Dünkü yazımda, Peygamberimizin bir hadisiyle ilgili öyküye yer vermiştim. Bugün, bu öyküye devam ediyorum: Şam ordu komutanı Ebû Ubeyde, veba bulunduğu söylenen Şam'a girmekte olan Hz. Ömer'e, "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?" dedi. Ömer, şöyle karşılık verdi: "Bunu senden başkası söylese, ne ise ey Ebû Ubeyde. Evet, Allah'ın bir kaderinden, öteki kaderine kaçıyoruz. Senin develerin olsa, onları bir kıyısı otlak, ötekisi kurak bir vadiye indirmiş olsan, onlan otlak kıyıda otlatsan da Allah'ın kaderi, çorak kıyıda otlatsan da Allah'ın kaderi değil mi?" O sırada, orada bulunmayan Abdu'r-Rahmân ibn Avf çıkageldi ve şöyle dedi: "Ben, Allah'ın Elçisi (s.a.v.)'nin, 'Bir yerde veba çıktığını işitirseniz oraya gitmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba çıkarsa ondan kaçmak üzere oradan çıkmayınız' dediğini işittim." Ömer Allah'a hamdederek oradan geri döndü. Mehmet Akif bu olayı şöyle şiirleştirmiş:Kader deyince ne anlardı, dinle bak ashâb: Ebû Ubeyde'ye imdada eylemişti şitâb, Maiyyetindeki askerle bir zaman Faruk. Tereddüt etme sakın çünkü vak'a pek mevsuk. Tarîk-ı Şam'ı tutup doğru "Surğ"a indi Ömer. Ebû Ubeyde hemen koştu almasıyla haber. Halîfe Hz. Serdâr'a: "Nerdedir ordu? Ne yaptınız? Yapacak şey nedir?" deyip sordu. Ebû Ubeyde: 'Veba var!" deyince asker de Tevâbi'iyle Ömer durdu, kalkacak yerde. "Vebaya karşı gidilmek mi, gitmemek mi iyi?" Muhâcirîn-i kiramın soruldu hep re'yi. Bu zümreden kimi: "Maksat mühim, gidilmeli"der; "Hayır, bu tehlikedir" der, kalan muhacirler. Halîfe böyle muhalif görünce efkârı; Çağırdı: aynı tereddütte buldu ensân. Dağıttı hepsini lâkin sıkıldı artık ona, Muhâcirîn-i Kureyş'in müsinn olanlarına (yaşlılanna) Müracaat yolu kalmıştı; sordu onlara da. Bu fırka işte bilâ kayd-u ihtilâf orada: "Vebaya karşı gidilmek hatâ olur" dediler; "Yarın dönün" diye ashaba emri verdi Ömer. Alâ's-seher düzülürken cemaatiyle yola, Ebû Ubeyde çıkıp: "Yâ Ömer, uğurlar ola! Firarınız kaderullahtan mıdır şimdi?" Demez mi, Hz. Faruk döndü: "Doğru" dedi, "Şu var ki bir kaderullahtan kaçarken biz, Koşup öbür kaderullaha doğru gitmedeyiz. Zemini otlu da etrafı taşlı bir derenin İçinde olsa deven yâ Ebû Ubeyde, senin Tutup da onları yalçın bayırda sektirsen, Ya öyle yapmayarak otlu semte çektirsen, Düşün: Kaderle değildir şu yaptığın da nedir?" Ömer bu sözde iken İbn Avf olur zahir, Hemen rivayete başlar hadîs-i tâ'ûn'u. Ebû Ubeyde tabii susar, duyunca bunu. Muhâcirîn-i Kureyş'in, kibâr-ı ashabın, Şerîatin koca bir rüknü: İbn Hatiâb'ın; Kader denince ne anlardı hepsi, anladın a! Utanmadan kalkışma Hakk'a bühtana!Şimdi sormak lâzım, içkili direksiyon başına geçenlerin, kendileriyle beraber yolcuları da felâketlere sürüklemeleri, kader diyerek geçiştirilecek bir şey midir? Kader, siz bütün tedbirinizi aldıktan sonra başvurulacak teselli kaynağıdır. Bile bile hata yapıp sonucu kadere yüklemek İslâm'a bühtandır.
