Döneminde Fransızlar'dan Dimyat'ı geri almayı başaran Aziz Billâh kızı Sittu'l-Melik, Bağdat halifesinin Mısır emirlerine yazdığı mektup üzerine tahtından feragat edip İzzeddin Aybek ile evlenmiş, 648/1250 tarihinde kocasını öldürtmüş ise de kendisi de öldürülmüştür (A'lâm: 2/288-290).Eladur Kerîme: Mısır'da hükümdar oğlunun gaybubeti üzerine 14 ay hükümdarlık yapmış, ülkede güvenliği sağlamış, adalet ve ihsanı yaymıştır. Bilginleri, salihleri sever, onlara saygılı davranırdı. Kadınların evlerini ziyaret ederdi. Birçok mescit, medrese yaptırmış ve 762/1360 yılında ölmüştür (A'lâm: 1/5 - Hazrecî'nin el-Ukudu'l-Lu'luiyye'sinden).Müskene: Cariyeyken Melik Nâsır'ın ev işleri idaresinin başına getirilmiş, bazı devlet işlerinde de etkin olmuştur (A'lâm: 5/54).Muktedir Billah'ın annesi Şeğam da idarede zayıf oğlunun adına ülkeyi yönetmiş, daha sonra dört yaşındaki oğlu Ali'yi hükümdar yaptırmış, perde arkasından ülkeyi yönetmeye devam etmiştir. Zamanında birçok olayın çıkmasına neden olmuş, 321/933 tarihinde ölmüştür (A'lâm: 5/67-70).Faika Canpolat: Lübnan'da siyasette etkin kadınlardan biridir. 1860'da Hasbiya olayında evini yüzlerce kadın ve çocuğa barınak yapmıştır (A'lâm: 5/143).Yemen'deYemen hükümdarı Alî ibn Muhammed cs-Sulcyhî'nin karısı Şihâb es-Suleyhiyye kızı Esma. kocasıyla birlikte ülkeyi yönetmiş, 458/1065 tarihinde hacca gelen bu kadın hükümdann adı hutbelerde kocasıyla birlikte anılmıştır (A'lâm: 1/55).Ahmed ibn Ca'fer kızı Ervâ es-Suleyhiyye: Yemen kralı Mükerrem, yönetimi, karısı Ervâ'ya vermişti. Mükerrem 484/1091 yılında ölünceye kadar ülkeyi yöneten Ervâ, kralın amcası oğlu Seba ibn Ahmed döneminde de yönetimi elinde tutmuştur. Kendisi perde arkasından bakanlar kurulunu yönetirdi. Minberlerde adına okunan hutbede, önce Fâümî halifesi Müstansır'a, sonra Suleyhî hükümdarına dua edilirdi. Kırk yıl hükümdar kalıp 492/1098 yılında öldü (A'lâm: 1/27).Ümmü Fâtik: Cariyeyken kralla evlenip kocasının öldürülmesi üzerine kraliçelik payesine yükselmiş, 529-531 arasında Yemen'i yönetmiştir. Necâh soyunun son hükümdarıdır.Ahmed ibn Ca'fer kızı Hürre: Yemen'de 440/1048 yılında kocasının adına hükümdarlığı ele almış, 532/1137 tarihinde ölmüştür (A'lâm: 1/253-254).Hasan ibn Muhammed Alî kızı Fâtı-ma: Yemen'de Zeydîlerin kraliçesi olmuştur. Önce Sana'ya, sonra Zıfâr ve Necrân bölgesine kadar hükmünü geçirmiş olan bu kadın hükümdar, daha sonra İmâm-ı Nasır tarafından tutuklanıp götürüldüğü San'a'da ölmüştür (857/1653) (A'lâm: 4 / 61)
