Beden değil ruh önemlidir

19 Temmuz 2004

Soru: Annem vefat edince yıkamak için iki kadın tuttum. Tazyikli suyu annemin yüzüne sıkınca burnundan kan geldi. Kanı durdurmak için ağzına burnuna bant koydular. Annemi rüyamda azap çekerken gördüm. İçim hiç rahat değil, ne yapmalıyım? (Saliha Altın)Cevap: Bunlar hep boş, din dışı şeylerdir. Cenazeyi yıkamaktan maksat, onu cenabetten kurtarmak değildir. Önemli olan ruhtur. Ruh da cesedi terk etmiştir. İçindeki ruh ayrılıp gittikten sonra beden çürüyecektir. Ruhsuz bedenin bir değeri yoktur. O ne acı çeker, ne de yıkayıcıların tazyikli suyundan rahatsız olur. Ama o yıkayıcı kadınlar, son derece cahil kişilermiş. Cenazeden kan gelsin, gelmesin, sünnet üzere abdest alınır, sonra tüm vücudu yıkanır. Maksat, ölmüş olan kişiyi, tertemiz bir görünümle mezara uğurlamaktır. Faraza hiç yıkanmadan görmüşe de ölü için bir eksiklik olmaz. Çünkü onun ruhu çoktan varacağı yere gitmiştir. Nitekim şehitler yıkanmadan, kanlı elbiseleriyle gömülürler. Böyle içi boş şeylerle uğraşmanın ve bunu dinleştirmenin hiçbir anlamı yoktur.Annenizi rüyanızda azap çekerken görmeniz, sizin psikolojik durumunuzun bir yansıması olabilir. Çünkü siz, annenizin yıkanmasını bilinç altına yerleştirdiniz. Bu hal, mutlaka annenizin azapta olduğunu göstermez. Maamafıh bilinmez, belki kadıncağızın bir hatası da olabilir. Bu yüzden ruhen rahat olmayabilir. Annenizi rahatlatmak istiyorsanız, Allah rızası için onun adına gerçek yoksullara sadaka veriniz, ona dua ediniz, Kur'ân okuyunuz, annenizin adını anıp Allah'tan bağışlanmasını dileyiniz."Allah için yapıyorum"Soru: 29 yaşında bir erkeğim. Hep kendini gizli tutan mezhepten biriyim. Bir yıldır kendi çevremden koptum. Kur'ân okumaya ve cuma namazı kılmaya başladım. Oruç da tutuyorum. Ben ne yaparsam Allah için yapıyorum. İnsanlığa iyilik yapmak için fırsat kolluyorum. Kimsenin kalbini kırmamaya çalışıyorum. Ama ailem, "Biz de inanıyoruz ama aşırı gitme" diyor. Ben hep Allah'a yakın olmak istiyorum. Bana yol gösterir misiniz?Cevap: Sevgili kardeşim, ben size ne yol göstereyim? Allah size yolunu göstermiş. Allah'ın yolu, Kur'ân'ın yoludur. Kur'ân'ın açık buyruklarını kimse aşın göremez. Kur'ân namazı, zekâtı, orucu emreder. Bunları yapmak, inananın görevidir. Yapmayan, hata ettiğini bilmeli ve Allah'tan af dilemelidir. Dinin temeli Allah'a inanmak ve doğru olmaktır. Kur'ân bize bu hedefi göstermiş. Her namazda böyle dua ederiz: "Allah'ım, bize doğru yolu göster." Hangi mezhepten olursan ol, iyi bil ki, Hz. Ali, İslâm ve Kur'ân yolunda canını feda etmiş bir Hak eridir. Onu sevenler, dini onun gibi yaşarlar. Kur'ân'ın içini boşaltıp Ali sevgisini iddia etmek, gerçek Ali sevgisiyle bağdaşmaz. Ali gibi yaşayanlara ne mutlu!