Soru: Sayın Hocam, ben cemaate devam eden biriyim. Ancak ibadethanelerde öksüren, aksıran, hapşıran kimselerin yanında namaza durduğumda çok rahatsız oluyorum. İçlerinde hasta olanlar vardır. Hastalıklarını başkalarına bulaştırabilirler. Sizden ricam, müftülük kanalıyla Cuma hutbelerinde bu konuyla ilgili bilgilendirme vaazları verilmesine yardımcı olmanızdır. (Nihat Kazaz)Cevap: Okurum bu konuda gerçekten çok haklı. Maalesef gelişememişliğimiz, ibadethanelerimize kadar uzanmaktadır. Meyve yeriz, kabuğunu arabadan dışarı atarız, sigara içen bazı kendini beğenmişler, izmariti arabanın penceresinden caddeye savurup bütün yolculara saygısızlık ettiği gibi sokağı da kirletir, hatta yangın çıkmasına neden olur. Araba süreriz, kuralları çiğner, emniyet şeridine girip başkalarının önüne geçeriz. Bazen de büyük bir hızla giderken zikzaklar yaparak trafik terörü estiririz. Biz Müslüman olarak herkese örnek olmamız gerekirken bu tür davranışlarımızla çoğu kez maskara durumuna düşeriz. Neden böyleyiz? Ruhumuzu eğitemediğimiz için böyleyiz. İbadet ruh eğitimidir. İbadethaneler, olgunlaşma merkezleridir. Orada ruhlar eğitilir, olgunlaştırılır, yüksek ahlakla bezenir.Evinde istirahat etsinPeygamberimiz, temizliği imanın yarısı saymıştır. Temizlik, Kur'ân-ı Kerim'in ilk emirlerindendir. Hz. Peygamber, "Soğan, sarmısak yiyen kimse mescidimizden uzak dursun (ağzının kokusunu gidermeden yanımıza gelmesin)" buyurmuştur. Başkasını rahatsız etmek yasaktır, günahtır. Ayrıca Peygamberimiz, hastalıktan korunmayı, geçici hastalığa yakalanmış olanların, sağlamlar arasına girip hastalığı bulaştırmamalannı emretmiştir. Grip olan kimsenin tedbirsiz olarak mescide gidip, aksırıp pıskırarak yanındakileri rahatsız etmesi, hatta farkında olmadan onlara grip aşılaması doğru değildir. Hastaysa evinde istirahat etsin, hastalığı geçtikten sonra mescide gitsin ki insanlara hastalık bulaştırmasın. Hz. Peygamber Aleyhisselâm, "Bir yerde veba çıkmışsa oraya gitmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba varsa oradan kaçmayınız" sözleriyle de bir karantina tedbiri koymuştur. Bu hadisin güzel bir öyküsü var:Hz. Ömer, Şam'a gidiyordu. Surğ denilen yerde kendisini karşılayan Şam ordu komutanı Ebû Ubeyde ve beraberindekiler, Şam'da veba bulunduğunu söylediler. Bunun üzerine Şam'a girip girmeme konusunda görüş ayrılığı belirdi. Hz. Ömer, Kureyş'in tecrübeli, yaşlı adamlarına bu durumu danıştı. Onlar da Hz. Ömer'e veba çıkan yere girmemeyi önerdiler.* Mehmet Akif'in şiirleştirdiği bu öyküye yarın devam edeceğim.