Büveyhîlerden Mecdu'd-devle'nin annesi ülkesini yöneten bir siyaset kadınıdır. 419/1028 tarihinde ölmüştür (İbnu'l-Esîr, el-Kâmil; A'lâm: 5/24).Müstansır Billah'ın annesi de siyasette etkin bir kadındı. Sevmediği devlet ricalini Müstansır'a söyleyip öldürtürdü (A'lâm: 5/51-52).Muktedir Billah zamanında (6. hicri asrın birinci yansı) Abbasilerin siyasetinde etkin rol oynayan bu kadın, halifenin annesiyle başbakan arasında mabeyincilik yapardı (A'lâm: 5/123).Gazale: Küfe Mescidi'nde namaz kılmayı adadığı için Haccâc yönetimindeki Kûfe'ye girip namaz kılmaktan çekinmemiş, girdiği savaşta Haccâc'ın adamlarını öldürmüş olan bu kadın, Haccâc'ı hayli uğraştırdıktan sonra öldürülmüştür (A'lâm: 3/7-8).Suriye'deMu'âviye ibn Ebî Süfyân'ın karısı Fâhite: Kocası üzerinde etkili bir kadındı. Mu'âviye'ye, "Sana nasıl akıllı deriz ki, sana yarım bir insan hükmediyor demişler. Onlar hem değerlilere, hem de değersizlere hükmederler" demiştir (A'lâm: 4/17).Melik Âdil kızı Safiyye: Kral oğlunun ölümü üzerine Halep'te yönetimi ele alan bu hanım, 6 yıl yönetimde kaldıktan sonra 640/1242 tarihinde öldü (A'lâm: 2/340).Gaziye Hâtûn: Kocası el-Meliku'l-Muzaffer'in ölümünden sonra, çocuğu Mansur büyüyünceye dek ülkesini yönetmiş, ibadet ve zühdüyle ünlü bir hatundu. 656/1258 tarihide Hama Kalesi'nde ölmüştür (A'lâm: 4/3).Mısır'daAlem: Sarayın kâhyası olan bu kadının, 334/945 tarihinde Mu'izzu'd-devle'ye karşı bir ihtilâli kışkırttığı gerekçesiyle tutuklanıp dili kesilmiştir (A'lâm: 3/331).Aziz Billah kızı Sittu'l-Melik: Namuslara tecavüz eden, günahsız canlara kıyan kardeşini uyarmış fakat edepsiz kardeşi, "Sen erkeklerle halvet olup onlarla aşk yapıyorsun" diyerek kendisini suçlayınca Seyfu'd-devle ile haberleşip gizlice buluşmuş ve "Kardeşim tanrılık iddiasında bulunacak kadar çıldırdı. Şeriatın ve atalarının yasalarını çiğnedi. Ben, Müslümanların ayaklanıp onu da bizi de öldüreceklerinden korkuyorum" diyerek kardeşini öldürtmek üzere Seyfü'd-devle ile antlaşmıştır.Kardeşi Hakim Biemrillah'ı katlettirdikten ve Şam'dan getirttiği veliahdi de tutuklattıktan sonra Hakim'in küçük oğluna taç giydirip onu hükümdar, Şeyfu'd-devle'yi de ona vezir yapmış. Sonra Seyfü'd-devle'yi ve sırrını bilenlerin hepsini birer desiseyle öldürtmüş ve ülkeyi yönetmeye başlamış, 415/1024 tarihinde ölmüştür (A'lâm: 2/166-167). Sâlihiyye kralının cariyesi olan, sonra çocuk doğurmakla kral zevcesi payesine yükselen bu kadın, kralın ölümünden sonra entrikayla kralın oğlunu öldürtüp tahtı ele geçirmiştir.
