Soru: Sayın Süleyman Ateş, bize verdiğiniz bilgiler için size çok teşekkür ediyorum. Sizden öğrenmek istediklerimden biri şu: Yaşamı boyunca namaz kılmamış bir kimse öldükten sonra bir tanıdığı ya da herhangi bir kişi, onun yerine namaz kılabilir mi? Kılsa da kişinin ahiretteki azabını azaltır mı? Merhum, namaz kılmış sayılır mı? Bir başka sorum da kadınların âdet günleriyle ilgili. Kadınların böyle günlerde kesinlikle Kur'ân okuyamayacaklan hatta Kur'ân dinleyemeyecekleri söyleniyor.Bunun yanlış olduğunu sizin yazılarınızda okudum. Bence de sizin dediğiniz gibi olması gerek. Zaten Kur'ân da böyle bir şey yazmıyor. Ancak insanlar bunu yanlış biliyor. Ellerine bir kez olsun Kur'ân alıp okumamış olanlar, bu yanlış düşüncelerini, "Tabii, Kur'ân da yazıyor" diye naklediyorlar. (Selin Genç)Cevap: Sevgili Selin, İslâm'da ibadetler de, günahlar da bireyseldir. Hiç kimse, bir başkasının hatasından, günahından sorumlu olmadığı gibi ibadet ve sevabına da ortak değildir. "Kim iyi iş yaparsa yaran kendisinedir ve kim kötülük yaparsa zaran kendisinedir. Rabbin, kullara zulmedici değildir" (Fussilet: 46), "Hiçbir günahkâr başkasının günahını çekmez" (Fatır: 18), "O gün dost, dostundan bir şey savamaz. Ve onlara yardım da edilmez" (Duhan: 41).İslâm'a uygun değilBu ayetler ve benzeri birçok ayet, herkesin kendi yaptığının karşılığını alacağını vurgulamaktadır. Günah, insanın ruhunu kirleten şeydir. Sizin eliniz kirlense, başkası kendi elini yıkamakla sizin eliniz temizlenmez. Sizin bizzat kendi elinizi yıkamanız gerekir ki temizlenmiş olasınız. Ruhu kirlenen de ancak kendi tevbe ve istiğfarı, günahlardan uzaklaşmasıyla ruhundaki günah kirlerini giderebilir.Veya Allah acır da o kulunu bağışlar. O, husus Allah ile kulu arasında bir şeydir. Ama kimse ölmüş biri yerine namaz kılamaz, oruç tutamaz. Ancak "bedel hac" yapabileceği konusunda bir görüş varsa da bu, sadece bir rivayetten ibarettir. İslâm'ın temel düşüncesine uygun değildir. Kişi ne yaparsa kendi hayatında yapar. Ruhsal değerini bu dünyada kazanır.Burası ahiret için bir okul devresi gibidir. Onun için dünya yaşamı, ahiret yaşamının ekim tarlası görülmüştür. Kişi burada ne ekmişse, ahirette onu biçer. Okulda derslerine çalışmayıp belgeyle kovulanın yerine bir başkası okuyup diploma alamaz. Sahte diploma, ahirette hiç geçerli değildir.Oradaki değerlendirmecileri, hesapçıları kandırmak da mümkün değil. Özetle; kimse kimsenin yerine ibadet edemez, namaz kılamaz, oruç tutamaz. Herkesin yaptığı kendisinedir. Ancak kişi, geçmişleri için dua eder. Dua geçerlidir. Kur'ân'da da yeri vardır.* Bu okurumun sorusunu cevaplamaya yarınki yazımda da devam edeceğim.