Devamını Oku

Âdem, ilk halife yapılan insandır

18 Temmuz 2004

Okuyucum Hande Başar, "İnsanlığın başlangıcının Hz. Âdem ve Hz. Havva'dan olduğunu biliyoruz. Ancak çocuklarının kardeş olması sebebiyle insanlığın üremesi ve artması nasıl olmuştur?" diye soruyor. Vaktiyle bu anlamdaki bir soruyu şöyle yanıtlamıştım: İnsanların sadece Adem'den gelmiş olması Kur'ân'ın ifadesi değildir. Kur'ân'ın ifadesinden Adem'in, hilafet makamına ulaşmış, sorumluluk kazanan ilk insan olduğu anlaşılır. Bakara 30. ayette, "Allah'ın Âdem'i yaratacağı" değil, "Allah'ın Âdem'i halife yapacağı" belirtiliyor. Âdem, sorumluluk makamına yükseltilip ilk halife yapılan insandır. Ondan çok önce, insanlığın yaratılış şartları oluşunca dünyanın birçok yerinde insanlar yaratılmış olabilir. Fakat ne zaman ki insan olgunlaşıp çevresini yönetecek akıl düzeyine gelmiş, o zaman Allah'ın yer yüzünde halifesi olmuştur. İşte ilk halifelik makamına yükselen insan, Hz. Âdem'dir. Bu bakımdan o, sorumluluk kazanan insanlığın atasıdır. Gerçeği Allah bilir. Aksi takdirde gemilerin bulunmadığı ve okyanuslarla ayrılmış kıtalararası ulaşımın mümkün olmadığı dönemlerde Avustralya'da, Amerika'da, Japonya'da insanların var olması izah edilemez.Yapılan yorumlar değil de Kur'ân'ın yalın söylemleri üzerinde dikkatle düşünülürse, Kur'ân'la bilimin hiç çatışmadığı görülür. Elbette öyledir. Çünkü Kur'ân, insan sözü değil, meleğin vahyidir. Yücelerden gelmiştir.Gerçeklere uygun değilÂdem'in çocuklarının birbirleriyle evlenip insanlığın ürediği düşüncesi, Kur'ân'ın ifadesi değildir. Bu düşüncenin, İbrani geleneğinden Araplara geçmiş olduğunu sanıyorum. Ama klasik kitaplarda bu düşünce kabul görmüş ve bir inanç haline getirilmiştir. Tabii Âdem eğer ilk insan kabul edilirse, onun neslinin devamı için bacı-kardeşin birbiriyle evlenmesi kaçınılmaz olur. Çünkü başka seçenek yoktur. O zaman henüz insan toplulukları oluşmadığı için dinin şeriat kısmı da yoktu. Bacı-kardeş evlenmelerinin yasaklanmasının, insan topluluklarının oluşmasından ve bu zorunluluğun ortadan kalkmasından sonra olduğu belirtilir.Biraz önce ifade ettiğim gibi bu izah, doyurucu olmadığı gibi yaratılış gerçeklerine de uygun değildir. Eğer insanlar aynı anne ve babadan türemiş olsaydı, bu kadar ırk farklılıklarının, siyah, beyaz, esmer, sarı, kırmızı derili, kan grupları farklı insanların olmaması gerekirdi. İnsanlar gerek tek ana babadan, gerekse çeşitli ana babalardan türemiş olsun, yaratan Allah olduktan sonra ne fark eder ki? Bu konuda ayrıntı için Reşid Rıza'nın Tefsîru'l-Menâr'ına ayrıca "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizin "İnsan" maddesine bakınız. Bu arada gönderdiği faksla bize manevi destek veren okuyucum H. Aktar'a teşekkür ederim.

Devamını Oku

Yıllar öncesine dönmenin bir anlamı yok!

