Bazı mutasavvıflarda görülen hurafeler(1) İnsan Allah'ı görebilir mi?

Ehl-i sünnetin itikadına göre Allah dünyada görülmez. Ahirette müminlere görülecek ve müminler, cennette O'nu, dolunayı gördükleri gibi göreceklerdir

Haberin Devamı

Ehl-i sünnetin itikadına göre Allah dünyada görülmez. Ahirette müminlere görülecek ve müminler, cennette O'nu, dolunayı gördükleri gibi göreceklerdir.

Mutasavvıflara göre insan dünyada Allah'ı göremez ama varlığını Tanrı varlığında yitirir, ilk ilâhi varlığına dönerse o zaman Allah'ı görür ki o takdirde de görenle görülen bir olduğu için gören kalmaz. Yani insan Tanrı varlığına geçtiğinden, Tanrı'yı yine Tanrı görmüş olur. Tanrı'yı Tanrı'dan başkası göremez.

Serrâc, sufîlerin hatalarından bahsederken bu noktaya da işaret etmiş ve şöyle demiştir: "Şam'dan bir topluluk, dünyada kalple görmenin, ahiretteki gözle görme olduğunu iddia ederler. Tanrı ehli, kalple görmeyi iman müşahedesi ve gerçek yakin manasında anlıyor. Nasıl ki Harise, 'Sanki Rabbimin arşını açıkça görüyorum' demiştir. Bazı kimseler yemeyi içmeyi terk ederek halvete çekilmiş, yaptığını da beğenmiş. Şeytan kendilerini avlamış, Allah'ı bir taht üzerinde oturuyor, nurlar etrafı kamaştırıyor şeklinde göstermiş. Onlar da gerçekten Allah'ı gördüklerini sanmışlar. Bu hali hocalarına sordukları zaman hocaları onlara gerçeği göstermiştir."

Bir gün müritlerinden biri Sehl ibn Abdillah'a demiş ki: "Üstadım, ben her gece Allah'ı bu baş gözümle görüyorum."

Sehl, bunun düşman tuzağı olduğunu anlamış, demiş ki: "Sevgili oğlum, bu gece onu görürsen yüzüne tükür."

Hakikaten adam, gece yine görünce yüzüne tükürmüş. Bir de ne görsün, taht uçmuş, nurları kararmış, adam o halden kurtulmuş.

Yine bunlardan bir topluluk, kendilerine mücâhede, ibadet, helal yeme ve dünyadan yüz çevirme emrettiği için Abdu'l-Vahid'den kaçmışlardı. Bugün Abdu'l-Vahid bunlardan birini gördü, hallerini sordu. Adam dedi ki: "Üstat, biz her gece cennete giriyor, cennet meyvelerinden yiyoruz."

Abdu'l-Vahid: "Bu gece beni de yanınıza alın."

Onu da alıp çöle götürdüler. Gece basınca birden yeşil elbiseli kimseler çıkti, bahçeler, meyveler. Abdu'l-Vahid, bu yeşil elbiselilerin ayaklarına baktı, hayvan tırnakları gibi olduğunu görünce şeytan olduklarını anladı. Dağılacakları zaman bu adamlara dedi ki: "Nereye gidiyorsunuz? İdris peygamber cennetten bir daha çıktı mı?"

Bu söz üzerine orada sabahladılar. Ortalık ağarınca baktılar ki hayvan pislikleri, eşek fışkılanyla dolu bir mezbeledeler. O halden tevbe edip Abdu'l-Vahid'in sohbetine döndüler: "Kimi de kalbe doğan nurların, Allah'ın kendi zatını vasfettiği nur olduğunu, Güneş'in ve Ay'ın nurunun da bu nurdan olduğunu sanır, bunları yaratılmamış tevhid ve azamet nurları zanneder. Bu hatadır. Çünkü bu nurlar yaratılmıştır. Arş nuru, kürsî nuru, Güneş ve Ay nurları hep yaratılmış nurlardır. Allah'ın nuru, sınırlı ve yaratılmış değildir. Allah'ın nuru idrak edilemez.

Kul bilmelidir ki dünyada gözlerin gördüğü bütün nurlar yaratılmıştır. Allah ile onlar arasında bir benzerlik olmadığı gibi onlar, Allah'ın sıfab da değildir. Kalblerde Allah'ı görmek, yakin ve tasdik manasınadır. Yani görür gibi inanmaktır. Nitekim Hz. Peygamber, 'Allah'a görür gibi ibadet et' demiştir."

Yarın: İbnu'l-Arabî: "Yüce Allah'ın zatı bilinmez, görülmez, düşünülemez, idrak edilemez."

DİĞER YENİ YAZILAR