Ümmü Habîbe Ümmü Hakîm

Gelen sağlam rivayetlerden Peygamber, Halifeler ve müteakip dönemlerde bazı kadınların siyasette de etkin rol üstlendikleri anlaşılmaktadır

Haberin Devamı

Gelen sağlam rivayetlerden Peygamber, Halifeler ve müteakip dönemlerde bazı kadınların siyasette de etkin rol üstlendikleri anlaşılmaktadır.

Ümmü Habîbe: Peygamber dönemine yetişmiş, Yermuk Savaşı'na katılmış, erkekleri savaşa teşvik ermiştir. Savaşta Rum askerlerin hücumu karşısında komutan Amr ibn el-Âs ve adamları dağılmaya yüz tutunca Ümmü Habîbe'nin direktifiyle dağdan inen kadınlar, sopalarla kaçmakta olan erkeklerin yüzlerine vurmaya başlamışlar. Ümmü Habîbe, "Allah, eşini bırakıp kaçanı çirkinleştirsin, Allah kızını bırakıp kaçanı çirkinleştirsin" demiş. Bunun üzerine Müslümanlar toparlanıp cephede eski yerlerine yakın mevkilere dönebilmişlerdir (İbn Asâkir, Tarîh, Âlâm: 1/238).

Haris el-Mahzûmî'nin kızı Ümmü Hakîm: Hâlid ibn Velîd'in kızkardeşi ve Ebucehl'in oğlu İkrime'nin karısı olup Mekke'nin fethinde Müslümanlar arasına katılan bu hanım da Yermuk Savaşı'nda bulunmuş, Mercu's-Safer olayında kahramanca çarpışmış, içinde yattığı çadırın direğini sökerek onunla yedi Rumu öldürmüştür (Usdu'l-ğâ-be: 5/577; el-İsâbe: 4/442; Alâm: 1/281).

Hz. Ömer bir gün, "Kadınların mehrlerini çok artırdınız. Peygamber ve ashabının döneminde mehr, dörtyüz dirhemi geçmezdi. Eğer fazla mehr vermek Allah indinde bir takva ve üstünlük olsaydı, siz mehr konusunda onları geçemezdiniz. Ben iyi biliyorum ki (Allah Elçisi'nin döneminde) bir erkek, dörtyüz dirhemden fazla mehr vermemiştir" demişti.

Halife'ye, Kureyşli bir kadın, "Allah'ın, 'Onlara kantarlarca mehr vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayınız' dediğini işitmedin mi?" diyerek itiraz etti. Bunun üzerine Hz. Ömer, yeniden minbere çıkıp, "Ey insanlar, ben kadınlara dörtyüz dirhemden fazla mehr vermemenizi söylemiştim. Artık dileyen, dilediği kadar mehr verebilir" dedi (İbn Kesîr, Tefsîr: 1/467).

Bu rivayet doğru ise bir kadının cesaretini ve Halife'nin de o kadar cemaat içerisinde bir kadından dahi olsa hakikati duyunca derhal kabul edip hatasından dönmekten çekinmediğini gösterir ki, her iki hareket de İslâm karakterine yakışan olgun bir davranıştır. Ayrıca bu rivayetten o dönemde kadınların da cuma namazına gittikleri anlaşılır.

Şimdi İslâm tarihinde çeşitli ülkelerde siyasi yönetime katılan, bizzat ülkeyi yöneten siyaset kadınlarından bir liste sunmak istiyorum ki, İslâm'da kadınların tamamen yönetimden uzak tutulduğu görüşünün doğru olmadığı anlaşılsın. Tarih gözden geçirilince belki de İslâm alemindeki kadın yöneticilerin ve hükümdarların, o dönemlerde hiç de Avrupa'daki siyasetle uğraşan kadınlardan daha az değil, daha çok olduğu anlaşılacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR