Soru: Allah'a iman bakımından diğer dinlerle İslâm arasındaki fark nedir? Tevhit temelinde açıklar mısınız? Gizli zikir nasıl yapılır? Diğer dinlerde rabıta var mıdır? Rabıta, tevhit bazında İslâm'a mı mahsus?Cevap: Bütün vahiy dinlerinde inanç esaslan birdir. Her Tanrı elçisi, insanlara Allah'ın bir olduğuna, yalnız O'na tapılacağına, Allah'ın meleklerine, elçilerine, vahyettiği kitaplara ve ahiret gününe inanmayı bildirmiştir. Allah'a inanıp yalnız O'na tapmanın adı İslâm'dır. İslâm, dillere göre değişik kelimelerle söylense de özüyle aynıdır.Elçileri görevlendiren Allah olduğuna göre bunların insanlara farklı şeyler öğütlemesi mümkün değildir. Son üç dinin kitapları dikkatle okunsa, mesajların aynı özü taşıdığı anlaşılır. Allah'ı anmak, içinde tutmak, O'nun isimlerinden birini dil, nefesle tekrar etmek demek olan zikir, tasavvufta sistemleştirilmiş, bazı esaslara bağlanmıştır. Tasavvuf usulüne göre aşağıdaki şekilde zikir yapılırsa ruh gitgide safiyet kazanır:Ahireti düşünmelisinizMümkünse gecenin son üçte birinde, değilse günün uygun bir saatinde abdest alıp iki rekât namaz kılmalı, Kıble'ye karşı oturup 25 kere "estağfirullah..." dedikten sonra bir Fatiha, üç İhlâs, üç Salâvât-ı Şerife okuyup sevabını Hz. Peygamber Efendimiz'in ve evliyaûllahın ruhlarına bağışlamalı, on beş dakika kadar ahireti düşünmelidir. Zikreden kimse, bundan sonra dilini üst damağına yapıştırarak sadece kalbiyle "Allah, Allah, Allah..." demelidir.Allah'ı böyle anarken kâinatta O'ndan başka her şeyin yok olduğunu, yalnız O'nun var olduğunu düşünmelidir. 45-50 dakika kadar böyle zikrettikten sonra yine bir Fatiha, üç İhlâs, üç Salâvat-ı Şerife okuyup Peygamber Efendimiz'in ve evliyaûllahın ruhlarına bağışlayıp kalkmalıdır.Kalp safiyet kazanırBundan sonra da işinin başında, çalışırken, gezerken, her yerde Allah'ı unutmamaya gayret etmelidir. Bu tür zikir neticesinde kalp safiyet kazanır, hatta bazı nurlar görülebilir ama insan böyle nurlar görünsün diye değil, sırf Allah'ın nzasına ermek için O'nun adını anmalı, aşk-ı ilâhiye yanmalıdır.İnsanı gerçek kemâle ulaştıran, şüphe yok ki Allah sevgisidir. Rabıtayla ilgili sorunuza gelince. Herhangi bir şahsı göz önünde düşünüp ondan medet ummak şeklindeki rabıta ne İslâm'da, ne de ondan önceki İslâm versiyonlarında vardır. Ama Allah'ı düşünmek, bu düşüncede konsantre olmak, ölümü ve ahireti düşünmek şeklindeki düşünce rabıtası her dinde vardır.
