İslâm dininde ruhbanlık yok

Müslüman, Allah'a karşı vazifesini yapacak, ibadet ve taatinden geri kalmayacak ama dünyasını da tamamen ihmal etmeyecektir

Haberin Devamı

Müslüman, Allah'a karşı vazifesini yapacak, ibadet ve taatinden geri kalmayacak ama dünyasını da tamamen ihmal etmeyecektir. Kur'ân-ı Kerim, ruhbanlığı yani çalışıp kazanmayı bırakarak bir mabede çekilip sadece ibadetle meşgul olmayı bid'at saymıştır: "İcat ettikleri ruhbanlığı biz kendilerine farz kılmamıştık. Allah'ın rızasını arzu ederek bunu çıkardılar ama gereği gibi de uymadılar." Hz. Peygamber de, "Bize ruhbanlık yazılmadı, islâm'ın ruhbanlığı cihaddır" demiştir. Müslümanlıkta namaz kılmak, oruç tutmak nasıl bir vecibe ise çoluk çocuğun nafakası için çalışmak da bir vecibedir. Kur'ân-ı Kerim, "Allah'ın sana verdiklerinde ahiret evini ara, dünyadan da nasibini unutma", "De ki: Allah'ın, kulları için çıkardığı Allah'ın süsünü ve güzel rızıkları kim haram etti? De ki: Onlar, dünya hayatında müminlere mahsustur, ahirette de tamamen müminlerindir" demektedir. Hz. Peygamber de, "Sizin hayırlınız, dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyeninizdir" demiştir.

Demek ki hem dünyayı hem de ahireti imar etmek, bedeni temizlerken ruhu da tasfiye etmeye çalışmak, her hususta ifrattan kaçıp itidal üzere gitmek lazımdır. Yalnız ahirete dalıp dünyayı büsbütün ihmal etmek, başkalarının sırtına yük olmak, İslâm'ın yoluna aykırıdır. Hz. Peygamber dilenciliği en ağır zillet kabul etmiştir. Hz. Peygamber'in ve sahabilerinin yolu, gözümüzün önündedir. Onlar geceleri ibadet ederken gündüzleri de çalışmaktan ve cihaddan geri durmamışlardır. Böyleyken bazı sufiler tamamen uzlete çekilmiş, çoluk çocuklarını perişan bir halde minnet içinde bırakmışlardır. Hindistan'ın müceddid mutasavvıfı Şeyh Eşref Ali at-Tehânevî de islâm'ın itidal yolunu tavsiye ettiğini, dünyadan el etek çekmenin, yemeyi içmeyi bırakmanın gerçek tasavvufa aykırı olduğunu söylüyor. Ebu'd-Derdâ'nın evine misafir giden Selman-ı Farisî'nin, Ebu'd-Derdâ'nın bütün gece ibadet etmesine engel olduğuna, bunu duyan Hz. Peygamber'in de Selman'a hak vererek Ebu'd-Derdâ'ya, "Inne linefsike aleyke hakkan: Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır" buyurduğuna dikkati çektikten sonra şöyle diyor: "Gerçeği araştırmayan şu cahil sufîlere esef olunur ki onlar tasavvufu kalp akçeye çevirdiler. Bozdular, halk nazarında onu tehlikeli duruma soktular. Sufıyane uzleti onlar uydurdular. Zevceleri boşamayı onlar emrettiler. Ehil ve evlattan uzak yaşamayı, kadınlara karşı perhizkâr olmayı onlar tavsiye ettiler. Kırk nohut tanesiyle kırk gün geçinmeyi onlar ortaya attılar ve dediler ki: 'Velayet ve Allah'a vuslat ancak bu yolla hasıl olur.' Fakat ben de saraheten ve vuzuhla söylüyorum ki velayet ve vuslat, yumuşak döşemelerin, rahat koltukların üstünde, hatta emaret mevkiinde nefis yemekler yenilerek bile hasıl olur."

Yarın: "Her şeyi ölçülü yapmak gerekir."

DİĞER YENİ YAZILAR