Soru: Kur'an'da, "Günahkâr kişiler, günahlannı çektikten sonra cennete dönecekler" şeklinde bir ibarenin olmadığı, cehennemin bu insanlar için ebedi olduğu doğru mu? (Abdullah Sezai Doğan)Cevap: Her insan, dünyada yaptıklarının karşılığını görür. İyilik yapan cennetle ödüllendirilir. Kötülük yapan ise hak ettiği ceza ne ise onu çektikten sonra eninde sonunda cennete gider. Ebedi cehennem yoktur. Çünkü Yüce Allah, birçok ayette kötülük cezasının ancak dengi bir kötülük olduğunu, suça dengi bir ceza vermek gerektiğini ama affetmenin daha hayırlı olduğunu vurgulamaktadır. 60-70 yıllık ömür tamamen suçla geçmiş olsa dahi buna sonsuzca ceza vermek Allah'ın şanına, merhametine yakışmaz.O zaman Allah'ın merhameti nerede kalır? Bir anne babayı düşünün. İsyan eden bir çocuklarını cezalandırsalar bile acaba onu sürekli ceza altında tutmaktan, inletmekten, azap içinde kıvrandırmaktan hoşlanırlar mı? Böyle bir insan düşünülemez. Oysa Allah'ın kullarına acıması, merhameti, bir insanın acımasıyla ölçülemeyecek kadar engindir, sonsuzdur. O sonsuz merhamet sahibi, isyan etmiş bir kulunu sonsuzca azapta tutar mı?Kur'ân'da böyle bir söylem yoktur. Sonsuz azap düşüncesi, Kur'ân'ın, ahiret azabının dayanılmazlığını, insana sonsuz gibi geleceğini anlatan ayetlerinin yanlış yorumlanmasından kaynaklanmıştır.Esasen ahiret azabı, Allah'ın kuldan öç alması için değil, kulu günah kirlerinden temizlemek içindir. Dünyada arınmayan, günahlara bulanan ruh, günah kirlerinden temizlenmek için cehennem aşamalarından geçirilir. Bir bakıma cehennem de Allah'ın, kulunun ruhunu arıtma yöntemidir. Kul ya bu dünyada, iyilikle, güzel ahlâk ve ibadetle olgunlaşıp cennete gider yahut ömrünü hata ve isyanla geçirmişse ahirette, birtakım azaplardan geçirilerek günahlarından arındırılıp cennete götürülür.Bir gün Allah'ın Elçisi, getirilen tutsaklar arasında, kaybettiği bebeğini arayan, bulduktan sonra büyük bir sevgiyle bağrına basıp onu emziren bir kadın görmüş, ashabına, "Bu kadın, kendi isteğiyle bu çocuğunu götürüp ateşe atar mı?" diye sormuş. "Atmaz ey Allah'ın Elçisi" demişler. Peygamberimiz de, "Allah'ın kullarına acıması, bu kadının çocuğuna acımasından çok daha fazladır. Allah da isteyerek kullarını ateşe atmaz" buyurmuş.Evet, Allah kullarını ateşe atmaz. Herkes günah derecesine göre azap içinde kalır. Kimliği ne olursa, hangi dinin mensubu olursa olsun. Kur'ân'ın ifadesine göre Allah, şirk yapanı yani Allah'a ortak koşanı, tevbesiz bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları dilerse tevbesiz de de bağışlar. İster bağışlansın, ister cezaya atılsın, eninde sonunda her kul, temizlenip cennete gider. Allah'ın af ve merhameti bunu gerektirir. Ayrıntı için "Kur'ân Ansiklopedisi"ndeki azap maddesine bakınız.
