"Andolsun biz senden önce de elçiler gönderdik"

4 Ağustos 2004

Soru: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü' nde okuyorum. Bir araştırma ödevi aldım. Bu ödevin konusu şu: "Neden bütün ilahi dinler Ortadoğu'dan gelmiştir?" Şimdiye kadar yaptığım araştırmalarımda aydınlatıcı bir bilgiye ulaşamadım. Bu konuda bana yardımcı olabilir misiniz? (Adem Kırmızıoğlu)Cevap: Bütün ilâhi dinlerin, Ortadoğu'dan gelmiş olduğu hakkında dini bir kanıt veya söylem yoktur. O, bir varsayımdan ibarettir. Ancak Kur'ân'da anılan peygamberler, Arap Yarımadası'ndan çıkmıştır. Bunun nedeni de şudur: Kur'ân, muhataplarının az çok bilip duyduğu peygamber öykülerini, ibret için kısa veya uzun çizgilerle anlatır. Dünyanın başka yerinde peygamber gelmediğini söylemez. Tam tersine, "Her millet içinde mutlaka bir uyarıcı gelmiştir, her millete, kendilerinden, kendi dillerini konuşan bir elçi gönderilmiştir" der. Ama Araplara yabancı olan o peygamberlerden söz etmez. Çünkü insanlar ancak duydukları, yaşadıklan bölgede yaşamış olan büyüklerin öykülerinden ibret alır. O zamanki Araplar, Japonlann, Amerikalıların belki varlığından bile haberdar değillerdi. Onlara, dünyanın öbür köşelerindeki peygamberlerden söz etmenin bir yaran olmazdı ki...Tarih öncesi dönemlerAma Kur'ân-ı Kerim, peygamberlerin, sadece Kur'ân'da anlatılanlardan ibaret olmadığını, onların sayısını Allah'tan başka hiç kimsenin bilmediğini vurgulamıştır:"Andolsun biz, senden önce de elçiler gönderdik. Onlardan kimini sana anlattık, kimini de anlatmadık. Hiçbir elçi, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın emri geldiği zaman hak yerine getirilir ve işte o zaman (Allah'ın ayetlerini) boşa çıkarmaya uğraşanlar, hüsrana uğrarlar" (Mü'min: 78), "Daha önce sana anlattığımız elçilere ve sana anlatmadığımız elçilere de (vahyetmiştik). Ve Allah, Musa'ya da konuşmuştu" (Nisa: 164).Bugün yaşayan dinler arasında ilahi olduğunu söyleyebileceğimiz her üç din de Ortadoğuludur. Bunlar Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlıktır. Muhakkak ki dünyanın başka ülkelerinde de peygamberler gelmiş ve Allah'ın mesajı olan kitaplar getirmişlerdir ama aradan çok uzun zaman geçtiği ve belki de yazı döneminden önceye ait oldukları için gelen mesajlar orijinalitesini koruyamamış, ilahi vasfını da yitirmiştir. Budizm'in, Şintoizm'in belki de orijinalleri ilahidir ama zamanla putperestliğe dönüşmüştür. Tarih öncesi dönemlere bilgimiz uzanamadığı için bu konuda kesin bir şey söyleyemiyoruz. Ama Hindistan'da Vedalar kültürünün temelde ilahi olduğunu, zamanla katmalarla bozulduğunu sanıyorum. Gerçeği Allah bilir.

Devamını Oku

"Kim affederse onun mükâfatı Allah'a aittir"