Soru: Bir kitapta cuma namazının kent merkezinde, tek bir camide ve 16 rekât kılınacağı belirtiliyor. Eğer tek bir cami yetmiyorsa ikinci bir camide kılınabileceği söyleniyor. Böyle olursa 6 rekat kılınması gerektiği ifade ediliyor. Bu durumda aklıma şu sorular takılıyor:1- Günümüz şartlarında bir camide namaz kılmak mümkün değil. Bu kitaba göre 6 rekât kılmamız gerekirken niçin 16 rekât kılınıyor?2- Bir cami olarak belirlenen camiden başka yerde kılanların namazı değersiz mi sayılıyor?3- Köylerde kılınan namazlar geçersiz mi?4- Bazı yerlerde cuma namazının müftülük kararınca 4 + 2 + 4 = 10 rekât kılındığını duydum. Bu 10 rekât karan neye dayanıyor?5- Şu anki bilgilerle 6, 10 ve 16 rekâtlık cuma namazları var. Bunlardan hangisi, hangi şartlara göre doğru?Cevap: Cuma namazı, her yerde değil, kentin en büyük camisinde kılınır. Maksat, en büyük yöneticinin yapacağı konuşmayı halkın dinlemesidir. Ama kentlerin azami 3-5 bin kişiden ibaret olduğu o dönemlerde tek camide toplanmak mümkündü ve elbette yararlıydı. Şimdi milyonluk şehirlerde bir tek camide namaz kılmak ve herkesi buraya getirebilmek mümkün mü? Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar dönemlerinde büyük şehirlerde birkaç cami vardı ve bunlarda cuma kılınırdı.Okuduğunuz kitabın bilimsel bir kaynak olmadığı anlaşılıyor. Çünkü cuma, büyük tek camide kılınırsa 16, ayn camilerde kılınırsa 6 rekât kılınır diye bir hüküm yoktur. Doğrusunu isterseniz cuma, sadece iki rekâttan ibarettir. Cumayı kılan için öğle namazı yoktur. Ancak cuma günü hutbeden önce iki veya dört rekât sünnet (aslında nafiledir) kılınır. Bunu kılma zorunluluğu yoktur. Namazdan sonra da iki, dört veya daha fazla nafile kılınabilir. Ama zorunlu değildir. Dileyen sadece hutbeyi dinler, cuma namazının farzını kılıp gidebilir. O kimse görevini yapmış, sorumluluktan kurtulmuştur. 10 rekât, 16 rekât uygulamalan, hep dini zorlaştırma görevini üstlenmiş ayrıntıcı fıkıhçıların uydurmalarından başka bir şey değildir.Tefecilik yapmıyorsunuz ki...Soru: Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi 2'nci sınıf öğrencisiyim. Rahmetli babamdan anneme 400 milyon lira emekli aylığıyla birlikte bir miktar da birikmiş para kaldı. Bu parayı, bankaya vadeli olarak yatırmak zorunda kaldık. Paranın faizde olmasını istemiyoruz ama elimizden gelen başka bir şey olmadığı da biliyoruz. Dinimiz bu konuda ne diyor? (İzzettin Ertaş)Cevap: Siz zaruret içinde bulunan bir ailesiniz. Tefecilik yapmıyorsunuz, devletin tanıdığı hakkı kullanıyorsunuz. Bankadan aldığınız getiri, kanaatime göre yasaklanan faiz hükmüne girmez. Çünkü faiz, fakirden alınan gerçek fazlalıktır. Din, insanların hayatini zorlaştırmak için değil, kolaylaştırmak için gelmiştir. Ayrıntıyla uğraşmanıza gerek yok. Allah yardımcınız olsun.
