Ruhsal bunalıma girip depresyon geçiren bir hanım kızımız benden bu konuda yardım istiyor. Kendisine buradan sesleniyorum: Sevgili kızım, yazdıklarınız ruhsal bunalımın, depresyonun belirtileri. Tıpta okuduğunuza göre bunun tedavisinin uzun zamana ve sabra ihtiyaç duyduğunu bilirsiniz. Siz durumu hocalarınıza açınız.Ben size şu kadarını anımsatayım ki, intiharı düşünmek Allah'ın kaderine karşı gelmektir. İntihar çözüm değil, tam tersine daha büyük bir felaketin kucağına atılmaktır. Eğer bu hayattan sonra ruh yok olsa, intiharla insan dertlerinden kurtulabilir çünkü yok olup gider. Ama bütün dinlerin bize öğrettiğine göre ruh ölmez. Sadece fizik bedeninden ayrılır ama bütün düşünceleri, dertleri, eylemleri kendisiyle beraberdir. İşte asıl o zaman ruh, her biri birer cehennem azabına dönüşen kötü düşüncelerinin, eylemlerinin eline teslim edilir.İyi şeyler düşününO zaman ister ki, o eylemlerinden uzak olsun ama kişinin kendi kendisinden kaçması mümkün mü? Öyle ise tek çözüm, Allah'ın kaderine razı olup iyi şeyler düşünüp kötü düşünceleri kafanızdan atmaktır. Siz Allah'a sığınırsanız, ne cinin size etkisi olur, ne şeytanın. Allah kulunun yardımcısıdır.Peygamberimiz, şeytanın, insanın kalbinin üstüne çöreklendiğini fakat insan Allah'ı anınca şeytanın sineceğini, uzaklaşacağını ancak Allah'ı unutunca şeytanın yine ona dönüp kötü düşüncelerle onu saptırmaya çalışacağını belirtmişlerdir. İbadet etmek, Kur'ân okumak iyi ama ömrü hep ibadetle veya dini kitap okumakla geçirmek de doğru değil. Kur'ân, ahiret için çalışmayı ama dünya işlerini de ihmal etmemeyi öğütlemiştir.Size sağlık diliyorumİnsan ruh ve bedenden oluşur. Bedenin gıdası besinler, ruhun gıdası ibadet ve sevgidir. Yüce Allah için insanları sevmek, yaratıkları sevmek de ruha huzur verir.Yunus ne güzel söylemiş:"Yaratılanı sevdim, Yaratandan ötürü."Sözün kısası, atın içinizdeki kötü düşünceleri. Allah'ı sadece kendi içinizde değil, çevrenizde de arayın. Gökleri, yeri düşünün. Denizleri, ırmakları, ormanları, doğayı düşünün. Her varlıkta Allah'ın güzelliğinden bir parça yansıdığını göreceksiniz. O zaman bu hayat boş değil. Siz doktorsunuz. Allah'ın, insanı yaratmadaki sanatını inceliyorsunuz. Bu sanatın gerisinde Allah'ın elini, hikmetini görürseniz, bu düşünceniz ibadet olur. Kendinizi yanlış yönlendirecek uydurma kitaplar okumayın. Allah'tan size sağlık, mutluluklar dilerim.
