Bilinçli edilen yeminden dönen kefaret öder

27 Temmuz 2004

Soru: Mücadele Suresi'nin 2-4'üncü ayetlerinde karısına, "Sen bana anamın sırtı gibisin" diyenlerin, bu yeminlerinden dönmek için köle azat etmeleri veya 60 gün oruç tutmaları emredilmektedir. Ancak ülkemizde halk arasında yaygın olan benzeri, "Anam avradım olsun" şeklinde çok sık yapılan yeminin bir müeyyidesi yok mudur?Cevap: Bu sözün anlamı, "Karım bana anam gibi olsun" demektir. Buna zıhar denilir. Böyle söyleyen kimse karısının, kendisine haram olmasını belirtmektedir. Ama Kur'ân, bu tür boşamayı geçersiz sayar. Çünkü lağv ile insanın karısı, anası olamaz. Kişinin anası, kendisini doğurmuş olan kadındır. Ancak bu söz bir çeşit yemin sayılır.Bu tür yemin etmiş olan kimse, sözünden vazgeçip karısına dönmek isterse, bu yeminine kafaret vermek zorundadır. Bilinçli söylendiği takdirde bu yeminin kefareti ya 60 gün aralıksız oruç tutmak veya 60 yoksulu doyurmaktır. Ama söyleyen, manasını düşünmeden, bilinçsiz olarak söylemişse, lağv sayılan bu sözün bir değeri yoktur. Kefaret de gerekmez. Kefaret, bilinçli yapılan yeminlerden dönmenin cezasıdır.Bir okurumdan Allah'a niyazOkuyucum Sayın Memduh Ataç, 87 yaşında olduğunu söylüyor. Geçirdiği bir hastalıktan şifa bulmanın şükranesi olarak yüce Allah'a şöyle niyaz etmiş:Ya RabNurundan parça verdin.Payımızı bol ettinÜlke senin, mal seninBeni de ortak ettin.Af senin, hüküm senin.Evine kabul ettin.İyi bir kul et beni.Gördüm unutmam seni.Göklerdesin yerdesinKalbimin içindesin.***Rızık verdin, sağlık verdin Şükür elhamdülillah Bir nefeslik can senin Şükür elhamdülillah Aşklar gönüller senin Şükür elhamdülillah Yolda bırakma beni Şükür elhamdülillah Her türlü biçimdesin. Şükür elhamdülillah.

Devamını Oku

Vardiya usulü namaz önerisi!

26 Temmuz 2004

Emekli Gar Müdürü Yüksel Çetin'in, cuma ve bayram günleri, kalabalıktan cemaatin sokaklara taşmasını önlemek için vardiya usulü namaz kılma önerisi var. Diyanet'e iletmiş fakat yanıt alamamış. "Birçok fabrika ve iş yerlerinde vardiya usulü geçerliyken neden ibadette geçerli olmasın?" diyor.Vardiyaya ne gerek var? Her taraf cami dolu. Bir camide cemaat fazla ise öteki camiye gitmek mümkün. Cemaatin sokaklara taşmasının da bir sakıncası yok. Sonuçta 15-20 dakikalık bir meseledir. Bir camide birkaç kez aynı namaz kılınmaz. Camilerin mahallelere dağılması ve aynı anda pek çok camide aynı namazın kılınması, vardiyanın bir başka çeşidi sayılır. Ama mabedi iş yerine benzetmek doğru olamaz. Camide kalabalık ne denli fazla olursa ibadet o denli muteberdir. O kadar insanın hep birlikte Allah'a el açıp yalvarması, Allah'ın rahmetinin daha bol inmesine ve duaların daha çok kabul görmesine vesile olur.Vardiya usulüne benzer namaz ancak savaş gibi durumlarda uygulanmıştır ki, Nisa Suresi'nin 102'nci ayetinde anlatılmaktadır. Savaşta, bütün askerlerin cepheyi bırakması doğru olmadığından aynı imamın arkasında namaz kılmak istedikleri takdirde bir bölük imama uyup bir rekât kılar. Birinci rekâtın secdesinden sonra gidip nöbeti devralır. Sonra ikinci bölük gelip bir rekât kılar. Böylece imam iki rekât, askerler de birer rekât kılmış olurlar.İşte bu, bir çeşit vardiyadır. Ama zorunlu hallerde uygulanabilen bir yöntemdir. Cemaatin kalabalık olması, böyle bir uygulamayı gerektirmez. Çünkü namazın ille de mescidin içinde kılınması şart değildir. Bütün yeryüzü mescit sayılır. Diyanet, bir camide namaz kıldırmak üzere görevlendirdiği imamlardan biri cemaatin bir kısmına namaz kıldırır, ardından da ikinci bir imam başka cemaate namaz kıldırırsa bu da olur. Ama gelenler memurdur, yolcudur. O zaman da aynı saatte iş yerlerine veya otobüsüne dönmek zorunda kalanlar ne yapacaklardır? Uygulanması mümkün olmayan fantezi düşüncelere takılmanın yararı yoktur sanırım.Kur'an'ı iyi okumalısınızSoru: Mezheplerden biriyle amel etmezsem dinden çıkar mıyım? (Nevzat Sağlam)Cevap: İslâm, Kur'ân'ın ve sünnetin buyruk ve yasaklarından ibarettir. Bunlara uyan kimse, herhangi bir mezhebe uymak zorunda değildir. Dinin hükümleri başta Kur'ân'da vardır. Kur'an'ı düşüne düşüne okumalı, ayetleri açıklayan sağlam, hurafesiz tefsirlere bakmalı, her mesele üzerinde uzun uzun düşünmeli ve oluşan kanaate göre ibadetlerini yapmalıdır. Ama bu anlattığım içtihat demektir ki her baba yiğidin kârı değildir. Bunu yapabilirsen ne âlâ. Yapamazsan, o zaman yaşayan mezheplerden birine veya tarihte yaşamış müçtehitlerden birine uyarak ibadetlerini yaparsın.