3 Ağustos 2004

Bursa'dan yazan üniversite öğrencisi okuyucum Yücel Sertel'in, sorularının bir bölümünü dün cevaplamıştım. Sertel'in kalan sorularını bugün cevaplıyorum.İçkili ölen kimse, içerken eğer ahirete inanmadığı için içmiş ve o halde ölmüş ise imansız gider. Ama inkâr etmeden, günah olduğunu ve hata işlediğini bilerek içmişse imansız gittiğini söylemek hatadır. Onun nasıl gittiğini, Allah'ın onu bağışlayıp bağışlamayacağını yalnız Allah bilir. Kim olursa olsun, her kul, hatasının cezasını çektikten sonra sonunda cezaevi olan cehennemden çıkar. Ceza, ruhun arındırılması, günah kirlerinden temizlenmesi, yüceltilmesi içindir. Günahın ağırlığından ötürü ceza çok ağır da olsa sonsuzca ceza olmaz. Allah, hiçbir kulunu sonsuzca cehennemde cezada tutmaz. Çünkü sonsuzca ceza, Allah'ın merhametiyle, "Cezanın suça denk olması gerektiği" hakkındaki genel Kur'ân hükmüne aykındır. "Kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder, barışırsa onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez" (Şura Suresi: 40)."Namaz nasıl cem edilir?" sorunuza gelince. Öğle ile ikindi: Önce kamet getirilip öğle namazının farzı kılınır. Araya başka namaz sokmadan yine kamet getirilip ikindi namazı kılınır. Aynı şekilde akşam namazı bir kametle kılındıktan sonra ikinci bir kametle yatsının farzı kılınır. İşte bu cemdir (iki namazı birlikte kılma). Birinci vaktin içinde ikinci vaktin namazını kılmaya takdim cemi, ikinci vaktin içinde birinciyle ikinciyi birlikte kılmaya da tehir cemi denilir. Mesela öğle vakti içinde önce öğleyi, ardından ikindiyi kılmak takdim cemi, ikindi vakti içinde önce öğleyi sonra bir kametle ikindiyi kılmak da tehir cemidir."Erkekler mirastan neden 2 pay alır?"Soru: Kur'an'da, kadınlara mirasta tek pay, erkeklere iki pay verilecek diye bir ayet var mı? UFO'larla ilgili bir açıklama yer alıyor mu?Cevap: Nisa Suresi'nin 11'inci ayetinde, "Mirastan, erkek çocuğa, kız çocuğunun iki katı pay verileceği" belirtilmektedir. Bunun sebebi şudur: İslâm'a göre erkek, karısının geçimini sağlamak zorundadır. Ama kadın, kocasının geçimini sağlamaz. Yani erkek kendisi yanında evlendiği kadının masrafını karşılarken kadının masrafları evlendiği erkek tarafından karşılanacaktır. Bu durumda erkek, iki masraf altında kalırken evlenen kadın masraf yapmayacaktır. Öyle ise erkeğe, üstlendiği iki kat masrafı karşılayabilmek için mirastan bir kat fazla aynlması hakkaniyete uygundur. Kur'an'da UFO'larla ilgili açık bir söylem yoktur. Bu, Kur'ân'ın amacı da değildir. Kur'ân'ın amacı, insanlara dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak hayat tarzını anlatmaktır.

Devamını Oku

Yüce Allah'a karşı nankör olanlar

2 Ağustos 2004

Ben Bursa'dan bir üniversite öğrencisiyim. Size sormak istediğim birkaç soru var. 1- Mümin, münafık, müşrik ve kâfir nedir? Münafık, müşrik ve kâfirler öldükten sonra ebedi cehennem hayatıyla mı cezalandırılacaklar, cennete giremeyecekleri mi 2- Ölürken içkili olanların imanlarını kaybetmesi ve bunun sonucunda ebedi cehennem hayatıyla cezalandırılacakları doğru mu? 3- Namazları cem etmenin nasıl yapılacağını açıklar mısınız? (Yücel Sertel) Cevap: 1- MÜMİN: Yüce Allah'a, peygamberlere, peygamberlerin getirdiği vahiy gerçeklerine içtenlikle inanan ve inancına göre yaşayan insandır. MÜNAFIK: İçinden inanmayan ama dışarıdan kendini inanır gibi gösteren iki yüzlü insanlardır.En büyük günahMÜŞRİK: Allah'ın varlığını kabul etmekle beraber Allah ile kul arasında aracı tanrılar bulunduğuna inanan ve Allah'a ibadet ederken bu aracı tanrılara da tapan, bu aracı tanrıların, kendisinin dua ve ibadetlerini Allah'a ulaştıracaklarına, bunları araya sokmadan ibadetinin kabul edilmeyeceğine inanan, ibadetine yaratıkları da ortak eden kimsedir. Allah katında en büyük günahtır. Bundan dönmedikçe Allah bu kulun günahını bağışlamaz. KAFİR: Allah'ın nimetlerine nankörlük eden, Allah'ı tanımayan veya Allah'ı tanısa da O'nun verdiği nimetleri görmezlikten gelen, görünür hayatın ötesinde bir yaşam kabul etmeyen insandır.Teşekkür etmezlerKâfir, Allah'a hiç inanmayan anlamında kullanıldığı gibi Allah'a gereğince teşekkür etmeyen, O'nun nimetlerini görmeyen, nimete teşekkür etmeyen, kendisine yapılan iyiliklere gereğince karşılık vermeyen anlamında da kullanılır. Bu ikinci anlamda kâfir, nankör insan demektir ki, inancına göre yaşamayan, Allah'a inandığı halde O'na isyan eden insanlar hakkında da kullanılır.Bundan dolayı Kur'ân'da bir dinin bağlısı olduğu halde onun gereğince hareket etmeyenler hakkında da kâfir kelimesi kullanılmıştır. İmam Râzî'nin de belirttiği gibi bu anlamdaki kâfir, Allah'ı ve ahireti inkâr eden imansız anlamında değildir. Bu bakımdan kitap ehli içinde de Müslümanlar içinde de bu anlamda kâfir yani nankör insanlar vardır ve Kur'ân'da kâfir kelimesi, Allah'ı inkâr eden anlamından çok, Allah'a karşı nankörlük eden anlamında kullanılır.Bu okuyucumun diğer sorularım yarınki yazımda cevaplayacağım.