Bağdat'taHârûn Reşid'in eşi Zübeyde: 10 mil uzaktan dağları, kayaları, vadileri aşırarak Mekke'ye su akıtmış, bunun için o zamanın parasıyla bir milyon yedi yüz bin (1 700 000) dinar harcamıştır. Bu paranın hesabı kendisine getirildiğinde, "Allah'ın sevabı hesapsızdır" diyerek hesap almayı reddetmiştir. İbn Cübeyr, Mekke ile Bağdat arasındaki sarnıçları, kuyuları, göletleri, konak yerlerini saydıktan sonra bunların hepsinin, Zübeyde Hanım'ın eseri olduğunu belirtmiştir (A'lâm: 2/27).Sitt-i Nesîm: Halife Nasır'ın gözü zayıflayıp unutkanlık çekmeye başlaması üzerine, yanına almış olduğu bu kadın, onun fermanlarını yazıp ülkeyi yönetmiştir (A'lâm: 2/171).Süml: Abbasi halifesi Muktedir Billah zamanında halifenin annesi Eymen'in yardımcısıydı. Resâfe'de cuma günleri oturup halkın şikâyetlerini dinlemekle görevlendirilmişti, yani bir çeşit halkla ilişkiler dairesi başkanlığına getirilmişti. Halk, önce bunu hoş karşılamadığı için birinci günde kendisine başvuran olmadı. Fakat zeki kadın, ikinci günde, beraberinde Kadı Ebu'l-Hasan'ı da getirip, kadının, Süml'ün, görevine uygun olduğunu onaylaması üzerine halk alıştı. Mazlumlar dertlerini anlatıp ondan yararlandılar. 317/929 tarihinde öldü.Çoban kızı Bağdat: Bû Saîd'in âşık olduğu nüfuzlu ve çok güzel kadınlardan biriyi. Babası, önce onun orduya girmesini önlemiş fakat daha sonra Çoban kaçmış, kardeşi de öldürülmüştür. Bû Saîd'in, kocasının elinden tutsak alıp evlendiği bu kadın, Bû Saîd'in yanında yüksek mevki edinip ülkeyi yönetmiştir. Törenlerde beline kılıç kuşanarak kadınlar taburu arasında bir tahtırevanda taşınırdı. Ancak kocasının ölümünden sonra o da öldürülmüştür (ed-Dureru'l-kâmine; A'lâm: 1/136).Harise ibn Kelede kızı Ezde: Kahramanca savaşan bir mücahideydi. Muğîre ibn Su'be'nin komutasındaki İslâm ordusuna karşı, Dicle'nin gerisinde büyük bir düşman birliğinin toplandığını gören Ezde, Meysân kadınlarını toplayıp onlara şöyle hitap etmiştir:"Erkeklerimiz, düşmanla boğaz boğaza çarpışmaktayken biz geride oturuyoruz. Düşman bizim üstümüze geldiği takdirde bizi kim koruyacak? Düşmanın çoğalıp, Müslümanlan yenmesinden korkuyorum. Eğer bizler de ellerimize bayraklar alıp cepheye gidersek düşman Müslümanlara takviye kuvvet geldiğini sanır ve morali bozulur. Bu bir savaş taktiğidir."Kadınları ikna eden Ezde, örtüsünü bayrak yapıp öne düştü. Diğer kadınlar da örtülerini bayrak yapıp onun ardından yürüyerek Müslüman orduya katıldılar. Bayrakları gören düşman, Müslümanlara takviye güç geldiğini sanıp moral çöküntüsüne uğrayıp dağılmaya yüz tuttu. Müslümanlar onları izleyip bir kısmını öldürdüler.
Bekâre el-Hilâliyye: Sıffîn Savaşı'nda Hz. Ali'nin yardımcılarından olan bu hanım, halkı, Ali uğrunda korkmadan savaşa teşvik etmiş bir kahramandır (A'lâmu'n-Nisâ: 1/137).Ebû Bişr kızı Ütneyme: Kocası Abdullah ibn Kırt ile birlikte Yermûk Savaşı'na katılmıştır (Ibn Asâkir; A'lâm: 1/91).Yezîd ibn es-Seken kızı Esma el-Ensâriyye: Eşhel Oğullan'ndan olan ve "Hatîbetu'n-Nisâ'(Kadınların sözcüsü)" olarak Allah Resulüne gelip onların dertlerine tercüman olan bu kadını dinledikten sonra Allah'ın Elçisi, ashabına dönüp, "Bu kadının dini hakkında söylediği sözlerden daha etkili bir konuşma dinlemedim" dediği bu hanım sahâbiyye de Yermûk Savaşı'na katılmış ve cephede dokuz Rum öldürmüştür (Usdu'l-ğâbe: 5/398-399; el-İsâbe: 4/234-235; A'lâm: 1/67-68).