İsa'nın Allah'a yükseltilmesi

8 Haziran 2004

Nisa: 157-159'uncu ayetlerde Yahudilerin, Meryem oğlu İsa'yı öldürdüklerini iddia etmeleri reddedilmekte, onu öldürmedikleri, asmadıkları fakat bu hususun (asmanın, çarmıha germenin) onlara şüpheli geldiği, astıklarını sandıkları İsa'yı kesin biçimde öldürmedikleri, Allah'ın onu kendisine yükselttiği, kitap ehli olan herkesin ölümünden önce gerçeği öğreneceği, kıyamet gününde İsa'nın onların aleyhine tanık olacağı belirtilmektedir."Onu öldürmediler ve asmadılar fakat onlara, benzer (kuşkulu) gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler." İsa hakkında ayrılığa düşenler, onun gerçek hayatını, olayın niteliğini bilmediklerinden çeşitli sözler söylemişlerdir. Kimi İsa'nın, kimi ise onun yerine başkasının asıldığını söylemiştir. "Şubbihe lehum" cümlesi, gerçi "onlara benzer gösterildi" şeklinde tercüme edilirse de aslında bu siyakta bu cümlenin, "bu mesele onlara kuşkulu yapıldı" şeklinde tercüme edilmesi daha uygundur. Yani "Onlar bu konuda derin bir kuşku içindedirler, sözleri kesin bilgiye değil, zanna dayanmaktadır. Onu kesin biçimde öldürmediler" demektir.Çelişkili anlatmalarİncilerde Hz. İsa'nın şakirtlerine, "Bu gece hepiniz benim hakkımda kuşkuya düşeceksiniz" dediğini yazıyor. İşte ayette, İncil'deki bu söze işaret edilmektedir. İsa'nın çömezleri, onun hakkında kuşkuya düşeceklerine göre olayı şişleyen zaman aşımından sonra gelenlerin kuşkuya düşmeleri gayet doğaldır. Bugünkü dört İncil'de İsa'nın çarmıha gerilip daha sonra göğe kaldırıldığı, çelişkili biçimlerde anlatılmaktadır. Kimine göre İsa'nın gerileceği haçı başkası taşımış, kimine göre kendisi taşımış. Kimine göre İsa, çarmıha gerildiğinin ertesi günü kalkmış, kimine göre 3. günü kalkmış, kimine göre günün 3. saatinde, kimine göre 6. saatinde çarmıha gerilmiş.Kimine göre çarmıha gerilmeden önce vali Platus, onu Herodes'e göndermiş, kimine göre göndermemiş. Kimine göre onun kabirden kaldınldığını söyleyen meleği, yalnız bir kadın, kimine göre iki kadın, kimine göre de ikiden fazla kadın görmüş. Kimine göre bu melek bir, kimine göre iki taneymiş. Kimi İsa'yı ele veren şakirdin intihar ettiğini söylüyor, kimi bundan hiç söz etmiyor.Mecdelli Meryem, etrafa İsa'yı gördüğünü söyledi. Aslında ümmî olan havariler de İsa'nın gerçekten öldürüldüğüne ve öldürüldükten sonra da kaldırılıp göğe çıkartıldığına inandılar. Bu inanç, böylece Hıristiyanlar arasına yayıldı. Çarmıha gerilme olayı (eğer doğru ise) gece olmuştu. İsa'yı yakalamaya gelenler, onu tanımıyorlardı.(Devam edecek)

Devamını Oku

İsa çarmıha gerildi mi?