Devamını Oku

En önemli namaz sabah kılınandır

25 Temmuz 2004

Soru: Ben 19 yaşında bir genç kızım. Çalıştığım için sadece sabah namazıyla yatsı namazlarını kılabiliyorum. Diğerlerini kılamıyorum. Allah namaz suçlarımı affeder mi? Kur'an okumasını bilmiyorum, nasıl öğrenebilirim?Cevap: Allah dilerse affetmeyeceği hiçbir hata ve kusur yoktur. Yeter ki kul, Allah'a yönelsin, af dilesin. Ben size mümkün olduğunca namazlarınızı kılmanızı öğütlerim. Sabah namazını kılıyorsunuz, gayet güzel. En önemli namaz sabah namazıdır. Günün içinde iki namaz daha var. Öğle ve ikindi namazları. Bunlan öğle paydosunda birleştirerek kılabilirsiniz. Abdestinizi alır, öğle namazının farzını kılarsınız, sonra da ikindinin farzını kılarsınız. Buna öne alma cem'i denilir. Böylece gündüz namazlarını kılmış oldunuz.Akşam işten eve döndükten sonra da önce akşam namazının farzını, ardından da yatsı namazının farzını kılarsınız. Böylece bir gün içinde kılmanız gereken namazları kılmış oldunuz. Bu bir kolaylıktır. İçiniz de rahat eder. Ama hiç kılmadınızsa, hata işlemiş olursunuz. Bile bile kılmadığınız için bunların kazası yoktur. Allah'tan af dilemeniz gerekir. Bir özür dolayısıyla kılamadığınız bir iki günlük namaz, sırasıyla kaza edilir. Mesela içinde bulunduğunuz günün öğle, ikindi, akşam namazlarını kılmadınız. Yatsının vakti girdi. Siz önce öğle namazını, sonra ikindi namazını, sonra akşam namazını kılacaksınız. En sonunda da içinde bulunduğunuz yatsı namazını kılacaksınız. Peygamberimizin uygulaması böyledir.Gelelim diğer sorunuza. Kur'ân okumayı bilmiyorsanız, Türkçe mealini okuyunuz. Kur'ân bilmediğiniz için günahkâr değilsiniz. Ancak Kur'ân'ın temel buyruklarını (namaz, oruç, hac gibi) öğrenip uygulamazsanız günah işlemiş olursunuz. Zaten namazınızı mümkün olduğunca kılan, dinini seven bir hanım kızsınız. Dininizi seviniz, sevginiz sizi ebedi mutluluğa ulaştıracaktır.Okurlarıma duyuru* Sayın Güven Akçay, İsmail Yakıt'ın yazdığı Atatürk ve Din adlı kitap için yazarın kendisine yazmanız gerekir. Yazar, Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesidir.* Bursa'dan yazan ve Rifâî-Kadirî tarikatı mensubu olduğunu söyleyen Ayşe Yıldız isimli hanımefendi, bize ulaşabilmek için telefon numaramızı istemektedir.Özel olarak okurlarla ayrı ayrı görüşmek ve okurlarımın sorularına şifahi olarak yanıt vermek imkânına sahip olmadığımdan telefon numaramı veremiyorum.Özür dilerim.