17 Temmuz 2004

Soru: Sayın Hocam, çevremdeki bazı kişilerden, "Alafranga tuvalet caiz değildir. Ayakta küçük abdest yapmak caiz değildir" gibi bir sürü şey duyuyorum. Beni bu konuda aydınlatır mısınız?Cevap: Tuvaletin alafrangası, alaturkası fark etmez. Alafranga tuvalet daha sağlıklı, özellikle yaşlılar, sakatlar için gereklidir. Önemli olan vücutta birikmiş atıkları dışarı atmaktır. Ancak idrar yaparken idrarın elbiseye sıçramamasına dikkat edilmelidir ki alafranga tuvalet, temizlik bakımından daha uygundur. Büyük tuvalette temizlenmek ya suyla ya da taş veya kesekle silinmek suretiyle yapılır. Asırlar önceki şartlarında taş ve kesekle silinmek normaldi. Ama günümüzde artık tuvalet kâğıtları var. Artık yıllar öncesine dönmenin bir anlamı yok. Ayakta küçük abdest yapılmasının mekruh olması, idrarın elbiseye sıçramasını önlemek içindir. Şimdi kapalı yerlerde ayakta küçük abdest tuvaletleri var, buralarda abdest bozarken idrar elbiseye sıçramaz. Bu durumda kerahet de kalkar. Yani bu tuvaletlerde küçük abdest yapmanın bir sakıncası yoktur.Okuyucularıma duyurulurBazı okuyucularım, kitaplarımı almak için çalıştığım yayınevinin adresini, bazıları da kurmuş olduğumuz Kur'an Bilimleri Araştırma Vakfı (KUBA)'nın hesap numaralarını tekrar yayınlamamızı istiyor. Kitaplarımı, Yeni Ufuklar Neşriyat'tan temin etmeniz mümkündür.Adres: Nuhkuyusu Caddesi No: 365 Bağlarbaşı / Üsküdar / İstanbul Telefon: 0216 - 492 66 12 Faks: 0216 - 492 66 13 Kur'ân Bilimleri Araştırma Vakfı (KUBA)'nın hesap numaraları:Vakıfbank Aksaray Şubesi: TL hesabı: 00158 0072 817 08675 Dolar hesabı: 032-404 6046 Euro hesabı: 032-404 6047Veteriner tavsiyesine uyunMukadder Erol adlı okurum, köpeğinin ölümcül bir hastalığa yakalandığını, veterinerin de onun uyutulması gerektiğini söylediğini belirtiyor. Ancak kendisinin bir cana kıymak istemediğini ifade eden okurum bu durum için bizden çözüm istiyor. Bu soruya verebileceğimiz bir yanıt yok. Veterinerin tavsiyesine uymak herhalde en iyi çözüm olacaktır.Prof. İsmail Yakıt'ı arayınTavsiye ettiğimiz "Atatürk ve Din" hakkındaki kitabı almak isteyen Sayın K. Gürkan, Süleyman Demirel Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Yakıt'a başvurmalıdır.

Devamını Oku

Kabir azabı bedene değil ruhadır

16 Temmuz 2004

Soru: Üç ay kadar önce babamı kaybettim. Hendek'te satın almış olduğu mezarlık yerine kendisini defnettik. Burada kadınlar cenazeye katılamadığı için ben yoktum. Erkek kardeşim, gömülme esnasında mezar boyunun biraz kısa olduğunu, babamın ayaklarını biraz ittirerek yani zorlamayla yerleştirildiğini söyledi. Kendisi çekinmiş, uyarı görevini yerine getirememiş. Bunu duyduğum günden beri içime dert oldu. Nitekim geçen gün kardeşim, babamı rüyasında görmüş ve ona, "Oğlum burada hiç rahat değilim, benim yerimi değiştirin" demiş. Babam için ne yapabiliriz? (Aslı Özmen Halaç)Cevap: Kardeşinizin, ölmüş babanızı gömülürken ayaklarının ittirilerek kabre sığdırıldığını görmesi onun bilinç altına yerleşmiş. Bu nedenle rüyasında, bilinç altındaki düşünce üste çıkıp kendisine görünmüştür kanısındayım. Bundan, babanızın kabir azabı çektiğini sanmam. Çünkü kabir azabı bedene değil, ruhadır. Ruh bedenden çıktıktan sonra beden parçalansa da çürüyüp dağılsa da (sonunda öyle olur) ruh bundan azap duymaz.Çünkü ruhun artık o bedenle bir ilişkisi kalmamıştır. Bedenin parçalanması, dağılması veya ayaklarının ittirilip kabre sıkıştırılması ruha ıstırap vermez. Narkozla uyuşturulup ameliyat edilen canlılar bile bıçak ve makaslarla kesmelerin ıstırabını duymazken bedenden tamamen ayrılmış ruhu mu çürümekte olan bedenin ıstırabını çekecektir? Yazdığınız şeyler ise birer efsanedir. Gerçeği yansıtmaz. Sizin yapacağınız şey, babanız için dua etmek, sadaka vermek, hayır işlerde bulunmaktır.Ayetlerin anlamına saygılı olmalıyızSoru: Gazetenizdeki yazılarınızda yüce Allah'ın adı, ayet ve surelerden bölümler yer alıyor. Daha sonra okunmuş gazeteler oraya buraya atılıyor. Günaha giriyor muyuz?Cevap: Biz, Allah'ın mesajını duyurmakla görevliyiz. Mesajın ulaştığı kimseler, buna saygı göstermelidirler. Kasten ona saygısızlık edenler, elbette sorumlu olurlar. Ama kasıtsız olarak gazete sayfalarının yere düşmesinden ötürü bizim sorumlu olacağımız kanısında değilim. Asıl saygı mürekkeple, kalemle yazılan kelimelerden çok onların anlamına olmalıdır. Kalemle yazılan, matbaalarda basılan ayetler, Allah'ın mesajlarının aracıdır. Amaç, bunları okuyup anlamlarını uygulamaktır. Bunları okuyup etkilenen, bir kez olsun o mesajın gereğini yapan veya onu yapmaya yönelen kimse Allah katında sevap alır. Onun Hakk'a yönelmesine vesile olduğumuz için biz de inşallah manen sevap alırız. Başka türlü insanlara nasıl ulaşacağız? Allah taksiratımızı af buyursun!