Dünkü yazımda, bir okurumun 10 yaşlarındayken başına geldiğini sandığını söylediği üzücü bir olayla ilgili kendisine açıklamalarda bulunmuştum. Bu kişinin huzura kavuşması ve olduğunu dahi tam olarak bilmediği bu olayı aklından tamamen silmesi için konuya, başka bir açıdan bakarak bugün de devam ediyorum.Birinin, kimsenin bilmediği bir kusurunu, kabahatini bilen kimse, onu yayıp o insanı rüsva etmemelidir. Peygamberimiz, "Her kim, bir kardeşinin ayıbını gizlerse Allah da kıyamette onun ayıbını gizler; her kim bir kardeşinin ayıbını açıp âleme yayarsa, Allah da ahirette onun kusurlarını açıp onu herkesin içinde utandırır" buyurmuştur. Peygamberimiz bu öğütleriyle kişinin Allah ile kendisi arasında bulunan bir kusurunu ve hatasını görmüş olan kimsenin, onu yayarak o insanı herkese karşı mahcup duruma düşürmemesini öğütlemiştir.Bu, kişisel kusurlar için böyledir. Fakat söylenmediği takdirde kamu düzeninin bozulmasına yol açacak hata ve kusurların gizlenmesi doğru değildir. Çünkü bu durumda toplum büyük zarar görebilir.Kısmet bağlama veya açmayla ilgili bilgim yok. Böyle şeylerle biz ilgilenmeyiz ve zaten buna inanmayız. Kadere inanan, hayatına Allah'tan başkasının müdahale edeceğini kabul etmez. Sen evlenebilirsen evlen. Temiz, dindar, namuslu biriyle evlen. Almanya'ya gidebiliyorsan git, orada bir Türk kızıyla evlenirsin. Zaten oradaki damatların bir kısmı "ithal" damattır. Allah'a bağlan, kendini bunalımların kucağına atma ve geçmişle de uğraşma. İbrahim Hakkım Hazretleri şöyle demiş:Geçmişe göçüp kalmaMüstakbele hem dalmaHal ile dahi olmaMevla görelim neyler.Rüyalarına gelince maalesef ben rüya yorumcusu değilim. Öyle bir maharetim de yoktur. Bu işte kabiliyeti olmayanın yorum yapması doğru değildir. Rüyalar, aynı da olsa görenden görene başka başka anlam taşıyabilir. Kaldı ki her rüya da geleceğe ait bir kehanet taşımaz. Çoğu rüyalar, bilinçaltının kendini sembollerle veya temsillerle açığa vurması, düşüncelerin biçimlenmesinden ibarettir. Kur'ân buna ahâdîs (bilinçaltının kendini anlatması) der.Süs için dövme mekruhturSoru: Sayın Hocam, geçirdiğim bir cilt rahatsızlığı sonucu kaşlanmın yarısı döküldü. Bu nedenle kaşıma dövme yaptırmak istedim. O zaman boy abdestin geçerli olmaz dediler. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?Cevap: Süs için dövme yaptırmak mekruhtur (iyi bir şey değildir) ama zorunlu haller, yasakları mubah kılar. Sizin zorunlu bir durumunuz var. Hastalık dolayısıyla dökülmüş olan kaşınızı gizlemek için dövme yaptırmanızda bir sakınca yoktur. Dövme, abdeste mani değildir. Size söylenen asılsız şeylere aldırmayınız.
Soru: Hocam, sanırım ben 10 yaşlarındayken bir köylümüz bana kötü bir şey yaptı. Öyle hatırlıyorum veya öyle olduğunu sanıyorum. Kesin olarak da bilmiyorum ama aklıma geldikçe çıldıracak gibi oluyorum. Acaba oldu mu olmadı mı? Çünkü bunu yapan kişi biliyor sanırım. Şimdi, olmamış olsun böyle bir şey diye Allah'a yalvarıyorum. Ama namaz kılarken bile aklıma geliyor. Bu kişiye konuyu açıp, böyle bir olayı hatırlayıp hatırlamadığını ve hesabını sormak istiyorum. Olduysa inkâr edeceğini de biliyorum. Olay yerinin koordinatlarını biliyorum. Bu durumda sizin gibi âlim hocalarımız, başımdan böyle bir olayın geçip geçmediğini öğrenebilir mi? Bu mümkün mü? Aynca çok ilginç rüyalar görüyorum. Bir keresinde rüyamda başbakanımızla yemek yiyordum. "Beni tanıyor musunuz?" diyorum, "Evet" diyor ve bana altın kartvizitini veriyor. Başka rüyamda ise bir ermişin mezarında kalbinin ortasında boşluk var. Bu boşluğun kenarına, 9'a tamamlanacak şekilde eşkenar dörtgen biçiminde çubuklar diziyorum. Annem de yanımda duruyor. Bunları yorumlayabilir misiniz?Cevap: Okurum, bu vesveseleri yüzünden işsiz kaldığını, sıkıntı çektiğini de yazıyor. Ayrıca "Eğer olduysa ben mi günahkârım, karşıdaki kişi mi, bilemiyorum. Çocuktum diyorum ama Allahım affetmeyecek. Bunu nasıl ödeyeceğim?" diyor. 