Dünkü yazımda değindiğim "kurban ibadeti" ile ilgili konuya bugün de devam ediyorum. "Nahr et" kelimesi, kurban kes anlamında ise kastedilen kurban da yine hacla ilgili kurbandır. Çünkü Kur'ân yorumcularına göre burada emredilen namaz, sıradan namaz değil, Arafat'tan sonra Müzdelife'de kılınacak sabah namazıdır. O namazın ardından Minâ'ya gidilip hac kurbanı kesilir.
Ayette Müzdelife'de kılınan namazın ardından kurban kesilmesi emredilmektedir. Demek ki ayetteki "venhar" kelimesi, kurban kes manasında ise bu, hacda kurban kesecekler içindir, hacda olmayanlar hakkında değildir. O halde Kurban Bayramı'nda hacda olmayanlar hakkında kurbanı emreden bir ayet yoktur. Peygamberimizin buyurdukları üzere kurban, Hz. İbrahim'den kalma bir gelenektir.
Elbette devam etmeli
Hz. İbrahim'e kadar, Allah'a bağlılığın simgesi olarak, bazı toplumlarda uygulanan insan kurbanı kaldırılarak, yerine hayvan kurban etme geleneği yerleştirilmiştir. Peygamberimiz, bunun kendi ümmeti için de bir sünnet olduğunu belirtmiştir. Buradaki sünnet de ibadet anlamından çok adet, gelenek anlamındadır.
Kurban, dinen zengin olanların uygulayacağı bir sünnettir. Zengin olmayana düşmez. Ayrıca zengin olan bir aile için bir kurban yeterlidir. Ancak zaman geçtikçe bu konuda aşırılığa kaçılmıştır. Sokaklarda bol miktarda kurban kesildiğini gören Ebu Eyyub Hâlid el-Ensârî şöyle demiş: "Zengin aileler bir koyun kurban keser, kendileri yer, başkalarına da yedirirlerdi. Zaman geçtikçe bu, gördüğünüz hale geldi." Özetle bayramda kurban kesmek, İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğuna göre sünnettir. Elbette bu gelenek devam etmelidir.
Çevreyi kirletmeden
Bir aile çok zenginse ve birkaç kurban kesmek istiyorsa onlara tavsiyem, bir kurban kesmeleri, öteki kurbanın parasını da yoksullara vermeleridir. Kurban keseceklerin, bunu çevreyi kirletmeyecek biçimde ve uygun yerlerde kesmeleri gerekir. Zamanımızda yoksulların, etten çok paraya ihtiyaçları vardır. Nasıl olsa bayramda et, bir yerlerden gelir. Ama çocukların okul ihtiyaçlan var, bayram harçlığı var. Bir yetimi, bir yoksulu sevindirmek kadar makbul bir şey yoktur Allah katında. Kimseye baki değildir mülk-ü devlet sîm-ü zer Bir harâbolmuş gönül tamirin etmektir hüner
Şair bu dizelerinde diyor ki: Mal, mevki, altın, gümüş hiç kimse için kalıcı değildir. Bir gün bunlar gider. Çünkü insan ölünce ne malın değeri kalır, ne mevkiin, ne paranın. Ama gönlü yıkılmış, buruk bir insanı memnun etmek, işte asıl marifet, asıl hüner budur. Harap olmuş gönülleri onaran, Allah'ı memnun eder. Allah mazlumların ve onları koruyanların yanındadır.
Her aile için bir kurban yeterlidir
Dünkü yazımda değindiğim "kurban ibadeti" ile ilgili konuya bugün de devam ediyorum.
Haberin Devamı