Giresun'dan Hüseyin Aydın özetle şöyle diyor: "Sayın Hocam, bir devlet memurunun aldığı makbuzsuz para haramdır elbette. Fakat mahalle ve köy imamlarının, bir cenazeyi kaldırırken hatim, kırk, elli iki, yemin ve tavgun paraları helâl midir? Bizim çevremizdeki tüm hocalar, yukarıda saydığım işler karşılığında cenaze sahiplerinden para alıyorlar. Ben bu olayı Din İşleri Yüksek Kurulu'na yazdım ama kaçamak cevaplar aldım. 11 ve ilçe müftülüklerine bir yazı gönderip, 'Bu soygunu durdurun' dedim. Maalesef tatmin edici bir bilgi alamadım." Bu okuyucum konuyu aydınlatmamı istiyor.Aynı mahiyette bir soru da Sivas'tan Yusuf Şahin'den geldi. Her ikisinin de sorusunu birlikte cevaplıyorum. Ölünün ardından hatim okumak, hele kırkıncı, elli ikinci gece Kur'ân okumak ve benzeri şeyler bid'attır. Ölüye okunan Kur'ân için para almak da haramdır. Yemin karşılığında nasıl para alınır, bilmem? Herhalde bu arkadaşımız namaz, oruç, yemin borçlarını uygulamasını kastediyor. Bu da çirkin bid'atlardandır. Bildiğime göre Diyanet İşleri Başkanlığı da bu tür hurafelere karşıdır. Ama karşı olmak yetmez, bunların kaldırılması yolunda ciddi genelge gönderilmeli ve bu genelgenin gereğinin uygulanıp uygulanmadığı izlenmelidir. Yoksa bu hurafeler daha uzun yıllar sürüp gidecektir. Sorudaki tavgun kelimesini anlamadım. Eğer ölüye imam tarafından verilen telkin kastediliyorsa, bunun da bid'at olduğunda kuşku yoktur. Ve bu uygulamanın ölüye hiçbir yaran olmaz. Ölmüş insan, imamdan kopya alacak durumda değildir. Bu uygulamaların bırakılması gerekir.Vahhabilik nedir?Almanya'dan H. Turgut, Vahhabilik hakkında bilgi istiyor. Vahhabilik, Hanbelî mezhebinin, İbn Teymiyye yorumu üzerine temellendirilmiş izahıdır. Kitap ve sünneti temel alır. Bunlara aykırı uygulamaları bid'at görür. Sünneti hafife almaz, tam tersine sünnete tüm mezheplerden daha bağlıdır. Ama sünnet adı altındaki zayıf, uydurma rivayetleri eleştirir. Özellikle tasavvufa ve hasseten onun vahdet-i vücut gibi iddialarına son derece karşıdır. Dinde herhangi bir akılcı yorumu kabul etmez.Hanbelî görüşünün sert çöl şartlarına göre yorumu olan bu düşünce akımının olumlu yanlan yanında, felsefeyi dışlama ve özgür düşünce yoluna set çekme gibi olumsuz yanları vardır. İslâm dışı değildir ama düşünceyi dumura uğratan bu akımın pek hayrı da yoktur. Fakat bu akımı İslâm dışı görenler de bu akımı hiç tanımayan hurafeci cahillerdir.
Nice büyük din liderleri, ihlâslı insanlar çıkmıştır ki birçok Müslüman ona inanmak, onu desteklemek şöyle dursun, ona cephe almış, onunla savaşmıştır. Eğer mehdi, her çağda yetişen din liderleri, İslâm için mücadele veren önderler değil de son zamanlarda yetişecek bir tek kişiyse, o geldiği zaman ona inanıp destek olanlara Allah güç versin. Bizim gökten İsa'nın inmesini yahut ortadan kaybolmuş imamın çıkmasını ya da mehdinin gelmesini beklemeye ihtiyacımız yoktur. Bu inançlar, kesinlik ifade etmeyen bazı haberlere dayanır. Biz, ne mehdiyi inkâr ederiz, ne de mutlaka gelecektir diye kesin hüküm belirtiriz. Çünkü ahad haberiyle inanç kesinleşmez. İslâm, kıyamete kadar baki