Devamını Oku

"Her canlı şeyi sudan yarattık"

24 Temmuz 2004

Zayıf canlıların meydana geldiği tomurcuklanmayla üreme türü, hayat şartları kolay olan denizlerde, su kenarlarında görülür. Karada yaşayabilmek için kara şartlarına dayanıklı varlıklar gerektir. Bu canlıların meydana gelmesi de ancak iki canlının cinsel hücrelerinin birleşmesine bağlı kılınmıştır. Bu tür üremeye de eşeyli yani cinsel üreme denir. Demek ki hayat önce eşeysiz olarak denizlerde, su kenarlarında görülen basit canlılarla başlamış, sonra karaya geçmiştir.Enbiya Suresi'nin 30'uncu ayetinde buna şöyle işaret ediliyor: "İnkâr edenler görmediler mi ki, göklerle yer birbirine yapışık idi, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık." Nisa 1'inci ayetten anladığımıza göre insanı oluşturmak üzere yaratılan bir tür canlı, önce eşeysiz üreme (kendi kendine çoğalma) ile başka varlıklara veya hayvanlara hiç değişmeden kendi istikametinde tekâmül edip eşeyli üreme aşamasına gelmiş, sonra da ilk defa kendisinden üremiş olan dişisiyle birleşerek bundan birçok insan yaratılmış olabilir.Bu sözümüzle biz, bütün canlıların, bir tek hücreden tekâmül edip çeşitli hayvanların bu suretle meydana geldiğini, insanın da herhangi bir hayvandan veya maymundan türediğini söylemek istemiyoruz. Mevcut canlıların hepsi tekâmül geçirmiş olabilir. Fakat hiçbirinin, diğerinden evrimleşerek bugünkü biçimine geldiği kanısında değiliz.Yüce Allah, her canlı türünü meydana getirmek üzere çeşitli hücreler yaratmış olabilir. Mevcut canlıların her biri, kendilerinin meydana gelmesi için yaratılan ayrı ayrı ana hücrelerden, kendi köklerinden evrimleşerek bugünkü şekline getirilmiş olabilir. İnsanın da basit, kendi kendine üreyen bir ilk kökten, bir ilk canlıdan yaratıldığını düşünebiliriz. İnsanın aslı olan bu canlı -git gide tekâmül edip önce şu, sonra bu hayvana, ondan sonra da insana çevrilmeden-doğrudan doğruya gittikçe tekâmül eden insan modeli canlılardan geçe geçe, akıl ve yeteneklerini kazanan ve Âdem adını alan insan şekline gelebilir. Duyularını ve aklını kazanıp konuşma yeteneğini elde ettiği zaman Adem adını alan bu en mütekâmil insan, Allah'ın halifesi yapılmış, kendisi gibi olgun insan düzeyine ulaşmış olan eşiyle birleşmesinden birçok erkek ve kadın yaratılıp dünyaya yayılmıştır.Hatta Muhammed Abduh'un da dediği gibi şartlar oluşunca dünyanın birçok yerinde peş peşe insan yaratılmıştır. Nasıl diğer hayvanlar bir tek hayvandan yaratılmamışsa bütün insanlar da çeşitli atalardan yaratılmış olabilir. Bu durumda Abduh'a göre burada hitap edilen bütün insanlar değil, Hz. Peygamber'in ilk muhatabı olan Arap toplumu veya Kureyş toplumu olabilir. İnsanın yaratılışı hakkında bugün ortaya atılan görüşler de sonuçta bir teoridir.

Devamını Oku

Bu kadar kan grubu nasıl ortaya çıktı?