7 Haziran 2004

Soru: Hz. İsa'nın yeryüzüne geri döneceğine Kur'an'dan delil getiren Elmalılı Hamdi Yazır, hangi ayetleri delil gösterir? Siz gelmeyeceğini televizyon kanallarında defalarca söylediniz. Size katlıyorum.Cevap: Bu konuda Elmalılı'nın dayandığı herhangi bir ayet yoktur. Ayetler, İsa'nın öldüğünü açıkça belirtmektedir. Elmalılı, bazı hadis rivayetlerine dayanarak İsa'nın geleceği düşüncesini ileri sürüyorsa da bunu açıkça İsa'nın kendisinin değil, İsa mensuplarının yani Hıristiyanların, Hz. Muhammed'in getirdiği dinin prensiplerine dönecekleri, onun prensipleri doğrultusunda yaşayacakları biçiminde yorumlamaktadır. Yazır'ı dikkatle okursanız düşüncesinin özünün bu olduğunu anlarsınız.Bu noktaya gelmişken "İsa'nın Çilesi" filmiyle güncel bir sorun haline getirilen çarmıha gerilme ve İsa'nın tekrar dünyaya ineceği şeklindeki inançlar hakkındaki gerçeği anlatmaya çalışacağım. "Tarih içinde, toplumların, büyük hedeflerine ulaşamadıkları zaman, onlardan vazgeçmek yerine, onları idealize ederek gelecekteki bir vakte erteledikleri görülmektedir. Bu hedefler böylece toplumun umutları olarak yaşatılır. İsrailoğulları da bir türlü erişemediği siyasi egemenlik hedefini, dünyanın sonuna yakın bir zamana kadar ertelemiştir.Yahudiler alay etmişApokaliptik kitaplardan öğrendiğimize göre İsrailoğullarının bu umudu, Allah'ın, yeryüzüne bir gün müdahale etmesiyle ve sevgili çocuklarını zulümden kurtarmasıyla gerçekleşecek, böylece İsrailoğulları, bütün başka toplumlara hakim olacaktır. İşte o zaman Allah'ın krallığı kurulmuş olacaktır. Allah, krallığını sevdiği insanlar arasında seçeceği bir mesih göndererek kuracaktır. Mesih, ideal bir kişidir. O, bütün kötülükleri yeryüzünden silecek, kâfirleri yok edecek ve Allah'ın hukukunu, yani şeriatı yeryüzüne egemen kılacaktır."Hz. İsa, Yahudi inancındaki mesih (kurtarıcı kral) olarak ortaya çıkmış ise de Yahudiler onu yalancı kabul edip alay etmişler ve onun hakkında bu sıfatı alay maksadıyla kullanmışlardır. Kur'ân-ı Kerîm'e göre İsa'ya benzeyen birini, İsa sanarak çarmıha germişlerdir. İsa'nın ortadan kaybolması üzerine öğrencileri, İsa'nın öldürüldüğünü ve cesediyle göğe kaldırılmış olduğunu, dünyanın sonunda tekrar gökten ineceğini çevreye yaymışlar veya bu inanç sonra gelen din adamları tarafından İsa'nın havarilerine nispet edilmiştir.Böylece Yahudilikteki mesih inancı, ad değiştirerek Hıristiyanlığa geçmiştir. İsa'dan sonra Yahudiler arasında birkaç mesih daha çıkmış ise de İsa gibi onlar da el-Mesîhu'd-deccâl (aldatıcı, düzme mesih) veya el-Mesîhu'l-kezzâb (yalancı mesih) olarak nitelendirilmiştir. (Devam edecek)

Devamını Oku

"İsa'nın doğum tarihi belli değil"