Ümmü'l-Hârise: Huneyn'e katılmış kahraman sahâbiyelerdendir (A'lâm: 1/229).Abdullah ibn Abdi Şems kızı Şifâ: Hicret'ten önce Müslüman olan çok zeki bir sahâbiyye idi. Peygamber (s.a.v.), zaman zaman ziyaret edip evinde uyuduğu bu hanıma, kansı Hafsa'ya, Rukyetu'n-Nemle'yi öğretmesini emretmiştir. Aynı zamanda Hafsa'ya yazı da öğretmiştir (el-İsâbe: 4/341; el-İstî'âb fî Ma'rifeti'l-Ashâb: 4/1869; Alam: 2/358. Ruk-ye, afsun demektir. Nemle de insanın böğründe çıkan yaralara denir. Yani hadiste Peygamber'in, bu hanımdan, kendi eşi Hafsa'ya da yara afsunlamayı, o zamana göre tedavi yöntemini öğretmesini istediği anlatılmaktadır).Mes'ûd kızı Ümmü'd-Dahhâk el-En-sâriyye: Peygamberle beraber savaşa gitmiştir. Hz. Peygamber, Hayber Savaşı'na katılan Ümmü'd-Dahhâk'a ve Huzeyfe ibn el-Yemân'ın kızkardeşine erkeklere verilen pay kadar pay vermiştir (el-tsâbe: 4/469).Ezver el-Kindî kızı Havle: Halid ibn Velîd komutasında Rumlarla yapılan savaşta kardeşi Dırâr esir düşünce siyah bir giysi giyip beline yeşil kuşak saran Havle, at üzerinde düşman saflarına ateş gibi dalmış, birçok düşman öldürmüştür. Yüzünü gizlediği için komutan Hâlid de dahil Müslümanlar, bu kahraman şövalyenin kim olduğunu merak etmişler. Hâlid ona her ne kadar kimliğini sormuşsa da cevap alamamış, bir süre sonra Hâlid'e, "Utandığım için size cevap veremiyorum. Çünkü sen büyük bir komutansın, ben ise perde arkasında bir kadınım. Ben Ezver kızı Havle'yim. Ben Arap kızlan arasındayken kardeşim Dırâr'in tutsak olduğunu duyunca onu kurtarmak üzere geldim ve gördüğünüz şeyleri yaptım" demiştir. Hâlid, onun kardeşi Dırâr'ı kurtarmak üzere yüz kişilik bir birlik görevlendirmiştir ki Havle de bu birliğin komutanının yanında operasyona katılıp kardeşini kurtarmıştır (A'lam: 1/375-379).
Gelen sağlam rivayetlerden Peygamber, Halifeler ve müteakip dönemlerde bazı kadınların siyasette de etkin rol üstlendikleri anlaşılmaktadır.Ümmü Habîbe: Peygamber dönemine yetişmiş, Yermuk Savaşı'na katılmış, erkekleri savaşa teşvik ermiştir. Savaşta Rum askerlerin hücumu karşısında komutan Amr ibn el-Âs ve adamları dağılmaya yüz tutunca Ümmü Habîbe'nin direktifiyle dağdan inen kadınlar, sopalarla kaçmakta olan erkeklerin yüzlerine vurmaya başlamışlar. Ümmü Habîbe, "Allah, eşini bırakıp kaçanı çirkinleştirsin, Allah kızını bırakıp kaçanı çirkinleştirsin" demiş. Bunun üzerine Müslümanlar toparlanıp cephede eski yerlerine yakın mevkilere dönebilmişlerdir (İbn Asâkir, Tarîh, Âlâm: 1/238).Haris el-Mahzûmî'nin kızı Ümmü Hakîm: Hâlid ibn Velîd'in kızkardeşi ve Ebucehl'in oğlu İkrime'nin karısı olup Mekke'nin fethinde Müslümanlar arasına katılan bu hanım da Yermuk Savaşı'nda bulunmuş, Mercu's-Safer olayında kahramanca çarpışmış, içinde yattığı çadırın direğini sökerek onunla yedi Rumu öldürmüştür (Usdu'l-ğâ-be: 5/577; el-İsâbe: 4/442; Alâm: 1/281).Hz. Ömer bir gün, "Kadınların mehrlerini çok artırdınız. Peygamber ve ashabının döneminde mehr, dörtyüz dirhemi geçmezdi. Eğer fazla mehr vermek Allah indinde bir takva ve üstünlük olsaydı, siz mehr konusunda onları