Soru: "Ancak yürekle bakıldığı zaman doğru görülebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez." Sayın Süleyman Ateş, bu söylemin Kur'ân-ı Kerim'de karşılığı olan bir ayet var mı? Varsa hangi ayet? (Mustafa Mısır)Cevap: Kur'ân-ı Kerim'de bu anlama gelecek ayetler vardır. "Hiç yer yüzünde gezmediler mi ki (kendilerinden önce mahvolanların yerlerini görsünler de) düşünecekleri kalpleri, işitecekleri kulakları olsun (akılları başlarına gelsin, hak sözünü düşünüp anlasınlar).Zira gözler kör olmaz (çünkü gözlerin körlüğü, geçici bir görme yetersizliğidir) fakat (asıl) göğüslerdeki kalpler (düşünce merkezi) kör olur" (Hac: 46), "... gözleri var fakat onlarla görmezler, kulakları var fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir hatta daha da sapık... Ve işte gafiller onlardır" (A'raf: 179) ve benzeri birçok ayet.Hz. Peygamber de yürekten gelmeyen duaların kabul edilmeyeceğini vurgulamıştır. Çünkü Allah, görünüşe değil, insanın içine, kafasındaki düşünceye bakar: "Allah göğüslerin özünü, kalplerde gizlenen düşünceleri bilir."Cuma hutbesi farz mı?Soru: Sayın hocam, bizlere bu köşeden verdiğiniz bilgiler için size çok teşekkür ediyorum. Sizden öğrenmek istediğim konu şu: Cuma hutbesi farz mıdır? Farz ise Kur'ân-ı Kerim'in hangi suresinin kaçıncı ayetinde emir buyurulmuştur?Cevap: Cuma hutbesi farzdır. Kur'ân'da açıkça, "Cuma günü hutbe oku, yani konuşma yap" diye bir emir yoktur ama, "Ey inananlar, cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah'ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın ütfundan (nasibinizi) arayın.Allah'ı çok anın ki başarıya eresiniz. Bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman hep dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: Allah'ın yanında bulunan, eğlenceden de ticaretten de hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır" (Cum'a: 9-11).Cuma 9'uncu ayette inananlara, cuma günü namaz için çağırıldığı zaman Allah'ı anmaya koşmaları emredilmektedir.Gerçi namaz da Allah'ı anmadır ama zikrullah (Allah'ı anmak) sadece namazdan ibaret değildir. İşte cuma konuşması (hutbesi) de Allah'ı anmaktır. Ayrıca 11'inci ayette, ticaret veya eğlence davulunun sesini duyanların, Peygamber'i ayakta bırakıp çıkmalan, kınanmaktadır. Peygamber'in ayakta olması, konuşma yapması durumunu anlatır. Demek ki cuma namazında konuşma yapılır. Bu ifade de hutbenin yani konuşma yapmanın, cumanın temel öğelerinden olduğunu kanıtlar.