Soru: Hocam, ben kesinlikle faizli para kullanmıyorum. Fakat ailemin bankada yüklü miktarda parası var. Onlar faizi zararsız görüyorlar. Eğer bu faizli para bana miras yoluyla kalırsa ne yapmam gerekir? Bana bir yol gösterirseniz çok mutlu olacağım.Cevap: Size kalacak faizli paranın haram olduğunu söyleyenler var. Parayı gerçekten onlara versen, bal gibi yerler. Siz öyle fanatik düşüncelere aldırmayın. Kaç kez yazdım. Yasak olan faiz, eli darda olan kimseye verilen ödünçten alınan gerçek fazlalıktır. Bankadan alınan yasal gelirinin, Kur'ân'da yasaklanan riba kategorisine girdiği kanısında değilim. Size kalacak miras, helâldir. İsterseniz yersiniz, isterseniz sadaka verir, yoksullara yardım edersiniz. Onlar size "Allah razı olsun" derse siz de "Amin" dersiniz. Böyle bir duaya "Amin" denemeyeceğini kim söylüyor? Nasıl söyler böyle bir şeyi? Hangi ayette veya hadiste var bu? İnsanlar dar görüşlerini başkalarına din diye yutturuyorlar. Dine en büyük kötülüğü yapıyorlar.Bugün bankasız ekonomi olur mu? Var mı? Devlerin verdiği maaşı almayan var mı? Devlet bu maaşı nasıl ödüyor acaba? IMF'den alınan kredilerle, kendi aldığı faizlerle. Devlerin çarkı faizle dönmüyor mu? Madem alınan maaşta faiz var, öyle ise bu para haram mı? Böyle saçma düşüncelerden kurtulmak gerekir. Aynı zamanda halife olan Sultan Abdülhamit, Osmanlı Bankası'na yatırdığı paranın faizini resmen istemiş ve alıp kullanmıştır. Halifenin aldığı yasal faiz helal de size kalan miras mı haram oluyor? Bunlar dinin özüne aykın, fanatik görüşlerdir.Konuşmak namazı bozar1 Ocak 2004 Perşembe günkü yazımda, Samsunlu bir okuyucumun, "Namaz kılarken telefon çalarsa ne yapmalıyız?" şeklindeki sorusunu cevaplarken şöyle demiştim: "Telefon çok önemliyse, cevap vermediğiniz takdirde büyük kaybınız veya zarannız olacaksa namazı bozup telefona cevap verirsiniz. Sonra namazınızı yeniden kılarsınız."Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinden Hasan adlı bir okurum bana gönderdiği mesajda, aynı konuyla ilgili olarak şunu soruyor: "Namaz kılarken çalan telefonun önemli olduğunu sanıp bakıyoruz. Telefon önemli değilse namaza bıraktığımız yerden devam edebilir miyiz?"Hasan Bey, namazınızı yarıda kesip çalan telefona bakıp konuştuysanız, ister önemli olsun ister olmasın namazınızı yeniden kılmalısınız. Eğer namazı bırakıp telefona gider fakat vazgeçip konuşmazsanız namaza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Çünkü konuşmak namazı bozar. Mesela 4 rekâtlık bir namazın 2 rekâtını kıldınız. Telefon çaldı. Kalkıp baktınız ama konuşmadınız. O zaman kalan 2 rekâtı da kılıp namazı tamamlarsınız. Başka bir misal vereyim: Namazın ortasında abdestiniz bozuldu. Hiç konuşmadan gidip abdestiniz alır ve namaza kaldığınız yerden devam edersiniz.
Soru: Sayın Süleyman Ateş biz üniversiteli arkadaşlar, "İnsanlar ahirette Allah ile kul arasında olacak şekilde mi, yoksa herkesin görebileceği şekilde mi hesaba çekilirler? İnsanların dünyadaki her türlü amelleri hesap gününde diğer insanlar tarafından görülüp bilinecek mi?" konusunu aramızda tartıştık ancak uzlaşamadık. Sizin bu konu hakkındaki fikirlerini öğrenmek istiyoruz. Saygılarımızla. (Bir grup Gaziantep Üniversitesi öğrencisi)Cevap: Kur'ân'dan öğrendiğimize göre ahiret mahkemesi, Yüce Divan'daki yargılama şeffaftır. Mahşerde hesap herkesin gözü önündedir ama oradaki halin dehşetinden herkes kendi canının kaygısına, kendi derdine düşer. Kimse kimsenin hesabıyla ilgilenemez.Bazı hesap tabloları: "İşte o gün kişi kaçar; kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından. O gün, onlardan her kişinin, kendisine yeter derecede işi vardır" (Abese: 34-37)."(O zaman) Kimin Kitabı sağından verilirse o, kolay bir hesaba çekilecek ve sevinçli olarak ailesine dönecektir. Kimin Kitabı arka tarafından verilirse o, ölümü çağıracak ve alevli ateşe girecektir" (İnşikak: 7-12)."Kitabı sağından verilen, Alın Kitabımı okuyun' der. Ben hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten. Artık o, memnun eden bir yaşam içindedir. Yüksek bir bahçede, ki devşirmesi kolay (meyveleri yakın. Oturan, elini uzatıp alabilir). Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yiyin, için. Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: Keşke bana Kitabım verilmeseydi. Şu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım. Keşke (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı. Malım bana hiçbir yarar sağlamadı. Gücüm (saltanatım) benden yok olup gitti" (Hakka: 19-29).Daha fazla ayrıntılı bilgi için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimin birinci ve ikinci ciltlerindeki ahiret maddesine bakınız.Resim yapmak sanattırSoru: Resim yapmak günah mı? (Emrah Duman)Cevap: Tapmak, tapınmak amacıyla olmadıkça bir sanat olarak resim yapmak günah değildir. Resme günah diyenler, ceplerindeki parayı, izledikleri televizyonları düşünsünler. TV'de izlenenler de resim değil mi? Hatta gözün algılaması da aslında bir görüntü, resim değil mi? Kur'ân'da Hz. Süleyman'ın, heykeller yaptırdığı anlatılmaktadır. Kur'ân bunu övgü babında anlatıp bunu yasaklayan bir söylemde bulunmadığına göre ne resim yapmak, ne de heykel yapmak günahtır. Resmin günah olduğunu söyleyen rivayet, aslında Tevrat'tan sızdırılmış bir ifadedir. Böyle bir yasak olsaydı, Kur'ân'da buna en azından bir işaret bulunurdu. Kaldı ki Hz. Peygamber'in de önceleri yasaklamışken, tapınma endişesi tamamen ortadan kalktıktan sonra resmi serbest bıraktığına dair rivayetler de vardır.
Soru: Dövme yaptırmak günah mıdır? Kur'ân-ı Kerim'de bu konuyla ilgili ya da onu ima eden bir ayet var mıdır? Varsa hangi ayettir? (Sinan Bakoğlu)Cevap: Kur'ân'da dövme hakkında açık bir hüküm yoktur. Ancak Peygamberimizin dövme yaptıranlara beddua ettiğine dair rivayetler vardır. Bu rivayetler, hüküm koyacak güçte olmamakla beraber yine de bu olayın, en azından hoş bir şey olmadığını gösterir. Zorunlu olmadıkça dövme yaptırmamak gerekir. İnsanın kendisinden kaçması, cildine doğallığı bozacak şekiller yaptırması elbette doğru değildir. İnsan, Allah'ın yarattığı biçimi korumalıdır. Yalnız vücudunda bir çirkinlik varsa onu düzeltmek için müdahalede bulunabilir. Dövme güzelleştirmez, çirkinleştirir. Bu bir özentidir. Ancak dövme abdeste ve boy abdestine engel değildir. Bunu birkaç kez yazmıştım.Namazı yeniden kılarsınızSoru: 71 yaşındayım. Samsun'un Tekkeköy ilçesinin Büyüklü beldesinde yaşıyorum. Sizin ve birçok ilahiyatçının kitaplarını okudum. En inandığım müfessir bana göre sizsiniz. Hocam şunu öğrenmek istiyorum: Namaz kılarken telefon çalarsa namazı bozup bakabilir miyiz?Cevap: Telefon çok önemli ise cevap vermediğiniz takdirde büyük kaybınız veya zararınız olacaksa namazı bozup telefona cevap verirsiniz, sonra namazınızı yeniden kılarsınız.Ansiklopediye bakınızSoru: Hocam, değerli bilgilerinizden bizleri faydalandırdığınız için size çok teşekkür ederim. Kehf Suresi'nin 99'uncu ve 100'üncü ayetlerinde, "O gün onları bırak-mışızdır, birbirleri içinde dalgalanırlar. Sûra da üflenmiştir, hepsini bir araya toplamışızdır" ve "O gün, cehennemi, inkarcılara öyle bir sunmuşuzdur ki..." denmektedir. Hocam yanlış bilmiyorsam kıyamet koptuğunda da sûra üflenecektir. O halde bu ayetin anlamı ve bu surede anlatılanlar hakkında bilgi verir misiniz? (Önder Özer)Cevap: Bu sorunun cevabını öğrenmek için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimin "Kıyamet" ve "Ye'cuc Me'cuc" maddelerini okuyunuz. Çünkü cevabım bu sütunlara sığmaz.Duada niyet önemlidirSoru: Sayın hocam, okuduğum din kitaplarından birinde, Hz. Muhammed için 4444 kere salavat getirince dileğimizin kabul olacağı belirtiliyor. Doğru mu?Cevap: Ben 4444 adet okunacak salavat bilmiyorum. Bahsettiğiniz kitap uydurmadır. Bu, tamamen saçmalıktır. Böyle bir şey yok. Dularda önemli olan sayı değil, niyet ve samimiyettir. Gönülden gelen bir dua, Allah katında kabul görebilir.
