: 29, İsra: 44, Mü'minun: 86, ...), evrenin yaratılış süresi altı sayısı ile (A'râf: 54, Yunus: 3, Hûd: 7, Furkan: 59, Secde: 4, Kaf: 38, Hadîd: 4), Allah'ın arşını taşıyan melekler de 8 sayısı (Hakka: 17) ile gösterildiği gibi sözlerin en güzeli olan Kur'ân da "müteşâbih-mesânî: birbirinden güzel çiftli" olarak indirilmiş (Zümer: 23), Hz. Muhammed'e "seb'an mine'l-mesânî: yedi ikili" verilmiştir (Hicr: 87).Yedi kat çukurluAllah, rahmetinin göstergesi olan cenneti sekiz katlı, bölümlü (Müslim: îmân: 46; İbn Mâce, Taharet: 57, 60), gazabının göstergesi olan cehennemi ise yedi kat çukurlu, bölümlü (Hicr: 44) yaratmıştır. Eğer Allah, tek sayısını çift sayısından daha çok sevseydi, yaratıklarını çiftli değil tekli yaratırdı, arşını tek sayılı bir melek mangasına taşıtırdı.Tek, ancak çift ile değer kazanır. Allah'tan başka kimse tek kalmaz. Cennette bile tek kalmak çekilmez olduğu için Allah, peygamber ve velî kullarını, cennetliklere şefî (arkadaş) yapar. Yola giderken önce arkadaş aranır. Tek başına yola gitmek ürkütücüdür. Tek kalmak desteksizliktir. Yaratıklar, desteğe muhtaçtır. Bundan dolayı Hz. Zekeriyya, kendisine destek olacak bir çocuk vermesini, kendisini tek bırakmamasını Allah'tan niyaz etmiştir: "Rabbim, beni tek bırakma!" (Enbiya: 89). Teklik, yalnızlık Allah'a mahsustur. Demek ki sayılan birbirinden üstün tutmak, herhangi bir kanıta, bilimsel bir veriye dayanmaz.
2 Eylül Cumartesi günkü yazımda, "Tek sayıların çift sayılara üstünlüğü söz konusu mu? Bu mantığın izahı nedir?" şeklindeki bir soruya cevaben, rakam olarak tek ve çift sayıların birbirine üstünlüğünün olmadığını belirtmiştim. Tam anlaşılamadığı için konuyu biraz daha ayrıntılı yazmayı uygun görüyorum.Rakam olarak sayıların birbirine üstünlüğü söz konusu değildir. Çünkü birbirini tamamlayan şeylerden biri olmayınca diğeri de olmaz. Ancak çeşitli hadis mecmualarında, "Allah'ın doksan dokuz adı vardır, yüz'den bir eksiktir. Bunları ezberleyen cennete girer. O tektir, tek'i sever" şeklinde bir hadis (Peygamber sözü) aktarılmıştır.Çeşitli yorumlar varBu hadisin amacı, Allah'ın isimlerinin de kendisi gibi tek olduğunu belirtmektir. Tek sayının, çift sayıdan üstün olduğunu belirtmek değildir. Nitekim Fecr Suresi'nin 3'üncü ayetinde önce çift, sonra tek sayısı üstüne ant içilmektedir: "Çift'e ve tek'e andolsun" (Fecr: 3).Kur'ân'da bazı şeylerin değeri, üstüne yemin edilerek belirtilir. Esen rüzgârlara, geceye, gündüze, Ay'a, Güneş'e, çağa, insan ömrüne vb. ant içilir.Fecr Suresi'nin başında da çift'in ve tek'in üstüne ant içilerek bunların değerine işaret edilmiştir, ilginç olan, çift'in tek'ten önce anılmasıdır. Bu çift ve tek ile neyin kastedildiği hakkında çeşitli yorumlar vardır. Çift: Kurban Bayramı günü, tek: arefe günüdür. Çift: Kurban Bayramı'nın birinci ve ikinci günleri, tek: üçüncü günüdür. Çift: Âdem, tek: eşi Havva'dır. Çift: yaratıklar, tek: Allah'tır. Çünkü Allah, her şeyi çiftli yarattığını bildirmiştir (Zâriyât: 49)."Bir, sayıların aslıdır"İslâm tarihinde 4'üncü H. (İ.S. 10) çağda yaşamış olan filozoflar grubu, "Safa Kardeşler"e göre durum şöyledir: "Allah'ın yaratıklara oranı, bir'in öteki sayılara oranı gibidir. Bir sayıların aslı, iki başlangıcıdır (sayı iki ile başlar). Bir'in iki'ye eklenmesiyle ilk tek sayı olan üç ortaya çıkar. Bir, kök olduğu için sayılardan değildir. Bir'den sonra çift ve tek başlar. Önce ilk sayı iki, sonra bir'in ona ilavesiyle üç olur. Bir, ilk tek sayı değildir. Sayı ancak ikinci tek olan üçtür. Sayılar çiftten ve tekten değil, kök olan bir'den çıkar. Böylece ilmin (matematiğin) bu sürede anılan çifte ve teke dayandığı anlatılmış olur."Safa Kardeşler, bu tezle, çiftin ve tekin, yani bütün yaratıkların, kök olan bir'e yani Allah'a dayandığını anlatmak istemiştir. * Bu konuya yarın da devam edeceğim.