Soru: Hıristiyan veya Yahudi, insanlık için hayırk bir iş yaparsa bu kişiye, "Allah razı olsun" demenin sakıncası var mı? (Muzaffer Şenel)Cevap: Kur'ân, Kitap ehlinden dürüst, iyi niyetli insanları cennetle müjdelemektedir: "Şüphesiz inananlar; Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiîler(den) Allah'a ve ahiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükâfat vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir" (Bakara: 62, Maide: 69).Kur'ân, cennet kapısını açtığına göre bunlar, Allah'ın razı olduğu insanlardır. Allah'ın razı olmadıkları cennete giremez. Öyle ise Allah'ın razı olduğu insanlar için "Allah razı olsun" diye dua etmenin ne sakıncası olabilir ki?Müşrik, yani puta tapar insana dua edilmez. Çünkü Kur'ân, "Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra (Allah'a) ortak koşanlar için mağfiret dilemek; ne peygamberin, ne de inananların yapacağı bir iş değildir" (Tevbe: 113) demektedir. Kitap ehli müşrik değildir. Onları müşrik kategorisine sokmak, Kur'ân'ı tahriftir. Hz. Peygamber de kendisinden sonra gelen dört Halifesi de Kitap ehlini müşrik saymamış, onlara din özgürlüğü tanımışlardır.Kur'ân, Kitap ehlinin mabetlerini, Allah'ın anıldığı, Allah'a tapılan mabetler olarak tanımlamakta ve bunların Allah tarafından korunduğunu belirtmektedir: "Eğer Allah'ın kimi insanları kimileriyle savunmasaydı, içlerinde Allah'ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılırdı. Allah, kendi(dini)ne yardım edene elbette yardım eder. Kuşkusuz Allah, kuvvetlidir, galiptir" (Hac: 40). Değerli okurlarım, artık egoizmden kaynaklanan bağnaz düşünceleri bırakıp Kur'ân'ın ruhuna dönmemiz gerekir. Yoksa daha asırlarca dinleri düşmanlık aracı olarak algılama devam eder ve asıl misyonu ve hedefi barış olan ilahi dinler, saldın nedeni olur. Siz onları Kur'ân'a rağmen cehenneme gönderirseniz, onlar sizi cennete göndermez herhalde.Nitekim öyle olmuş, din yanlış anlaşılarak düşmanlıklar körüklenmiş, aslında çıkar için yapılan haçlı seferleri gibi savaşlar maalesef dine dayandırılmış ve din adına yapılmıştır. Nerede kaldı, "Sana, bir yanağına vurana ötekini de döndür" diyen İncil'in ve "Hep birlikte barışa girin" diyen Kur'ân'ın barışçıl mesajları!Yemini bozmanın kefaretiSoru: Eşimle tartıştım, parmağımdan alyansımı çıkardım ve bir daha takmamaya yemin ettim. Sonra hata yaptığımı anladım. Yeminimi bozduğumda günaha girer miyim? Kurban mı kesmem gerekir? Sadaka mı vermeliyim?Cevap: Yaptığınız geleceğe dönük yeminin tersini yapmak gerektiği zaman yemininize kefaret verip sorumluluğundan kurtulursunuz. Yemini bozmanın kefareti, ya on fakiri bir gün sabah akşam doyurmak yahut bir fakirin on günlük geçimini sağlamak ya da on fakiri giydirmek veya üç gün ardı ardına oruç tutmaktır.
Bursa'dan Melih Kadıoğlu'na güzel ve anlamlı mektubu için teşekkür ederim. Özetle diyor ki: "Sayın Süleyman Ateş, Kur'ân-ı Kerim'i sizin tefsirinizden öğrendim. İncili biraz biliyorum. Tevrat ve Zebur'u okumadım. Fakat sonuçta bütün bu dinlerin tek Tanrı inancında birleştiğini öğrendim. Öyleyse neden bu ayırımcılık? Neden bir tek Tanrı inancı üzerinde birleşmiyoruz da detaylara giriyoruz? Zaten Kur'ân bu dinlerin tamamını tanıyor ve hatta saygı duyuyor.Bugün Vatikan'da Sisteen Chapel'in tavanına bakarsanız, orada Leonardo da Vınci'nin, Hazreti İbrahim'e gökten koç indiren meleklerin tasvirini görürsünüz. Hem de devasa boyutlarda. Floransa'da Santa Maria Kilisesi'nin bronzdan yapılmış kapısında da aynı kabartmalar var.Bugün , 50-100 milyon yıldır yeryüzünde varolan hayatın derinliğine ve evrenin milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksilerine, dünyada Extremofiller'in inanılmaz yaşam biçimlerine, sonsuz