Bazı mutasavvıflarda görülen hurafeler(8) İslâm her şeyin bilgiye ve akla dayanmasını ister

17 Aralık 2003

Bazı kimseler güzelleşmek sevdasına yüzlerine adeta kilolarca boya, allık pulluk sürerler. İşte bu da güzelleşmek değil, kişinin kendisinden kaçması, kişiliğini bozmasıdır. Yoksa her insanın bir güzel yanı, kendine özgü bir kişiliği vardır. Onu değiştirecek biçimde değil fakat güzelleştirecek biçimde süslenmek mubahtır, hatta müstehabdır (buna teşvik edilmiştir).Kur'an, cahillerin uydurdukları hurafeleri kaldırmış, bunların din kuralı değil, Allah'a iftira olduğunu vurgulamıştır. İslâm, her şeyin bilgiye, akla dayanmasını ister. Körü körüne taklidi kınar. Sağduyuya ters düşen düşünce ve eylemleri kabul etmez. Çünkü böyle inançlar, insan ruhunu sonunda putçuluğa sürükleyebilir. İslâm ise putçuluğun açık ve gizli biçimleriyle savaşmıştır. Müfessirlerin açıklamasına göre Mekke'de İsmâîl dinini ilk değiştiren, putlar diken, bahîre, şaibe, vasîle ve ham geleneklerini koyan kişi, Mekke hakimi Amr ibn Luay Huzâî'dir. Hz. Peygamber (s.a.v.) onun hakkında, "Amr ibn Amir Huzâî'yi gördüm, cehennemde bağırsaklarını çekiyordu. Şaibeleri ilk salıveren oydu" demiştir.Başlıca hurafeler1- Tanrılıkla ilgili hurafeler: Allah'ın herhangi bir maddi varlık şekline bürünmesi, yaratıklarından birinin bedenine girmesi veya onlara benzetilmesi tevhide aykırı batıl inançlardandır. Allah'ın, imamların içine girdiğini kabul eden aşırı Şii gruplarla bazı aşın sufilerin batıl inançlan belli başlı örneklerdir. Tanrılığa ait sıfat ve fiillerden birini yaratıklara nisbet etmek de batıl inanç sayılır. Bazı mutasavvıfların, veli gözüyle baktıkları şeyhlerine dilediğini öldürme ve diriltme gücünü nisbet etmeleri ve evrenin yönetiminde söz sahibi olabileceklerini iddia etmeleri de hurafedir.2- Gayb bilgisi: Kur'ân-ı Kerîm'de duyu ve akılla kavranamayan şeylerin yani gaybın Allah'tan başkası tarafından bilinemeyeceği vurgulanmaktadır. Ancak yüce Allah dilerse, bazı kullarına gayb âleminden ışıklar, bilgiler sızdırır ki bu bilgilerin sızdırıldığı kimseler ya peygamber veya veli olur. Fakat bütün gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Vahiy ve ilham dışında ne peygamber, ne de veli geleceği bilmez. Falcılık da İslâm öncesi döneme ait batıl inançlardır.3- Uğur veya uğursuzluk: Bazı rakamların uğursuz yahut uğurlu olduğuna inanmak, evden çıkarken kedi veya köpek görmek, baykuş sesini ve köpek ulumasını duymak, elden ele sabun veya makas vermek, salı günü iş yapmak veya yola çıkmak, cuma günü çalışmak, iki bayram arasında nikâh kıymak, cumartesi günü yorgan kaplamak, insanın üzerindeki elbisenin söküğünü dikmek, uğursuz sayılmış. Buna karşılık at nalı, kurt dişi, leylek kemiği, inek veya koç boynuzunu taşımak yahut evin dış kısmına asmak uğurlu kabul edilmiştir.Yarın: İlginç olayları hayra yorun.