olan son dindir. Onun güçlenmesine yardım eden her Müslüman, İsa'dır, imamdır, mehdidir. Mehdi, insanları doğru yola sevk eden Müslüman âlimdir. Mehdinin anlamı budur.Diyelim ki bugün İsa geldi, kendisinin İsa olduğunu söyledi. Ona ne Hıristiyanlar inanırlar, ne de Müslümanlar. İnsanlar, yerleşmiş inançlarını bırakmazlar. Gelecek olan İsa, Hıristiyanlan Müslümanlığa davet etse, sanki bütün Hıristiyanlar dinlerini bırakıp hemen İslâm'a girerler mi? Evvela onun İsa olduğunu kabul etmezler. Ona hakaret ederler, iftiralar atarlar. Müslümanlar da ona inanmazlar.Nitekim kendisini İsa veya mehdi olarak takdim eden bazı kişiler çıkmış, bunlar keramet şeklinde görülen bazı istidrâclar da göstermişler, kendilerine inanan Müslümanlar da olmuş fakat Müslümanların çoğunluğu bunları reddetmiştir. Bunun en büyük örneği 470/1340 tarihinde Nahcivan'da doğan Fadlullah Esterâbâdî, 1235/1819 tarihinde Şîrâz'da doğan ve 1267/1850 de Tebriz'de kurşuna dizilen Bab (Mirza Alî Muhammed Seyyid) ve 1246-1256/1830-1840'ta Hindistan'da doğup 1326/1908'de ölen Ahmed Kadiyânî'dir. Bunların üçü de kendilerinin, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in geleceğini haber verdiği İsa, Sâhib-i Zemân, mehdi olduklarını söylemişler, kendilerine inananlar da olmuş ama Müslümanlann büyük çoğunluğu, bunlarla mücadele etmiştir. Bahaîlik ve Kadiyânîlik ile hâlâ mücadele edilmektedir.Bir de şahit olduğum bir olaya işaret edeyim: 1979 hac mevsiminde, Cehîmân isimli bir Suudlu, taraftarlarıyla birlikte Kabe'yi işgal edip mehdiliğini ilan etti. Suud askerleriyle çıkan silahlı çatışmada, birçok hacı öldü. Sonunda bunlar yakalanıp, hatırladığım kadarıyla Cehîmân'la birlikte 60 yandaşı idam edildi. Demek ki insan çıkıp kendisini İsa, muntazar imam veya mehdi diye tanıtmakla herkes ona hemen inanmaz. O halde İsa veya mehdi beklemeye gerek yoktur. Biz, İslâm'a içtenlikle hizmet eden, ihlâslı, İslâm'ı iyi bilir liderler etrafında birleşip İslâm'a hizmet etmeye çalışalım. Bizim üzerimize farz olan budur. Allah İslâm'ı gönüllerimize ve dünyaya egemen kılsın! (Bitti)
Yahudiler, Yaratıcı'nın gazabını dindirmek ve rızasını kazanmak için çocuklarını kurban olarak takdim ediyorlardı. Hatta bazen insan kurbanının etini yer, kanını içerlerdi. Fakat İsrailoğulları arasında peygamberler çıkıp, bu çirkin geleneği yasaklayınca insan kesme yerine hayvan kurban edilmeye başlandı. İşte İsa'nın kurbanı (kendisini feda etmesi) inancının, bu eski gelenekle yakın ilişkisi vardır (Mehâsinu't-Te'vîl: 5/1696). Gerçekten İsa'nın çarmıha gerilmesi, hayal ürünüdür. Başındaki taçla çarmıha gerilmiş liderler tablosu, putataparlıktan Hıristiyanlığa kopya edilmiştir.Hz. İsa'nın inip Deccâl'i öldüreceği, İslâm ümmeti arasında adaletle hükmedeceği hakkında birkaç hadis rivayet edilmiştir. Bunların çoğu, Ebû Hüreyre'den nakledilir. İsa'nın göğe çıktığına ve ahir zamanda ineceğine dair yakin (kesin bilgi) ifade edecek bir haber yoktur. Bu konudaki rivayetlerin hepsi ahad haberlerinden ibarettir. Kaldı ki İsa'nın ineceği hakkında anlatılanlar, Ehl-i Beyt'ten, Mehdi adında adil bir