10 yaşındaki insan, yaptıklarından sorumlu değildir. Çocuklar masumdur. Sana o işi yapan sorumludur. Ama olup olmadığı bile belli değil. Olsa da unut. Sen sorumlu değilsin. Onu da Allah affetsin.Kendini günahkar sanmaO günahının cezasını çeker. Sen asla günah işlemiş değilsin. Günahkâr olan karşındakidir, sen değilsin. Öldürme gibi şeyleri düşünme. Canı ancak veren alır. Kaldı ki birçok insan çocukluğunda böyle şeylere maruz kalabilir. Dediğim gibi çocuklar masumdur. Bunu artık 25-30 yıl sonra düşünüp o hallere geçmek, kişinin kendisini o pislik içine atması demektir. Kendi kendini azaba sokma. Sorumluluk, çocuklarıyla ilgilenmeyen ana babanındır.Maalesef bazı insanlar, çocuklarıyla gereğince ilgilenmiyorlar veya ilgilenemiyorlar. Kendini günahkâr sanma. Bundan sonrasına bak. Allah sana yolunu göstermiş. Kur'ân'a göre yaşa. Kimseye kin besleme. Herkesle iyi geçin. Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez.Bir yerin koordinatları alınarak orada yıllar önce geçmiş bir olayı bilmek mümkün değildir.Henüz böyle bir teknoloji geliştirilmiş değil dünyada. Hiç kimse birinin başından geçen olayları bilmez. Bunu ancak Allah bilir. Zaten böyle şeyler bilinse toplumda huzur diye bir şey kalmaz. Allah, gaybı gizlemiştir. Gizlemesi de hikmeti gereğidir. Şimdi herkesin başına gelen veya herkesin yaptığı suç bilinir olsaydı insanlar birbirlerini yüzüne bakamazlardı. Allah'ın gizlediğini açığa çıkarmak doğru değildir.* Bu konuya yarın da devam edeceğim.
Bir okurumun, adetli kadınların ibadetiyle ilgili VATAN gazetesindeki köşemde çıkan yazımla, "Yeni İslâm İlmihali" adlı eserimin 1979 baskısındaki bilgilerin birbirlerine uymadığını ve bu konuda benden bir açıklama istediğini dünkü yazımda belirtmiş ve bu konuda bazı açıklamalarda bulunmuştum. Ancak okurumun aklına takılan bir husus kalmaması için aynı konuya bugün de devam ediyorum.Temizlenme ayrı, namaz kılma ayrı şeydir. Hiçbir şey namaz gibi bir ibadete engel olamaz. Çünkü namazın temeli Zikir(Allah'ı anma)'dir. Rükû ve secde talî rükünlerdir. Rükû ve secdeyi yapamayan kimseden bunlar düşer ama Allah'ı anma olan temel öğe düşmez. Kur'ân, "Beni anmak için namaz kıl" (Tâhâ: 14) buyurmaktadır. İnsan her halde Allah'ı anabilir.Kadınların, âdet halinde Allah'ı zikredebilecekleri, okunan Kur'ân'ı dinleyebilecekleri, dua edebilecekleri hususunda fikir ayrılığı yoktur. Namazın temel öğesi olan zikir yapılabildikten sonra eğilip kalkmak mı yasaktır? Bunlar harekettir. Eğer zikir yoksa zaten o namaza ve o harekete ibadet denmez ki...İslam'ın zararına olurCünup olan kimse de yıkanma imkânı bulamadığı takdirde teyemmüm ederek namazını kıldığına göre, kadının bir özür hali olan âdet durumunda niçin namaz kılınmasın? Bu konuda Kur'ân bir yasak koysa ona kimsenin bir diyeceği olamaz. Ama Kur'ân, erkeklere, âdet durumunda hanımlarıyla cinsel ilişkide bulunmayı yasaklamış, bunun dışındaki kadının kendisine bir kısıtlama getirmemiştir.Dediğim gibi bu durumdaki kadın, zayıf düşeceği için oruç tutmayabilir ama namazını kılmalıdır. Şayet ayakta duramıyorsa oturarak, hatta uzanarak da kılabilir. Çünkü namazın temeli Allah'ı anmaktır. Hiç kimsenin, Allah'ın