6 Haziran 2004

Okuyucum Neriman Bezmez'in, İsa Peygamber ile ilgili sorularının bir bölümünü dün cevaplamıştım. "Bazı din adamları, İsa 34 yaşlarında öldü diyor. Peki doğum tarihi sıfır değil mi?" şeklindeki sorusunun cevabını ise bugünkü yazımda tamamlıyorum.Hz. İsa'nın doğum tarihinin "0" kabul edilmesi, göreceli bir şeydir. Hıristiyan papazları, İsa'nın doğumunu tarih başlangıcı yapmak için "0" kabul etmişlerdir. Ama bu, bütün dünyaca kabul edilmiş değildi. İsa'nın doğum tarihi de kesin biçimde belli değildir. Eskiden onun doğum tarihi mart kabul edilirken sonra aralığa çekilmiştir. Aslında bunun Hz. İsa'nın doğumuyla bir ilgisi yoktur. The New Encylopedia Britannica adlı eserde özetle şöyle deniliyor:"İsa'nın doğum günü hakkında kesin bir bilgi yoktur. Onun ne zaman doğduğu belli değildir. Üçüncü asır Hıristiyan kronografları, dünyanın 25 Mart günü yaratıldığını tahmin etmişler, İsa'nın da aynı günde doğup öldüğünü sanmışlardır. İsa'nın doğum günü, ilk defa M. 336 yılında kutlanmıştır. Esasen 'Kış Gün Dönümü'nü kutlama âdetleri, çeşitli Asya ve Avrupa pagan milletlerinde vardı. Bizans İmparatoru Constantine, M. 312 tarihinde Hıristiyan olmazdan önce paganlardaki 'Kış Gün Dönümü' kutlamasını benimsemişti. Hıristiyan olunca bu kutlamayı da Hıristiyanlığa geçirdi.Kilise, evrenin nuru kabul ettiği İsa'nın doğum gününü aralık ayının 25'ine almakla, paganlardaki 'Kış Gün Dönümü' kutlamalarına Hıristiyan motifi vermek, böylece pagan geleneğini Hıristiyanlaştırarak ulusları Hıristiyanlığa çekmek istemiştir. Doğum günü kutlaması, önce sadece batı kiliselerinde yayıldı. Sonra doğuya da geçti. Bunu en son kabul eden kilise de Piskopos Juvenal (424-458 M.) yönetimindeki Kudüs kilisesi olmuş, İsa'nın Tanrı ve insan tabiatını yansıtan bir olayın ortaya çıkması olarak bugün kutlamaya başlanmıştır." (The Ene. Brit. 16/361).Batı Hıristiyanlığı, İsa'nın doğum günü olarak 25 Aralık'ı, doğu Hıristiyanları ise 6 Ocak'ı seçmişlerdi. Fakat Aziz İoannes Krysostomos ve Aziz Gregorios'un etkisiyle doğu Hıristiyanları da kutlamayı 25 Aralık'a aldılar. (Aynı eser ve Meydan Larousse, 9/385). Halen Rusya'da kutlama 6 Ocak'ta yapılmaktadır. Hz. İsa, 30 yaşlarında misyonuna başlamış, üç yıl bu misyonu sürdürebilmiş, ardından idama mahkûm edilince Allah onu kurtarmıştır. Allah İsa'yı vefat ettirmiştir. Allah onu kurtarıp gizledikten sonra normal ömrünü yaşayıp vefat etmiştir ama ne zaman vefat ettiğini bilmiyoruz. Ancak İsa'nın vefat ettirildiğini Kur'ân kesin biçimde belirtmektedir. İsa'nın 33 veya 34 yaşında öldüğü bir savdan ibarettir. Bu, Hıristiyanların inancıdır ama bir kanıta dayanmaz. Bu konuda kesin bilgi verecek bir kanıt yoktur. Her şey birtakım söylentilere dayanmaktadır.

Devamını Oku

'Varın yok olması mümkün değildir'