negatifle ilgilenen Quantum fiziği kurallarına baktığımızda artık bu kısa ve çok yakın bir zaman önce olmuş bitmiş işlerle ilgilenmek yerine, görüş açımızı daha çok derinleştirme ve genişletme zamanı gelmedi mi?Sizin gibi din alimlerine çok büyük görevler düşüyor. Ne olur, bize bu iyiliği yapın! Hıristiyan, Müslüman, Yahudi, Budist demeden insanlığı bir tek Tanrı görüşü altında birleştiremez miyiz? Bu futbol takımı tutmaya benzemez. Evrenden ve onun dehşetengiz büyüklüğünden ve düzeninden bahsediyoruz.Bilimsel keşifler ve veriler, bizi, evrenin yaratıcısı, büyük bir Tann anlayışına götürmeli. İşte o zaman daha vicdanlı, daha toleranslı ve sevgi dolu olabiliriz ve o zaman evren bize gereken cevabı verecektir. Beklediğimiz cevap mutluluktur. İnsan, tarihi boyunca hiç mutlu olmadı. Savaşlar, cinayetler, ölümler, kıskançlıklar, fitne, fesat içinde boğuşup durdu. Din adına anarşistler, terör odakları türedi. Artık bitsin bu dinler, mezhepler ve ırklar arsındaki kısır çekişmeler ve insanlık kendine dönsün. Sevgi ve saygılarımla."Cevap: Melih Bey tefsirimi okuduğuna göre Tanrı'dan gelen dinlerin, nasıl birleştirici, uzlaştırıcı ve din birliğine yönlendirici olduğu yolundaki vurgularımızı görmüş olmalıdır. Ömrümün büyük bir kısmını ilahi dinlerin özde birliğini anlatma mücadelesiyle geçirdim. Ama bağnazların iftiralarına uğradım. İnsanları dinin bu geniş anlayışına getirmek pek kolay olmuyor.Kendilerini din temsilcileri görenler, dini çıkarları doğrultusunda yorumlayıp saldırı aracı haline getirmişlerdir. Bu, her din için söz konusudur. Ama biz yine Kur'ân'ın sunduğu tevhid-de (tek Allah inancında) birleştirme uğraşımızı sürdüreceğiz. Çünkü Kur'ân insanlığı böyle bir inançta birleşmeye çağırmaktadır: "De ki: Ey Kitap ehli, bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin: Yalnız Allah'a tapalım. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, birbirimizi Allah'tan başka tanrılar edinmeyelim" (Âl-i İmran: 64).
Soru: 29 yaşında çalışan bir bayanım. 9 aylık ikiz bebeklerim var. Evin bütün giderlerini ben karşılıyorum. Eşim çalışıyor ancak eve katkıda bulunmuyor. İyi geçindiğimiz söylenemez. Aramızda hoş olmayan konuşmalar yaşanıyor. Bana evlilikle ilgili net bilgiler elde edebileceğim bir kitap önerir misiniz?Cevap: Size "Kur'an'da Kadın Hakları" adlı kitabımı okumanızı tavsiye ederim. İsteme adresi: Yeniufuklar Neşriyat, Nuhkuyusu Cad. 365, Bağlarbaşı-Üsküdar / İstanbul. Tel: 0216 492 66 12, Faks: 0216 492 66 13.Tülay Hergünlü adlı bir bayan okurum da 12 ciltlik "Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri" adlı kitabımı nasıl alabileceğini soruyor. O da yukarıda verdiğim adresten bu kitabı temin edebilir.Allah'ın kaderi değişmezSayın Mehmet Serdar Güney, hayat baştan başa sınavdır. Bir gün biter. Allah'ın kaderi değişmez. Allah'a tevekkül edin, inşallah bu sınavı atlatırsınız. Sabreder, halinize şükrederseniz, Allah nimetini artar. Sızlanmak ise huzursuzluktan ve günahtan başka bir şey getirmez. Size İbrahim Hakkı Hazretleri'nin şu kıtasını düşünmenizi ve buna inanmanızı tavsiye ederim: Her kuluna her anda Geh kahr-u geh ihsanda Har anda O bir şanda Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.Nâçâr kalacak yerde, Nâgâh acar Ol perde Derman eder Ol derde Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.Sevginizi eksik etmeyinEskişehir'den Nazlı Hanım, siz elinizden geldiği kadar İslâm'ın emirlerine göre yaşamaya çalışırsınız. Dışınızdan çok içinizi Allah'a bağlayınız. Allah, kulunun görünümüne değil, kalbine bakar. Kalbinizi Allah'a tahsis eder, hep O'nu severek, O'nu düşünerek yaşamaya çalışırsanız, emin olunuz Allah sizi rızasından yoksun bırakmaz. Ümidinizi kırmayınız, her şey şekilden ibaret değildir. İyi niyetinizi, sevginizi eksik etmeyiniz. Namazlarınızı aksatmayınız. Biliniz ki kul Allah'a bir karış yaklaşırsa Allah ona iki karış yaklaşır. Kul Allah'a yürüyerek giderse Allah kuluna koşarak gelir. Yani Allah kendisine yönelen her kulunu sürekli korur, gözetir. Anne babanızı da incitmemeye çalışınız. Allah gönlünüze huzur versin. Size öğütlerimin özü budur.