Bir okurum şans oyunları oynamanın sakıncalı olup olmadığını soruyor. Bu konuyu birkaç kez yazmıştım. Müfessir Reşid Rıza, kamu yararına hizmete, finans sağlama amacıyla kurulmuş olan Milli Piyango'nun kumar kategorisine girmeyeceğini söylüyor ve şöyle diyor:"Kumarda yasaklık nedeni, insanlar arasına düşmanlık atması yanında, kişileri meşgul ederek namazdan ve Allah'ı zikirden alıkoymasıdır. Zira kumar oynayanlar masaya oturur, saatlerce onunla meşgul olur, oyuna dalıp namazı unuturlar, Allah'ı da hatırlarına getirmezler. Ayrıca kaybeden, ağır yük altına gireceğinden kazanana düşman olur.Oysa Milli Piyango'da bu iki illet yoktur. Çünkü burada iş, sadece bir bilet almaktan ibarettir. Bilet alanlar birbirlerini tanımazlar bile. Ayrıca bununla meşgul da olmazlar. Kumarın iki yasaklık nedeni, Milli Piyango'da bulunmadığından onu kumar gibi haram saymak doğru değildir." Ben de bu konuda aynı kanaati taşıyorum. Ancak aynı şeyi loto, toto gibi şans oyunları için söyleyemem. Çünkü bunlara dadanan kimseler, hem çok para harcarlar, hem de kimin kazanacağını tahmin için hayli zaman kaybederler. Bir kere alışınca da bu işin tiryakisi olurlar. Artık günlerini, haftalarını kupon doldurmakla geçirirler. Yani kumardaki haram illeti bunlarda kısmen de olsa vardır. Onun için insanı meşgul edecek şans oyunlarının helâl olduğu kanısında değilim.Düşünce kirliliğine yol açarSoru: Günümüz modern toplumlarında tebrik vs. durumlarda kadın-erkek birbirini öperek karşılık verir. İslâm dini buna onay verir mi? Bu davranış zina sayılır mı? Zinanın İslâmi çerçevedeki ölçüsü nedir? (Ramazan Çiftlikti)Cevap: İslâm'a göre bir kadının, kendisine nikâh düşmeyenler dışındaki erkeklerle tebrik vs. münasebetlerle öpüşmesi caiz değildir. Bu öpüşme şehvetle olursa tam zina değilse de ona yakın günahtır. Fakat şehvetle olmadıkça bu davranışı zina kategorisine sokmak doğru değildir.Ancak belirtmek gerekir ki erkek veya kadının karşı cinse şehvetle bakması günahtır. Çünkü bu, düşünce kirliliğine yol açar. Peygamberimiz, "Birinci bakış günah değildir ama ikinci bakış yani döne döne istekle bakış aleyhinedir (günahtır)" buyurmuştur. Hz. İsa da İncil'de, bir kadına bakıp onun güzelliğini içinde düşünen kimsenin, onunla yatmış gibi olacağını söylemiştir.
Soru: Kızkardeşimin eşi rüyasında ölmüş ve melekler ona sorular sormuş. Sonra onun yüzünde güzel bir tebessüm oluşmuş. Ben de dört yıl önce bir rüya görmüştüm. Sisler içerisinde, tan ağarırken dağın zirvesinde yürüyorum. Sonra dolunay şeklinde çok parlak ve çok büyük bir ay görüyorum. Takip ediyorum ve deniz kıyısına geldiğimde türbe gibi küçük ev görüyorum. İçeri giriyorum. Bir perde var, açılıyor. Bir tahtın üzerine oturmuş şekilde Hz. Muhammed'i görüyorum. Çok güzel nurlu bir yüzü ve kıyafetleri vardı. Bu rüyayı sabaha karşı görmüş ve ağlayarak uyanmıştım. Bu rüyalar ne anlama geliyor? (Berna)Cevap: Berna Hanım, ben rüya yorumcusu değilim. Ancak birinin rüyada kendisini ölmüş görmesi, genelde ömrünün uzayacağı şeklinde yorumlanır. İnşallah enişteniz de uzun yaşar ve öbür dünyası da iyi olur. Sizin rüyanız da çok güzel, yoruma muhtaç değil. Çünkü rüyasında Hz. Muhammed'i gören, gerçekten O'nü görmüştür. Şeytan, O'nün gerçek şekline giremez. Sizin rüyanız gerçek rüya. Allah lütfetmiş, size