Devamını Oku

İyiyi tavsiye

15 Temmuz 2004

Soru: Sayın hocam, camide vaazlarda, gazetelerin köşe yazılarında sizin gibi din alimlerinin insanlara öncelikli tavsiyesi, israfçı olmayın, mütevazı görünün. Bu, hadislerle, ayetlerle pekiştirilir. Başbakan Tayip Erdoğan'ın kızının düğününü gazetelerde okudum. Din yolunda olduğunu her haliyle hissettiren bir ailenin israflı, gösterişli düğününü nasıl görüyorsunuz? Milyonlarca kişinin açlık sınırında olduğu bir ülkenin başbakanının kızının düğünü böyle mi olmalıdır? Halife Ömer, Osman, Ali böyle mi yaşardı? (Nuri Çelen / Yalova)Cevap: Bizler, Hz. Ömer'in adaletini, devlet malını kendi çıkan için kullanmamaya nasıl özen gösterdiğini çok dinledik ve çok anlattık. Şu fıkra dillere pelesenk olmuştur:Hz. Ömer akşamın geç saatlerinde, mum ışığında bürosunda çalışırken yanına Hz. Ali veya hatırlı bir arkadaşı gelir. Selam verir. Halife, selamı almaz. Yazısını yazar, işini bitirdikten sonra mumu söndürür, sonra arkadaşının selamını alır. Sebebini şöyle izah eder: "Bu mum devletin malıdır. Senin selamını alıp seninle konuşsam kamu malı olan mumu kendi özel işim için kullanmış olurum. Bundan çekindiğim için kamunun işini bitirip mumu söndürdüm. Şimdi seninle sohbet edebiliriz."Sanırım halkın çoğunluğu, Hz. Ömer adaletini uygulayacağı umuduyla sayın Tayyip Erdoğan'a ve partisine oy verdi. 1.5 yıllık iktidarı döneminde Sayın Erdoğan çok güzel şeyler yaptı. Türkiye'yi AB'ye yaklaştıran reformları devrim sayılır. Ne var ki görkemli hanedan düğünlerini de bastıran şu düğünler, israfı haram kılan, tevazuu emreden İslâm'a uymaz.Özel hayatlarında İslâm'ı yaşayan insanların gösterişten, lüksten uzak durmalan gerekir. Lütfü Kırdar Salonu'nda, 7000 kişilik davetli ve 5500 polisin korumasıyla yapılan düğün, bir güç gösterisi şeklinde algılanmıştır. Muhakkak ki Recep Bey'in böyle bir amacı yoktur ama olay böyle algılanmıştır. Halk böyle mi düğün yapıyor? Acaba bu gösterişi ekranlardan izleyen halk, bir yandan imrenirken bir yandan da kıskançlık duymaz mı? Oysa İslâm geleneğinde, çarşıdan alınmış olan bir meyveyi eve götürürken, alamayacak durumda olanların canı çekmesin diye örtülü bir kap içinde götürülür. Bu düğün, resmi sıfatı ne olursa olsun, kişinin özel işidir. Özel düğünde devletten maaş alan 5500 polisin görev yapması hoş karşılanmamıştır. Söz değil, öz önemlidir. Yoksa israftan uzak durmayı, adaleti, tevazuu, halk gibi yaşamayı söyleyip durmanın hiçbir anlamı olmaz.Bize yukarıdaki eleştiri faksını gönderen sadece bir kişi değildir. Milyonların düşüncesini yansıtmaktadır. Hz. Ömer, kendisine hatalarını söyleyenlerin bulunmasından ötürü Allah'a hamdetmiştir. Bu yazımız eleştiriden çok dinimizin, "iyiliği hatırlatma" prensibi gereğidir. Yönetimin başındakilere, yanlışlarını anımsatma yerine, "Her ki sultan bi koned şîrînest: Sultan ne yaparsa tatlıdır, doğrudur" diyenler artarsa yönetim bozulur, toplum kaybeder. Gösterişlerden uzak durulması dileğimle.