23 Temmuz 2004

Soru: Bilindiği gibi dört ana kan grubu var. Bunların kendi aralarında da pozitif ve negatifliğini düşünürsek 16 gruba çıkıyor. Âdem ile Havva'nın kan grupları neydi? Nasıl ortaya çıktı bu kadar kan grubu? Bilim, kan uyuşmazlığında insanların yaşayamayacağını ortaya koymuştur. Bu durumu, İslam'ın koyduğu bilimsel bir cevapla açıklar mısınız? (Metin Uzunak)Cevap: Kur'ân'da bütün insanların Adem ile Havva'dan yaratıldığı şeklinde bir söylem yoktur. Dünyanın değişik bölge ve kıtalarında insanların yaratılış aşamalarına gelindiğinde Allah, lütfü, kudreti ve hikmetiyle her bölgede çeşitli insanlar yaratmış olabilir. Nasıl yaratılış aşamalarında dünyanın değişik bölgelerinde çeşitli koyunlar (kara koyun, mor koyun, alacalı koyun gibi...) yaratılmışsa kan grupları, deri renkleri farklı olan insanlar yaratmış ama bunların hepsine en mükemmel düşünce yapısını, akıl ve mantığı lütfetmiştir.Böyle olunca kan gruplarının çeşitli olmasının izahı kolaylaşır. Aksi takdirde aynı ana babadan yaratılan insanların kan gruplarının, deri renklerinin farklılığı izah edilemez. Aslında insanların bir tek nefisten yaratıldığını bildiren Nisa 1'inci ayetteki nefis kelimesi, canlı anlamına gelir. Nefes de canlılık belirtisi olan soluk alıp vermeye denilir. Fizik bedendeki ruha, nefs denilmiştir. Can taşıyan her varlık nefistir. Bizim kanaatimize göre ayetteki nefis, Hz. Adem'i değil, insanın aslı olan ilk canlıyı kastetmektedir. Yüce Allah buyuruyor ki:"Sizi bir tek canlıdan yaratan ve ondan eşini var eden, ikisinden de birçok erkek ve kadın yaratan Rabbinizden korkun."Birçok ayette, insan yaratılışının bazı aşamalardan, evrim safhalarından geçirildiği belirtilmiştir. Nuh Suresi'nin 12-13'üncü ayetlerinde, "Size ne oluyor ki, Allah için saygı (göstermek) istemiyorsunuz? Oysa O, sizi çeşitli aşamalar halinde yarattı" buyurulmaktadır. Demek ki insan, hemen birdenbire ortaya çıkmış bir varlık değil, uzun bir tekâmül sonucu süzüle, süzüle yaratılmış en mütekâmil varlıktır. İşte ayet-i kerimede, kâinatın özü olan bu varlığın yaratılışının ilk aşamalarından birine, ilk üreme safhasına işaret buyurulmaktadır.Canlılar, üreme yoluyla çoğalır. Biyolojiye göre üreme, eşeysiz ve eşeyli olmak üzere ikiye ayrılır. İlkel üreme tarzı olan eşeysiz (yani cinsiyete dayanmayan) üremede yavru, iki canlının birleşmesinden değil, bir tek canlının, kendi kendine bölünmesinden veya tomurcuklanmasından meydana gelir. Birçok su yosunlan, bakteriler, kamçılı tek hücreli hayvanlar, bölünerek ürerler. Biraz daha ileri aşamada tomurcuklanmayla üreyen canlılar vardır. Bunda bazen yavru, anneden ayrılmaz, onunla birlikte koloni teşkil eder, bazen de anneden ayrılıp kendi kendine yaşar. (Devam edecek)

Devamını Oku

"Yeryüzündeki bütün insanlar kardeştir"