Devamını Oku

Namaz vakitleri gündüzün iki ucu ile gece yarısıdır

1 Ağustos 2004

Soru: Sabah namazı (fecr'den öğlene kadar vakit aralığında) 2 rekât, öğlen namazı (öğlenden ikindi sonuna kadar vakit aralığında) 2 rekât, akşam namazı (akşamdan gece yarısına kadar vakit aralığında) 2 rekâttır ve farzdır. Bunun dışında da istenildiği kadar namaz kılınabilir. İster 2 rekât, ister 2222 rekât. Bu şekilde namaz kılmam uygun mudur?Cevap: Sizin anlatımınız, Kur'ân'a tam uymadığı gibi Peygamberimizin uygulamasına da uymaz. Kur'ân'a göre zaten namazlar ikişer rekât olarak kılınır. Namaz vakitleri ise gündüzün iki ucu ile gece yansıdır ki, buna seher vakti de denilir. Ayrıca Kur'ân, gündüzün ikinci ucu olan akşam namazının başlangıç ve bitim sının da belirlemiştir. Başlangıcı, dülûküşşems (güneşin batım zamanı), sonu da ğasakulleyldir (alacakaranlık). İşte güneşin batımından itibaren alacakaranlık arası, akşam namazının vaktidir.Bu arada namaz kılınır. En az iki rekât, fazlasının sınırı yoktur. Kur'ân'ın, orta namaz dediği seher vakti namazı da en az iki rekâttır. Sabah namazı ise şafak atımıyla güneşin doğma zamanı arasındaki vakit içinde kılınır. En az iki rekâttır. İşte bunlar, Kur'ân'ın emrettiği namazlardır ki, Kur'ân'ın emri olduğu için bunlara farz denilir.Birlikte kılınanlarAma Peygamberimizin, günün ortasında, yani öğle vaktinden, eşyanın gölgesinin, kendisinin bir veya iki misli oluncaya kadar olan zaman içinde cemaatiyle birlikte toplu namaz kıldığı, bundan sonra güneşin batma zamanı aralığındaki zaman içinde de yine cemaatiyle birlikte toplu namaz kıldığı da tevatüre varan rivayetlerle aktarılmıştır. Ancak Kur'ân'da bunlardan söz edilmediği için bu namazlar, Kur'ân ile değil, sünnetle sabit olmuştur. Peygamberimiz her zaman, hazarda ve seferde bu namazları kıldırdığı için fıkıh kitaplarında öğle ve ikindi namazlarına da farz denmiştir. Böylece Kur'ân ile 3 olan farz namazlar, Peygamberimizin uygulamasıyla beşe çıkmıştır.Namazı Kur'ân ve sünnete uygun olarak kılmak isteyen böyle kılar. Yalnız Peygamberimizin uygulamasıyla sabit olan namazlar, birleştirilerek kılınabilir. Yani öğle ile ikindi birlikte kılınabilir. Aynca akşamın başlangıç vaktinde kılınan akşam namazı, yine Peygamberimizin uygulamasıyla sabit olan yatsı namazı da birleştirilerek kılınabilir. Ama Kur'ân'da açıkça belirtilen namazlar birleştirilemez. Meselâ akşam ile gece ortası namazı birleştirilmez, gece ortası namazıyla sabah namazı veya sabah namazıyla öğle, akşam namazlan da zorunsuz olarak birleştirilemez.

