Dünkü yazımda, Peygamberimizin bir hadisiyle ilgili öyküye yer vermiştim. Bugün, bu öyküye devam ediyorum: Şam ordu komutanı Ebû Ubeyde, veba bulunduğu söylenen Şam'a girmekte olan Hz. Ömer'e, "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?" dedi. Ömer, şöyle karşılık verdi: "Bunu senden başkası söylese, ne ise ey Ebû Ubeyde. Evet, Allah'ın bir kaderinden, öteki kaderine kaçıyoruz. Senin develerin olsa, onları bir kıyısı otlak, ötekisi kurak bir vadiye indirmiş olsan, onlan otlak kıyıda otlatsan da Allah'ın kaderi, çorak kıyıda otlatsan da Allah'ın kaderi değil mi?" O sırada, orada bulunmayan Abdu'r-Rahmân ibn Avf çıkageldi ve şöyle dedi: "Ben, Allah'ın Elçisi (s.a.v.)'nin, 'Bir yerde veba çıktığını işitirseniz oraya gitmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba çıkarsa ondan kaçmak üzere oradan çıkmayınız' dediğini işittim." Ömer Allah'a hamdederek oradan geri döndü. Mehmet Akif bu olayı şöyle şiirleştirmiş:
Kader deyince ne anlardı, dinle bak ashâb:
Ebû Ubeyde'ye imdada eylemişti şitâb,
Maiyyetindeki askerle bir zaman Faruk.
Tereddüt etme sakın çünkü vak'a pek mevsuk.
Tarîk-ı Şam'ı tutup doğru "Surğ"a indi Ömer.
Ebû Ubeyde hemen koştu almasıyla haber.
Halîfe Hz. Serdâr'a: "Nerdedir ordu?
Ne yaptınız? Yapacak şey nedir?" deyip sordu.
Ebû Ubeyde: 'Veba var!" deyince asker de
Tevâbi'iyle Ömer durdu, kalkacak yerde.
"Vebaya karşı gidilmek mi, gitmemek mi iyi?"
Muhâcirîn-i kiramın soruldu hep re'yi.
Bu zümreden kimi: "Maksat mühim, gidilmeli"der;
"Hayır, bu tehlikedir" der, kalan muhacirler.
Halîfe böyle muhalif görünce efkârı;
Çağırdı: aynı tereddütte buldu ensân.
Dağıttı hepsini lâkin sıkıldı artık ona,
Muhâcirîn-i Kureyş'in müsinn olanlarına (yaşlılanna)
Müracaat yolu kalmıştı; sordu onlara da.
Bu fırka işte bilâ kayd-u ihtilâf orada:
"Vebaya karşı gidilmek hatâ olur" dediler;
"Yarın dönün" diye ashaba emri verdi Ömer.
Alâ's-seher düzülürken cemaatiyle yola,
Ebû Ubeyde çıkıp: "Yâ Ömer, uğurlar ola!
Firarınız kaderullahtan mıdır şimdi?"
Demez mi, Hz. Faruk döndü: "Doğru" dedi,
"Şu var ki bir kaderullahtan kaçarken biz,
Koşup öbür kaderullaha doğru gitmedeyiz.
Zemini otlu da etrafı taşlı bir derenin
İçinde olsa deven yâ Ebû Ubeyde, senin
Tutup da onları yalçın bayırda sektirsen,
Ya öyle yapmayarak otlu semte çektirsen,
Düşün: Kaderle değildir şu yaptığın da nedir?"
Ömer bu sözde iken İbn Avf olur zahir,
Hemen rivayete başlar hadîs-i tâ'ûn'u.
Ebû Ubeyde tabii susar, duyunca bunu.
Muhâcirîn-i Kureyş'in, kibâr-ı ashabın,
Şerîatin koca bir rüknü: İbn Hatiâb'ın;
Kader denince ne anlardı hepsi, anladın a!
Utanmadan kalkışma Hakk'a bühtana!
Şimdi sormak lâzım, içkili direksiyon başına geçenlerin, kendileriyle beraber yolcuları da felâketlere sürüklemeleri, kader diyerek geçiştirilecek bir şey midir? Kader, siz bütün tedbirinizi aldıktan sonra başvurulacak teselli kaynağıdır. Bile bile hata yapıp sonucu kadere yüklemek İslâm'a bühtandır.
Mehmet Akif'in şiirleştirdiği öykü...
Dünkü yazımda, Peygamberimizin bir hadisiyle ilgili öyküye yer vermiştim. Bugün, bu öyküye devam ediyorum
Haberin Devamı