İçinizdeki niyet önemli!Soru: İşitme engelliyim. Duaları yanlış okuyorum. Ne yapmalıyım? (Yakup Erözkan)Cevap: İçinizden geldiği biçimde ve kendi anladığınız ana dilinizde dua ediniz. Okuduğunuz herhangi bir duanın sözlerinde yanılsanız bile Allah kelimelerinize değil, içinizdeki niyetinize bakar, ne istiyorsanız onu verir. Tabii hayırlısı ise verir, hakkınızda hayırlı değilse o duaya karşılık ahirette size derece verir. Yaptığınız dua size yarar sağlar, ya bu dünyada, ya da öteki dünyada.
Müslim'de, dünkü yazımda bahsettiğim hadisin sonu, "insanı sarhoş edip namazdan alıkoyacak her içki haramdır" şeklindedir. Iraklılara göre Allah, hamrı yasaklamasındaki hikmeti şöyle açıklamıştır: "Şeytan, şarap ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve öfke sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan menetmek istiyor." Bu ifade, alkollü içkilerden sadece sarhoşluk veren miktarın haram olmasını gerektirir. Çünkü ancak o ölçüde içilince haram kılınma illeti ortaya çıkar. Fakat hamrın, azının da çoğunun da haram olduğu hususunda icmâ vardır. Bu bakımdan üzümden elde edilen sarhoş edici içkilerin azı da çoğu da kesinlikle haramdır. Bunun haram olduğunu inkâr eden kâfir olur. Fakat öbür içkilerin bizzat kendilerinin haram ve necis olduğu hususunda kesinlik yoktur. Bunların ancak sarhoş eden miktarı haramdır. Iraklılar, Hicazlıların delil göterdikleri hadislerin bir kısmını zayıf bulmuşlar, bir kısım hadislerde de nebîze, mecazen hamr dendiğini ileri sürmüşlerdir.Sonuç: İki tarafın da ileri sürdüğü bazı hadislerden, sonraki cağların düşünce kokusu gelmektedir. Bunların, o düşüncelerin mahsulü olması da muhtemeldir. Mesela, "Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır" hadisi, ikinci ve üçüncü asırların fıkıh kuralına benzemektedir. Nitekim bu hadisi Tırmizî de garip bulmuştur.Arada bir fark varAncak bu meselede Hicazlıların delilleri daha ağır basmaktadır. Çünkü Allah, sarhoşluk verdiğinden dolayı içkiyi yasaklamıştır. Bu, çeşitli ayetlerden anlaşılmaktadır. Sonra sahabe, hamrın yasaklandığını duyar duymaz diğer maddelerden yapılan sarhoş edici içkilerin de yasaklandığına kani olmuşlar ve mevcut bütün içkilerini dökmüşlerdir.Enes ibn Mâlik şöyle diyor: "Hamr haram edildiği zaman ben, Ebû Talha'nın evindeki bir topluluğa hamr sunuyordum. Çünkü ben onların en küçüğüydüm. O gün onların içtikleri hamr, büsr ve temr (karışımı) idi. Birinin, 'Şarap haram kılındı' diye bağırdığını duyduk. Medine sokaklarında (şarap) aktı. Ebû Talha bana, 'Dışarı çık da bunu dök' dedi. Çıkıp döktüm."Burada döküldüğü ifade edilen içki, temr ve büsr karışımı nebîzdir. Bunda alkol derecesi fazladır. Üzümden yapılan içkiler aynen necistir. Öbür maddelerden yapılan alkollü içkileri içmek de haramdır. Fakat haram olan, bunları içmektir. Bu haramlık, sarhoş etme illetinde bunların, hamr ile ortak olmasından ileri gelir. İkisi de sarhoş eder. Arada bir fark vardır. Üzümden yapılan içkilerin aynen kendileri necis sayılmıştır.Yalnız içmek değil, kendileri de haramdır. Elbiseye dökülse elbise pis olur, yıkanması gerekir. Öbür maddelerden yapılan içkilerin içilmesi haram ise de bunların necis olduğu iddia edilemez. İspirto, bira, özellikle artık bir ikram maddesi haline gelen kolonyanın elbiseye dökülmesi veya bedene sürülmesi namaza mani değildir.