Devamını Oku

Din, gelişmeye engel değildir

31 Temmuz 2004

Soru: İşim gereği yıllardır Uzakdoğu ülkeleriyle bağlantılıyım. Buralarda yaşayan ve putperest olan arkadaşlarım var. Ben Müslüman'ım. Bir süre önce Kuran-ı Kerim okumaya başladım. Eğer yanlış anlamadıysam Kuran'da putperestlerle dost olmanın günah olduğu yazıyordu. Şimdi şunları öğrenmek istiyorum: Putperest olan kişilerle dostluğumu bitirmeli miyim? Eğer öyleyse bunu onlara nasıl açıklayacağım? Daha önce bana bazı hediyeler vermişlerdi. Ben de onlara birçok hediyeler vermiştim. Onlardan hediye kabul etmem haram mı? Evimde, o ülkelere gittiğimde satın aldığım birçok eşya var. Bunun bir sakıncası var mı? İşim gereği putperest olan insanlarla diyalog halinde olmam kaçınılmaz. Bu diyalogun dozunu nasıl ayarlamalıyım? Onların evlerinde kalmam, sofralarında yemek yemem ve onları kendi evime davet etmem, yedirip içirmem sakıncalı mıdır? Ülkelerine gittiğimde tapınakları turizm amacıyla gezmem günah mı?Cevap: O insanların tam anlamıyla puta tapar olup olmadıklarını bilmiyorum. Puta tapar da olsalar, onlarla alışveriş yapmakta, insani ilişkileri sürdürmekte bir sakınca yoktur. Turistik amaçlı olarak tapınaklarını ziyaret etmede de bir sakınca yoktur. Kur'ân insanı yeryüzünde gezip dolaşmaya, önceki insanlardan kalan eserleri incelemeye teşvik etmektedir. Dini öyle dar çerçevede anlamak dinin ruhuna zarar verir. Peygamberimiz, putperest insanlarla ittifak anlaşmaları yapmıştır. Sizin puta tapar gördüğünüz insanlar, öyle sıradan insanlar değil, felsefeleri, kültürleri, kendilerine göre değerleri ve teknik bilgileri olan kalkınmış ülkelerin insanlarıdır. Lütfen dini, gelişmeye engel görmeyin.Çağdışı düşüncelerin İslâm ile ilgisi yokturSoru: Hanefi mezhebinde, dişinde dolgu veya kaplama olanların nasıl gusül abdesti alacağı ve bu abdestin sahih olacağı konusunda bilgi vermenizi rica ediyorum, çevremdeki bazı kişiler ise Şafii veya Maliki mezhebini taklit etmek gerektiği söylüyor. Şimdiye kadar normal niyet ederek aldığım abdestler geçersiz mi oluyor?Cevap: Hanefi, Şafiî deme, git rahatça dişini doldur. Abdestin de geçerlidir, gusülün de. Çağ dışı düşüncelerin İslâm ile dinle ilgisi yoktur. Asıl pis olan çürük diştir. Çürük dişle dolaşanın gusülü oluyor da o mikrop yuvasını ağzından temizleyip atanın mı gusülü olmuyor? Böyle düşüncelere çocuklar dahi güler. Dini gülünç hale getirmenin anlamı yoktur.