Soru: Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden 2001 yılında mezun oldum. Rotterdam İslâm Üniversitesi'nde mastır yapmak istiyorum ama bunun için gerekli şartların neler olduğunu bilmiyorum. Bana bu konuda yardımcı olabilir misiniz? Ayrıca namazlar hangi şartlarda cem edilebilir? Bu konuda bilgi verebilir misiniz? (Abdülcebbar Oğul)Cevap: Rotterdam'da iki üniversite var. Biri Rotterdam İslâm Üniversitesi, diğeri de Rotterdam'ın bir semti olan Schiedam'daki Avrupa İslâm Üniversitesi. Her ikisi de İlahiyat Fakültesi'ne muadil dersler okutur ama resmen tanınmış değillerdir. Bundan dolayı gitmek için vize alamazsınız. Ama siz kendiniz vize alıp gider de masrafınızı üstlenirseniz, bunların birinde mastır yapabilirsiniz. Yalnız şimdilik çalışmanızın resmi bir niteliği olmaz. Ancak Schiedam'deki Avrupa İslâm Üniversitesi'nin diplomasını, bazı Hollanda üniversiteleri tanımakta ve buradan mezun olanlan mastır programına kabul etmektedirler. Zamanla devlet tarafından resmen tanınacağı yolunda işaretler de var. Diğer sorunuza gelince. Namazların yolculukta cemedileceği konusunda pek çok hadis vardır. Abdullah ibn Abbas'a dayanan birkaç hadise göre de normal zamanda da cem etmek caizdir. Her zaman olmasa da işlerin yoğunluğu dolayısıyla ceme başvurulabilir. Öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazları birleştirilerek kılınabilir."Ezan, insana huşu verir"Bir yazım üzerine okurlarımdan Çetin Kotevoğlu, ezanın, daha ruhanî ve çekici olarak okunması konusunda şu öneriyi getiriyor: "Ezan, ses sanatçılarının okuduğu kasetlerden, ait olduğu ezana uygun makamda hazırlanmış banttan yayınlanmalı. Hoparlör kullanılmalı ama hoparlörden çıkacak sesin şiddeti, şerefede okunurken ne kadar şiddetteyse o kadar olmalı. Bunu sağlamak zor değil. Zaten sistemde mevcut olan amplifikatörün sesi kısılacak ve bir de müftülüklerin temin edip dağıtacağı ses kayıtları devreye sokulacak. Bugünkü teknikte öyle araçlar yapmak mümkün ki, günlük ezan saatlerini verdiğiniz alet, siz gidip müdahale etmeden zamanında ezanı okuyabiliyor. Böyle bir aletin maliyeti söz konusu edilebilir ama bugünün modern camilerinde adeta bid'at sayılacak cami süslemelerine harcanan paranın yanında bahse konu bile olamaz. Minareler, Müslüman diyarın sembolleri olarak değerlidir. Ezan sesiyle insana huşu veren bir uygulama yapılmamalı. Hocam sözü dinlenen bir alim olarak bu hususu zaman zaman dile getirerek, insanların doğru yolu bulmalarına yardımcı olmanızı diliyorum."
Ay takvimine göre Recep ayının ilk cuma gecesine Regaip Gecesi denilir. Regaip, arzu edilen şeyler demektir. Yüzyıllardan beri bu gece, Hz. Peygamber'in bazı özel lütuflara ve tecellilere erdiği kanaatiyle kutlanmaktadır. Ancak Kadir Gecesi hariç, diğer gecelerin özel kutlanması, Hz. Peygamber'in uygulaması değildir. Hz. Peygamber (s.a.v.), bu gecelere, öteki gecelerden ayrı bir önem vermiş değildir. Her zaman yapmakta olduğu ibadetleri bu gecelerde de yapmıştır. Yalnız Kadir Gecesi'nde, "Allahım, affedicisin, affı seversin, beni affet" mealindeki duayı çok yapardı. Kur'ân'ın tanıklığıyla Hz. Peygamber, her gecenin yarısından çoğunu, yarısını veya en az üçte birini ibadetle geçirirdi ama yorulunca da uyur, ne dinde, ne de herhangi bir işte aşırılıktan hoşlanırdı.Hz. Peygamber'in, Regaip gibi kandil gecelerine özel önem verdiği hakkındaki rivayetler doğru olmasa da asırlardan beri kutlanan bu geceler, Müslümanlar nezdinde bir kutsiyet kazanmıştır. Bunun faydası da yok değildir. Çünkü insanlar hiç değilse bu gecelerde tevbe ederler, Allah'a yönelirler. Yüce Allah, kullarının kendisi hakkındaki kanaatine göre tecelli eder. İnsanlar bu gecelerde ihlâs ile Hakk'a yönelirlerse Allah onların inançlarını boşa çıkarmaz. Çünkü bir kutsi hadiste, "Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı üzereyim. Kulum el açıp bana yalvardığı zaman, onun duasını kabul etmemekten utanırım" buyurmuştur.Değerli okurlarım, yaşlı dünyamız bugünlerde her zamankinden daha çok barışa muhtaçtır. Irak'ta Müslüman kardeşlerimize yapılan zulüm, kardeşin kardeşle savaşır duruma gelmesi, içimizde derin yaralar açmaktadır. Şu günlerde ülkemizin uğradığı kazalar, sel felaketleri, depremler, uyarı niteliğindedir. Bu olaylarla aklımızı başımıza almamız, tedbirli olmamız, işlerimizi düzgün ve sağlam yapmamız öğütlenmektedir. "Bir felâket, bin nasihatten evladır" derler. Dere kenarlarına ruhsat verenler veya buralarda kaçak yapılaşmaya gidenler, "Yapmayın bu yanlışları" diye uyarılmaktadır. Atımızı sağlam kazığa bağlayacağız, sonra Allah'a ısmarlayacağız. İslâm'ın beş şartından da önce, iki temel prensibi vardır: Biri Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak, diğeri de doğru sözlü ve özlü olmak. Her namazda Allah'tan bizi, doğru yola iletmesini niyaz ederiz. Kendimiz doğruluğa yönelmezsek, bu çabayı göstermezsek Allah bizi zorla doğruluğa iletmez ya. Çünkü, dinde zorlama yoktur.Bu gece bütün içtenliğimizle Allah'a yalvarıp bizi felâketlerden korumasını, dünya çıkan için insanların topraklarına saldıran, namuslarına, şereflerine tecavüz eden şer odaklarına fırsat vermemesini, içimizi bozguncu düşüncelerden arındırıp dünyamızı barış ve huzura kavuşturmasını dileyelim. Mübarek üç ayların ve Regaip gecesinin dünyamıza barış ve huzur getirmesini temenni ederim. Geceniz mübarek olsun!
