Soru: Sayın hocam, her gün VATAN gazetesindeki köşenizde yazılarınızı büyük bir dikkatle okuyorum. Geniş bilgilerinizi bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederim. Gerçekten seviyesi, birikimi tartışılmayacak birisiniz. Fakat katılmadığım görüşleriniz de var. Bu da gayet normal bence. Çünkü Kur'ân'ın büyük kısmı "müteşabih" olduğundan farklı bakış açıları ve yorumlar da olmalıdır. Önemli olan bunların Kur'ân'la ve hayatla çelişmemesi.Hocam, ben 24 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. 3 yıldan beri İslâm diniyle ilgili kitapları titizlikle inceliyorum. Ayrıca Kur'an-ı Kerim mealini de okudum. Size birkaç sorum var. Cevaplarsanız çok sevineceğim. Başarılarınızın devamını diliyorum. Şimdiden teşekkürler.1- Bazı yazarlar (siz de dahil), Hz. Muhammed yazdıktan sonra parantez içinde s.a.v yazıyorlar. Bunun anlamı nedir? Bir yazıda Peygamber efendimizin adı geçtiğinde s.a.v yazmak şart mıdır? Yazılmazsa günah mı işlenmiş olur? Ayrıca sözle de Peygamberimizin adı geçtikten sonra s.a.v denmeli mi?Ezan nasıl okunmalı?2- Özellikle sabahları sessiz olduğu için hoparlörle okunan ezanlar birbirine karışıyor. Şahsi kanaatim, bir gürültü kirliliği olduğudur. Sizce ezan nasıl okunmalı? Her camide insan sesiyle hoparlörsüz okunsa daha iyi olmaz mı?3- Elimde, "Türkçe İbadet" adında bir kitap var. Sanırım 1998 yılında Ali Kırca'nın Siyaset Meydanı'nda tartışılan ve sizin de konuk olduğunuz program, kitap haline getirilmiş. Oradaki konuşmalarınızdan ana dilde ibadetin olabileceği gibi bir izlenim edindim. Fakat sonra bu fikrinizin tersi olduğunu öğrendim. Sizce ibadette mesela namazda kul, tercihini kendi dilinde (Türkçe, İngilizce, vs.) kullansa bu yanlış mı olur?4- Peygamberimizin hayatını okuyabileceğimiz bir Türkçe kitap var mı?Cevap: 1- Hz. Peygamber'in adı anıldığı zaman (s.a.v.) denilir. Bunun açılımı, "sallallahu aleyhi ve sellem"dir. Anlamı ise "Allah ona acısın ve onu esenlik içinde bulundursun" demektir. Peygamber için yapılan bu dua, Ahzâb Suresi'ndeki 56'ncı ayete dayanmaktadır:"Allah'ı ve melekleri, Peygambere salât etmekte (onun şerefini gözetmeye, şanını yüceltmeye özen göstermekte)dir. Ey inananlar, siz de ona salât edin, (onun şanını yüceltmeye özen gösterin), içtenlikle selam edin (ona esenlik dileyin)."Bu okuyucumun sorularını cevaplamaya yarın devam edeceğim.