Devamını Oku

Bazi mutasavvıflarda gorulen hurafeler(7) Doğal güzelliği asla bozmayın

16 Aralık 2003

Hz. Peygamber (s.a.v.), "Her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra onun ana babası, onu ya Yahudi ya Hıristiyan, ya da Mecusî yapar. Nasıl ki hayvan da organları tam bir hayvan doğurur. Hiç kulağı kesik görür müsünüz?" buyurmuştur. Allah'ın yaratışını değiştirme hakkında çeşitli sahabe ve tabiîlere atfedilen tefsirler vardır. Bunlara göre Allah'ın insanlığa uygun gördüğü tevhit dinini değiştirmek, Allah'ın yaratışını değiştirmek olduğu gibi hayvanların kulaklarını kesmek, organlarını sakatlamak, insanın doğal güzelliğini bozmak, kadının erkeğe, erkeğin kadına benzemesi gibi şeyler hep Allah'ın yaratışını değiştirmektir.Hz. Peygamberin, hayvanları ve insanlan iğdiş etmekten menettiği gibi doğum yapanlara, yüzünün kıllarını çekenlere lanet ettiği rivayet edilir. Hayvanların ve insanların kısırlaştırılması, Allah'ın yaratışına aykırıdır, neslin devamı için Allah'ın açtığı üreme yollarını kapatmaktır. Kulak delme, hayvanı sakatlamaktır. Doğum yapma insanı çirkinleştirir. Hayvanları ve insanları sakatlayan, doğal güzelliği bozan işlemler, ayetin delaletiyle haram olduğu gibi hadislerle de yasaklanmıştır.Ancak yüzün kıllarını çekmek gibi özellikle kadınların yaptıkları bazı süslenmeleri haram sayan hadislerin sağlığı üzerinde düşünmek gerekir. Çünkü güzelleşme, özellikle kadının ihtiyacıdır. Allah'ın Elcisi, yas zamanı dışında kadınların süslenmelerine müsaade buyurmuştur.Bu konuda Hz. Ayşe'nin anlattığı bir hadis ilginçtir: Hz. Peygamber (s.a.v.), sakalını boyardı. Bir yere gitmiş olan kimsenin, evine geceleyin ansızın çıkıp gelmesini hoş görmez, kadınlara taranıp süslenme fırsatı tanınmasını emrederdi. Câbir ibn Abdullah diyor ki: "Allah'ın Elçisi ile bir gazadan döndük. Medine'ye geldiğimizde evimize gitmek istedik. Buyurdu ki: Durunuz, yatsı vakti evlerimize girelim ki saçı tozlanmış, karışmış olan kadınlar taransınlar, kocası yanında bulunmayan kadınlar kıllarını gidersinler."Demek ki ayette kötü görülen şey, süslenmek, güzelleşmek değil, Allah'ın yarattığı doğayı değiştirecek biçimde doğal durumu bozmak, doğal güzelliği çirkinleştirmektir.Hz. Peygamber (s.a.v.), hayvanın yüzüne damga vurulduğunu görünce, her canlının en güzel yerinin yüz olduğunu, damga vurarak yüzü çirkinleştirmemelerini, mutlaka damga vurmak gerekiyorsa yüzüne değil, kalçasına vurmalarını buyurmuştur.Cinsiyet değiştirme ameliyattan da şehvet zebunu sapıkların, şehvetlerini ve dünya hırslarını tatmin yolunda başvurdukları sapıklıktan başka bir şey değildir. Çünkü erkeğin kadın olması mümkün değildir. Kim ona rahim takabilir? Rahimsiz kadın olunabilir mi?Yarın: İslâm, her şeyin bilgiye, akla dayanmasını ister.

