Bazı mutasavvıflarda görülen hurafeler(5) Allah'a gerçek kul olmak...

Kul, hakikatte kul olmak için Allah'tan başka her şeyden hür olması, masivanın köleliğinden kurtulması gerekir. Ancak o zaman Allah'a gerçek kul olur

Haberin Devamı

Kul, hakikatte kul olmak için Allah'tan başka her şeyden hür olması, masivanın köleliğinden kurtulması gerekir. Ancak o zaman Allah'a gerçek kul olur. Allah, böyle kullarına kul adını vermiştir: "Rahman'ın kulları", "Kullarıma benim gafur olduğumu haber ver." Meleklerine de kul demiştir: "Onlar, ikram edilmiş kullardır." Peygamberlerine de: "Kullarımızı an." Sevgili resulü Hz. Muhammed'e de kul demiştir: "Yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk et."

"Bazı sapıklar da eşyanın aslında mubah olduğunu iddia etmişlerdir. 'Orada taneler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçlan, koca koca ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bunlar sizin ve hayvanlarınızın geçimi içindir' ayetinden bunu çıkarmışlardır. Fakat bunda yanılmışlardır. Çünkü hakkında hüküm bulunan şey mubah olamaz. Allah'ın Resulü, 'Helâl açıklanmıştır, haram da açıklanmıştır, ikisi arasında şüpheli şeyler vardır. Allah'ın haramı, bir korudur. Koru yöresine düşen kimse, içine düşme tehlikesindedir' buyurmuştur."

Abdulvahhab aş-Şa'rânî de şeriat ve hakikatin birbirine uygun olması gerektiğine dikkat çektikten sonra der ki: "Bu zamanda çok kimse bundan habersizdir. Yemesinde, giymesinde, işinde Allah'ın sınırlarına tecavüz ediyor da, Allah bunu benim için yarattı' diyor. Bazıları da günahlardan tevbe etmez, 'Benim fiilim yok ki tevbe edeyim' der de helak olur, farkında değildir, öyleleri de var ki haram yiyor, Ramazan gibi zamanlarda yoksulların evinde iftar ediyor ve şöyle bir hüccet buluyor: 'Hepsi Allah'ın malıdır. Allah'tan başka kimsenin mülkü yoktur. Ben de O'nun kuluyum. Kul, efendisinin malından yer.' Bunların hepsi şeriatı terk ettiklerinden dolayı zındıktır. Eğer şeriata inansalardı bu cüreti göstermezlerdi."

Serrâc, al-Luma'ında Hülûliyye'ye de çatmaktadır: "Bazı kimseler, kalpleri bir defa temizlendikten sonra bir daha kirlenmeyeceğini zannetmişlerdir. Böyle olmak mahlûkun vasfı değildir. Kulun kalbi kin, haset, şirk ve töhmetlerden büsbütün ve devamlı temiz olamaz. Onun için kul tevbe ile emredilmiştir, 'Ey müminler, hep beraber Allah'a tevbe edin ki felah bulaşınız' denmiştir. Allah'ın Elçisi de, 'Benim kalbim de bulanır, ben günde yüz kere Allah'tan mağfiret dilerim' buyurmuştur."

"Bazı Iraklılar da vecid esnasında hislerini kaybederek duyu sahiplerinin vasıflarından çıktıklarını sanmış, hataya düşmüşlerdir. Zira hissini kaybeden, hissini kaybettiğini yine hissiyle bilir. His, beşerliğin sıfatıdır. Bir varidat onu örter ama kökten yok etmez. Tıpkı Güneş doğunca yıldızın kaybolması gibi. Madem ki kulda ruh vardır, o diridir ve ondan his gitmez. Çünkü his, hayat ve ruhla beraberdir."

Yarın: Allah'tan başka kimse din kuralı koyamaz.

DİĞER YENİ YAZILAR