Devamını Oku

Cennetin yolu dünyadan geçer

30 Temmuz 2004

Amerika'da yaşayan oğlunun dini inanışlarından rahatsız olan bir babanın sorularının bir bölümünü dünkü yazımda cevaplamıştım. Kalan soruların cevabını bugünkü yazımda tamamlıyorum.Duvara asılan resim, tapmak içinse günahtır. Ama hatıra için duvara resim asmakta bir sakınca yoktur. Şimdi herkesin evinde televizyon var. Televizyon resimden, görüntüden başka bir şey mi yansıtır? Ancak ilkel kafalar böyle şeylerle uğraşır. Gelelim diğer sorunuza. Mezar ziyareti sünnettir. Peygamberimiz, hemen her hafta Baki Kabristanı'nı ziyaret ederdi. Sizin oğlunuz, dini ne kadar yanlış öğrenmiş! İnsanlar kendi başlarına bırakılırsa işte böyle aşırı düşüncelere saplanıp kalır. Oğlunuz, "Bu dünya geçici, boş" diyormuş. Dünya geçici olsa da boş değildir. Cennete gitmenin yolu da dünyadan geçer. Bunu unutmamak gerekir. Kur'ân, "Allah'ın sana verdiği nimetler içinde ahireti kazanmaya çalış ama dünyadan da payını unutma" buyurmuştur.Bedenin ihtiyaçlarıİnanan insan, hem ruhunun hem bedeninin ihtiyaçlarını karşılar. Bedenin gıdası besinler, ruhun gıdası ibadetlerdir. Allah'ı unutmamak kaydıyla dünya için çalışmak da ibadet sayılır. Kehf: 45-46'ncı ayetlerde, şu dünya hayatının geçiciliği, mal ve çocukların, hayatın bir süsü olduğu, asıl kalıcı olanın bunlar değil, iyi işler, güzel davranışlar, ibadetler olduğu belirtilmektedir. Ayetlerin amacı, insanı dünyadan el etek çekmeye sevk etmek değil, dünya malı yüzünden başkalarına böbürlenmekten, haksızlık etmekten kaçındırmaktır. Yoksa iyi ahlâk sahibi mümin için dünya malı da Allah'ın rızasını kazanma vesilelerinden biridir.Ölçülü olmak gerekirÇünkü o, malını Allah yolunda harcar: "De ki: Allah'ın, kullan için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim haram etti? De ki: O, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlarındır." Yüce Allah, ılımlı müminlerin vasıflarını şöyle belirtiyor: "Harcadıktan zaman ne israf ederler, ne de cimrilik ederler, (harcamaları) bu ikisinin arasında dengeli olur."İslâm dini, ahiretin imarı yanında, içinde yaşadığımız dünyanın da imar edilmesini, şenlendirilmesini, neslin devamını ister. Neslin devam edebilmesi için evlenmek, ibadete güç bulmak için yemek, sağlıklı yaşayabilmek için uyumak lazımdır. Bunları normal yapmayan kimsenin ruhsal dengesi sarsılabilir. Bundan dolayı ölçülü olmak, herşeyi itidalle yapmak gerekir. İşte İslâm, bu ölçülü davranış düzenini getirmiş, insan doğasına aykırı olan aşırı davranışları yasaklamıştır.

Devamını Oku

Gerçekte İslâm şekil değil ruhtur

29 Temmuz 2004

Soru: Oğlum Amerika'da çalışıyor. Dindar birdir. Sakal bırakmış. Hiç kestirmeyeceğini söylüyor. Uzun sakalıyla Türkiye'ye geldi. Kestirtemedik. Aynı şekilde Amerika'ya döndü. Dediğine göre Hz. Peygamber de öyle sakal bırakıyormuş. Yan taraflarını bile kesmiyor. Taliban gibi bir durum yani. Ayrıca duvara resminin asılmasını istemiyor. Günah diyor. Geçen yıl vefat eden halasının mezarına gitmedi. Bu dünya geçici, boş diyor. Sırf cennete gitmek için yaşadığını söylüyor. Bu konuda beni aydınlatmanızı rica ediyorum.Cevap: Sizin oğlunuz dinini öğrenmeden Amerika'ya gitmiş. Orada aşın uçlarla, Taliban gibi düşünenlerle tanışmış ve dini onlardan öğrenmiş. Onlar ise dini sakala, cüppeye indirgeyen primitif insanlardır. Gerçekte İslâm şekil değil ruh, kabuk değil özdür. Allah insanın sakalına değil gönlüne bakar. Pek çok ayetin sonunda, "O, göğüslerde bulunan düşünceleri bilir" denmek suretiyle düşünceyi temizlemenin önemine dikkat çekilir. Peygamberimiz de, "Allah sizin şekillerinize ve mallarınıza bakmaz fakat gönüllerinize ve eylemlerinize bakar" buyurmuştur. Hz. Peygamber'in öyle uzun sakal bıraktığı doğru değildir. O zamanlar papazların, hahamların sakalları dokunulmaz biçimde göbeğe kadar inerdi. Şimdi de bir kısmının öyledir. Peygamberimiz bir tutamından fazlasını kesmek suretiyle sakalı modernleştirmiştir.Niyet gönül işidir Kur'ân'ın hiçbir yerinde sakaldan, bıyıktan söz edilmez. Bunlar tüydür, tüy. Tüyle din olmaz. Din düşünce iledir. Peygamberimiz, "Vücutta bir et parçası vardır ki o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin, o kalpdir" buyurmuştur. Bu hadiste vurgulanan da gönül temizliğidir. Allah gönülden gelmeyen ibadetleri ve duaları kabul etmez. İbadetler, niyetlere dayanmadıkça makbul olmaz. Peygamberimiz, "Ameller niyetlere göre değerlendirilir" buyurmuştur. Niyet düşüncedir, ruhtur, gönül işidir. Hasılı işin özü, dinin ruhu şekil değil, gönülle olur. 50 metre sakal salsanız, gönlünüz Allah sevgisiyle dolmamışsa o sakalın hiçbir değeri olmaz.Bir kişi, sakalla namaz kılmanın, sakalsız namaz kılmaktan 27 derece, hatta yetmiş derece daha fazla olduğunu iddia etmişti. Bu iddia Peygamberimize iftiraydı. Kaynağına baktım, delil olarak ileri sürdüğü rivayetlerin hepsi uydurmaydı. Sakal, doğal bir şeydir, birçok müminin yanında birçok inançsız, ateist insanın da sakalı vardır, Marx da sakallıydı, Ebucehil de... Sakalın günahlıkla, sevaplıkla ilgisi yoktur, örfe bağlı bir şeydir. Günah, Allah'ın yasakladığı işleri yapmaktır. Alkollü içki içmek, zina etmek, hırsızlık yapmak, yalan söylemek, haksızlık yapmak ve benzeri şeyler. (Devam edecek)