5 Haziran 2004

Erzurumlu İbrahim Hakkı özetle der ki: "Varın yok olması, yokun var olması mümkün değildir. Var daima var, yok da daima yoktur. Var, bir mertebeden diğer mertebeye, bir halden diğer hale geçebilir. Allah'ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur (eleman istihale - evrim) ile birbirine karışmış, unsurların izdivacından (karışımından) önce madenler, ondan bitkiler, hayvanlar vücuda gelmiş ve hayvan kemalini bulunca insan meydana gelmiştir. Madenlerle bitkiler arasında ara varlık mercandır; bitkilerle hayvanlar arasında ara varlık hurmadır; hayvanlarla insanlar arasında ara varlık maymundur. Zira cümle a'zâsı, kıl ve kuyruktan başka içi dışı insana benzer. Aracıların varlığının hikmeti şudur ki, her biri kendi mertebesinin aşağısından en yükseğine vasıl olup varlıklar mertebesi bir düzenle sıralanıp insan mertebesinde son bulur. Gaye, devr-ü zemânın tetimmesi, cihanın özü olan insanın meydana gelmesidir." (Bitti)İsa'ya dinin ruhu vahyedildiSoru: Hıristiyan aleminin kutsal kitabı incil, İsa'ya hangi yaşında indirildi? İsa ne zaman Hıristiyan oldu? 7 Nisan Cuma 30 yılında çarmıha gerildiğini okumama rağmen bazı din adamları 34 yaşlarında öldü diyorlar. Peki doğum tarihi "0" değil mi? (Neriman Bezmez)Cevap: Hz. İsa bir İsrailoğlu'dur, Yahudi'dir ve teyzesinin kocası Hz. Zekeriya'nın gözetiminde bir din adamı olarak yetişmiştir. O, yeni bir din getirme iddiasında bulunmamıştır. Onun misyonu Musa dininin çarpıtılmış yanlarını düzeltmek, dini asıl ruhuna kavuşturmaktı. Bunu kendisi açıkça söylemiştir. Hıristiyanlık diye bir din getirmedi. Çünkü Jesus Christus, Hz. İsa'nın adıdır. Christian; İsacılık, İsa'nın yolu anlamına gelir. Demek ki Hıristiyanlık, Hz. İsa'nın hayatında kurduğu bir din değil, kendisinden sonra onun fikirlerine verilmiş bir addır. İsa'nın ölümünden sonra vücut bulmuş bir dindir.Hz. İsa'nın dikte ettirdiği bir İncil yoktur. Ona dinin ruhu vahyedildi. O, vahiylerini yazdırmadı fakat etrafına vaazlarla anlattı. Bildiğime göre 33 yaşında idama mahkûm edildiyse de Allah onu kurtarıp başka bir yere götürdü. Orada gizledi, sonra vefat ettirdi. Onun ruhu da her peygamber gibi Allah'ın katına çıktı. Onun vefatından sonra havarileri (öğrencileri), İsa'nın anlattıklarını, yazdıkları mektuplarla çevrelerine duyurdular. İşte bu mektupların derlenmesiyle İnciller meydana geldi. Yüzlerce İncil oluşmuştu. Bizans İmparatoru Constantine, 325 tarihinde Hıristiyan din adamlarını İznik'te topladı. Bu toplantıda yüzlerce İncil arasından sadece dördü doğru kabul edildi, diğerleri reddedildi. (Devam edecek)

Devamını Oku

'Hurmayla hayvan arasında büyük benzerlik vardır'

4 Haziran 2004

Bîrûnî'nin çağdaşı Ibn Miskeveyh'in "el-Favzu'l-Asğar" adlı eserindeki evrim görüşü şöyle devam ediyor: "Ağaçların ilk mertebesi dağlarda, çöllerde, adalarda kendi kendine bitenlerdir. Bunlar türlerini tohumla sürdürmekle beraber ağır hareketlidirler. Sonra zeytin, nar, elma, incir ve benzeri gibi güzel toprağa, tatlı suya, ılımlı havaya ihtiyacı olan ağaçlar ürer. Nihayet evrim, üzüm ve hurma ağacına varır. Bitki, hurmayla tekâmülün son sınırına varmıştır.Hayvanla arasında çok benzerlik olan hurmanın erkeği, dişisi vardır. Meyve vermesi için hayvanlardaki birleşmeye benzer biçimde tozlanması gerekir. Kök ve damarlarından ayrı olarak hurmada temel bir organ daha vardır ki buna bir şey oldu mu hurma ölür. Bu organ, toprağın içindeki baştır. Bu baş, hayvan beyni gibi görev yapar. Bu, toprakta kaldıkça hurmanın hayaü sürer. Hurma, bitkinin son, hayvanın ise ilk derecesindedir.Bundan sonra azıcık hareket yeteneğine sahip, köksüz yaşayabilir, yalnız dokunma duyusu bulunan hayvanlar meydana gelir. Irmak ve deniz kıyılarında bulunan sedef ve salyangoz gibi. Evrim devam eder, kurtlarda, kelebeklerde olduğu gibi duyu gücü artar.Hayat eseri nefs, evrimle güçlenir, köstebek ve benzeri gibi dört duyu sahibi hayvanlara, oradan da karınca, an ve gözleri boncuğa benzeyen, göz kapaklan olmayan hayvanlara varır. Bunlarda henüz görme duyusu zayıftır. Daha sonra beş duyu sahibi hayvanlar türer. Bunlar da derece derecedir. Kimi aptaldır, hisleri cevval değildir; kimi zekidir, hisleri latiftir; eğitilebilir, emir ve yasağı kabul eder, sözden anlar. At ve doğan gibi.Nihayet evrim insan sınırına yaklaşmıştır. Hayvanlık mertebesinin sonu, insanlık mertebesinin başında maymunlar ve benzeri hayvanlar vardır. Bunlarla insan arasında az bir mesafe kalmıştır. Burası atlanınca nefs, insan olur. Bu noktaya gelince nefsin boyu düzelir, azıcık ayırım gücü, bilgi kazanma yeteneği oluşur. Kutup bölgelerinde yaşayan bu ilkel insanlarla hayvanlar arasında büyük fark yoktur. Bunlardan hikmet sâdir olmaz, komşu uluslardan da bilgi öğrenmezler. Bu yüzden halleri bozuk, yararları azdır. Evrimleşen orta kuşaktaki insanlar, işte gördüğün bu zekâ, bilgi ve beceri düzeyine gelmişlerdir."Evrim Teorisi'nin kurucusu olan Darwin (1809-1882)'den çok önce Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1772), Müslümanların geliştirdiği bu evrim tezini, ünlü Ma'rifetnâme'sinde özetlemiştir. Vahdet-i Vücûd sistemini bilgilerine temel yapan mutasavvıf filozofların görüşüne göre varlık, Hakk'ın isim ve sıfatlarının inişinden ve evrimleşerek insân-ı kâmil mertebesine dönüp tekrar Hakk'a yükselişinden ibarettir. (Devam edecek)

