Serrâc diyor ki: "Bazı müptediler sandılar ki yemeyi terk etmekle nefsin şehvetleri kırdır, onun şerrinden kurtulmak mümkün olur. Bu yüzden yemeyi içmeyi terk ettiler. Bu tamamen yanlıştır. Nefsin karakteri kendinden ayrılmaz. O, daima kötülüğü emreder. Her şeyi idare edecek bir öğretmene ihtiyaç vardır. Öylelerini gördüm ki kuru ot yiyor, su içiyor. Kimi de dağlarda mağaralara çekilmiş. Bunlar halktan kaçmakla nefsin şerrinden kurtulacaklarını sanıyorlar." "Öylelerini de gördüm ki az yemek yiyor, bütün gece uykusuz kalıp devamlı olarak Allah'ı zikrediyor. O hale geliyor ki çoğu kez bayılıyor. İyileşip namaz kılabilmesi için günlerce tedaviye ve bakıma muhtaç oluyor. Bütün bunlar hatadır. Her şeyi ölçüyle yapmak gerekir. Evliyaullah ne şekilde uzlet yapılacağını göstermişler, yemişler, içmişlerdir. Sehl ibn Abdillâh, müritlerine cumadan cumaya et yemelerini emrederdi ki zayıflayıp da ibadet yapmaktan geri kalmasınlar." "Öyleleri var ki başlarını alıp çöllere düşerler. Azıksız, susuz, bineksiz ve ıssız kalırlar. Böyle yapmakla sadıkların erdiği gerçek tevekküle ereceklerini sanırlar." "Bir topluluk da sof giyer, eskimiş yamalı hırka giyer, şıra kabını sırtına alır, alacalı bulacalı şeyler giyer, işaretler yaparlar. Böyle yapmakla sufıyyeden olacaklarını zannederler. Bunlar hatadır. Çünkü bezenmek, kuşanmak, birisine benzemeye çalışmak gibi şeyler sahibine hasret, nedamet, azar, ayıplama, utanma ve kıyamette ateşten başka bir şey sağlamaz." "Kimi de yalan sözlerle, işaretlerle hakikate ereceğini sanır. Kimi de var ki yalnız belirli bir şeyi, o da gramla yer. Oruç, namaz, takva, setr, elbise, ağlama, haşyet ve vird ile meşgul olur. Başka bir gayesi yoktur. Bundan öte bir hal olmadığını sanır. Bu da hatadır. Çünkü bunlar gaye değil, vasıtadır.
Kimi de tasavvufun sema yapmak, raksetmek, davetler ziyafetler çekip köleleri çağırmak, külfetli yemekler vermek, sema esnasında vecde gelip dönmek, güzel sesle gazel okumak gibi şeylerden ibaret olduğunu zanneder. Bunlar hatadır. Çünkü dünya sevgisiyle beslenmiş kalbin, tembellik ve gafleti âdet edinmiş nefsin semayı ve cömertliği malûl (sakat)'dür. Hareketi ve kıyamı tekellüftür." "Bir sapık fırka da sanmış ki hürriyet, ubudiyetten üstündür. Çünkü halk arasında hürlerin en üstün derecede olduğu söylenir. Onlara göre Allah ile kul arasında kulluk olduğu sürece o kula kul denir. Kul Allah'a kavuşunca hür olur. Hür olduğu zaman da kendisinden kulluk düşer. Bu fırka sapmıştır. Anlayışının ve ilminin azlığı yüzünden dinin aslını zayi etmiştir."
Yarın: Allah'a gerçek kul olmak.
Her şeyi ölçülü yapmak gerekir
Serrâc diyor ki: "Bazı müptediler sandılar ki yemeyi terk etmekle nefsin şehvetleri kırdır, onun şerrinden kurtulmak mümkün olur
Haberin Devamı