Devamını Oku

Bazı mutasavvıflarda görülen hurafeler(6) Hiç kimse din hükmü koyamaz

15 Aralık 2003

"Yoksa onların, kendilerine, Allah'ın izin vermediği dini koyan ortakları mı var? Eğer (bir süre fırsat verilmesi hakkında) karar olmasaydı derhal aralarında hüküm verilir (işleri bitirilirdi. Kuşkusuz zalimler için acı bir azap vardır" (Şûra: 42/21).Bu ayette, uydurdukları hurafelere Allah'ın dini diye bağlananlar kınanmakta, Allah'ın onayı olmadan hiç kimsenin din hükmü koymaya hakkı olmadığı vurgulanmaktadır. Allah'tan başka tanrı yoktur. Müşriklerin ortaya attıkları hükümlere Allah izin vermemiştir. Onların uydurdukları gelenekler Allah'ın hükümleri değil, şeytanların telkinleridir. Allah, böyle şeylerden hoşlanmaz.Şayet ezelde kullarına bir süre vermeyi, cezalarını ertelemeyi veya ahirete bırakmayı kararlaştırmış olmasaydı derhal aralarında hüküm verilir, helak edilirlerdi. Fakat Allah ezeli kararı uyarınca onların cezalarını ertelemektedir. O zalimler, zamanı gelince şiddetli bir cezaya çarpılacaklardır."Onlar Allah'ı bırakıp bir takım dişilerden başkasına çağırmıyorlar ve onlar, asi şeytandan başkasına yalvarmıyorlar. (O şeytan) Ki Allah ona lanet etti ve o da, 'Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım' dedi. 'Onlan mutlaka saptıracağım, mutlaka onlan boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim: Hayvanların kulaklarını yaracaklar. Onlara emredeceğim: Allah'ın yaratışını değiştirecekler.' Kim Allah'ın yerine şeytanı dost tutarsa, muhakkak ki açık bir ziyana uğramıştır" (Nisa: 117-119).Bu ayetlerde de müşriklerin, Allah'ı bırakıp bir takım dişilere ve Allah'a baş kaldıran şeytana yalvardıklan vurgulanıyor ve lanetti şeytanın, Allah'ın bir takım kullarını yoldan şaşırtacağına, onlan kuruntulara düşürüp hayvanların kulaklarını yarmaya, Allah'ın yaratışını değiştirmeye yönelteceğine and içtiği belirtilmekte, Allah'ı bırakıp şeytana uyanların, açık bir ziyana uğrayacaktan vurgulanmaktadır. Bu tür inançların hepsi boştur. Böyle şehvet kabarmasının ortaya çıkarmış olduğu tanrıçalara tapanlar, aslında Allah'ın lanetine uğramış şeytana tapmaktadırlar.119'uncu ayette belirtilen hayvanların kulaklarını yarma, Allah'ın yaratışını değiştirme şöyle olurdu: Bir dişi beş defa doğurur, beşinci yavru erkek olursa, bahire adını verdikleri o hayvanı putlarına adarlar, kulağını yanp salıverirlerdi. Artık onu hizmette kullanmazlar, su ve otlaktan menetmezler, kesmezlerdi.Tek Allah'a kulluk etmek demek olan İslâm da insanın doğal dinidir. Buna şirk karıştırmak, doğal dini bozmak anlamına gelir. Kur'ân, "Sen yüzünü Allah'ı birleyici olarak doğru dine çevir, Allah'ın insanları yarattığı fıtrata (doğaya) uygun olan dine. Allah'ın yaratması değiştirilemez. İşte doğru din odur" buyurmuştur.Yarın: İnsanın doğal güzelliğini bozmak, Allah'ın yaratışını değiştirmektir.

Devamını Oku

Bazı mutasavvıflarda görülen hurafeler(5) Allah'a gerçek kul olmak...