imamın geleceğine dair anlatılan rivayetlere çok benzerlik gösterir ki, Mehdi hakkındaki rivayetlerde de bir kesinlik yoktur. Bu rivayetler, mütevâtir olmadığı gibi meşhur bile değildir. Hadisçiler katında sahîhin altında bir derece olan hasen hadis kabul edilmiştir. Kesinlik ifade etmeyen bu hadislerle itikad kurulamaz.Kur'ân'da İsa'nın öleceği ve Enbiyâ: 73/34'üncü ayette, Hz. Muhammed'den önce hiçbir insana ebedi yaşama verilmediği, ondan öncekilerin hepsinin öldüğü, Hz. Muhammed'in de bir gün öleceği belirtildiğine göre İsa'nın öldüğüne inanmak gerekir.İsa'nın gökten ineceğine benzer bir inanç da Şiilere göre ortadan kaybolan on ikinci imamın, ahir zamanda çıkıp tam adaleti kuracağı şeklinde kendini göstermektedir. Şimdi kabrinden kaybolup bir gün adaleti kurmak üzere yeryüzüne inecek olan İsa ile ortadan kaybolup bir gün yine aynı ülküyü gerçekleştirmek üzere ortaya çıkacak olan muntazar imam inancı, hemen hemen birbirinin aynıdır. Değişik olan sadece isimlerdir.Ehl-i Sünnet arasında da mehdi inancı vardır. Fakat mehdi, son zamanda Evlâd-ı Resûl'den yani Peygamber soyundan yetişen bir zatin, İslâm'ı yayacağı, imansızları yok edeceği şeklindedir. Kaybolmuş ya da göğe çıkmış bir insanın, asırlar, belki binlerce yıl sonra ortaya çıkması veya inmesi değildir. Bu tarzdaki mehdi inancında akla aykırı bir şey yoktur. Mehdi, hidâyete götüren, doğru yola ileten kimse demektir. Bu anlamıyla her çağda ihlâslı liderlere mehdi gözüyle bakılabilir. Ama Resulullah neslinden yetişecek asıl mehdi ne zaman gelir, bilemeyiz. Rivayet doğruysa, ortaya çıkacak olan böyle bir zata, bütün Müslümanların birden bey'at edip inanacakları da şüphelidir. (Devam edecek)
İsa'nın çarmıha gerilmesini kabul etmeyen Hıristiyan mezhepleri de vardır. Cerinthi ve Tatianos mezhebinde olanlar, asılmayı kabul etmezler. Tatianos, şarap içmeyi haram saydığı için Hıristiyanlar onu sapık saymışlardır. M. S. ikinci yüzyılda yaşayan Hıristiyan Rahip İbon, "Mesih, Yusuf ve Azrâ'dan doğdu. Fakat ne zaman ve nasıl ömrünü geçirdiğini bilmiyoruz" demiştir. Hıristiyan bir yazarın, roman tarzındaki kitabında da Isa hakkında, Kur'ân'ın söyledikleriyle örtüşen bilgiler verilmektedir. Kur'ân'ın söylediği gibi İsa'nın aşılmadığını ifade eden Hıristiyan kitapları ve böyle inanan insanlar da vardır. Zaten hayatı pek bilinmeyen İsa hakkında daha esrarengiz bir nitelik ve İsa'nın şahsına kendisini, en büyük işkenceye katlanarak insanlığa feda edecek kadar insan sevgisi vermek için eski dinlerden kalma çarmıha gerilme öyküsü, İsa'ya yakıştırılıp bir inanç haline getirilmiştir.Hz. Peygamber zamanında Kur'ân'ı dinleyen, okuyan, onun Hz. Meryem ve Hz. İsa hakkında anlattıklarını duyan Hıristiyanlar, onun tam gerçeği ifade ettiğini ve İsa'ya gelen kaynaktan geldiğini kabul edip ağlamışlar, Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul etmişlerdi (Mâide: 83-84). Kur'ân, İsa'nın aşılmadığını söylemektedir. Eğer onlar, İsa'nın çarmıha gerilmiş olduğuna inansalardı, inançlarının tersini söyleyen Kur'ân'ın vahiy olduğuna inanmazlar, itiraz ederlerdi. Onların Kur'ân'ı