Devamını Oku

"İnsanoğluna çok ikramda bulunduk"

3 Haziran 2004

Bazı basit düşünceli kişiler, insanın evrimini kabul etmeyerek, "Allah'ın, Adem'i bir anda yaratmaya gücü yetmez mi ki bu kadar uzun zamanda yaratsın?" der ve evrim düşüncesini Kur'ân'a ve Allah'ın kudretine aykırı bulurlar. Düşünmezler ki Allah için zaman söz konusu değildir. O'na göre milyonlarca yılla bir an, birdir. Biz yaratıklara göre milyonlarca yıl süren olay, Allah için bir anda meydana gelmiştir. Çünkü sonlu varlıklar olan bizler, zamanı böler ve parça parça algılarız. Ama Allah, parçalan bütünleştirir. Çokluklar O'nda bir olur. Katreler denizde birleşir. Kesret, vahdete döner.Allah'ı insanla karıştırmak, sınırsız kavramı sınırlı algılarla karşılaştırmak yanlış yargılara götürür. Kaldı ki birdenbire yaratıvermek basit bir şeydir. Ama ince planlar, yasalarla milyonlarca yıl içinde dünyadan süzüle süzüle meydana getirilmiş varlığın değeri büyüktür. Bundan dolayı Allah, insan için "Gerçekten biz, insanoğluna çok ikramda bulunduk, onu çok değerli, şerefli yaptık" (İsrâ: 70) buyurmak suretiyle insanın değerini belirtmiştir.Kâinatın tamamı tekâmül kanununa göre yaratılmıştır. Kur'ân-ı Kerîm'in ifadesine göre üzerindeki canlıların anası olan şu dünya, dört ilahi günlük, yani dört büyük zamanlı evrim sürecinden geçirilerek bu şekle sokulmuştur. Canlıların zübdesi olan insan da çok derin bilgi, ince hesap ve planların sonucunda süzüle süzüle tabiat güçlerine hükmeden, dünyayı onaran, daima ilerleyen, kalkınan bir mükemmel varlık haline getirilmiştir.Ama yine tekrarlayalım ki bu uzun süre bize ve bizim ölçülerimize göredir. Bize göre milyonlarca yılda yaratılmış olan insan, Allah'a göre bir anda yaratılmış demektir. Çünkü O'nun için bütün zaman bir andan ibarettir. Zamanın parçaları O'nun katında bütünleşir. Milyonlarca yıl, ân-ı vâhide'ye (tek ana) döner. Gerçeği Allah bilir.Evrim Teorisi'ni Müslümanlar işlemiş ve geliştirmişlerdir. İlk defa Câhiz (Ö.255/868) göçlerin ve genel olarak çevrenin, kuşların hayatında yaptığı değişikliğe dikkati çekmiştir. Daha sonra Bîrûnî'nin çağdaşı İbn Miskeveyh (ö. 421/1030), el-Favzu'l-Asğar adlı eserinde bu evrim görüşüne daha belirgin bir şekil vermiştir:"Yüksek âlemden inen nefs, yani ruh, çeşitli dünya varlıklarında kendini göstermiş ve tekâmül ederek insanlık mertebesine gelmiştir. Bu yüce hayat eserini kabul eden ilk varlık bitkidir. Aşağı düzeyinde bitki, tohumsuz ürer. Otlar gibi. Bunlar minerallerden, azıcık hareket yeteneğiyle ayrılırlar. Hayat eseri nefs, bitkilerde güçlenmeye devam eder, gelişir, tohumla üreyen bitkiler meydana gelir. Bunlardan sonra köklü, yapraklı ve meyveli ağaçlar türer." (Devam edecek)