14 Aralık 2003

Kul, hakikatte kul olmak için Allah'tan başka her şeyden hür olması, masivanın köleliğinden kurtulması gerekir. Ancak o zaman Allah'a gerçek kul olur. Allah, böyle kullarına kul adını vermiştir: "Rahman'ın kulları", "Kullarıma benim gafur olduğumu haber ver." Meleklerine de kul demiştir: "Onlar, ikram edilmiş kullardır." Peygamberlerine de: "Kullarımızı an." Sevgili resulü Hz. Muhammed'e de kul demiştir: "Yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk et.""Bazı sapıklar da eşyanın aslında mubah olduğunu iddia etmişlerdir. 'Orada taneler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçlan, koca koca ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bunlar sizin ve hayvanlarınızın geçimi içindir' ayetinden bunu çıkarmışlardır. Fakat bunda yanılmışlardır. Çünkü hakkında hüküm bulunan şey mubah olamaz. Allah'ın Resulü, 'Helâl açıklanmıştır, haram da açıklanmıştır, ikisi arasında şüpheli şeyler vardır. Allah'ın haramı, bir korudur. Koru yöresine düşen kimse, içine düşme tehlikesindedir' buyurmuştur."Abdulvahhab aş-Şa'rânî de şeriat ve hakikatin birbirine uygun olması gerektiğine dikkat çektikten sonra der ki: "Bu zamanda çok kimse bundan habersizdir. Yemesinde, giymesinde, işinde Allah'ın sınırlarına tecavüz ediyor da, Allah bunu benim için yarattı' diyor. Bazıları da günahlardan tevbe etmez, 'Benim fiilim yok ki tevbe edeyim' der de helak olur, farkında değildir, öyleleri de var ki haram yiyor, Ramazan gibi zamanlarda yoksulların evinde iftar ediyor ve şöyle bir hüccet buluyor: 'Hepsi Allah'ın malıdır. Allah'tan başka kimsenin mülkü yoktur. Ben de O'nun kuluyum. Kul, efendisinin malından yer.' Bunların hepsi şeriatı terk ettiklerinden dolayı zındıktır. Eğer şeriata inansalardı bu cüreti göstermezlerdi."Serrâc, al-Luma'ında Hülûliyye'ye de çatmaktadır: "Bazı kimseler, kalpleri bir defa temizlendikten sonra bir daha kirlenmeyeceğini zannetmişlerdir. Böyle olmak mahlûkun vasfı değildir. Kulun kalbi kin, haset, şirk ve töhmetlerden büsbütün ve devamlı temiz olamaz. Onun için kul tevbe ile emredilmiştir, 'Ey müminler, hep beraber Allah'a tevbe edin ki felah bulaşınız' denmiştir. Allah'ın Elçisi de, 'Benim kalbim de bulanır, ben günde yüz kere Allah'tan mağfiret dilerim' buyurmuştur.""Bazı Iraklılar da vecid esnasında hislerini kaybederek duyu sahiplerinin vasıflarından çıktıklarını sanmış, hataya düşmüşlerdir. Zira hissini kaybeden, hissini kaybettiğini yine hissiyle bilir. His, beşerliğin sıfatıdır. Bir varidat onu örter ama kökten yok etmez. Tıpkı Güneş doğunca yıldızın kaybolması gibi. Madem ki kulda ruh vardır, o diridir ve ondan his gitmez. Çünkü his, hayat ve ruhla beraberdir."Yarın: Allah'tan başka kimse din kuralı koyamaz.

Devamını Oku

Her şeyi ölçülü yapmak gerekir

13 Aralık 2003

Serrâc diyor ki: "Bazı müptediler sandılar ki yemeyi terk etmekle nefsin şehvetleri kırdır, onun şerrinden kurtulmak mümkün olur. Bu yüzden yemeyi içmeyi terk ettiler. Bu tamamen yanlıştır. Nefsin karakteri kendinden ayrılmaz. O, daima kötülüğü emreder. Her şeyi idare edecek bir öğretmene ihtiyaç vardır. Öylelerini gördüm ki kuru ot yiyor, su içiyor. Kimi de dağlarda mağaralara çekilmiş. Bunlar halktan kaçmakla nefsin şerrinden kurtulacaklarını sanıyorlar." "Öylelerini de gördüm ki az yemek yiyor, bütün gece uykusuz kalıp devamlı olarak Allah'ı zikrediyor. O hale geliyor ki çoğu kez bayılıyor. İyileşip namaz kılabilmesi için günlerce tedaviye ve bakıma muhtaç oluyor. Bütün bunlar hatadır. Her şeyi ölçüyle yapmak gerekir. Evliyaullah ne şekilde uzlet yapılacağını göstermişler, yemişler, içmişlerdir. Sehl ibn Abdillâh, müritlerine cumadan cumaya et yemelerini emrederdi ki zayıflayıp da ibadet yapmaktan geri kalmasınlar." "Öyleleri var ki başlarını alıp çöllere düşerler. Azıksız, susuz, bineksiz ve ıssız kalırlar. Böyle yapmakla sadıkların erdiği gerçek tevekküle ereceklerini sanırlar." "Bir topluluk da sof giyer, eskimiş yamalı hırka giyer, şıra kabını sırtına alır, alacalı bulacalı şeyler giyer, işaretler yaparlar. Böyle yapmakla sufıyyeden olacaklarını zannederler. Bunlar hatadır. Çünkü bezenmek, kuşanmak, birisine benzemeye çalışmak gibi şeyler sahibine hasret, nedamet, azar, ayıplama, utanma ve kıyamette ateşten başka bir şey sağlamaz." "Kimi de yalan sözlerle, işaretlerle hakikate ereceğini sanır. Kimi de var ki yalnız belirli bir şeyi, o da gramla yer. Oruç, namaz, takva, setr, elbise, ağlama, haşyet ve vird ile meşgul olur. Başka bir gayesi yoktur. Bundan öte bir hal olmadığını sanır. Bu da hatadır. Çünkü bunlar gaye değil, vasıtadır. Kimi de tasavvufun sema yapmak, raksetmek, davetler ziyafetler çekip köleleri çağırmak, külfetli yemekler vermek, sema esnasında vecde gelip dönmek, güzel sesle gazel okumak gibi şeylerden ibaret olduğunu zanneder. Bunlar hatadır. Çünkü dünya sevgisiyle beslenmiş kalbin, tembellik ve gafleti âdet edinmiş nefsin semayı ve cömertliği malûl (sakat)'dür. Hareketi ve kıyamı tekellüftür." "Bir sapık fırka da sanmış ki hürriyet, ubudiyetten üstündür. Çünkü halk arasında hürlerin en üstün derecede olduğu söylenir. Onlara göre Allah ile kul arasında kulluk olduğu sürece o kula kul denir. Kul Allah'a kavuşunca hür olur. Hür olduğu zaman da kendisinden kulluk düşer. Bu fırka sapmıştır. Anlayışının ve ilminin azlığı yüzünden dinin aslını zayi etmiştir."Yarın: Allah'a gerçek kul olmak.