geniş yolunu (şeriatını) daraltmaya, dini zorlaştırmaya hakkı yoktur.Her 25-30 günde 3-10 gün kadının ibadetten uzak durması onu ibadetten, namazdan soğutur. Bu da İslâm'ın yararına değil, zararınadır. Bu konudaki geniş açıklamamı, "Kur'ân Ansiklopedisi, hayd maddesi"nden ve "Yeni İslâm İlmihali"nden okuyabilirsiniz.Klonlama, normal bir üreme yolu değildir!Soru: İslâm dininin klonlama olayına bakış açısı nedir? Açıklar mısınız?Cevap: "Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim: Hayvanların kulaklarını yaracaklar; onlara emredeceğim: Allah'ın yaratışını değiştirecekler. Kim Allah'ın yerine şeytanı dost tutarsa, muhakkak ki açık bir ziyana uğramıştır" (Nisa: 119) ayetinden, yaratılış yasasına aykırı uygulamaların şeytan dürtüsüyle yapıldığı anlaşılmaktadır. Kanaatime göre klonlama, normal üreme yolu değildir. Bu tür yöntemlere başvurmak, ileride insanlığın başına dert açar. Ben bunun haram olduğu kanısındayım.
Bir okurum, 26 ve 27 Ağustos 2003 tarihli VATAN gazetesindeki köşemde iki gün ardı ardına yayınlanan, adetli kadınların ibadet durumuyla ilgili yazımdan ötürü tereddüde düştüğünü belirtiyor. Buna neden olarak da VATAN'daki köşemde verilen bilgilerin, "Yeni İslâm İlmihali" adlı eserimin 1979 basımındaki bilgilere uymadığını gösteriyor. Bu okurum, kuşkusunu giderecek bir açıklama yapmamı istiyor.Söz konusu ilmihalde adetli kadının oruç tutamayacağını, namaz kılamayacağı, âdeti kesildikten sonra tutamadığı oruçlarını kaza edeceği fakat namazlarını kaza etmeyeceği belirtilirken gazetedeki yazımda ise âdetin, biyolojik bir özür durumu olduğu, bu halde bulunan bayanın dilerse oruç tutabileceği, hasta gibi orucunu yiyip sonra kaza edeceği ancak namazın hiç düşmeyeceği, her namaz vakti için abdest alıp namazlarını kılacağı belirtilmektedir.Büyük bir vebaldirOkurum özetle diyor ki: "Yazarı aynı olan bu yazılarda bir çelişki yok mu? İkinci yazıda belirtilen bilgiler doğru ise âdet hali bittikten sonra gusletme gerekliliği ortadan kalkmıyor mu?" Şunu belirteyim ki İslâm İlmihali'ni yazdığım zaman dayandığım kaynaklar klasik ilmihal ve fıkıh kitaplarıydı. Bilgilerim bizzat Kur'ân'a değil, bu kitaplara dayanıyordu.Ama ne zaman ki tefsîr için Kur'ân'ın içine girdim ve bilgilerimi doğrudan Kur'ân'dan almaya başladım, klasik ilmihal kitaplarında yazılan birçok konunun yanlış anlatıldığını ve Kur'ân düşüncesinin yorumlarla çarpıtılıp değiştirildiğini gördüm.Elbette farkına vardığım hatada ısrar edemezdim çünkü bu, büyük bir vebaldir.Dediğim gibi "Yeni İslâm İlmihali" adlı eserimin ilk baskılarındaki bilgiler, mevcut ilmihallere, klasik fıkıh kitaplarına dayanmaktaydı.Düzeltmeleri yaptımHatayı fark ettikten sonra o kitapta da gerekli düzeltmeleri yaptım. Kitabın son baskısında, klasik fıkıh kitaplarında yazılan bilgileri aktardıktan sonra bu konudaki görüşümü açıkladım. Kitabın son baskısının 111'inci sayfasında, "Adetli kadınla ilgili önemli bir açıklama"yı okuyabilirsiniz. Değerli okurum, Maide Suresi'nin altıncı ayetinde namaz kılmak isteyenin, abdest alması, cünup olanın ise tam temizlenmesi (yani yıkanması) emredilmektedir. Hayız (âdet hali), cünupluk değildir.Çünkü cünupluk, cinsel ilişki sonunda oluşan bir durumdur. Kur'ân cünup olanın yıkanmasını emretmekte fakat adetli kadının yıkanması konusunda bir hüküm belirtmemektedir. Elbette âdeti kesilen bayanın temizlenmesi gerekir. Fakat bu Kur'ân'ın emri değil, Peygamberimizin buyruğudur. Zaten İslâm öncesi zamanlarda da âdet bitiminde yıkanma vardı.* Bu konuya yarın da devam edeceğim.