Peygamberini göstermiş. Demek ki ruhunuzun Allah Elçisi ile ilintisi, bağlantısı var. O size kendisi göstermekle sizi kendi yolunda yürümeye çağırmıştır. O'nun getirdiği Kur'an'a göre yaşamaya çalışınız. O zaman daha büyük lütuflara ereceksiniz.Yaratıcılığın ne anlamı kalır?Soru: Hocam, Allah kulları niçin yaratmıştır? Bu konuyu çok merak ediyorum. Yalnız bunu ateistlik olarak algılamazsanız sevinirim. Elhamdülillah Müslümanım.Cevap: Uzun zaman önce sayın Seyhan Baş'tan gelen buna benzer bir soruyu şöyle yanıtlamıştım: "Tebaası olmayan hükümdara hükümdar denmez, ışığı olmayan güneşe güneş denmeyeceği gibi. Allah'ın yaratıcı, besleyici, seven, acıyan gibi isim ve sıfatları vardır. Bu isim ve sıfatlarının etkinliği için yaratıkların olması gerekir."Yaratıkları olmadıktan sonra yaratıcılığın ne anlamı kalır? Yola ilettiği bir kimse yoksa yol göstericilik de boştur. Beslediği birileri yoksa rızık verici olmanın değeri kalmaz. İşte Allah, kendi isim ve sıfatlarının görünmesi, etkinleşmesi için evreni ve canlıları yaratmıştır.Bu gereklidir. Yönettiği bir halk bulunmayan hükümdar olur mu? Evren ve içindeki tüm varlıklar, Allah'ın isim ve sıfatlarının kendisini göstermesinden ibarettir. Mutasavvıflar nezdinde çok ünlü olan, senet bakımından sağlam olmasa da Kur'ân'ın ruhuna uygun bulunan bir kutsi hadiste yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim, beni tanıyıp bilmeleri için yaratıkları yarattım." Bu evreni boş, bir hayal görme. Bu evren Hakk'ın kendini göstermesinden ibarettir.
Soru: Biz, 17 Ağustos depreminde iki çocuğunu kaybetmiş bir aileyiz. Çok acı çekiyoruz. Öldükten sonra çocuklarımızı görebilecek miyiz? Bizi bu konuda aydınlatırsanız veya berzah alemini anlatan bir kitap tavsiye ederseniz çok memnun oluruz.Cevap: "Rabbimiz, onları ve babalarından, eşlerinden, çocuklarından iyi olan kimseleri onlara söz verdiğin Adn cennetlerine sok. Şüphesiz, üstün olan, hüküm ve hikmet sahibi olan sensin, sen" "Kendileri inanmış, zürriyetleri de imanda kendilerine uymuş olanların zürriyetlerini de kendilerine kalmışızdır, kendi amellerinin sevabından da hiçbir şey eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığına bağlıdır" (Tur: 21)."Güzel eylem sahibi müminler, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlar da kendileriyle beraber olur" (Ra'd: 23).Mü'min Suresi: 8, Tur Suresi: 21, Ra'd: 23-24'üncü ayetlerde belirtildiği üzere müminler, kendileri gibi inanmış olan eş ve çocuklarıyla beraber olacaklardır. Ancak dünyada inanmamış olan çocuklar veya ana baba, cennette beraber olmaz. Çünkü cennet iyi eylem sahibi müminlerin yurdudur.İnkâr etmiş, yanlış, günah işler yapmış olanlar, cennete giremezler. Meğer Allah'ın affına uğramış olsunlar. Şimdi soru sahibi kardeşimiz sevinsin, inşallah kendileri depremde göçük altında kalmakla şehadet mertebesine ermiş olan çocuklarıyla veya ebeveynleriyle beraber olacaklardır. Şu dünya yaşamı geçicidir. Sonsuz hayat karşısında bir an gibi kısadır. Er geç hepimiz gidiciyiz. Allah yolumuzu cennete doğrultsun.Mahiyeti üzerinde durmayızSoru: Bakara Suresi'nde geçen Adem'in kovulmasında, "Hepiniz" ifadesi bulunuyor. Bu ifade iki kişiden çok olduğunu gösteriyor. İkiniz denmiyor. Arapça aslına göre açıklayabilir misiniz? İblis'le beraber üç kişi