geçemezdiniz. Ben iyi biliyorum ki (Allah Elçisi'nin döneminde) bir erkek, dörtyüz dirhemden fazla mehr vermemiştir" demişti.Halife'ye, Kureyşli bir kadın, "Allah'ın, 'Onlara kantarlarca mehr vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayınız' dediğini işitmedin mi?" diyerek itiraz etti. Bunun üzerine Hz. Ömer, yeniden minbere çıkıp, "Ey insanlar, ben kadınlara dörtyüz dirhemden fazla mehr vermemenizi söylemiştim. Artık dileyen, dilediği kadar mehr verebilir" dedi (İbn Kesîr, Tefsîr: 1/467).Bu rivayet doğru ise bir kadının cesaretini ve Halife'nin de o kadar cemaat içerisinde bir kadından dahi olsa hakikati duyunca derhal kabul edip hatasından dönmekten çekinmediğini gösterir ki, her iki hareket de İslâm karakterine yakışan olgun bir davranıştır. Ayrıca bu rivayetten o dönemde kadınların da cuma namazına gittikleri anlaşılır.Şimdi İslâm tarihinde çeşitli ülkelerde siyasi yönetime katılan, bizzat ülkeyi yöneten siyaset kadınlarından bir liste sunmak istiyorum ki, İslâm'da kadınların tamamen yönetimden uzak tutulduğu görüşünün doğru olmadığı anlaşılsın. Tarih gözden geçirilince belki de İslâm alemindeki kadın yöneticilerin ve hükümdarların, o dönemlerde hiç de Avrupa'daki siyasetle uğraşan kadınlardan daha az değil, daha çok olduğu anlaşılacaktır.
Hudeybiye barış antlaşmasının şartları, Müslümanlara ağır gelmişti. O kadar ki bazıları, sefere çıkarken Kabe'yi ziyaret edeceklerini söyleyen ve şimdi bu ağır hükümlere razı olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliğinden dahi kuşku duymaya başladılar. Hz. Ömer, Ebubekir'e "Bu, Allah'ın peygamberi değil mi? Biz doğru yoldayız, düşmanlarımız eğri yolda değil mi? Öyle ise niçin dinimiz hakkında bu zillete katlanıyoruz?" dedi. Ebubekir şu cevabı verdi: "Ey adam, o Allah'ın Elçisi'dir, Rabbine karşı gelmez. Sen ölünceye kadar onun yoluna uy. Vallahi o hak yoldadır."Ömer: "O bize Kabe'ye gideceğiz, onu tavaf edeceğiz, demiyor muydu?" Ebubekir: "Evet ama sana bu yıl Kabe'ye gideceksin demedi ki. Sabret, gidip Kabe'yi tavaf edeceksin." Kureyşliler gittikten sonra Peygamber (s.a.v.) ashabına, "Kalkın, kurbanlarınızı kesin, tıraş olun" dedi. Bu sözü üç kez yinelediği halde kimse kalkmadı. Allah'ın Elçisi, bu durumu zevcesi Ümmü Seleme'ye anlattı. Ümmü Seleme, "Yâ Resûlallah, böyle yapılmasını istiyorsan, sen çık, kimseye bir şey demeden kurbanını kes, berberini çağır, tıraş ol" dedi.Allah'ın Elçisi, kurbanını kesti, berberi Hirâş ibn Ümeyye el-Ka'bî'yi çağırıp tıraş oldu. Onun böyle yaptığını görenler de kalkıp kurbanlarını kestiler. Çoğu saçlarını kesti, bir kısmı da kısalttı (Gazavâtu'r-Resûl, s. 95-98; Câmi'u'l-beyân: 26/97-100; İbn Kesîr, Tefsîr: 4/183-184; et-Tefsîru'l-hadîs: 10/182-186).Hicret'ten sonra Müslüman olan bu hanım sahâbî de Hayber Savaşı'na katılmasını şöyle anlatmıştır: "Bir grup Gifarlı kadınla birlikte Allah'ın Elçisi'ne geldik. 'Ey Allah'ın Elçisi, biz de seninle beraber Hayber'e gelmek istiyoruz. Yaralıları tedavi eder, elimizden geldiğince Müslümanlara yardım ederiz' dedik. Allah'ın Elçisi, "Alâ bereketillâh (haydi hayırlısı)" dedi.Biz de kendisiyle beraber çıktık. Ben çok genç bir kızdım. Allah'ın Elçisi beni, terkisindeki heybesinde taşıdı. Hayber'de fetih nasip edince ele geçen ganimetlerden, boynumda gördüğünüz gerdanlığı kendi eliyle taktı. Vallahi asla onu çıkarmam."