dinleyince ondan etkilenip ilahi kaynaklı olduğuna inanmaları, o zaman da bu çarmıha gerilme olayına inanmayan Hıristiyanların varlığını gösteren kanıtlardandır. Kur'ân-ı Kerîm'i İngilizce'ye çeviren George Sale şöyle diyor:"Bazı kimseler, bu düşüncenin Muhammed'in icadı olduğunu sanırlar. Onun zamanından çok önce bazı Hıristiyan mezhepleri bu düşünceyi benimsemişlerdi. Hıristiyanlığın ilk zamanlarında Basilidler. İsa'nın öldürüldüğünü kabul ermemiş, onun yerine Simon'un öldürüldüğüne inanmışlardır. Bunlardan önce Cerinthiler, bunlardan sonra da Carpocratiler de aynı inanca sahiptiler. Photius, okuduğu Resullerin Seyahatleri adlı eserde şu cümlenin de bulunduğunu yazıyor: İsa'nın yerine bir başkası çarmıha gerildi. Onun için onu çarmıha gerenlere güldü' (Photius, Bibi, Cod. 114, col. 291)." (George Sale, The Koran, s. 50-51, not: 6, London ve New York).Bugün Avrupalı araştırıcılar, çarmıh olayının uydurmalığını ispat etmektedirler. Alman Ernest die Bons, "Gerçek Hıristiyanlık" adlı eserinde (s. 42), "Çarmıha gerilme ve kendini feda etme sorunu hakkında söylenenler, mesihi görmemiş olan Paulos ve benzerlerinin icadıdır, gerçek Hıristiyanlığın esaslarından değildir" diyor (Mehâsinu't-Te'vîl: 5/1695). Mösyö Charl da şöyle diyor: "İsa'nın asılması, tamamen uydurmadır. Çünkü Ademoğullarından kurban kanı dökülmedikçe Allah'ın gazabı dinmez." (Devam edecek)
Yüce Allah, Hz. İsa'yı saldırganların elinden kurtarmak suretiyle manevi derecelere erdirmiş, şanını yüceltmiştir. "Allah onu kendisine yükseltti" ayetinin benzeri, Al-i İmrân Suresinde de geçer. Teveffî kelimesi, diri olarak alıp kaldırmak yahut uykuda almak şeklinde tefsir edilmişse de bunlar, kelimenin lügat anlamına uymayan, ayeti Hıristiyanların inancı istikametinde yorumlayan zoraki tefsirlerdir. Abdullah ibn Abbâs, kelimeye doğru anlamını vermiş, "innî muteveffîke"yi, "Ben seni öldüreceğim" şeklinde açıklamıştır (Câmi'u'l-beyân: 3/290). İbn Cureyc de Allah'a yükseltmenin, İsa'nın manen yükseltilmesi, onur ve değerinin artırılması anlamına geldiğini belirtmiştir.Çarmıha gerilme ve göğe kaldırılma inancı, eski dinlerden beri süregelen bir inançtır. Allah için kendini feda etme hikâyesi, çeşitli toplumlarda din kurucu ve liderlerine uyarlanmıştır. Binlerce yıldan beri süregelen bu inanç, Hz. İsa'ya da uyarlanmıştır.Bu inancın, mantığa sığar tarafı yoktur. Ve bu itikat, putperestlikten Hıristiyanlığa geçmiş bir inançtır. Zira Hinduizm'de de insanlığın ezeli günahından ve bunun kaldırılması için babasız dünyaya gelen Krişna'nın, kendisini feda ettiğinden, asılırken başında altın bir taç bulunduğundan söz edilir. Krişna, elleri ayakları delinerek (yani çivilenerek) asılmıştır. Hıristiyanlara göre de İsa asılırken başında dikenden bir taç vardı. Eski Uzakdoğu dinlerinin birçoğunda elleri ayaklan çivilenerek asılmak suretiyle insanlığı ezeli günahtan kurtaran bir din büyüğünden söz edilir ve bu adam, Allah'ın insan biçiminde bir görüntüsü kabul edilir (Bkz. a.g.e.: 6/32-33).Allah, adalet ve rahmet sıfatlarını bağdaştırabilmek için eğer Adem'in yaratılışından 2004 