Devamını Oku

Allah sevgisi ruhu yüceltir

14 Temmuz 2004

Her yaratık, varlığını sürdürebilmek için sürekli çalışma içindedir. Maddenin en küçük parçası kabul edilen atomda elektronlar, çekirdek etrafında son süraatle dönmese, dengesi bozulan atom parçalanır. Gezegenler Güneş Sistemindeki hareketlerine devam etmese âlem yıkılır. Kalbimiz çalışmasa hayatımız durur. Merhum M. Akif, evrendeki bu çalışmayı, didinmeyi ne güzel ifade etmiş:"Kamer çalışmadadır, gökle yer çalışmadadır;Güneş çalışmada, seyyareler çalışmadadır.Didinmeden geri durmaz nücûm-i gîsûdâr;Bütün alın teridir durmayıp yağan envâr!"Yaşadığımız âlemde ne varsa hep bize hizmet için bir iş görmekte, güneş, ay, yıldızlar yiyeceğimiz ekmeğin buğdayını, meyvemizi, sebzemizi özetle yaşayabilmemiz için gerekli her şeyi hazırlamak üzere her biri bir iş görmekte, bir ışık vermekte, sanki uzayda birer gemi olan bu varlıklar ilahi hazineden erzakımızı taşımaktadır. "İslâm'da ruhbanlık (yani tamamen dünyadan el etek çekip kendini ibadete vermek) yoktur." Hz. Peygamber (s.a.v), "Her peygamberin bir ruhbanlığı vardır. Bu ümmetin ruhbanlığı da yüce Allah yolunda cihâddır (uğraşma, didinme, çalışıp çabalama)" buyurmuştur. Tamamıyla kendini ibadete verip dünyadan el etek çekmek uygun olmadığı gibi tamamıyla dünyaya dalıp ahireti unutmak da büsbütün felâkettir. Abdullah ibn Amr şu hadisi naklediyor:Erdem sahibi olmak"Allah'ın Resulü buyurdu: 'Ey Abdullah, senin geceleri namaz kılıp gündüzleri oruç tuttuğunu haber almadım mı sanki?' 'Evet öyle yapıyorum', dedim. 'Eğer böyle yaparsan gözün kanlanır, zayıflarsın. Senin üzerinde nefsinin de karının da hakkı var. Namaz kıl ama uyu da. Oruç tut fakat iftar da et' buyurdu."Dinde aşırılık, dini amacından saptırır. Dinin amacı, insanın elini kolunu bağlayıp, onu vehimlerin tutsağı yapmak değil, hurafelerden kurtarıp her şeyden özgür, sadece Allah'a tertemiz kul yapmaktır. Din, dışı süslemekle olmaz. Din, ruhu bezeme yöntemidir. Allah'ın Elçisi (s.a.v), "Dinde aşırılıktan sakının. Çünkü sizden öncekiler, dinde aşırı gittiklerinden ötürü helak oldular" buyurmuştur (Dârimî, Siyer: 45; İbn Hanbel, Müsned: 4/127, 5/318, 330). Şeyh Sa'dî Gülistan'ından şöyle der:"Çalış, sâlih amel yap da ne istersen giy.Başına tac koy, omzuna bayrak.Zâhidlik, yamalı hırka giymekle olmaz;Temiz zâhid ol da ipek giy!"İnsanın, erdem sahibi, mutlu ve huzurlu olabilmesi için ilâhi rahmet denizinin içinde yaşadığının bilincinde olması gerekir. Bu bilinç insanı mekârim-i ahlâkın doruğuna çıkarır. Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.), diğer peygamber kardeşleri gibi insanlığa, insan-ı kâmil olmanın reçetesini sunmuştur. İşte bu reçete, Tann'nın son mesajı yüce Kur'ân'dır. Allah sevgisi, insan ruhunu olgunlaştım; yüceltir.