Ümeyye, ölünceye dek boynundan çıkarmadığı bu gerdanlığın, kendisiyle beraber gömülmesini vasiyet etmiştir (A'lâm: 1/91, Us-du'l-ğâbe, İbn Sa'd, Tabakat).Erneb el-Medeniyye, Peygamber dönemindeki şarkıcılardandı. Hz. Ayşe, yakınlarından birini Küba'ya gelin edince Peygamber Aleyhisselâm ona, "Gelini gönderdin mi?" diye sormuş. Ayşe, gönderdiklerini söyleyince, Peygamber, "Ensarlılar şarkıyı severler. Gelinle beraber şarkıcı bir kadın da gönderdin mi?" demiş. Ayşe, göndermediğini söyleyince, Peygamber, "Hemen Erneb'i gönder" buyurmuştur (el-İsâbe: 4/226; A'lâm: 1/27).
Ebu Davud'un rivayetine göre kadınlar, Huneyn'de de savaşa katılmışlar, şiir okuyarak askerlere moral vermişler, yaralıları tedavi etmiş, askerlere ok ve yemek taşımışlardır (Fethu'l-Bârî: 6/58). Bunun yanında Peygamber'in hanımları, ashâb için birer öğretmen durumundaydılar. Peygamber'den duyduklarını, onun ailesi içindeki yaşayış biçimini, ahlakını, nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığını gerek Medine halkına, gerek taşradan gelenlere anlatıyorlardı.Bilindiği üzere mescitte namaz kılmak, yalnız başına namaz kılmaktan yirmi beş veya yirmi yedi defa daha faziletlidir.Kadınların da mescide gelip namaz kılmaları sünnettir. Peygamber (s.a.v.), "Allah'ın cariyelerini (kadın kullarını) Allah'ın mescitlerinden men etmeyiniz" (Buharı, Cum'a: 13; Müslim, Salât: 36; Ebû Dâvûd, Salât: 52; Dârimî, Salât: 57; Muvatta', Kıble: 12; İbn Hanbel, Müsned: 2/16) buyurmuştur. Hz. Ayşe, müminlerin kadınlarının şafak vakti çıkıp Allah'ın Elçisi ile birlikte sabah namazını kıldıklarını söylemiştir (Buhârî, Mevâkît: 27).İkinci Akabe bey'atinde bulunan yermiş kişi arasında iki de kadın vardı. Bunlar Amr İbn Adî kızı Esma ile Ka'b İbn Amr kızı Nuseybe idi (el-lsâbe: 4/418; Usdu'l-ğâbe: 5/230)."Bırakıp kaçtınız mı?"Peygamber'in halası, Abdu'l-Muttalib kızı Safiyye, Uhud Savaşı'na katılmış, Müslümanların bozulduğunu görünce mızrağıyla kaçan erkeklerin burunlarına vurarak, "Allah Elçisi'ni bırakıp kaçtınız mı?" demiştir. Kurayza olayında Allah'ın Elçisi, cepheye giderken ailesini, daha güvenli olan Hassan ibn Sâbit'in kalesine götürmüştü. O sırada bir Yahudi'nin kale içinde dolaştığı görüldü. Safiyye, Hassân'a inip o Yahudi'yi öldürmesini söyledi ise de Hassan, bir savaşçı olmadığını, bunu yapamayacağını belirtti. Safiyye aşağı inip, eline geçirdiği odunla Yahudi'yi hakladı (Alâm: 2/441-446).Asıl adı Bereke olan Ümmü Eymen; Huneyn, Uhud ve Hayber savaşlarına katılmıştır. Uhud'da su taşır, yaralıları tedavi ederdi (Alâm: 1/127). Eşlem kabilesinden Rufeyde de yaralıları tedavi eden, bakıma muhtaç Müslümanların hizmetine koşan bir kadın sahâbîydi. Allah'ın Elçisi, kendi mescidinin yanında, bu hanım için bir çadır yaptırmıştı. İslâm tarihinde ilk Müslüman hemşire ve doktor kadın olan Rufeyde, ilk hastane sayılabilecek olan bu çadırda, yaralıları ve hastaları tedavi ederdi (Sîretu İbn Hişâm: 2/6). Hendek Savaşı'nda yaralanmış bulunan Sa'd ibn Mu'âz da bu kadının çadırında tedavi görürken Kurayza olayında hakem seçilmiş ve görevini yapmak üzere Kurayza'ya götürülmüştü.