mi oluyorlar, yoksa çocuklarla beraber dörtten büyük bir sayı olarak da düşünmek mümkün mü? Diğer bir sorum da şu: Huriler için "Evlendirdik" kelimesi kullanılıyor. Bu anladığımız anlamda bir evlendirme mi yoksa birleştirme, bütünleştirme, iç içe geçirme gibi anlam da taşıyabilir mi? (Murat Özaydın)Cevap: Hitap, yalnız Adem ve eşine değil, hem onlara, hem de İblîs ve avanesine yönelik olduğundan emir, çoğul olarak getirilmiştir. Burada insanlarla şeytanların, birbirine düşman olduğu anlatılmaktadır. Diğer sorunuza gelince, Kur'ân'da cennette inanan erkeklerin, tertemiz kızlarla evlendirilecekler! belirtilmektedir. Ahiretteki evlendirmenin mahiyetini bilmemiz mümkün değildir. Buna inanır, mahiyeti üzerinde durmayız.
Soru: Köşenizi her gün takip ediyorum. Size bazı sorularım olacak. Evrim teorisi dinimize ne kadar uygundur? Son zamanlarda "yaratmak" kelimesi ülkemizde popüler oldu. Pek çok kişi yerli yersiz, "Ben şunu yarattım, beni siz yarattınız, bunun yaratıcısı falanca" gibi laflar ediyor. Gözlemlerime göre bu kelime, batı kaynaklı yayınlardan yapılan çevrilerde yer alıyor. Böyle konuşmalar dinimize ne kadar uygundur? (Ali Özge Koçoğlu)Cevap: Evrim teorisinin dinimize uygun olup olmadığını uzun uzadıya izah etmek için yeterli yerimiz yoktur. Ancak şu kadarını söylemek gerekir ki Allah bu evreni bir saniyede değil, altı evrede yaratmıştır. İsteseydi bir anda da yaratırdı ama hikmeti gereği uzun zaman dilimleri içinde yaratmıştır. Esasen Allah zaman üstü olduğundan, bir anla milyarlarca yıl O'na göre birdir. O'nun katında bir an, yaratıklar düzeyine inince yıl; gün olur, ay olur, yıl olur, binlerce, milyonlarca, milyarlarca yıl olur.En değerli yaratıkİslâm alimlerinin ifadesine göre dünyamızda önce bitkiler, sonra hayvanlar, en ileri aşamada da insan yaratılmıştır. Kur'ân'ın ifadesine göre insan hemen bir anda var olmuş basit bir varlık değildir. Yeryüzü yaratıklarının en değerlisi (mükerrem) insanın yaratılması için tüm evren seferber olmuş, tüm tabiat yasaları insanın var olmasına hizmet etmiştir.İnsanın atasının yaratılışı da Kur'ân'ın ifadesiyle aşamalardan geçirilmiştir.Toprak, yapışkan çamur, bu çamurun biçimlendirilmesi ve insana ruh üflenmesi aşamaları. Bu aşamalar, Allah'a göre bir anda olsa da biz yaratıklara göre belki milyonlarca yıl sürmüştür. Şunu da belirtmek gerekir ki bazı basit düşüncelilerin sandığı gibi insan, ruhsal cennette yaratılıp dünyaya indirilmiş değildir. Cennet bahçe demektir.Elverişli bi ortamİnsan, yeryüzü bahçelerinden, yaşamasına elverişli bir ormanlıkta yaratılmış, orada çoğalınca düzlüğe inmiş, toprağı işlemeyi öğrenmiş, toplumsal medeniyetleri geliştirmiştir.Eğer insan ruhsal cennette olsaydı, zaten orası sonsuzluk yurdu olduğu için orada ebedi yaşamanın yolunu aramazdı. Sonluluğunu gören insan, bulunduğu cennette ebedi yaşamanın yolunu aradığına göre demek ki bulunduğu cennet, ruhsal cennet değil, dünya cennetidir. Zaten Kur'ân da insanın bu topraktan yaratıldığını, ölünce oraya gömüldüğünü ve yine oradan diriltilip kaldınlacağını bildirmektedir. "Sizi topraktan yarattık, yine oraya döndürürüz ve sizi bir kez daha ondan çıkanrız" (Tâhâ: 55). Bu konuda geniş bilgi için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizin "İnsan" maddesini okuyunuz.