22 Temmuz 2004

Bütün insanlığın Adem'den geldiğine inananlar, tek nefis ile Âdem'in kastedildiğini anlarlar. Milletlerin ayrı ayrı atalardan geldiğine inananlar da tek nefsi kendi inançlarına göre yorumlarlar. Bakara Suresi' nin baş tarafının tefsirinde, Adem'den önce yeryüzünde insan cinsinden fesat çıkaran, kan döken birtakım yaratıkların bulunduğunu söyleyen Muhammed Abduh, nefs-i vâhideyi, Adem diye tefsir edenlerin, ayetin nassına değil, insanlığın atasının Âdem olduğu hakkındaki önyargılarına dayandıklarını söyler ve şöyle devam eder:"Âdem'in, bütün insanlığın babası olduğuna dair Kur'ân'da kesin bir nass yoktur. İlmi araştırmacılar, insanların, çeşitli atalardan türediklerini ileri sürerler. Eğer araştırıcıların dedikleri gibi insanlar, çeşitli köklerden türemişlerse bu, Kur'ân'a aykırı değildir. Kur'ân, bu konuda söylediklerini, öyle genel ve kapsamlı söylemiştir ki, ne Yahudiler ona itiraz edebilmişler, ne de araştırıcılar onun, kendi bulgularına aykırı düştüğünü söyleyebilmişlerdir."Bir tek hakikat var"Nefis kelimesi, insanı oluşturan, seçkin varlık yapan mahiyet (insanın hakikati)'dir. Bu hakikat, ister kitap ehlinin dediği gibi Âdem ile başlasın, Şiflerin ve Sûfîlerin dediği gibi sonradan inkıraz eden başka Âdemlerle başlasın yahut araştırıcıların dediği gibi çeşitli köklerden türesin fark etmez. İnsanın yaratılışından söz eden bütün ayetler, insanların bir tek nefisten geldiğini söyler. Bu tek nefis, insanın hakikatidir. İnsanlar, bununla insan olmuşlardır. İnsanlar, Âdem Aleyhisselam'dan da gelseler, kendilerinden önceki canlılardan da türemiş olsalar, onları insan yapan, bu tek hakikattir. Hepsi bu ortak hakikatle insan olmuşlardır. Bundan dolayı kardeştirler."Yaratılışın esaslarıBütün bu görüşler, İslâm kelâmcı, felsefeci ve mutasavvıflarının görüşleridir. Hiçbiri diğerini görüşünden dolayı tekfir etmemiştir. Ayet-i kerimelerin özünden anladığımıza göre insanın yaratılışı, birtakım evrelerden geçirilmiştir. Bu hususta daha geniş bilgi için "Kur'ân-ı Kerîm'e göre Evrim Teorisi" adlı makalemize, Kur'ân Ansiklopedisi'nde "İnsanın Yaratılışı" maddesine bakılabilir. Kur'ân-ı Kerîm, yaratılışın esaslarına işaret eder, ayrıntıyı araştırıcıların incelemelerine bırakır. Onun yaratılış hakkında söyledikleri, bilime uygun düşmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de ispatlı ilme aykırı düşen hiçbir ayet yoktur.

Devamını Oku

"İnsanlığın yaratıldığı tek nefis Âdem'dir"

21 Temmuz 2004

Kur'ân, insan yaratılışını öyle esnek bir ifadeyle anlatmıştır ki, ne kitap ehline, ne de bilim adamlarına itiraz yeri bırakmıştır. Bu ifade, kitap ehlinin söylemine ters düşmez. Çünkü onlara göre insanlığın yaratıldığı tek nefis Adem'dir. Kur'ân'ın söylemi, onların bu inancına uyduğu gibi nâs (insanlar) tabiriyle bir ulusun kastedilmiş olması da mümkündür.Bu durumda her ulusun bir tek ana babadan yaratıldığı anlatılmış olur. Ayrıca bir tek nefisle insanın ürediği döllenmiş yumurta da kastedilmiş olabilir. O zaman da bütün insanların zigot denilen tek hücreden yaratıldığı anlatılmış olur. Hasılı ayet, hem kitap ehlinin, hem de bilim adamlarının inancına uygun bir esneklik taşır (Bkz. Reşid Rıza, Menâr Tefsiri, 4/325-326).İlk canlıyı kastediyorNisa Suresi'nin l'inci ayetinde, "Ey insanlar, sizi bir tek nefisten (nefes alan candan) yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun" buyurulmaktadır. Bu ayetteki nefis kelimesi, aslında canlı anlamına gelir. Nefes de canlılık belirtisi olan soluk alıp vermeye denilir. Genellikle müfessirler, buradaki nefis kelimesiyle Hz. Adem'in kastedildiğine kani olmuşlardır.Bizim kanaatimize göre ayetteki nefis, Hz. Adem'i değil, insanın aslı olan ilk canlıyı kastetmektedir. Birçok ayette, insan yaratılışının bazı aşamalardan, evrim safhalarından geçirildiği belirtilmiştir. Nuh Suresi'nin 12-13'üncü ayetlerinde, "Size ne oluyor ki, Allah için saygı (göstermek) istemiyorsunuz? Oysa O, sizi çeşitli aşamalar halinde yarattı" buyurulmaktadır. Demek ki insan, hemen birdenbire ortaya çıkmış bir varlık değil, uzun bir tekâmül sonucu süzüle süzüle yaratılmış en mütekâmil varlıktır.Mekke halkın atasıİşte yüce Allah, bu ayeti kerimede, kâinatın özü olan bu varlığın yaratılışının ilk aşamalarından birine, ilk üreme safhasına işaret buyurmaktadır. Muhammed Abduh'un yorumuna göre, nefs-i vahide ile Adem'in kastedildiğine dair bir açıklık yoktur. Müfessirlerden bazılarına göre, "en-nâs: insanlar" şeklindeki bu tür hitaplar, Mekke halkına yahut Kureyş kabilesine yöneliktir.O zaman nefs-i vahide ile kastedilen, Mekke halkının atası Adnan olur. Eğer en-nâs tabiriyle bütün Araplar kastedilmiş ise o zaman tek nefis, bütün Arapların atası Ya'rub veya Kahtan olur. Eğer en-nâs ile bütün insanlık kastedilmiş ise o takdirde bu ayetten herkes kendi inancına göre insanlığın atasını anlar. (Devam edecek)