Devamını Oku

Toprağın insan haline gelmesi bir mucizedir

2 Haziran 2004

Adem'in topraktan yaratıldığını bildiren ayette, onun, birdenbire topraktan insan olduğu değil, orijininin toprağa dayandığı anlatılmaktadır. Yüce Allah, topraktan insan yaratmak istemiş, toprağı insan olmaya yöneltmek üzere ona, "Ol" demiştir. Fakat ayette bu emrin ardından "Kâne: Oldu" değil, süreklilik bildiren "Yekûnu: Oluyor, olmaya devam ediyor" denmesi çok anlamlıdır. Bu da toprağın, uzun bir süreç içinde insan haline geldiğini gösterir. Ayrıca toprağın insan olmasının da bir kere olmuş bitmiş değil, süregelen bir olgu olduğu ayetin ifadesinden anlaşılmaktadır.Toprağın insan haline gelmesi, mucizevî bir olaydır. Demek ki ilk yaratılışında insanın aslı topraktır. Toprak birden değil, çeşitli aşamalardan geçirilerek insan haline getirilmiştir. Önce suyla karışan toprak, çamur olmuş, "Ben çamurdan bir beşer yaratacağım" (Sâd: 71), sonra suyla toprağın karışımı olan sahil çamuru, kala kala değişiklikler geçirmiş, kokuşmuş, vasfı değişmiş, ondan hücreler süzülmeye başlamış, "Biz insanı çamurdan bir sülâleden (süzmeden) yarattık" (Müminim: 12), insan olacak hücre, önce kendi kendine bölünerek üremiş, eşi kendisinden yaratılmış, "Sizi bir tek candan yarattı, ondan eşini yarattı" (Nisa: 1), daha sonra dişisiyle birleşmek suretiyle üreme düzeyine gelmiş ve erkekle dişinin birleşmesinden insanlar çoğalmaya başlamıştır, "O ikisinden birçok erkekler ve kadınlar yaratıp yeryüzüne yaydı" (Nisa: 1).Bize göre bu ifade, ilk insandan halife düzeyine getirilmiş insan olan Adem'e kadar birçok insanların gelip geçtiğini, yani insanın evrimleşe evrimleşe arz meleklerinin boyun eğdiği mükemmel, halife insan Adem düzeyine ulaştığını gösterir. Müfessirler, ayetteki insan sözüyle Adem'in kastedildiğini söylerler. Alûsî'nin, aktarımına göre İmâmiyyeden Câmiu'l-ahbâr adlı eserin sahibi, bu kitabın beşinci bölümünde, "Atamız Adem'den önce, her biri arasında bin yıl bulunan otuz Adem gelip geçmiştir. Onlardan sonra elli bin yıl harap kalmış, sonra elli bin yeniden şenlenmiş, sonra atamız Adem yaratılmıştır" demiştir.İbn Bâbveyh de, Kitâbu't-Tevhîd'inde Ca'fer-i Sâdık'in, "Siz sanırsınız ki yüce Allah, atanız Adem'den başka insan yaratmamıştır. Hayır vallahi, bin kere bin (bir milyon) Adem yaratılmıştır. Siz o Ademlerin sonuncususunuz"; Muhammed Bakır'ın, "Bizim atamız olan Adem'den önce bin kere bin (bir milyon) yahut daha fazla Ademler gelip geçmiştir" dediği rivayet edilmiştir. Şeyh-i Ekber Muhyi'd-dîn ibn Arabi'nin Futûhatı'ndaki ifadesinden de Adem'den kırk bin yıl önce başka bir Adem'in yaşamış olduğu anlaşılmaktadır. (Devam edecek)