Soru: Cennette sonsuza değin eğlenceli bir hayat mı yoksa bu dünyada olduğu gibi insanların özel bir yaşamı olacak mı? (M. T.)Cevap: Cennet, tembel yatağı değildir. Yasin Suresi'nin 55'inci ayeti, cennetliklerin boş olmadıklarını, her birinin bir işi bulunduğunu fakat bu işin yorucu değil, zevkli, eğlendirici olduğunu anlatır. Gâşiye Suresi'nin 2 - 3'üncü ayetleri de kıyamette bazı yüzlerin, yani kâfirlerin ezici işler altında yorgun, bitkin düşeceklerini, 9 - 10'uncu ayetleri de bunların karşıtı olan müminlerin, yaptıklan işlerden memnun olarak sevinç içinde bulunacaklarını anlatmaktadır.9 - 10'uncu ayetler, 2 - 3'üncü ayetlerin tam karşıtıdır. 2 - 3'üncü ayetlerin çizdiği sahnede münkir insanın işi yorucu, bitkin düşürücüyken 9 - 10'uncu ayetlerin çizdiği sahnede de inanan insanın işi kolay, sevindiricidir. Birinci sahnedeki insan, işinden bitkin vaziyetteyken ikinci sahnedeki insan işinden memnun, son derece neşelidir. Bu ayetlerden ahiretin tamamen boş oturulacak bir tembellik yeri olmadığı, orada da insanların çalışacaktan fakat suçluların, ağır işler yapmaya mahkûm edilecekleri anlatılmaktadır.Tefsirlerde cennettekilerin, Allah'ın kerim yüzüne bakmakla, birbirlerini ziyaret etmekle, müzik dinlemekle meşgul olacakları; cehennemdekilerin de ellerine, ayaklarına, boyunlarına vurulan zincirleri taşımakla yorulacakları söyleniyorsa da ayette genel manada kullanılan işin böyle özel bir anlama tahsisi doyurucu değildir."Herkesin bir işi vardır"Nitekim Fahre'd-dîn Râzî de bu işin genel mana taşıdığını şöyle belirtmiştir: "Onların her biri bir iş yapar fakat işleri güç değildir. Zevk verici ve eğlendiricidir." Burada bir hatıramı anmak istiyorum. 1979 yılı haziran ayında Orta Asya ve Kazakistan müftüsü merhum Ziyâu'd-dîn Baba-hânof'un davetlisi olarak o zamanki Sovyetler Birliği'ne gitmiştik.Moskova'da gezerken rehberimiz Şeyhülislâm Muavini (şimdiki Azerbaycan Şeyhülislâmı) Paşazade Hacı Allahaşükür, söz arasında dedi ki: "Bu komünistler dinle alay ederek, 'Siz, kıyamet günü, insanların cennette, çiçekler, ağaçlar arasında bulunacaklarını, çalışmadan yiyip eğleneceklerini söylüyorsunuz. Bunun doğru olduğunu kabul edelim. İnsan bir iki gün boş durabilir ama sürekli boş durmak insanın canını sıkar. İnsan o cennetten bıkar' diyorlar." Ben ona şöyle dedim: "Kim diyor, cennette iş yoktur, insan boş duracaktır diye? Cennette bulunan herkesin bir işi vardır ama bu iş onu yormaz, canını sıkmaz, ona zevk verir, onu eğlendirir."Yanımda bulunan bir profesör arkadaşım, bu sözüme bozularak, "Bunu neye dayanarak söylüyorsun? Delilin var mı?" dedi. "Evet" dedim, "Yüce Allah, 'Cennet halkı, o gün birer işte eğlenmektedirler' buyurmuştur."