Soru: Erkeklerin kırmızı giymesi haram mıdır? Camilerin süslenmesi israf ve günah mı? Sünnet namazları camide kılmak gereksiz mi? (Mesut Kurtay / Bursa)Cevap: Kırmızı giymek haram diye bir şey bilmiyorum. Elbisenin rengi önemli değil, temizliği önemlidir. Yalnız Arabistan gibi çok sıcak ülkelerde koyu renk, güneş ışığını dışa yansıtmadığı için insanı bunaltır. Bu bakımdan sıcak ülkelerde açık renk elbise giymek, rahatlık açısından daha uygundur. Camilerde gereksiz zinetler israf sayılır. İmam Gazâlî de bunun doğru olmadığını belirtmektedir. Önemli olan caminin süsü değil, temizliği ve orada huzurla namaz kılınmasıdır. Hz. Peygamber'in mescidi kerpiçten yapılmış, üstü hurma dallarıyla örtülmüştü. Yağmur yağdığı zaman damlar, Peygamberimizin burnu bazen çamura değerdi. Acaba o sade mescidde kılınan namazın feyzi hangi süslü camide vardır?Hele müezzinin ezanı şerefeye çıkarak okumadığı iki şerefeli minarelere milyarlar dökmek büyük hatadır. Simge olarak sade bir minare yeter. O paralarla kaç fakir çocuk okutulur, kaç insanın derdine çare bulunur!Camide sünnet kılmak gereksiz diye bir şey söylenemez. Camiler namaz kılmak içindir. Vakti olan gider, boş oturacağına ibadet eder, namaz kılar. Peygamberimiz Ramazanlarda on gün camide itikâfa girer, sürekli ibadetle meşgul olurdu. Nasıl camide sünnet kılmanın gereksiz olduğunu söylersiniz? Hangi delile göre böyle bir iddiada bulunuyorsunuz?Verilen söz tutulmalıdırBir okurum, TV kanallarında düzenlenen yarışmalarda kazanılan ödüllerin verilmediğinden yakınarak diyor ki: "Değişik TV kanallarında sürekli yarışmalar düzenleniyor. Fakat bu yarışmalarda kazanılan ödüllerin çoğu verilmiyor. Bunlara umut bağlayıp çok harcama yapanlar var. Biz de bir grup yarışma mağduru olarak bir internet sitesi oluşturduk. Bu siteye girip inceleyip, halkı bilinçlendirir ve uyarırsanız sevinirim."Tabii okurumun hangi kanalı kastettiğini bilmiyorum. Eğer böyle bir şey varsa sanırım hakkını yasal yollardan arayabilir. Verilen sözün yerine getirilmesi hem dinin, hem de yasanın gereğidir.'Yazılarınızı kitaplaştırın'Soru: Sayın hocam, değerli bilgilerinizi VATAN gazetesindeki köşenizden takip ediyoruz. Sizin gibi dinin gerçeklerini anlatanlar çoğaldıkça inanıyorum ki din gençlerin kalbine girecektir. Sizden ricam, VATAN'da çıkan soru ve cevaplan bir kitapta toplamanız. Böylece çok güzel bir eser oluşacaktır. Bunu mutlaka bekliyoruz. (Birol Türküm)Cevap: Birol Türküm gibi birkaç okurum, ısrarla gazetede çıkan yazılarımı kitaplaştırmamı istiyorlar. İnşallah bunu yapmaya çalışacağım.