Devamını Oku

İslâm dininde ruhbanlık yok

12 Aralık 2003

Müslüman, Allah'a karşı vazifesini yapacak, ibadet ve taatinden geri kalmayacak ama dünyasını da tamamen ihmal etmeyecektir. Kur'ân-ı Kerim, ruhbanlığı yani çalışıp kazanmayı bırakarak bir mabede çekilip sadece ibadetle meşgul olmayı bid'at saymıştır: "İcat ettikleri ruhbanlığı biz kendilerine farz kılmamıştık. Allah'ın rızasını arzu ederek bunu çıkardılar ama gereği gibi de uymadılar." Hz. Peygamber de, "Bize ruhbanlık yazılmadı, islâm'ın ruhbanlığı cihaddır" demiştir. Müslümanlıkta namaz kılmak, oruç tutmak nasıl bir vecibe ise çoluk çocuğun nafakası için çalışmak da bir vecibedir. Kur'ân-ı Kerim, "Allah'ın sana verdiklerinde ahiret evini ara, dünyadan da nasibini unutma", "De ki: Allah'ın, kulları için çıkardığı Allah'ın süsünü ve güzel rızıkları kim haram etti? De ki: Onlar, dünya hayatında müminlere mahsustur, ahirette de tamamen müminlerindir" demektedir. Hz. Peygamber de, "Sizin hayırlınız, dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyeninizdir" demiştir.Demek ki hem dünyayı hem de ahireti imar etmek, bedeni temizlerken ruhu da tasfiye etmeye çalışmak, her hususta ifrattan kaçıp itidal üzere gitmek lazımdır. Yalnız ahirete dalıp dünyayı büsbütün ihmal etmek, başkalarının sırtına yük olmak, İslâm'ın yoluna aykırıdır. Hz. Peygamber dilenciliği en ağır zillet kabul etmiştir. Hz. Peygamber'in ve sahabilerinin yolu, gözümüzün önündedir. Onlar geceleri ibadet ederken gündüzleri de çalışmaktan ve cihaddan geri durmamışlardır. Böyleyken bazı sufiler tamamen uzlete çekilmiş, çoluk çocuklarını perişan bir halde minnet içinde bırakmışlardır. Hindistan'ın müceddid mutasavvıfı Şeyh Eşref Ali at-Tehânevî de islâm'ın itidal yolunu tavsiye ettiğini, dünyadan el etek çekmenin, yemeyi içmeyi bırakmanın gerçek tasavvufa aykırı olduğunu söylüyor. Ebu'd-Derdâ'nın evine misafir giden Selman-ı Farisî'nin, Ebu'd-Derdâ'nın bütün gece ibadet etmesine engel olduğuna, bunu duyan Hz. Peygamber'in de Selman'a hak vererek Ebu'd-Derdâ'ya, "Inne linefsike aleyke hakkan: Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır" buyurduğuna dikkati çektikten sonra şöyle diyor: "Gerçeği araştırmayan şu cahil sufîlere esef olunur ki onlar tasavvufu kalp akçeye çevirdiler. Bozdular, halk nazarında onu tehlikeli duruma soktular. Sufıyane uzleti onlar uydurdular. Zevceleri boşamayı onlar emrettiler. Ehil ve evlattan uzak yaşamayı, kadınlara karşı perhizkâr olmayı onlar tavsiye ettiler. Kırk nohut tanesiyle kırk gün geçinmeyi onlar ortaya attılar ve dediler ki: 'Velayet ve Allah'a vuslat ancak bu yolla hasıl olur.' Fakat ben de saraheten ve vuzuhla söylüyorum ki velayet ve vuslat, yumuşak döşemelerin, rahat koltukların üstünde, hatta emaret mevkiinde nefis yemekler yenilerek bile hasıl olur."Yarın: "Her şeyi ölçülü yapmak gerekir."