Devamını Oku

"Her camiden ayrı ayrı ezan okunsun"

28 Temmuz 2004

Soru: Camiler birbirine bağlanmış, aynı yerden okunan ezan, her tarafa yayılıyor ama aynı anda tüm minarelerden aynı sesin yayılması gürültüye dönüşüyor. Takdir edersiniz ki Antakya'da Hıristiyan, Ermeni, Yahudi gibi birçok din mensubuyla ibadethaneler de var. Ama onlar hiç de öyle itici intiba bırakmıyor. Ezan sesi içimizi ısıtıyor. Allah'ı zikrediyoruz, hamdediyoruz. Her camiden ayrı ayrı ezan okunsun. O kadar güzel okuyanlar var ki, insanları imana davet eder ama doğru dürüst telaffuz edemeyenler de var. (Sevim Gül)Cevap: Hanım okuyucumun düşüncelerine ve önerisine katılıyorum. Aynı ezanın her camiden yayılması, camileri ruhsuzlaştırıyor, müezzinleri devre dışı bırakıyor. Gerçi Diyanet'in amacı, ezanların birbirine kanşmasını önlemek ama bu defa da aynı anda bütün camilerden aynı sesin çıkmasıyla ezanın bir gürültü halini alması da daha büyük bir sakıncadır. Umarım Diyanet bunu dikkate alır.'Bedel hac yapılır mı?'Soru: Ölmüş bir insanın yerine bedel hac yapılabilir mi? Açıklar mısınız?Cevap: Kendisine hac farz olduğu halde herhangi bir nedenle hacca gidemeyen biri, yerine bir başkasını gönderebilir. Konu ihtilaflı olmakla beraber çoğunlukla bu caiz görülmektedir. Ama kendisine hac farz olduğu halde hacca gitmeden ölen birinin amel defteri kapanmıştır. Başkası onun nasıl namazını kılamaz, orucunu tutamazsa haccını da yapamaz. Bu bedel haccı, sadece bir kişi haberine dayandırılmıştır. Kur'ân'ın ve sünnetin genel ruhuna uygun değildir.Zorla güzellik olmazSoru: Sevmediğim, ısınamadığım nişanlımdan ayrılmak istediğimi aileme söyledim. Ancak çevremdeki yakınlarım buna karşı çıkıyor. Çünkü onlara göre bana büyü yapılmış. Hocalar da bunu doğruluyorlarmış. Hocalar, gerçekten birine büyü yapıldığını bilirler mi? (N. K.)Cevap: Hiç kimse gaybı bilmez. Bir insana büyü yapılıp yapılmadığı, yapan kişi itiraf etmedikçe bilinmez. Aklı başında bir kız veya hanım, sevmediği biriyle evlenmeye zorlanamaz. Bu, dine aykırıdır. Evlenme ancak gönül rızasıyla olur.

Devamını Oku