Uzun zaman önce Kenneth W. Frank isimli bir Amerikalı, eserlerim üzerine çalışma yapıp lisans, yüksek lisans ve doktora tezi hazırlamıştı. Bu tezler sayesinde başarıyla kariyer unvanı almasının ardından bana bir teşekkür mektubu yazmıştı. Bugün, ona yazdığım cevabı yayınlamak istiyorum."Sayın Kenneth W. Frank, Selamlar. Göndermiş olduğunuz teşekkür mektubunu ve daha sonra gönderdiğiniz, Kapsamlılık ve Sınırlayıcılık adlı yüksek lisans tezinizi aldım. Teziniz gayet özlü ve tarafsız olarak karşıt görüşleri yansıtmaktadır. Bir gün doktora tezinizi de okuma imkânı bulmayı ümit ederim.Geniş düşünceli dinbilimciler seslerini duyurabilme imkânı bulsalar, dünyamız daha barışçı bir ortam içine girebilir. İnsanların dünya çıkarına dayalı sertleşmeleri ve kavgaları maalesef Tanrısal kökenli vahiylere mal ediliyor. Allah'ın, insanlan dost ve kardeş yapmak için görevlendirdiği elçilere verdiği mesajlar, düşmanlıklara, kavgalara neden gösteriliyor. Çünkü uygulama öyledir.Dini bu hale getirenler, elbette onu yozlaştıran ve Allah'ın geniş rahmetini tekellerine alan, din yorumcularıdır. Kanaatimce insanların birbirlerine hoşgörüyle bakabilmeleri, alacakları eğitime bağlıdır. Bağnaz eğitim, bağnaz insan yetiştirir. Bu, Tanrısal mesajın ruhuna aykırıdır.Hz. Muhammed'in bir sözü var: "Biz peygamberler, baba bir kardeşleriz." Onlar kardeştir ve sonra gelen peygamberler, önce gelene son derece saygı göstermiştir ama onun mesajını alan insanlar, ondan sonra yorumlarıyla mesajın ruhunu değiştirmişler, egoizmleriyle, dar görüşleriyle dünyayı da ahireti de hep kendilerine özgü sanmışlar, karşıt grup da kendini savunmak zorunda kalınca cağlar boyu süren din savaşları başlamış ve din yüzünden uluslar arasında nefret, düşmanlık sürüp gitmiştir.Dinin amacı elbette bu değildir. Hiçbir peygamber, insanların kavga edip birbirini kırmasını istemez. Onların hepsi Tanrı'nın insanlığa rahmetidir. Tanrı'yı sevmek nasıl bir borç ise O'nün kullarını sevmek de O'nü sevmenin bir gereğidir. Size ömür boyu başarılar, sağlık ve mutluluklar dilerim."Gerçeği sadece Allah bilirSoru: Gerçekleşmesini çok istediğim bir bir düşüncem var. Bu yüzden önce namaz kıldım sonra da Peygamber Efendimiz'in istihare duasını okuyup yattım. Ve o gece, çok güzel bir rüya gördüm. Bu, bir tesadüf mü yoksa Allah'ın olumlu bir işareti mi?Cevap: Madem istihare yaptınız, güzel rüya gördünüz, o zaman rüyanın işaret ettiğini yapınız. Bu, sonucun hayırlı olacağını gösterir inşallah. Ama sorumluluk size aittir. Biz gaybı bilmeyiz. Gerçeği Allah bilir. Asıl istihare, namaz kılıp duayı okuduktan sonra gönle gelen ağırlıklı, baskın düşüncedir. Bu 7 kez yapılabilir. Siz isterseniz bir iki defa daha yapınız. İçinize doğan ağırlıklı düşünceye göre hareket ediniz.