Soru: Kadere inanıyorum ama merak ettiğim konu şu: İnsan kendi kaderini değiştirebilir mi? Allah her şeyi bilendir. Bizim iki yıl sonra ocak ayında saat 04.00'te ne yapacağımızı biliyor. Biz bunu değiştirebilir miyiz? Değiştiremezsek neden sınav dünyası? Soruları nasıl yapacağımız önceden belli. (Emrah Ablar)Cevap: Birkaç kez izah ettiğimiz kader meselesinin iki boyutu vardır: Genel irade sonucu olan ve insan iradesiyle olan. İnsanın doğduğu ülke, anası, babası, bedeninin özellikleri gibi hususlar, aşkın iradenin sonucudur. İnsan, hiçbir rolünün olmadığı bu olaylardan sorumlu değildir. Ama insanın kendi seçimiyle yaptığı işler cüzî iradeye bağlıdır. İnsan aklıyla bunları seçer, yaratan Allah'tır. Bunların sonucundan insan sorumludur.Biz kavrayamayızGerek bizim seçimimizle yaptığımız işleri, gerek genel irade sonucu olayları Allah'ın bilmesi, bizi herhangi bir olayı yapmaya mahkûm etmez. Zaten öyle olsa peygamberler gelmez, suç işleyenler ceza görmezler. Allah'ın bilgisi zamansız bilgidir.Allah için önce ve sonra yoktur. Zaman, biz yaratıklar için söz konusudur. Biz olayları zaman boyutunda düşünürüz. Önce ve sonra deriz. Ama zaman üstü olan Allah, olayları bütünüyle bilir. Allah'ın zaman üstülüğünü ve olayları bütünüyle bilmesinin mahiyetini bizim kavramamız mümkün değildir. Şairin dediği gibi:"Göremez kendisini dîde bile."İnsanın her şeyi gören gözü, kendi kendisini göremez. Bilgi algılanmız sınırlı, içinde bulunduğumuz evrende bildiklerimiz, belki yüzde 2 - 3'ü geçmezken biz nasıl olur da Allah'ı ve O'nun kader sırrının mahiyetini kavrayabiliriz? İnsan için tek çıkar yol, kadere inanıp üzüntüden kurtulmaktır. İnanmamak mutsuzluk kaynağı, inanç ise huzur ve mutluluk kaynağıdır.Bilgi yarışmalarında kazanılan para helâldirSoru: Sayın Hocam, tamamen şansa dayalı oyunlardan kazanılan paranın helâl olmadığını biliyorum ama hem şans hem bilgiye dayalı olanlar helal değil mi? İslâm'da, "Kişi, bilgisi kadar değerlidir" deniyor. Bu durumda kişiye bilgisi karşılığında verilen para haram olur mu?Cevap: Bilgi yarışmalarında kazanılan paralar helâldir. Herhangi bir müsabakada derece alanlara ödül verilir. Bunlar helâldir. Zaten bunların haram olduğunu söyleyen yoktur ki böyle bir soru sorma ihtiyacını duyuyorsunuz.
Soru: Hocam ben Cuma namazını kılarken 4 ilk sünnet, 2 farz, 4 son sünnet, 4 zühr-i ahar, 2 vaktin sünneti olarak kılıyorum. Gittiğim camilerde de cemaatin çoğu ve de imam bu şekilde kıldırıyordu. Ancak okuldaki din dersi hocamız, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) Cuma namazlarını kılarken ilk sünnet, farz, son sünnet olarak kıldığını söyledi. Zühr-i ahar ve vaktin sünnetinin ise Osmanlı zamanında ortaya çıktığı ve bu rekâtların kılınmasının zorunlu olmadığını söyledi. Tabii durum böyle olunca benim de aklım karıştı. Ama Cuma namazlarında son 4 + 2 rekâtı (zühr-i ahar ve vaktin sünneti) kılmalı mıyız? Bunların özel bir kılınış amacı var mıdır? (Arman Aksoy)Cevap: Din dersi hocanız doğru söylemiş. Cuma'nın iki rekât farzı vardır. Farzdan önce 2 veya 4 rekât sünnet kılınır. Farzdan sonra da 2 veya 4 rekât sünnet kılınır. İsteyen istediği kadar nafile (yani sünnet) kılabilir. Ama sünneti kılma zorunluluğu yoktur.Zühr-i ahar, başka bir öğle demektir. Anlamsız bir sözdür. Böyle bir namaz yoktur. Çünkü Peygamberimiz, Cumayı kılan kimse için artık öğle namazı olmadığını buyurmuştur. Dini koyan odur. Bizim, onun dinine katkılar yapmaya hakkımız yoktur. Vaktin sünneti diye bir şey de bulunmamaktadır.Mekke'de Yahudi yoktu ki...Soru: Dinimizi tanımaya çalışan bir gencim. Güvenebileceğimiz, Kur'ân'a uygun olarak şüphe edilmeyen hadisleri bulabileceğimiz bir kaynak var mı? Sizin yazılarınızdan anladığım kadarıyla Kudüs'teki mescit, Hz. Ömer zamanında yapılmış. Ancak okullardaki din kitaplarında da diğer bazı kitaplarda da Miraç olayına inanmayan Yahudilerin, Peygamberimize mescidin kaç kapısı olduğunu sorduklarında Allah'ın bir mucizesi olarak mescidin Peygamberimizin gözünün önüne geldiği anlatılır. Bir gariplik çarpıyor insanın gözüne. Ya mescit ya da anlatılan olay yanlıştır?Cevap: Garip şeyler katılmış bulunan Miraç rivayetlerinde çelişki vardır. Yahudiler niçin Peygamber'e mescidin penceresini kapısını sorsunlar. Miraç olayı, Medine'de değil Mekke'de olmuştu. Mekke'de ise Yahudi yoktu. Kaldı ki Mekke'de Hz. Peygamber'in muhatabı Yahudiler değil, özellikle Kureyş Arapları'ydı. Güya Kureyş Arapları ona, doğruluğunu test için Kudüs'teki mescidin kapısını ve penceresini sormuşlar. O anda Kudüs mescidi gözünün önüne getirilmiş olan Peygamber, pencere ve kapılarının sayısını söylemiş.Peygamber zamanında Kudüs mescidi harabeden ibaretti. Ne kapısı, ne de penceresi vardı. Gerçi İsrailoğullarıyla ticaret için Filistin'e giden Araplar bunu zaten biliyorlardı. Artık ne diye sadece harabeden ibaret olan Süleyman mabedinin penceresini ve kapısını sorsunlar. Görülüyor ki rivayetlere dünya kadar uydurmalar katılmıştır.