Ankara Mamak Belediye Başkanlığı Hesap işleri Müdürlüğü'nden, namıma tahakkuk ettirilen bir vergi tebliği geldi. Tebliğde 2001 yılı için 1.000.00 Eğitime Katkı Payı ve 2.000.000 Özel İşlem Vergisi, 5.850.000 TL. hesaplanan gecikme zammı toplamı, 17.07.2004 itibariyle 8.850.000 TL. olup bu paranın, 7 gün içinde ödenmesi istenmektedir. Yukarıda sağ köşede de Sıra No. 464, Hesap No. 65371 verilmektedir.Bu tebliğden hiçbir şey anlamadım. Ben 1984 yılında Ankara'dan İstanbul'a nakl-i hane ettim. Bayındır Barajı yakınında bulunan hisseli 250 metrekarelik arsayı da 10-15 yıl önce satmıştım. Belediyeye emlak beyanında bulunduğumu hatırlamıyorum. Çünkü bu arsayı sattığım zaman vergiler, Vergi Dairesi'ne ödenirdi. Şimdi Mamak Belediyesi, en az 10 yıl önce sattığım arsanın 2001 yılı vergisini mi istiyor? Yahu 2001 yılında benim Mamak'ta bir arsam, emlağım yoktu ki. Olmayan arsanın gecikme zammı ha? Gerçi 8-9 milyonun adı olmaz ama belediye, nasıl olmayan arsanın vergisini, gecikme zammını ister? Acaba bu tür işlemler başka vatandaşlara da yapılıyor mu diye bu konuyu köşeme aldım. Lütfen belediye yetkilileri, konuyu tahkik edip sonucu bildirsin.Gönlünde Allah sevgisi ve dürüstlük olanlar dindardırSoru: Maddi açıdan durumumuz pek iyi değil. Kocamın iş güvencesi yok. Bu nedenle çalışmaya karar verdim. Örtülüyüm. Resmi bir kuruluşta çalışma durumum ortaya çıktı. Sizce kamusal alanda başımı açıp, dışarıda örtsem, ya da çalışırken peruk taksam olur mu?Cevap: Başı örtmek Kur'ân'ın emridir. Ancak bu emrin amacı da kadının, sataşılmaktan, taciz edilmekten, kem bakışlardan korunmasıdır. Bugün, geçim zorluğu dolayısıyla ailede erkekle beraber kadının da çalışma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca baş örtüsü de bundan bin yıl öncesi kadar koruyucu vasfını taşımaz. Başı açık bir kadına erkekler dönüp bakmazlar. Yani kanaatimce başı örtmek daha iyi olmakla beraber islâm'ın olmazsa olmazlarından değildir. Din sadece başı örtmekten ibaret değildir. Başı açık olsun, kapalı olsun, gönlünde Allah sevgisi, dürüstlük olan herkes dindardır.Siz, çocuklarınızın geçimi için çalışmak zorunda iseniz, kendi isteğinizle değil, yasalar gereği başınızı açmak zorunda kaldığınız takdirde istekle yapmadığınız için sorumlu olmazsınız. Burada sizi açmaya zorlayanlar sorumludur. Ama siz vicdanınıza danışarak hareket edersiniz. Bu mesele sizinle Allah arasında bir şeydir. Hiç kimse Allah ile kul arasına giremez. Hiç kimse de Allah'ın vekili değildir.