Kur'ân, sarhoş eden alkollü içkileri kesin olarak yasaklamıştır. İmamı A'zam'a göre sarhoş etmeyen az miktardaki alkol içeren içkiler (bira gibi) haram değildir. Bu konuda fıkıhçılar arasında görüş ayrılığı vardır. Konuyu biraz ayrıntıyla gözden geçirelim:Kur'ân'da kesin yasaklanan içki hamrdır. Hamr, üzümden yapılan, şarap dediğimiz alkollü içkidir. Hamr kelimesinin asıl anlamı ise örtmektir. İçilince, düşünce yetisini örttüğü için şaraba hamr denmiştir.Hicazlılar, hangi maddeden yapılırsa yapılsın sarhoşluk veren her içkinin hamr olduğu kanaatinde bulunduklarından dolayı hamrı haram eden ayetlerle alkollü içkilerin tümünün haram olduğuna hükmetmişlerdir. Bu içkinin azı da çoğu da haramdır. Bunlar görüşlerini çeşitli rivayetlere dayandırırlar. Biri Abdullah ibn Ömer'in rivayet ettiği hadistir: "Üzümden yapılan şarap vardır, baldan yapılan şarap vardır, buğdaydan yapılan şarap vardır, arpadan yapılan şarap vardır."Nü'mân ibn Beşîr de buna benzer bir hadis rivayet etmiştir: "Şarap şıradan, kuru üzümden, hurmadan, buğdaydan, dandan yapılır. Ben sizi sarhoş eden her şeyden menediyorum."Buna benzer rivayetlerden, nebîzlerin (alkol içeren tüm içkilerin) hamr olduğu anlaşılır. Iraklılar ise yalnız üzümden yapılan alkollü içkiye hamr dediklerinden, hamr hakkındaki ayetlerle yalnız şarabın haram olduğu kanısındadırlar.Bir çok rivayet varBaşka maddelerden yapılan içkiler, nebîz olduğundan hamn yasaklayan ayetlerin kapsamına girmez. Sünnette ise sarhoş edecek kadar nebiz içmek haram, fakat sarhoş etmeyecek kadar nebîz içmek caiz görülmüştür. Onlara göre nebîzlerde haram olan, üçüncü kadehtir. Iraklıların delilleri şöyledir:Dilde hamr, üzümden yapılan alkollü içkinin adıdır. Sünnete gelince, Müslimde birkaç hadis vardır ki bunlar Hz. Peygamber'in, nebiz içmeye müsaade ettiğini söyler. Hz. Peygamber, çeşitli maddelerden yapılan nebizlerin karışımını (ki buna halît denir) yasaklamış, fakat yalnız bir nebîzi, başka bir nebîze karıştırmadan içmeye cevaz vermiştir.Çünkü nebîzleri birbirine karıştırmak, sarhoşluğu çabuklaştırır. Ebû Sa'îd el-Hudrî'nin rivayetinde Hz. Peygamber şöyle demiştir: "Sizden kim nebîz içerse yalnız zebîb (kuru üzüm nebîzi) yahut yalnız temr (hurma nebîzi) içsin." Tahâ-vî'nin, Ebû Musa'dan çıkardığı şu hadis de nebîzlerden yalnız sarhoşluk veren miktarın haram olduğunu gösterir: "Allah'ın Resulü, beni ve Mu'âz'ı Yemen'e gönderirken kendisine, Ya Resûlullah' dedik 'Orada buğdaydan ve arpadan yaptıkları iki içki vardır. Birine mizr, ötekine bit derler. Bunlardan içmeyelim mi?' Peygamber Aleyhisselâm, 'İçin ama sarhoş olmayın' buyurdu."* Bu konuya yarın da devam edeceğim.