Soru: Bildiğim kadarıyla Ebu Hüreyre en çok hadis nakleden sahabilerden biridir ve en güvenilir denilen kitaplarda da rivayet hadisleri vardır. Siz, yanlış anlamadıysam onun olayları karıştırdığı için hadis rivayet etmesinin istenmediği anlamında bir yazı yazmıştınız. Bu durumda hangi hadislere güveneceğimiz konusunda bilgi verir misiniz?Cevap: Hadis rivayetlerinin çoğu başta Ebu Hüreyre'ye, sonra Hz. Ayşe'ye dayanır. Hz. Peygamber'den sonra Ebubekir ve Ömer dönemlerinde sahabiler, Kur'ân'a dayanırlardı. Şimdi kitaplarda derlenmiş bulunan yüz binlerce hadisi bilmezlerdi. Çünkü bu hadisler, Peygamberimizin çeşitli vesilelerle söylediği sözlerden ibarettir. Her sahabi bunları duymuş veya öğrenmiş değildir. Peygamberimizin uygulamalarını bilen sahabiler, Kur'ân'ı da esas alarak dini yaşıyorlardı.Hz. Ömer yasaklamışBugünkü kitaplarda yazılmış olan rivayetleri bilmiyorlardı. Çünkü bunları duymuş olanlar bütün sahabiler değil, bazı kişilerdi. Bir sahabi bir hadis duymuş, öteki başka bir hadis duymuş. Peygamber'den sonra herkes çevresine kendi duyduğunu anlatmış. Aslında bunlar din hükmü olarak da anlatılmamış. Bir anı olarak anlatılmış. Kimi de yeni olaylara bildiği bir hadisi kanıt getirmiş. Ama bunlar bütün sahabiler tarafından bilinip uygulanmamış ve kesin hüküm olarak da kabul edilmemiştir.Ebu Hüreyre, ancak Hayber Savaşı sırasında gelip Müslüman olmuş bir insandır. Ama bu zat, Peygamber'in Mekke dönemini, kendisinin bulunmadığı olayları da kendi bulunmuş, görmüş gibi anlatmıştır. Bundan dolayı, Hz. Ömer, onun anlatımlarını yasaklamış, hatta görevli olarak Basra'ya gönderdiği insanlara da Peygamber'den hadis rivayet etmeyecekleri konusunda söz almıştır.Dört halife döneminin sonuna dek hadis rivayetlerinin yazıya geçirilmesi yasaktı.Esas olan Kur'an'dırZeyd ibn Sabit, anlattığı hadisin, Muâviye'nin katibi tarafından not edildiğini görünce derhal notu almış ve suda yıkayıp silmiştir. Neden böyle yapıyorlardı? Kur'ân'ın dışında bir kanun kitabı bulunmasını ve Kur'ân'ın yanında bunun da kutsallaşünlıp dinin zorlaştırılmasını istemediklerinden böyle davranıyorlardı.İşin doğrusu, esas olan Kur'ân'dır. Hadisler de eğer senetleri sağlam ve sözleri de Kur'ân'a ters değilse Kur'ân'ın yönetmeliği, izahı durumundadır. Ama yüz binleri aşan hadis rivayetlerinden hangisinin bu vasfı taşıdığı, hangisinin taşımadığı hususu, çok uzun ve yorucu bir ekip çalışmasını gerektir. Henüz böyle bir çalışma yapılmadığı için size, içinde hiç kuşku taşımayan bir hadis kitabı tavsiye edemem. Doğru dini öğrenmek için Kur'ân Ansiklopedisi adlı eserimizi okuyunuz.