yıl öncesine kadar düşünmüş de ancak bu kadar uzun yıl sonra bir çare bulabilmiş ise demek ki O, hâşa, uzun süre aciz kalmış, bir işin nasıl çözüleceğini bilememiştir. Hâşa, Allah'a hiçbir an, cahillik ve acizlik ilişemez. Allah, insanların günahını affetmek için çocuk şekline bürünüp kadının karnına girmez. Bunlar acz belirtileridir. Ve insan şekline de girse Allah'ın aynı olan bu insanın öldürülmemesi gerekir. Hem Allah, insanları affetmek istedikten sonra ne diye böyle çareler düşünsün? Affediverir, yaptığından sorumlu değildir, dilediğini yapar. Allah'a karşı işlenmiş bir hatayı bağışlamak, adalete aykırı değil, Allah'ın af ve lütfunun tezahürüdür.Kaldı ki Adem'in günahından, zürriyetinin sorumlu tutulması da Allah'ın adaletine aykırıdır. Babanın suçundan oğlu neden sorumlu olsun? Çocuğun kabahati nedir? İslâm'a göre herkes kendi günahından sorumludur, günah ferdîdir. Hiçbir günahkâr, diğerinin günahını çekmez. Herkes kendi günahını yüklenir, ondan hesaba çekilir. (Devam edecek)
Ayetin dediği gibi Allah, İsa'ya ikram edip onu, düşmanlarının elinden kurtarmış ve İsa, gizlice başka bir ülkeye gidip normal hayatını yaşadıktan sonra vefat etmiş. Vefatından sonra da ruhu, Allah katında yüce derecelere yükselmiştir. İsa'nın öldüğü, ayetlerde açıkça belirtilir: "55- Allah demişti ki: Ey İsa, ben senin canını alacağım, seni bana yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz bana olacaktır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim. 56- İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da ahirette de şiddetli bir şekilde azap edeceğim, onların yardımcıları da olmayacaktır. 57- İnanıp iyi işler yapanlara da (Allah), mükâfatlannı tam olarak verecektir. Allah zalimleri sevmez. 58- İşte bu sana okuduğumuz, o ayetlerden ve hikmetli Zikir'dendir." (Âl-i İmrân: 55-58).Bu ayetlerde, Allah'ın, huzuruna varan İsa'ya, kendisini teveffî edeceği, inkarcılardan temizleyeceği ve kendisine inananları kıyamet gününe kadar onu inkâr edenlerin üstünde tutacağı, sonra huzuruna varacak olan insanlara, ayrılığa düştükleri konuların içyüzünü bildireceği, inkâr edenleri çetin azaba çarptıracağı, inananların ödüllerini de tam vereceği, Allah'ın haksızlan ve haksızlığı sevmediği belirtilmekte ve Hz. Muhammed e okunanların, kitabın ayetleri ve hikmetli Zikir olduğu vurgulanmaktadır.Müfessirlerden çoğunluğu, Hz. İsa'ın ruhu ve cesediyle birlikte göğe yükseltildiği kanısında ise de bazılan da göğe yükseltilenin İsa'nın cismi değil, ruhu olduğu kanısındadır. İkinci görüş, ayetin ruhuna daha uygundur. Zira: 1- Kur'ân-ı Kerîm, Allah'ın yasasında değişiklik bulunmadığını söylüyor. İsa'nın cismiyle birlikte göğe yükseltilmesi, Allah'ın arzdan çıkan maddelerin tekrar arza dönecekleri (Tâhâ: 45/55) hakkındaki kesin yasasına aykındır. Madde, madde olarak ve doğasında bir değişiklik olmadan, dış etkenler bulunmadan yukarı kalkmaz. Hiçbir beşere böyle bir şey olmamıştır. 