Soru: Sayın Hocam, sizin daha önceki yazılarınızda da belirttiğiniz gibi Kuran'da gün boyunca üç defa namaz kılınması emrediliyor. Hepimizin bildiği gibi peygamberimiz günde beş vakit namaz kılardı. Ben ve benim gibi birkaç arkadaşım bu konuda oldukça çelişkiye düşmüş durumdayız. Bizler Kur'ân'da emredildiği gibi namazlanmızı sabah, akşam ve yatsı olmak üzere üç vakit kılarsak, farz olan namazlan mı kılmış oluruz? Yahut ilk, orta ve son namaz olarak kılarsak bu namazlarda kaç rekât kılmamız gerekir? Bu şekilde namazlarımızı günde üç defa kılarsak, Peygamberimizin yaptığı gibi beş vakit namaz kılmazsak ona karşı gelmiş, Peygamberimizin yolundan gitmeyerek büyük bir günah işlemiş olur muyuz? Sizden ayrıca şunu da öğrenmek istiyorum. Kur'ân'da içki kesin olarak haram edilmiş midir? Bizi bu konularda aydınlatırsanız çok memnun oluruz. Saygılarımla. (Hüseyin Tokman)Cevap: Birçok kez belirttiğim gibi Kur'ân'da anılan namaz vakitleri üçtür. Bunlar sabah, gün batımı-alacakaranlık arası ve gecenin ortasıdır. Ancak Peygamberimiz namazları beş olarak kılmış ve kıldırmıştr. Öğle ile ikindi, Peygamberimizin uygulamasıyla farz olmuştur. Bilindiği üzere bütün farzlar sadece Kur'ân emirlerinden ibaret değildir. Peygamberimizin emirleri de ilhama dayalı olduğundan farz bildirir.Rükü ve Secde emirleriPeygamberimiz bu namazları her zaman kıldığına ve kıldırdığına göre öğle ikindi namazlan da farzdır. Ancak bunları bir takım sebepler dolayısıyla birleştirerek kılmak mümkündür. Kur'ân'da namazların nasıl kılınacağı aslında bellidir. Rükû ve secde emirleri, ayakta durma emri vardır. Esasen namaz İslâm ile gelmiş bir şey değildir. İslâm'dan önce de Arap toplumu namaz kılardı. Yalnız namazlarına şirk karıştırırlardı. Onun için Kur'ân, namazları ayrıntıyla izah etmez. Bilinen şeyi izah etmeye gerek yoktur çünkü.Yalnız farz namazın kaç rekât olduğu açıklanmamış ise de Nisa Suresi'nin 102'nci ayetinden farz namazların ikişer rekât olduğu anlaşılır. Zaten ilk dönemlerde farzlar ikişer rekât olarak kılınırdı. Ancak Hicret'ten bir müddet sonra Peygamberimizin, öğle, ikindi ve yatsı namazlarına ikişer rekât daha ilaveyle bu namazları dörder rekât kıldırdığı rivayet edilmektedir.Buna göre farz namazların iki rekâtı Kur'ân'ın emriyle sabittir. Öğle, ikindi ve yatsının farzlarına iki rekât ilaveyle dört rekât olarak kılınması da Peygamberimizin uygulamasıyla sabittir. Namazlanmızı Peygamberimizin kıldığı gibi kılmamız gerekir. Yalnız inkâr ve küçümseme kastı olmadan ehil kişiler, içtihâd yapabilir ve kendi araştırmaları ve kanaatlerine göre dini yorumlayıp uygulayabilirler.