Kurban Bayramı'na ve dolayısıyla kurbana dünkü yazımda yer vermiştim. Aynı konuya bugün de devam ediyorum. Hayvan kurbanı, bir simgedir. Kişinin kendi nefsini, kaprislerini Allah uğruna feda ermesinin bir simgesi olarak algılanmalıdır. Şu her kötülüğün anası olan bencillik, kıskançlık, gurur, kibir, kötü ahlâk var ya, işte onları Allah için kurban etmek, bunlardan kurtulup Müslüman olmak gerekir.Bayram günü barış, esenlik günüdür. Bugünlerde Müslümanlar namazın ardından tokalaşır, birbirlerine sarılır, mutluluk dilerler. Büyüklerin eli öpülür, duaları alınır. Küçükler sevindirilir. Dargınlar barışır veya barıştırılır. Bayramlar dargınların barışması için en güzel vesiledir. İslâm'da üç günden fazla küs durmak caiz değildir.Hz. Peygamber, Müslümanı insanların elinden ve dilinden zarar görmediği insan, yani tam anlamıyla barışsever, olgun insan şeklinde tanımlamıştır. İnsanlar birbirlerinin organları gibidirler. Bir organın rahatsızlığı, diğer organlara da acı verir. İnsanları sevmek, yaratıklara iyilik etmek müminin amacıdır. Halkı sevmek, Yaratan'ı sevmek, yaratılanları memnun etmek, Yaratan'ı memnun etmek demektir.Yetimleri sevindirin"Yaratılanı sevdim, Yaratan'dan ötürü" diyebilme bilincine ermek gerekir. Hz. Peygamber, komşusunun, şerrinden (kötülüğünden) emin olmadığı kimsenin, gerçek mümin olmadığını vurgulamış, müminlere güzel konuşmayı, tatlı dilli olmayı ve tanıdık olsun olmasın herkese bolca selam vermeyi öğütlemiştir. Kur'ân, kibar konuşmayı, başa kakılan sadakadan üstün görmektedir: "Güzel bir söz (söylemek) ve affetmek, peşinden eziyet gelen sadakadan iyidir" (Bakara: 263). Dünyada her şey fanidir (geçici). Kalıcı olan yalnız güzel eylemlerin, güzel ahlâkın ruhta bıraktığı ışıklar, güzel izlerdir.Allah'ın rahmetinin oluk gibi aktığı bu günlerde yetimleri, yoksulları sevindirmeye, zulme uğramış insanların dertlerine deva olmaya çalışmalıyız. Refahımızı, servetimizi, mutluluğumuzu paylaşmalıyız.Hz. Osman'ın Şam'dan gelen ticaret kervanındaki malları almak için üşüşen halk, ona birkaç kat kâr önerdiler. "Bana daha fazla öneren var. O, bire en az on kat kâr öneriyor" dedi. Burada herkesin tanındığını belirtip, öyle bire on kâr verenin kim olduğunu sordular. "Allah" deyip bütün kervanı Allah yoluna dağıttı. İşte Allah için fedâkârlık örneği. Bu duygularla bayramlarınızı kutlar, bütün ömrünüzün bayram sevinci içinde geçmesini Allah'tan dilerim.