Mu'âz ibn Cebel şöyle diyor: "İki kişi, Allah'ın Elçisi'nin yanında kavga edip birbirine sövmeye başladılar. Birinin yüzünde kızgınlık belirdi. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: Ben bir kelime biliyorum, eğer şu adam bunu söylerse öfkesi geçer. O kelime, E'ûzu billahi mine'ş-şeytâni'r-racîm'dir" (Tirmizî, Da'avât: 52). Ebûzer (r.a.), bir gün havuzunun başında su içerken bir adam onu kızdıracak bir şey yaptı. Şaka için Ebûzer'in başındaki saçların tellerini saymaya kalktı.Ayakta olan Ebûzer hemen oturdu, sonra uzandı. "Niçin oturdun, sonra uzandın?" diyenlere, "Allah'ın Elçisi (s.a.v.) bize şöyle buyurmuştu: Biriniz ayaktayken kızarsa otursun, kızgınlığı giderse ne ala, gitmezse uzansın" (Ebû Dâvûd, Edeb: 4; Feydu'l-Kadîr: 1/107). Urve ibn Muhammed es-Sa'dî, bir adamın kendisine söylediği bir söze kızınca kalkıp abdest almış, dönüp bir daha abdest almış ve babası yoluyla dedesi Atıyye'den duyduğu bir hadisi anlatmıştır. Allah'ın Elçisi o hadisinde şöyle buyurmaktadır: "Gazap şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateş, ancak suyla söndürülür. Biriniz kızdığı zaman abdest alsın" (Ebû Dâvûd, Edeb: 4)."Haydi seni bağışladım"Öfke, insanı çok kötü durumlara düşürür, insana istemediği işleri yaptırır. Hatta bazen yuvalar söndürür. Birçok cinayet öfke yüzünden işlenir. Öfkeye kapılan insan, çoğu kez derin pişmanlık içine düşer. "Öfkeyle kalkan, zararla oturur" demişlerdir. Bundan dolayı Kur'ân, Allah'tan korkan müminlerin, öfkelerine egemen olduklarını belirtmekte, Allah'ın Elçisi de öfkeye kapılmamayı öğütlemektedir.Rivayete göre Meymûn ibn Mehrân'ın cariyesi bir gün, misafirlere ikram için sıcak çorbayı getirirken ayağı kaymış. Çorba Meymûn'un üstüne dökülmüş. Meymûn, canının acısından dolayı cariyeyi dövmek isteyince cariye, "Efendim, yüce Allah'ın, 'Öfkeyi yutkunanlar' sözüne uy" demiş. Meymûn, "Haydi öyle yaptım" deyip onu dövmekten vazgeçmiş. Cariye, "Ondan sonra gelen, 'İnsanları affedenler'i uygula" demiş. Meymûn, "Seni bağışladım" demiş. Cariye, "Allah, ihsan edenleri sever" cümlesini okumuş. Meymûn, "Haydi sana ihsan ettim, sen Allah rızası için özgürsün" demiş (Kurtubî, el-Câmi': 4/207). İnsanları affetmek, en büyük meziyettir, büyüklerin işidir. Allah'ın Elçisi, hiçbir zaman nefsi için öfkesine kapılmamış, öcalmamıştır. Ancak Allah'ın yasaklarının (yasaların) çiğnenmesine de müsaade etmemiştir. İnsanın nefsini ilgilendiren konularda öfkesine hakim olmak, Allah'ın emridir. Fakat kamuyu ilgilendiren sorunlarda adaletin bozulmasına göz yummamak lazımdır. Çünkü böyle konularda müsamaha, toplum düzeninin bozulmasına, önüne geçilmez kötülüklerin ortaya çıkmasına yol açar.Yarın: "Şeytan, insanın apaçık düşmanıdır."