Soru: Üniversite öğrencisiyim. Uzun zaman porno filmler izledim. Kaç kez tövbe ettim, Kur'an'a el bastım ama yine de bundan kurtulamadım. Sonunda başardım. Altı aydır izlemiyorum. Ancak ettiğim yeminlerden döndüğüm için çok pişmanım. Şimdi beş vakit namazımı kılıyorum. Kur'an'a el basılarak yapılan yeminlerin veya tövbelerin affı var mıdır? Tövbe namazları kılmam gerekir mi? Yoksa affedilmeyecek bir suç mu işledim? (Talat Pekyiğit)Cevap: Yemin, Allah'ın adını anarak herhangi bir şeyi yapmaya veya yapmamaya karar vermektir. Kur'an'a veya herhangi bir kutsal eşyaya el basmak şeklinde bir yemin formu yoktur. Bununla beraber, eskiden beri var olan bu uygulama, yemine kuvvet verme anlamını taşır. Ne şekilde yapılırsa yapılsın, geleceğe dönük olarak edilen yemin bozulunca onun kefareti verilir. Bu da ya on fakiri sabahlı akşamlı doyurmak veya giydirmek veya üç gün oruç tutmaktır.Artık yanlış işler yapmayınız. Porno filimler izlemeyiniz. Onlar sizin aklınızı çeler, kötülüğe, haram işler yapmaya yönlendirir. Bunlardan sakının ve düşünce kirliliğinden uzak durun. Çünkü düşüncenin kirlenmesi, insanın ruhunu kirletir, ruhsal değerlerini kaybettirir. Ruhunuzu kötü düşüncelerden temizlemeye özen gösterin. Zaten ibadetlerin temel amacı da ruhu arındırmaktır. Günahtan tevbe, pişman olmak, bir daha günah işlememektir. Bundan ayrı bir ibadet gerekmez. Ama tevbenin etkili olması için iki rekât tevbe namazı kılıp ardından Allah'a yalvararak af dilemek ve böyle bir kararlılıkla kötülüklerden uzaklaşmak tavsiye edilir.Gizli nikâh olmazSoru: İntemette tanıştığım bir kız var. Niyetimiz ciddi ama annesi buna karşı çıkıyor. Aramızda gizli nikâh kıymayı düşünüyoruz. Bunun sakıncası var mı? Daha doğrusu ne yapacağımızı bilmiyoruz. Lütfen bize yardımcı olun.Cevap: İnternette tanışıp evlenmek geleneklerimize pek uymaz. Evlenecekseniz, birbirinizi görüp tanımalısınız. Kız ergenlik çağına gelmişse yani 18 yaşına basmışsa, Hanefi mezhebine göre kendi oyuyla evlenme hakkına sahiptir. Velisinin iznini almak zorunda değildir.Evet bu nikâh caizdir ama insanın üzerinde ana babanın hakkı da çok büyüktür. Eğer kızlarının kuracağı yuvanın mutluluk getireceğine inansalar zaten engel olmazlar. Bir annenin en çok istediği şey, yavrusunun mutlu olmasıdır. Onlara sormadan nikâh kıymak Hanefi mezhebince caiz olsa bile diğer mezheplere göre caiz değildir. Velinin rızası olmadan nikâh olmaz. Ayrıca gizli nikâh da olmaz. Nikâh açıklık ister. Şahitli, ispatlı olmalıdır. Benim size tavsiyem, ana babanızı üzecek kuşkulu işlerden kaçınmanızdır.