Dünkü yazımda değindiğim "kurban ibadeti" ile ilgili konuya bugün de devam ediyorum. "Nahr et" kelimesi, kurban kes anlamında ise kastedilen kurban da yine hacla ilgili kurbandır. Çünkü Kur'ân yorumcularına göre burada emredilen namaz, sıradan namaz değil, Arafat'tan sonra Müzdelife'de kılınacak sabah namazıdır. O namazın ardından Minâ'ya gidilip hac kurbanı kesilir.Ayette Müzdelife'de kılınan namazın ardından kurban kesilmesi emredilmektedir. Demek ki ayetteki "venhar" kelimesi, kurban kes manasında ise bu, hacda kurban kesecekler içindir, hacda olmayanlar hakkında değildir. O halde Kurban Bayramı'nda hacda olmayanlar hakkında kurbanı emreden bir ayet yoktur. Peygamberimizin buyurdukları üzere kurban, Hz. İbrahim'den kalma bir gelenektir.Elbette devam etmeliHz. İbrahim'e kadar, Allah'a bağlılığın simgesi olarak, bazı toplumlarda uygulanan insan kurbanı kaldırılarak, yerine hayvan kurban etme geleneği yerleştirilmiştir. Peygamberimiz, bunun kendi ümmeti için de bir sünnet olduğunu belirtmiştir. Buradaki sünnet de ibadet anlamından çok adet, gelenek anlamındadır.Kurban, dinen zengin olanların uygulayacağı bir sünnettir. Zengin olmayana düşmez. Ayrıca zengin olan bir aile için bir kurban yeterlidir. Ancak zaman geçtikçe bu konuda aşırılığa kaçılmıştır. Sokaklarda bol miktarda kurban kesildiğini gören Ebu Eyyub Hâlid el-Ensârî şöyle demiş: "Zengin aileler bir koyun kurban keser, kendileri yer, başkalarına da yedirirlerdi. Zaman geçtikçe bu, gördüğünüz hale geldi." Özetle bayramda kurban kesmek, İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğuna göre sünnettir. Elbette bu gelenek devam etmelidir.Çevreyi kirletmedenBir aile çok zenginse ve birkaç kurban kesmek istiyorsa onlara tavsiyem, bir kurban kesmeleri, öteki kurbanın parasını da yoksullara vermeleridir. Kurban keseceklerin, bunu çevreyi kirletmeyecek biçimde ve uygun yerlerde kesmeleri gerekir. Zamanımızda yoksulların, etten çok paraya ihtiyaçları vardır. Nasıl olsa bayramda et, bir yerlerden gelir. Ama çocukların okul ihtiyaçlan var, bayram harçlığı var. Bir yetimi, bir yoksulu sevindirmek kadar makbul bir şey yoktur Allah katında. Kimseye baki değildir mülk-ü devlet sîm-ü zer Bir harâbolmuş gönül tamirin etmektir hünerŞair bu dizelerinde diyor ki: Mal, mevki, altın, gümüş hiç kimse için kalıcı değildir. Bir gün bunlar gider. Çünkü insan ölünce ne malın değeri kalır, ne mevkiin, ne paranın. Ama gönlü yıkılmış, buruk bir insanı memnun etmek, işte asıl marifet, asıl hüner budur. Harap olmuş gönülleri onaran, Allah'ı memnun eder. Allah mazlumların ve onları koruyanların yanındadır.