Devamını Oku

"Adem'den önce insanlar yaşadı mı?"

20 Temmuz 2004

Soru: Hz. Adem'den önce de insanlar yaşadığı hakkında söylentiler var. Bu durum Kur'ân'a uyuyor mu? (Özgen Kuleli)Cevap: Bakara 30'uncu ayette, Allah'ın meleklere, yeryüzünde bir halife yapacağını söylediği belirtilmektedir. Halife, iki anlama gelir. Birinci anlamı, giden birinin yerine gelen kimsedir. İkinci anlamı, birinin adına yönetimi ele alan, hükümdar demektir. Birinci anlam esas alınırsa Adem'den önce insanların olduğu, bozgunculukları yüzünden helak edilen o insanların yerine Adem'in yaratıldığı anlaşılır.Muhammed Abduh'ta bu mana nazara alınırsa ayette, Adem'in, yeryüzünde ilk akıllı canlı (hayvan-ı nâtık) olmadığı, ondan önce insanların bulunduğu, onların yok olmasıyla Adem'in onların yerine getirildiği, önceki insanların bozgunculuk yapmış olduklarını görmüş olan meleklerin, bunun da ötekiler gibi bozgunculuk yapacaklannı düşündükleri, yani içlerinden geçirdikleri fakat Allah'ın, bu yeni insan Adem'in, onlar gibi olmayıp bilimi geliştireceğini anlattığı belirtilmiştir.50 bin yıl harap olduImâmiyye ve Sûfiyye'ye göre kitap ehlinin ve bizim indimizde meşhur olan Adem'den başka birçok Ademler vardır. Rûhu'l-me'ânî'de şöyle deniliyor: "İmâmiyye'den Câmi'u'l-ahbâr yazarı, eserin 15'inci faslında, babamız Adem'den önce daha otuz Adem'in bulunduğuna, her Adem'le diğer Adem arasında bin yıl geçtiğine, bunlardan sonra dünyanın elli bin yıl harap kalıp sonra elli bin yıl imar edildiğine, daha sonra da babamız Adem'in yaratıldığına dair uzun bir rivayet nakleder."İbn Bâbveyh, Kitâbu't-Tevhîd'de, Ca'fer-i Sâdık'tan naklettiği uzun hadiste de Ca'fer-i Sâdık şöyle demiş: "Sen sanıyorsun ki Allah, sizden başka insan yaratmamıştır. Hayır vallahi Allah, bin kere bin (bir milyon) Adem yaratmıştır. Siz o Ademlerin sonuncususunuz."Abduh'un görüşleriHeysem, Nehc(u'l-Belâğa'y)'a yazdığı büyük şerhte, Muhammed Bakır'ın şöyle dediğini aktarmıştır: "Babamız olan Adem'den önce bin kere bin, ya da daha fazla Âdem geçmiştir." Büyük Şeyh (İbn Arabî) ise Futû-hât'ında, Adem'den kırk bin yıl önce başka bir Adem'in bulunduğunu söylemiştir.Seyyid Reşid Rıza da tefsirinin 4'üncü cildinde, hocası Muhammed Abduh'un görüşlerini özetliyor. Abduh'a göre Nisa Suresi'nin birinci ayetinde Allah'ın, bir tek nefisten birçok erkek ve kadın yaratıp yaydığı anlatılmaktadır. Burada bir tek nefisten Adem'in kastedildiği hakkında bir kesinlik yoktur.(Devam edecek)

Devamını Oku