Allah'a hamdolsun, bir mübarek güne, bir Kurban Bayramı'na daha yetişmiş bulunuyoruz. Adından da anlaşıldığı üzere bu bayram, Allah için kurban takdim edilen bayramdır. Kurban ibadeti eskiden beri vardır. Kurban, Peygamberler atası Hz. İbrahim'in sünneti olarak zamanımıza kadar gelmiştir (İbn Mâce, Adâhî: 3; Müstedrek, Tesîr: 2/389). İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre kurban sünnettir. Hiçbir sahâbiden, kurbanın vacip olduğu hakkında sağlam bir rivayet yoktur. Yalnız Ebu Hanîfe'ye göre yolcu olmayan zengin için kurban kuvvetli sünnettir. İmam-ı A'zam'ın talebesi Ebu Yusuf da çoğunluk görüşünü benimseyerek kurbanın sünnet olduğunu söylemiştir. Kurban kesen sevap alır, kesmeyen cezaya uğramaz.Ebu Hüreyre'nin sözü"İmkânı olup da kurban kesmeyen, bizim mescidimize yaklaşmasın" şeklinde bir hadis rivayet edilirse de İbn Hacer Askalânî'nin belirttiği üzere bu rivayet hadis değil, Ebu Hüreyre'nin kendi sözüdür. Ayrıca bu söz, kurbanın vacip olduğunu da göstermez. Hz. Peygamberin, "Namazdan sonra kurban kesen, ibadetini tamamlamış, Müslümanların sünnetine erişmiştir" hadisi ile Abdullah ibn Ömer'in, "Kurban, Müslümanların sünneti(âdeti)dir" sözleri de kurbanın sünnet olduğunu kanıtlar.Bu sözlerde geçen sünnet deyimi de terim olan sünnet sözünü değil, âdet anlamındadır. Kevser Suresi'ndeki "venhar" kelimesi, kurban kes anlamına gelebileceği gibi ellerini kaldırıp tekbir al, Hz. Ali'ye göre ellerini göğsünün üstünde bağla anlamına gelir. Şayet venhar "kurban kes" anlamında ise burada emredilen kurban, Hac'da kesilecek kurbandır. Sıradan kurbanla ilgisi yoktur.En büyük fedakarlıkKurban, dinen zengin olan Müslüman için sünnettir. Zenginlik ölçüsü, ihtiyacından fazla yaklaşık 81 gram altın veya buna denk para sahibi olmaktır. Ergenlik çağına gelmemiş çocuklara kurban gerekmez. İhtiyacından fazla evi veya kiraları zenginlik ölçüsüne varacak ölçüde bulunan kimseye de kurban düşer.Değerli kardeşlerim, bu bayramın Arapça adı "îd-i adhâ" dır. Kurban anlamına gelen "adhâ"nın kökü dahiyye, fedakârlık, kişinin Allah için yapacağı en büyük fedakârlık demektir. Bir dava uğruna canını feda etmeye dahiyye denilir.
Bir aile için bir kurban yeterlidir: Hz. Peygamber (s.a.v), "Ey insanlar, her ev halkına yılda bir udhiyye (kurban) gerekir" buyurmuştur. Bu hadise göre bir ev halkı için bir kurban yeterlidir (İbn Mâce, Adâhî: 2). Tirmizî'nin, Ebû Eyyûb'tan rivayet erliği, "Adam, kendisi ve hane halkı için bir koyun kurban keserdi. Yerler ve yedirirlerdi. Nihayet halk bununla övünür hale geldi de bu gördüğün şekli aldı" (Tirmizî, Adâhî: 10; İbn Mâce, Sunen: 2/1045) sözü de bir kurbanın yeterli olduğunu, Peygamber döneminde bunun öyle herkes tarafından uygulanan bir vecibe olmadığını gösterir. Koyun ve keçi sadece bir aile için kurban olur. Sığın 7 kişi, deveyi de 10 kişi ortaklaşa kurban kesebilirler.Kurbanın vakti: Bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günleridir. 1. günü kesmek daha iyidir. Kurbanı kesmeden sadaka vermekle kurban borcu ödenmiş olmaz. Herhangi bir sebeple bayram günlerinde satın alınıp kesilmeyen kurbanın parası sadaka verilir. Buna göre kurban kesmeyen, bayramdan sonra olmak üzere kurbanın parasını sadaka verir.Kurban nasıl kesilir: Kurbanı bizzat sahibinin kesmesi menduptur. Kendisi kesemezse başkasına kestirir. Başkasına kestirecek ise kesen kimseyi kendi yerine vekil edip başında bulunması müstehaptır. Kurbanı keserken hayvana eziyet etmemeli, kesme yerine incitmeden götürmelidir. Kesmeden önce hayvana su vermek müstehaptır. Keskin bıçak kullanmalıdır. Hayvanı yatırıp hazırladıktan sonra henüz elini boğazına dokundurmadan, "Veccehtu vechiye lillezî fatara's-semâvâti ve'l-arda hanîfen vemâ ene mine'l-muşrikîn. İnne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâti lillâhi rabbi'l-âlemîn la şerike leh ve bizâlike umirtu ve ene evvelu'l-muslimîn. Allahumme tekabbel minnî kemâ takabbelte min İbrâhîme halîlike ve Muhammed'in habibike (Yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah'a, O'nun birliğine inanarak çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep alemlerin Rabbi Allah içindir. O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Allah'a teslim olanların ilkiyim. Allahım, dostun İbrahim'den, sevgilin Muhammed'den kabul buyurduğun gibi benden de kabul buyur)" diye dua etmeli ve "Bismillah! Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber lâilâhe illâlla-hu vallâhu ekber Allahu ekber ve lillâhi'l-hamd. Bismillah! Allahu ekber" deyip artık hiçbir şey konuşmadan hemen kesmelidir.Kurban Bayramı münasebetiyle namaz kılanların uyması gereken bir hususa da dikkati çekmek isterim. Bu da teşrik tekbirleridir. Arife günü sabah namazının sonundan, bayramın 4. günü ikindi namazının sonuna kadar her farz namazda selamdan sonra bir defa tekbir getirmek vaciptir. Tekbir şudur: "Allahu ekber Allahu ekber lâilâhe illâllâhu vallâhu ekber Allahu ekber ve lillâhi'l-hamd."