Önceki gün VATAN Gazetesi'nde kurbanla ilgili beyanatım, herhalde yanılgı sonucu eksik ve yanlış yansıtılmıştır. Ben kesinlikle, "İmamlar deri toplamak için halkı kurbana teşvik ediyorlar" şeklinde bir ifade kullanmadım. Deriyi imamlar değil, başta Türk Hava Kurumu olmak üzere bazı dernekler toplar. Bana ait olmayan bu talihsiz ifadeden dolayı imam kardeşlerimden özür dilerim. Benim bu konudaki düşüncelerim zaten biliniyor. Bunu tekrarlayalım:Sayın Diyanet işleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu, Kanal 7'de yaptığı bir konuşmada kurbanın sünnet olduğunu söyledi. Onun bu konuşması tartışma doğurmuş olmalı ki 19 Ocak akşamı sayın Ahmet Hakan Coşkun, beni haber bültenine konuk edip bu konuya açıklık getirmemi istedi. Orada açıkladığım sorunu, sütunlara yansıtmakta da fayda vardır. Kurban ibadeti, Hz. İbrahim'den kalma sünnettir.Peygamberimiz, "Bu kesilen kurbanlar, atanız ibrahim'in sünnetidir" buyurmuştur. Farz, Allah'ın kesin buyruğudur.İmam-ı A'zam'a göreVacib, kesinliği kuşkulu emirdir. Sünnet ise Hz. Peygamber'in kendiliğinden yaptığı ibadet ve adetlerdir. Kurbanın farz olduğunu söyleyen yoktur. Ancak Hanefilerden bir kısmına göre kurban, farzın altında bir derece olan vaciptir. Fakat bu konuda Hanefıler arasında da bir oybirliği yoktur. Mesela Hanefî mezhebinin lideri İmam-ı A'zam'a göre kurban, yolcu olmayan zengin için kifaye olarak müekked (kuvvetli) sünnettir. Diğer bütün mezheplere göre yani İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğuna göre kurban sünnettir.Çünkü hac dışında, kurban kesmeyi emreden bir ayet yoktur. Ancak Hac Suresi'nde, kurbanlık için hazırlanmış develer üzerine Allah'ın adı anılarak kurban edilmesi emredilmektedir ama bu, hacılar hakkındadır, hacda olmayanlar hakkında değildir.Kesin bir kanıt yokBir de Kevser Suresi, kurbana delil gösterilir. Bu suredeki venhar emrinin, kurban kes anlamına geldiği hakkında kesin kanıt yoktur. Çünkü nahr, boğaz çukuru demektir. Venhar kelimesi, "boğazla" anlamına gelebileceği gibi namazda ellerini boğaz hizasına kadar kaldırıp tekbir al yahut ellerini göğsünün üstünde birbiri üzerine koyup bağla anlamına da gelir.Surenin anlamı: "Biz sana Kevseri (çok hayır, iyilik, bolluk, bereket, ilim, irfan verdik. Sana çok ihsanda bulunduk) verdik. Bundan dolayı Rabbin için namaz kıl, nahr et." Nahr et, kelimesinde, "Ellerini göğsünün üstünde bağlayıp Rabbine kulluğunu arz et" manası yanında, "Rabbin için kurban kes" anlamı da muhtemeldir. Ancak namazla ilgili bir bağlamda bulunması dolayısıyla birinci anlam daha güçlüdür. Hz. Ali de ayeti, "Ellerini göğsünün üstünde bağla" şeklinde açıklamıştır.* Bu konuya yarın da devam edeceğim.