Devamını Oku

"Güzel rızıkları kim haram etti"

13 Temmuz 2004

Eşyada asıl olan ibâhedir. Yani her şey aslında helâldir. Ancak Allah'ın yasakladığı şeyler haramdır. Bunlar da insan sağlığına, fert ve toplum ahlâkına zararlı veya manen pis olduğu için haram kılınmıştır. Allah'ın helâl veya haram olduğu hakkında bir şey söylemediği şeyleri, insanların kendi kendilerine yasaklayarak câhiliye devrindeki gibi boyunlarına hurafe zincirleri vurmaları doğru değildir. Yüce Allah, "De ki: Allah'ın, kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim haram etti?' De ki: 'O, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlarındır'. İşte biz, bilen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz" buyurmuştur. Peygamber (s.a.v.) de, "İslâm'da ruhbanlığın olmadığını" söylemiştir.Kur'ân, dinde aşırılıktan şiddetle kaçındırmaktadır: "Kalbini bizi anmaktan alıkoyduğumuz, keyfine uyan ve işi hep aşırılık olan kişiye uyma" (Kehf: 28) ayeti de aşırılıktan kaçınmayı, aşınlara uymamayı vurgulamaktadır. Necm: 23/39-41'inci ayetlerde insan, ancak kendi çabasının ve çalışmasının sonucunu alacağı, çaba ve gayretinin ürününü mutlaka elde edeceği; En'âm: 55/132 ve Ahkaf: 66/19'uncu ayetlerde de insana çalışmasının karşılığının verileceği, kendisine hiç haksızlık edilmeyeceği, yani çabasının hak ettiği ücretin tastamam verileceği; Nâzi'ât: 81/35'inci ayette de ahirette insanın neyin peşinde koştuğunu, ne için çalışmış olduğunu anımsayacağı vurgulanmakta, Nisa: 98/32'nci ayette de kadın erkek, herkesin kazandığının kendisine ait olduğu, çalışmasından pay alacağı belirtilmekte ve çalışarak Allah'ın lütfundan pay istemeleri emredilmektedir.Allah yoluna harcarDünya ağırlıklı yaşam, insanı hırsa, cimriliğe, haksızlığa götürür; bu huylar da insanın ruhsal değerlerini kemirip tüketir. Onun için Ahkaf: 66/20'nci ayette, dünya hırsıyla ruhsal değerlerini yitirerek ahirete gelmiş olanlar azarlanarak, "Dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi zayi ettiniz, (orada) bunlarla sefa sürüp bunları tükettiniz" buyurulmaktadır. İnsan çalışmalı, helâl kazancından yemeli, çocuklarına da yedirmeli, fakat dünya malını gaye edinmemelidir. Allah'ın nimetleri, Allah'ı tanıyan ve O'na kulluk edenlere daha uygundur.İnsan çalışıp kazanır fakat onu yer, başkalarına da yedirir, Allah yoluna harcar. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Adem oğlu, 'Malım, malım' der. Oysa (ey Adem oğlu,) yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin, sadaka verip gönderdiğinden başka senin malın yoktur", "Ölüyü üç şey izler, ikisi geri döner, biri kendisiyle beraber kalır. Ehli, malı ve ameli kendisini izler. Ehli ile malı geri döner, ameli kendisiyle beraber kalır." Çalışmak, Allah'ın ezeli kanunudur. Her zerrenin varlığı çalışmasına bağlı kılınmıştır. (Devam edecek)