Devamını Oku

Bazı mutasavvıflarda görülen hurafeler(1) İnsan Allah'ı görebilir mi?

10 Aralık 2003

Ehl-i sünnetin itikadına göre Allah dünyada görülmez. Ahirette müminlere görülecek ve müminler, cennette O'nu, dolunayı gördükleri gibi göreceklerdir.Mutasavvıflara göre insan dünyada Allah'ı göremez ama varlığını Tanrı varlığında yitirir, ilk ilâhi varlığına dönerse o zaman Allah'ı görür ki o takdirde de görenle görülen bir olduğu için gören kalmaz. Yani insan Tanrı varlığına geçtiğinden, Tanrı'yı yine Tanrı görmüş olur. Tanrı'yı Tanrı'dan başkası göremez.Serrâc, sufîlerin hatalarından bahsederken bu noktaya da işaret etmiş ve şöyle demiştir: "Şam'dan bir topluluk, dünyada kalple görmenin, ahiretteki gözle görme olduğunu iddia ederler. Tanrı ehli, kalple görmeyi iman müşahedesi ve gerçek yakin manasında anlıyor. Nasıl ki Harise, 'Sanki Rabbimin arşını açıkça görüyorum' demiştir. Bazı kimseler yemeyi içmeyi terk ederek halvete çekilmiş, yaptığını da beğenmiş. Şeytan kendilerini avlamış, Allah'ı bir taht üzerinde oturuyor, nurlar etrafı kamaştırıyor şeklinde göstermiş. Onlar da gerçekten Allah'ı gördüklerini sanmışlar. Bu hali hocalarına sordukları zaman hocaları onlara gerçeği göstermiştir."Bir gün müritlerinden biri Sehl ibn Abdillah'a demiş ki: "Üstadım, ben her gece Allah'ı bu baş gözümle görüyorum."Sehl, bunun düşman tuzağı olduğunu anlamış, demiş ki: "Sevgili oğlum, bu gece onu görürsen yüzüne tükür."Hakikaten adam, gece yine görünce yüzüne tükürmüş. Bir de ne görsün, taht uçmuş, nurları kararmış, adam o halden kurtulmuş.Yine bunlardan bir topluluk, kendilerine mücâhede, ibadet, helal yeme ve dünyadan yüz çevirme emrettiği için Abdu'l-Vahid'den kaçmışlardı. Bugün Abdu'l-Vahid bunlardan birini gördü, hallerini sordu. Adam dedi ki: "Üstat, biz her gece cennete giriyor, cennet meyvelerinden yiyoruz."Abdu'l-Vahid: "Bu gece beni de yanınıza alın."Onu da alıp çöle götürdüler. Gece basınca birden yeşil elbiseli kimseler çıkti, bahçeler, meyveler. Abdu'l-Vahid, bu yeşil elbiselilerin ayaklarına baktı, hayvan tırnakları gibi olduğunu görünce şeytan olduklarını anladı. Dağılacakları zaman bu adamlara dedi ki: "Nereye gidiyorsunuz? İdris peygamber cennetten bir daha çıktı mı?"Bu söz üzerine orada sabahladılar. Ortalık ağarınca baktılar ki hayvan pislikleri, eşek fışkılanyla dolu bir mezbeledeler. O halden tevbe edip Abdu'l-Vahid'in sohbetine döndüler: "Kimi de kalbe doğan nurların, Allah'ın kendi zatını vasfettiği nur olduğunu, Güneş'in ve Ay'ın nurunun da bu nurdan olduğunu sanır, bunları yaratılmamış tevhid ve azamet nurları zanneder. Bu hatadır. Çünkü bu nurlar yaratılmıştır. Arş nuru, kürsî nuru, Güneş ve Ay nurları hep yaratılmış nurlardır. Allah'ın nuru, sınırlı ve yaratılmış değildir. Allah'ın nuru idrak edilemez.Kul bilmelidir ki dünyada gözlerin gördüğü bütün nurlar yaratılmıştır. Allah ile onlar arasında bir benzerlik olmadığı gibi onlar, Allah'ın sıfab da değildir. Kalblerde Allah'ı görmek, yakin ve tasdik manasınadır. Yani görür gibi inanmaktır. Nitekim Hz. Peygamber, 'Allah'a görür gibi ibadet et' demiştir."Yarın: İbnu'l-Arabî: "Yüce Allah'ın zatı bilinmez, görülmez, düşünülemez, idrak edilemez."