Soru: Sayın hocam, köşenizdeki bir yazınızda cennete girecek kişilerin (erkeklerin), hurilerle ödüllendirileceğinden söz etmiştiniz (tabii ki ayete dayanarak). Cennete girecek kadınların durumu ne olacak? (Mehmet Kurt)Cevap: Hurileri izah ederken dünyada ihtiyarlamış kadınların gençleştirilmiş durumları olduğunu belirtmiştim. Şimdi erkeklere huri (yani ahiretteki dünya kadını) verilince, kadına da ahiretteki dünya erkeği verilmiş olmaz mı? Her erkeğe bir kadın ve her kadına bir erkek. Ancak orada kişi sevdiği erkek veya kadınla evlenir. Dünyadaki eşinden memnun olan onunla evlenir, memnun olmayana Allah seveceği bir hanım verir. Allah'ın yanında yok, yoktur.Ahiretin nimetleri asla tükenmez. Nebe Suresi'nde şöyle buyurulmaktadır: "Korunanlar için de başarı ödülü vardır. Bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar" (Nebe 31-33). Allah'ın ayetlerini doğrulayıp yasaklarından korunanlar, büyük başarı ödülüne ereceklerdir.İyi işlerin karşılığıHer çeşit ağaçlar ve çiçeklerle dolu bahçeler, çeşit çeşit üzümleri içeren bağlar, göğüsleri yeni kabarmış, kendilerine yaşıt kızlar, dolu dolu şarap kadehleri. Kendilerine sunulan bu kadehler, dünya şarabı gibi sarhoş edip saçmalıklar, yalanlar söyletmez. Onun için cenettekiler saçma, yalan söz işitmezler. Bu da onların dünyada yaptiklan iyi işlerin karşılığı olarak Rableri tarafından yeterli derecede verilmiş ödülleridir.Kevâib, kâibe'nin çoğuludur. Göğüsleri yeni kabarmış turunç memeli kızlara kevâib denir. Tirb'in çoğulu olan etrâb da aynı yaşta kızlar demektir.Bu kızlar ya kocalarıyla veya kendileri birbirleriyle yaşıttırlar. Birinci ihtimal daha kuvvetlidir. Çünkü kişinin eşi, kendisiyle yaşıt olursa aradaki anlaşma ve sevgi daha fazla olur. Zaten cennetin kızları taze olduğu gibi erkekleri de tazedir. Orada ihtiyarlar ve ihtiyarlama yoktur. Size, "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizin "Ahiret" maddesini okumanızı tavsiye ederim.Orada tasa yokturOkurlarımdan Burhan Koçyiğit de bu konuyla ilgili olarak, "Cennete giden her insan, kendi benliğiyle kendini tanır durumda mı olacak? Yoksa farklı bir görüntü, ruh ve benlikte mi olacak?" diye soruyor.Burhan Bey, ahiret hakkında ayrıntıyı kimse bilmez. Şurası muhakkak ki her insan ahirette dünyadaki benliğini korur. Ancak inançlı, güzel eylemli ise onun ruh cismi çok daha güzellik, berraklık kazanır. Ama inançsız, kötü eylemli ise makbûhîn (çirkinleştirilenlerden) olur. Kur'ân'ın ifadesinden cennetlikler, dünyada sevdikleri eşleriyle beraber olurlar. Ama dünyadaki eşlerini sevmiyorlarsa Allah onlara yeni eşler verir. Ahiret hakkında ayrıntıyı ancak Allah bilir. Allah bizi cennete koysun da ne yaparsa yapsın. Çünkü orada tasa yoktur, insanın canının çektiği her şey verilecektir.