2- Gökle kastedilen, maddi gök ise bu, yıldızlardan ibarettir. Yani İsa, şu yıldızlardan birine mi çıkanlmıştır? Eğer kastedilen manevi gök ise oraya ceset gitmez, ruh gider. Çünkü orası maddi değildir.3- Kur'ân-ı Kerîm, İsa'nın göğe yükseltildiğini değil, Allah'a yükseltildiğini söylüyor. "Bel rafa'ahullahu ileyh" cümlesi, "Allah onu, göğe yükseltti" değil, "Allah onu kendisine yükseltti" anlamındadır. Eğer göğe yükseltildiği anlatılsaydı zamirin dişil şeklinde "ileyhâ" olması gerekirdi. Göğe yükseltmek başka, Allah'a yükseltmek başkadır. Göğe yükselttiğini söylemek, Allah'a belli bir mekân tahsis etmek olur. Oysa yüce Allah her yerdedir. İsa'nın Allah'a yükselmesi için göğe çıkması gerekmez. (Devam edecek)
Askerler geldikleri zaman, bütün şakirtleri İsa'nın yanından kaçmışlardı. Sadece Petrus, çok uzaklardan onu seyretmiş ama askerlerin İsa'yı yakaladıklarını yakından görememişti. Demek ki İsa'nın yakalanışını ve çarmıha gerilişini, onu tanıyanlardan hiç kimse görmemişti. Onu ihbar eden Yahuda, İsa yakalandıktan sonra bir daha görülmemiştir.İndilerin anlatımından, Vali Platus'un İsa'yı sevdiği, onu korumak istediği anlaşılmaktadır. Nitekim Yahudi kâhinlerine, bu suçsuz adamı asmak istemediğini, onun yerine başka birini asmaya razı olmalarını önermişti. Onlar ille onun asılmasını isteyince vali, İsa'yı yakalayıp onun yerine bir başkasını İsa diye çarmıha gerdirmiş olabilir. Nasıl olsa kâhinler ve askerler içinde İsa'yı tanıyan yoktu. Çarmıha gerildikten sonra İsa'nın kabrine gidenler, onun cesedini görememişlerdi. Demek ki İsa çarmıha gerilmemişti.İsa'nın öğrencileri, Taberiyye Gölü'nde balıkçılık yapan kimselerdi. Öyle bilgin kişiler değillerdi. Bir olayın bütün yanları görülüp anlaşılmayınca özellikle ümmî insanlar arasında efsaneleştirme, olaya bir mucize niteliği verme eğilimi vardır. İşte İsa'nın cesedinin kaldırılıp göğe yükseltilmesi inancı da olayın niteliğinin bilinmemesinden doğmuştur. Gerçi peygamberlerin mucizesi vardır ama ölen kimsenin dirilmesi ve cesediyle birlikte göğe çıkması da Kur'ân'da sünnetullah denen ilâhi yasalara aykırıdır.Bu söylediklerimiz, İsa'nın öldürülmediğinin bir izah tarzıdır. Kur'ân-ı Kerim'in anlatımına uygundur. Yine Kur'ân'ın anlatımına uygun olan ikinci bir izah tarzı da şudur: Hz. İsa'yı öldürecek olanlar, onu tanımıyorlardı. İndilere göre otuz gümüş karşılığında İsa'nın bulunduğu yeri haber veren Yahuda İskaryot, askerlere, "Ben kimi öpersem, İsa odur, onu yakalayın" diye işaret vermişti (Matta, bab: 26, cümle: 48).Dört İncil'in birleştiği nokta, İsa'yı yakalamaya gelenlerin, onu tanımadıklarıdır. Tanımadıklarına göre yakaladıkları şahsın İsa olduğundan emin olamazlardı. Hıristiyanlarca muteber İndilerden üçü, Yahuda'nın, yaptığına pişman olarak, İsa'nın çarmıha gerilmesinden sonra kaybolup görünmediğini söylüyor. Kimine göre İsa, yakalanınca Yahuda üzüntüden kendisini asmış (Matta: 27/5), kimine göre de Yahuda, İsa'yı haber vermesi karşılığında aldığı paralarla bir tarla satın almış, baş aşağı düşüp ortadan çatlamış, bütün bağırsakları dökülmüştür (Resullerin İşleri: 1/18). Rivayetler, İsa'nın yakalanmasından sonra Yahuda'nın bir daha görünmediğinde birleşiyorlar. Ama onun âkibeti hakkında kesin bilgi yoktur.(Devam edecek)