Dünkü yazımda okurum Selin Genç'in, "Yaşamı boyunca namaz kılmamış bir kimse öldükten sonra bir tanıdığı ya da herhangi bir kişi, onun yerine namaz kılabilir mi? Kılsa da kişinin ahiretteki azabını azaltır mı? Merhum, namaz kılmış sayılır mı?" şeklindeki sorusunun bir bölümünü cevaplamıştım. Bugün aynı konuya devam ediyorum.Şuara Suresi'nde geçmiş peygamberlerin hayır ve selamla anılmaları, imrendirici bir ifadeyle anlatılır. Geçmişlerin selamla anılması onlar için duadır.Peygamberimiz, kişi öldükten sonra amel defterinin, yani sevap ve günah kütüğünün kapanacağını ancak kamu yararına hayır yapmış olanın, faydalı bir ilim veya yararlı bir evlat bırakmış olanın amel defterinin açık kalacağını, bıraktığı hayırdan, ilimden yararlanıldıkça, evladı kendisini rahmetle andıkça veya rahmetle anılmasına sebep olacak güzel işler yaptıkça o kişiye sevap gideceğini belirtmiştir."İnkâr edenler, inananlara, 'Siz bizim yolumuza uyun. Sizin hatalarınızı biz taşırız' dediler. Oysa kendileri, onların hatalarından hiçbir şey taşıyacak değillerdir. Onlar tamamen yalancıdırlar. Onlar, hem kendi yüklerini, hem de kendi yükleriyle beraber başka yükleri (başkalarını kandınp saptırmalarının vebalini) taşıyacaklar ve elbette uydurduktan şeylerden kıyamet gününde sorguya çekileceklerdir" (Ankebut: 12-13).Doğru yola çağıranlarMüslümanlara eziyet eden müşrikleri, "Siz o dini bırakın, bizim yolumuza uyun, sizin vebaliniz bizim boynumuza" diyorlardı. Bu ayetlerde onların yalancı olduklan, başkalarının günahını taşıyamayacaktan, böyle iftirayla başkalarını saptırmaya çalıştıktan için hem kendi veballerini hem de başkalarını saptırmalarının vebalini taşıyacakları, kıyamet gününde iftiralarının hesabının kendilerinden sorulacağı vurgulanmaktadır.Hz. Peygamber (s.a.v.)'in, "Kim doğru yola çağırırsa kıyamet gününe kadar o yola gidenlerin sevaplan kadar sevap alır. Ötekilerin sevabından da bir şey eksilmez. Kim sapıklığa çağırırsa kıyamet gününe kadar o yola gidenlerin günahları kadar günah alır. Ötekilerin günahlarından da bir şey eksilmez" dediği rivayet edilir. Çünkü hayırla anılan ruh şad olur, lanetle anılan ruh da sıkılır.Bu okuyucumun bir başka sorusu da adetli kadınlarla ilgiliydi. Kim ne derse desin, Kur'ân'a göre adetli kadın, tüm ibadetleri yapabilir. Ancak namaz için özürlü sayılır, her vakit için bir abdest alıp o vakit içinde namazlarını kılar, vakit çıkınca abdestini tazeler. Oruca gelince dayanabiliyorsa tutar, zorlanıyorsa hasta gibidir, tutamadığı günleri sonradan kaza eder. Ama tutabilirse daha iyidir. Çünkü hastaya, yolcuya ruhsat veren Kur'ân, oruç tutmanın daha hayırlı olduğunu vurgulamaktadır. Adetli kadının ibadet edebileceği hakkındaki kanıtlan daha önce yazdığım için burada ayrıntıya girmek istemiyorum.