Hz. Ayşe, H. 56-57 (676 yahut 677) yılı, Ramazan'ın 17'nci gecesi vefat etmiş, Bakî Kabristanı'na defnedilmiştir (Usdu'l-Ğabe: 5/504). Mu'avviz kızı Rubeyyi de, "Biz, Peygamber (s.a.v.) ile birlikte savaşa gider, askerlere su verir, yaralıları tedavi eder, Medine'ye taşırdık" demiştir (Buhârî, Cihâd: h. 1074-1075). İkinci Akabe bey'atinde Peygamber'e bey'at eden yetmiş kişi arasında yer almış olan, Rıdvan bey'atinde de bulunan Ka'b ibn Amr kızı Nuseybe, kocası Zeyd ibn Asım ile birlikte Uhud Savaşı'na katılmış, bozgun sırasında kılıcıyla Peygamber'i savunmuştur. Kendisinin şöyle dediği anlatılmaktadır:"Su dolu kırbamla Uhud'a gittim. Allah'ın Elçisi (s.a.v.)'ne vardık. Henüz galibiyet Müslümanlarındı. Fakat Müslümanlar bozulunca Peygamber'in yanında durup bizzat savaşa katildim. Peygamber'i kılıcımla savunuyor, bir yandan da düşmana ok atıyordum. Yaralanıncaya dek savaştım."Bu rivayeti aktaran yeğeni Ümmü Sa'd, "Nuseybe'nin omzunda derin bir yara gördüm. 'Bunu sana kim yaptı?' dedim. Allah kahretsin, İbn Kami'e yaptı' dedi.Kahraman bir kadınMüslümanlar Allah Elçisi'ni bırakıp gitmeye başlayınca İbn Kami'e geldi, 'Muhammed'i bana gösterin, o kurtulursa bana kurtuluş yok' dedi. Ben ve Mus'ab ibn Umeyr ve Allah Elçisi'nin yanında kalan birkaç kişi engel olmaya kalktık. Kılıcıyla bana bu darbeyi indirdi. Ben de ona birkaç darbe indirdim. Fakat Allah düşmanının üstünde iki zırh vardı" (İbn Hişâm, Sîret: 3/29-30).Sonra Yemâme Savaşı'na da katilmiş olan Nuseybe, eli kesilinceye kadar savaşmış ve on iki yara almıştır (el-İsâbe: 4/418). Uhud'da yere düşen bayrağı Alkame kızı Amre alıp kaldırmış, onun yükselttiği bayrak çevresinde toparlanmaya başlayan Müslümanlar, kesin bir bozgundan kurtulmuşlardır. Hassan ibn Sabit, yere düşen bayrağı kaldıran bu kahraman kadın hakkında şöyle demiştir: "Eğer Hârisli kadının (Amre) bayrağı olmasaydı, Müslümanlar, hayvanlar gibi götürülüp çarşılarda satılırlardı" (İbn Hişâm, Sîret: 3/25-26). Uhud Savaşına katılanlar arasında Peygamber'in kızı Fâtıma da vardı. Babasının yaralandığını gören Fâtıma, boynuna sarıldı, yarasını yıkadı. Fakat Peygamber'in yarasından akan kan gittikçe artıyordu. Fâtıma bir hasır parçası alıp yaktı, külünü yaranın üstüne bastı, kan durdu (Fethu'l-Bârî: 7/286).