Devamını Oku

Aşırılık dine zarar verir

12 Temmuz 2004

Soru: Sayın hocam size, İmam-i Gazali hakkında internette yayınlanan 21 sayfalık bir yazıdan iki bölüm gönderiyorum, 1- Resulûllah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Çarşıya girerken, la ilahe illallahü, vahdehu la şerike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü, yuhyî ve yümît, ve hüve hayyün la yemût, bi yedihilhayr, ve hüve âlâ külli şey'in kadîr, diyen kimseye, iki milyon sevap yazılır" denmektedir. Bu iki milyon nereden çıktı? Kim saymış? 2- Cüneyd-i Bağdadî "kuddise sirruh" buyurdu ki: "Pazarda çok kimse vardır ki, sûfiler halkasında oturanlardan kıymetlidirler." Bir kerre de buyurdu ki: "Öyle kimse tanıyorum ki, pazarda her gün 300 rekât namaz kılmakta ve 30 bin tesbîh okumaktadır." Bazısı demiştir ki, bu kimse, kendisidir.İki rekât namazın dualarıyla birlikte beş dakikadan az sürmez. Eğer bu mümkünse bu namaz değil, "aman, bir an evvel bitireyim" olur ki, bu zaten namaz olmaz. Buna göre günde durmadan, yemeden içmeden 300 rekat namaz 13 saat vakit alır. Bunun üzerine otuz bin tespih okumak ise en az 8 saat zaman alır. Bu mümkün olabilir mi?Cevap: Soru sahibinin de dediği gibi günde 300 rekât namaz kılmak, en az 12.5 saat alır. Yemeden, içmeden, sürekli namaz kılmak şartıyla 12.5 saat harcanacaktır. 30 bin tespih için 7-8 saat harcanırsa yaklaşık 21 saat eder. Peki bu adam çarşıya niye gitmiştir? Sürekli namaz kılacak, tespih çekecekse başka bir iş yapamayacak demektir. Öyleyse evinde kalsa daha iyi olur. Bunlar kuru sofuların hikâyeleridir. İnsan doğasına aykırı şeylerdir. Önemli olan kılınan rekâtların sayısı değil, kalitesidir. Hasan-ı Basri şöyle demiş:Ruhsal denge sarsılır"Zerre miktarı salim vera', bin yıl ibadetten yeğdir" (Bir an için düşünmek, bin yıl ibadetten hayırlıdır). Kur'ân'a göre ahiret için çalışmak nasıl bir görevse çoluk çocuğunun rızkını temin için çalışıp çabalamak da öyle bir görevdir. Hz. Peygamber aşın ibadetten ve dünyadan el etek çekmeden men etmiştir.İslâm, ifrat ve tefridin arasındaki orta yolu göstermiştir. Yüce Allah, ılımlı müminlerin vasıflarını şöyle belirtiyor: "Harcadıkları zaman ne israf ederler ne de cimrilik ederler, (harcamaları) bu ikisinin arasında dengeli olur." İslâm dini, ahiretin imarı yanında içinde yaşadığımız dünyanın da imar edilmesini, şenlendirilmesini, neslin devamını ister.Neslin devam edebilmesi için evlenmek, ibadete güç bulmak için yemek, sağlıklı yaşayabilmek için uyumak lâzımdır.Bunları normal yapmayan kimsenin ruhsal dengesi sarsılabilir. Bundan dolayı ölçülü olmak, her şeyi itidalle yapmak gerekir. İşte İslâm, bu ölçülü davranış düzenini getirmiş, insan tabiatına aykırı olan aşırı davranışları yasaklamıştır. (Devam edecek)

Devamını Oku