Devamını Oku

Varlıkların en şereflisi

1 Haziran 2004

Soru: İlk insanın Hz. Adem olmadığını belirten bir yazınızı okumuştum. Bir surenin 76'ncı ayetinin, dünya üstünde uzun zaman önce sözü edilmeye değmeyecek bir insan varlığının olduğuna dair bir meali var. Bundan uzun ve yavaş bir evrimleşme kastediliyor anlamı çıkarabilir miyiz? (Mehmet Akın)Cevap: KUR'ÂN'DA EVRİM GÖRÜŞÜ: Sâffât: 11'e göre insan tîn-i lâzib (yapışkan çamur)dan yaratılmış, Hicr: 26'ya göre insan hame-i mesnûn (uzun süre suyla karışıp cıvımış yahut kokuşmuş çamur)dan yaratılmış, Nûh: 13'e göre insan çeşitli aşamalardan geçirilerek yaratılmış, Nûh: 17'ye göre insan bitki olarak yaratılmış, Kıyamet: 37'ye göre insan nutfe (sperm)den yaratılmış, İnsan: 2'ye göre insan nutfe-i emşâc (zigot denilen döllenmiş yumurta)dan yaratılmıştır.İnsanın topraktan yaratıldığını bildiren ayet, toprağın birden insan oluverdiğini değil, insanın yaratılışının, kökeninin topraktan başladığını ifade eder. Nitekim, "O'dur ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı ve insanı yaratmaya çamurdan başladı" (Secde: 7) ayeti, bu gerçeği net biçimde ortaya koyar. A'râf: 11'e göre insan önce yaratılmış, sonra biçime konmuş, sonra meleklere, insana secde etmeleri yani boyun eğip hizmet etmeleri emredilmiştir. Tâhâ: 118-119'da insanın, acıkma ve susama duyularının olmadığı bir aşamasına işaret edilmiştir.İnsan, birdenbire oluvermiş basit bir yaratık değil, belki milyonlarca yılda özene bezene, ıstıfâ ile (seçile ayıklana) yaratılmış bedensel varlıkların en şereflisi olan bir yaratıktır. Yüce Allah, suyla kanşmış çamuru insan olma yoluna yöneltmiş, kala kala vasfı değişen bu çamurdan oluşan hücreler süzüle süzüle aşamalardan geçerek insan düzeyine ulaşmıştır.Âl-i İmrân: 59. ayette Adem'in, topraktan yaratıldığı ifade edilmektedir. Bu anlamdaki ayetler, Adem'in kökeninin topraktan yaratıldığı anlamına gelir. Çünkü Fatır: 11, Enam: 2, Mü'min: 67, Rum 20. ayetlerde bütün insanların da topraktan yaratıldığı belirtilmektedir. Nasıl bu ayetlerdeki topraktan yaratılma ifadesi, köken itibariyle topraktan yaratılma şeklinde anlaşılıyorsa Adem'in topraktan yaratılması da onun köken itibariyle topraktan yaratıldığı şeklinde anlaşılmalıdır.Adem de dahil, bütün insanların, nutfeden yaratıldığı vurgulanmıştır: "Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da onu işitiri, görücü kıldık" (İnsan: 2). Râzî'nin de dediği gibi nutfeden yaratılmış olan bütün insanlar, gerçekte yine topraktan yaratılmaktadırlar. Çünkü sperm ve yumurta, besinlerden oluşur. Besinler ya hayvansal ya da bitkiseldir. Hayvansal ve bitkisel besinlerin de anası topraktır. Öyle ise insanların da diğer yaratıkların da yaratılışları yine toprağa bağlı olarak sürmektedir.(Devam edecek)

Devamını Oku