"İyitikle kötülük bir olmaz. (Sen kötülüğü) En güzel olan şeyle sav. O zaman bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dosttur. Bu (kötülüğü iyilikle savma olgunluğu)na ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak büyük şansı olanlar kavuşturulur. Eğer şeytandan kötü bir düşünce seni dürtükleyecek olursa Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir" (Fussilet: 34-36). "Kötülüğü en güzel şeyle sav. Biz onların (seni nasıl) vasıflandıracaklarını biliyoruz. Ve de ki: Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınınm ve onların yanıma gelmelerinden sana sığınırım Rabbim" (Mü'minun: 74/96-98). "Rablerinin yüzünü (rızasını) arzu ederek sabrederler, namazı kılarlar, kendilerine vediğimiz rızıktan gizli ve açık olarak (hayır için) harcarlar ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte yurdun sonucu (cennet) onlarındır" (Ra'd: 87/22). Bu ayette de sağduyu sahibi müminleri, Allah rızası için sabırlı olduklan, namazlarını kıldıkları, Allah yoluna mallarını harcadıktan ve kötülüğü iyilikle savdıkları belirtilmekte, bu davranışın sonucu olarak cennet yurdunun, onların olacağı vurgulanmaktadır. Kur'ân-ı Kerim, müminleri her zaman güzel, akıllı, hikmetli davranışa ve konuşmaya teşvik etmiştir.Tartışma ve savunma"Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel biçimde mücadele et" (Nahl: 70/125), "Affı al, iyiliği emret, cahillere aldırma. Şeytandan kötü bir düşünce seni dürtüklerse Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir" (A'râf: 39/199-200) ayetlerinde hep bu hikmetli, hoşgörülü tartışma ve savunma yolu öğütlenmektedir. Kur'ân hiçbir zaman saldırıyı emretmez. "Allah saldırganları sevmez" (Bakara: 92/190). Ama başkalarının saldırılarına karşı nefsi ve İslâm'ı savunmayı, vicdanlara yapılan baskıyı kaldırmayı Müslümanlara emreder. Birbirleriyle ve başkalanyla kişisel temaslan, hep karşılıklı iyilik ve güzel muamele üzere geçmelidir. Kötülüğe sebep olmayacak konularda kötülüğü af ve hoşgörü, İslâm'ın öğütlerindendir. Müslümanların ilk önce saldırıya başlamamalan ancak yapılan kötülüğe veya saldınya karşılık vermeleri, İslâm hukukunun genel prensibidir. Öfkeye hakimiyet konusunda birçok hadis-i şerif vardır. Kolay belleyeceği bir öğüt isteyen birine Peygamber (s.a.v.), "Kızma" demiş. Birkaç kez isteğini yineleyen adama Peygamberimiz her defasında, "Kızma" yanıtını tekrarlamıştır. Öfkesini yutkunan kimseler için ödüller vaadedilmiştir. Allah'ın Eçisi şöyle buyurmuştur: "Öfkesinin gereğini yapabilirken onu yutkunan kimseyi Cenabı Allah, kıyamet gününde herkesin önünde çağırır, dilediği huriyi almakta serbest bırakır" (Ebû Dâvûd, Edeb: 4). Kızgınlığın geçmesi için Hz. Peygamber (s.a.v), Allah'a sığınmayı, oturmayı, uzanmayı ve abdest almayı tavsiye etmiştir.Yarın: "Öfkeyle kalkan zararla oturur."