Bir okurum Allah'a inandıkları halde pratik ibadet yapmayan bir mezhepten geldiğini, kendisinin namazını kıldığını, orucunu tuttuğunu, sadaka verdiğini, insanlar arasında ayırım yapmadığını fakat çevresi tarafından dışlanmaması için ibadetlerini gizlediğini, bunun günah olup olmadığını soruyor. Gizlenecek ibadet var, gizlenmeyecek ibadet var. Namaz, hac, zekât ve sadaka Allah'ın emridir. Biri size kızacak diye namazı boşlayamazsınız. Sizin gibi ibadet etmeyenleri hor görmeyecek, kimseye kem söz söylemeyeceksiniz ama insanlan gücendirmemek için Allah'ı gücendirecek şeylerden de uzak duracaksınız. Mesela hac farz olduğu halde çevrem duyar da bana gücenirler diye hacca girmezseniz, Cuma namazı vakti girmişken çevrenizi küstürmemek için Cuma'yı bırakırsanız bu defa Allah'ı gücendirmiş olursunuz. Siz Allah'ın emrettiği ibadetleri yapın ama kimseye hor bakmayın, kimseyi incitmeyin, gönül yıkmayın. Hoşgörünüze, sevecenliğinize rağmen inanç ve ibadetinizden ötürü size kızan olursa varsın kızsın. Allah'ın hatırı, insanların hatırından üstündür. İnsanların kızması bu dünyayla sınırlıdır ama Allah korusun, Allah'ın gücenmesi, insanı ebedî mutsuzluğa tutsak eder.'Sevgi' üzerine bir örnek!Özden Çiftçi adlı okuyucum, lütfettiği özlü ve içerikli mektubunda diyor ki: "Kalbi insan sevgisiyle yücelmiş, o derecede sabır ve tahammülünü esirgemeyen değerli hocam. Sizi bugüne kadar zevkle dinledim. Gönlüme öylesine huzur verdiniz ki bu güzel ve doğru olan ilâhî konuşmalarınızla bize ters düşen, cephe alan, başı açık olanları (bayanları) ve Alevi din kardeşlerimizi dinsizlikle suçlayan görüşlerin sahiplerini dahi sevesim geldi. Allah'a iman, insanları sevdirir diyoruz ama sevemiyoruz. Peki bu nefreti sevgiye nasıl dönüştüreceğiz? Kendi görüşü gibi olmayanlara selamı bile esirgeyen, onların gittiği camiye dahi gitmeyen ve hor görenlerle nasıl birlik olacağız? Allah'a giden yolun insan sevgisinden geçtiğini nasıl anlayacağız? Bu gericiliği, bölücülüğü ve sevgisizliği nasıl yeneceğiz? Sonsuz saygılarımla."İradenizi kullanmalısınızSoru: Nefsime hakim olamıyorum. Buluğ çağına girdiğim zamandan beri bu benim sorunum, başka kimseye bakmak istemiyorum ama bunu bir türlü başaramıyorum. Hocam, lütfen bana yardım edin.Cevap: Allah size irade vermiş. Siz iradenizi kullanarak eğri yollara sapmayacak, haramları işlemeyeceksiniz. İçinizdeki dürtü, baskın geliyorsa evlenirsiniz. Siz kendi kendinize yardım edeceksiniz. Yardımı başkasından beklemeyin, Allah'tan bekleyin.