Soru: ABD'de yaşayan bir Türk ailesiyiz. Bizim gibi birçok Müslümanı da ilgilendiren bir konuda bilginize başvurmak istedik. Bildiğimiz kadarıyla dinimizde etin helal olması için eti yenen hayvanın besmeleyle kesilmesi ve kanının da akıtılması gerekir. Bu amaçla burada bazı Müslümanlar tarafından İslâmi usullere göre hayvan kesimi yapılmakta ise de her zaman bulmak mümkün olmuyor. Diğer Müslüman ülke vatandaşlarından duyduğumuza göre Peygamber Efendimiz, gayrimüslimler tarafından üretilen etlerin de yenilebileceğini buyurmuşlar. Bu konuda çelişkiye düştük. Bu nedenle buradaki marketlerde satılan etlerden yememizin dinen caiz olup olmadığını öğrenmek istiyoruz. (Ahmet Ünal)Bağnaz düşüncelerCevap: Maide Suresi'nin 5'inci ayetine göre Kitap ehlinin yiyecekleri Müslümanlara, Müslümanların yiyecekleri de Kitap ehline helâldir. Kitap ehlinin kestiği helâldir. Onlar da Allah'a inanırlar. İnançlarında üçleme olsa da bu, inancın felsefi yorumudur. Peygamberimiz de, ondan sonra gelen halifeleri de, büyük İslâm alimleri de Kitap ehlini müşrikler kategorisine sokmamışlar ve onların kestiklerini yemişlerdir. Allah'ın geniş dinini daraltmak, İslâm'a en büyük kötülüktür.Bu tür bağnaz düşüncelerin arkasında çıkar vardır. Bunu ileri sürenlerden bir kısmı, kendi kestikleri etlere sürüm sağlamak amacını güdüyor olabilirler. Avrupa'da Hıristiyanların kestiklerinin haram olduğu yolunda propaganda yapan bazı et ve tavuk eti üreticileri, gidip Alman'ın çiftliğinde, Alman'ın kestiği tavukları getirip kendisi kesmiş gibi Müslümanlara satmaktadırlar. Bunu bizzat görenler bana anlattılar.Kadının çalışması caiz midir?Soru: Kur'ân-ı Kerim'de, "Kadın, evlendikten sonra geçimini kocasına bırakır" diye yazıyor. İslâm'a göre kadınların çalışması doğru mudur? (Serdar Doğru)Cevap: Evlilikte kadının bakımı, erkeğe düşer. Erkek, ailesinin geçimini sağlamakla yükümlüdür. Fakat kadın, kocasının geçimini sağlamakla yükümlü değildir. Bunun, kadının çalışmasıyla ilgisi yoktur. İslâm hukukuna göre kadın, evlendikten sonra ancak kocasının müsaadesiyle çalışabilir. Kocası müsaade etmezse çalışamaz. Çalışmakta ısrar ederse erkeğin ayrılma hakkı vardır. Bu söylediklerimiz İslâm'a göredir. Burada Medeni Kanun'dan söz etmiyoruz.