Devamını Oku

Fakir zorda, milyarları kabirlere aktarıyoruz!

9 Aralık 2003

Kabirleri ziyaret etmek ayrı bir şey, kabirlere milyarları akıtmak apayrı bir şeydir. Kabirleri adeta saray gibi mermerlerle döşemek, bu konuda herkesin birbiriyle yarışması, çok yanlış bir davranıştır. Kabristana bakın hele, yazık değil mi bu kadar masrafa. Peygamberimizin türbesi veya kabri yapılmamıştır.Fakir fukara sıkıntı içindeyken biz milyonları kabirlere akıtıyoruz. Bunlar İslâm'a aykırı şeyler, israftır. Yüce Allah: "Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz; çünkü O, israf edenleri sevmez." buyurmaktadır.İsraf ne demek? Parayı, malı gereksiz yere harcamaktır. Kabirleri o şekilde mermerlerle donatmak, içinde yatana hiçbir yarar sağlamaz. Bu, özentiden başka bir şey değildir. "Üzüm üzüme baka baka kararır." Herkes birbirine bakıyor, böylece benim anamın, babamın, yahut eşimin, akrabamın kabri şunlardan güzel, en azından şunlar gibi olmalı özentisi başlıyor. Böylece kabirler anıt haline getiriliyor. Kabirler sade olmalı. Başlarına birer taş dikilsin, yeter. Zaten o taşlar, mermerler de ne kadar gidecek sanki bir düşünün. İki bin, üç bin sene gidecek hali yok ya. İnsan, ruhtan ibarettir. Şâirin dediği gibi "Ademî dedikleri endîşedir, Gayri âdem üstühân-ü rîşedir!"Yani insan, düşünceden, ruhtan ibarettir. Bunun ötesinde insanın fiziği, kemik ve tüyden başka bir şey değildir. Ruh bedenin içinde kaldığı sürece bedenin bir değeri vardır. Ruh uçup gittikten sonra beden bir şeye yaramaz, kokuşmaya başlar, sonunda çürüyüp temel elemanlarını oluşturan toprağa karışır.İçinde oturan olmadıktan sonra evin ne değeri var? Evin sakinleri çekip gitti, bakanı yok onaranı yok. O ev harap olmaz mı? Ruh da beden evindeydi, çıkıp kendine özgü bir dünyaya gitti. Bir daha gelip de içinden çıktığı bedene girmez, giremez. Hiç böyle bir şey düşünmeyin. Bu tür düşünceler hep hayaldir. Allah, âhirette ruha ayrı bir beden verecek. Zamanın hiç yıpratamayacağı beden. O âhiret bedeninin, ruhun içinden çıktığı bu fizik bedenle hiçbir ilgisi yoktur.Şu halde fiziksel görünüşe bu kadar itibar etmenin gereği yok. Ruh ölmez, canı öldürmek mümkün değildir. Ölüm, fizik bedene özgüdür. Ölüm, sadece ruhun oturduğu fizik bedenin yıkılmasıdır. Fizik bedenin yıkılmasıyla ruh kendi âlemine gider. Eğer iyi ise peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salihlerle beraber olur: "Kim Allah'a ve Elçi'ye itaat ederse işte onlar, Allah'ın nimet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Onlar da ne güzel arkadaştır!"Kötü ruhun yeri ise cehennemdir. Orada kendi karakterindeki ruhlarla beraber birtakım sıkıntı ve azâb aşamalarından geçer. Bazen uzun süre yalnızlığın acı ve ıstırabını da çeker.

Devamını Oku