Soru: Yüce Allah neden günaha meyilli insanlar, ruhlar, yaratıklar yarattı veya bunları yaratma ihtiyacı duydu? Yani bu dünyadaki veya öbür dünyadaki tüm yaratıklar melek olamaz mıydı?Cevap: Değerli okurum, melek var zaten. Allah, insanları da melek yaratacaksa artık onlara ne diye insan densin? Onlar da melektir. Melekler, sorumsuz varlıklardır. Çünkü ne için yaratılmış iseler, onun dışında bir şey yapamazlar. Meleklerin kimi doğa yasalarını icra etmekle, kimi sadece ibadetle, kimi zikirle, kimi rızk dağıtmakla, kimi günahı sevabı saptamakla, kimi peygamberlere vahiy, ermişlere ilham getirmekle görevlidir. Onlar, kendilerine verilen görevin tersini yapma iradesine sahip değillerdir. Bundan ötürü sorumlu değillerdir. Ama insana bir ölçüde özgür irade verilir. İnsan bu iradeyle iyiyi kötüyü seçer. Seçiminden ötürü de sorumludur."Allah niçin böyle yaptı? Niçin insanları melekler gibi yaratmadı? Niçin cehenneme gidiyoruz?" gibi soruların ardı arkası gelmez. Ve bunlar insana huzursuzluktan başka bir şey getirmez. Siz önce Allah'ın yaratan, bizim de O'nun akıllı ve bir ölçüde irade sahibi yaratıkları olduğumuza inanıp, ilahi kitaplarla bize emredilen güzel işleri yapıp, kötülüklerden kaçmaya çalışınız. Ancak böyle huzur bulur, rahat edersiniz. Aksi takdirde yararsız soruların içinde bocalayıp gidersiniz. İnsan, Allah'ın bütün sırlarını çözebilecek kapasitede değildir.İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez,Zîrâ bu terazû o kadar sıkleti çekmez!Filozoflar, "Bilgimiz ne kadar ilerlese de sonunda antinomilere yani bilinmezlere çarpacaktır" demişlerdir.Meshedilecek organlarSoru: Çoraba meshedilebilir mi? (Mehmet Mirap)Cevap: Sayın okurum Mehmet Mirap'ın, yazılarımı tam takip etmediği anlaşılıyor. Çünkü takip etseydi, çorap üzerine meshedilebileceğini çoktan öğrenmiş olurdu. Her neyse yeniden özetleyeyim. Kur'ân, abdest alırken iki organın yıkanmasını, iki organın da meshedilmesini emretmiştir. Yıkanacak organlar yüz ve el-kollar, meshedilecek organlar da baş ve ayaklardır. Mesh, organın üzerine ıslak elin sürülmesidir. Meshedilecek organın üzerinde bir giysi varsa o giysi üzerine de meshedilebilir. Yani başa sarılı bir şey üzerine meshedilebileceği gibi ayağa giyilmiş çorap vesaire üzerine de meshedilebilir. Çorapları çıkarmaya gerek yoktur.
Yakup İlham Müftüoğlu adlı okuyucumun banka faizleriyle ilgili sorusunu dün cevaplamıştım. Aynı okuyucum, diğer sorusunda "namaza tam konsantre olamadığını, bunun için ne yapması gerektiğini" soruyor. Bu sorunun cevabını bugünkü yazımda veriyorum.Namazda tamamen dünya düşüncelerinden arınıp Allah'ı zikre odaklanmak temel amaç olsa da bunu yüzde yüz başarmak imkânsız gibi bir şeydir. Çok nadir olarak bazı Allah dostlarına nasip olur. Namaz, Allah'ın emridir. Kişi namazda yüzde yüz konsantre olmasa da yine Allah'a dua eder, Allah'ı anar. O'nun büyüklüğü önünde secdeye varır, O'nun hükümranlığını, kendi acizliğini, dünyanın geçiciliğini, yaptıklarını gözetleyen Allah'ın varlığını düşünür. Böylece bir yandan içindeki bunalımları atar, bir yandan da ahlâkını düzeltir. Yalan söylemez, bencil olmaz, insanları kandırmaz.İbadetinin kabul edilip edilmediğini düşünmeye gerek yoktur. Kabul edilse de edilmese de insan, günde birkaç kez Allah'ın huzurunda eğilmelidir. Zaten biz, mutlaka ibadetimizin kabul edilmesi için değil, Allah emrettiği için namaz kılarız. İbadetin kabul edilmesini beklemek, bir bakıma fayda, çıkar için ibadet etmek olur. Bu da makbuldür ama en makbul ibadet, sırf Allah rızası için yapılan ibadettir. Kul, Allah rızası için namaz kılıyorsa ibadeti kabul edilir. İçinde bir değişim, ahlakında bir düzelme varsa ibadeti kabul edilmiştir.Namazları cem edinizSoru: Önemli bir nedenden dolayı namazların sadece farzları kılınsa sakıncası var mı?Cevap: Sıkışık durumlarda namazların sadece farzını kılmak yeterli olduğu gibi iş, yolculuk gibi zorunlu durumlarda öğleyle ikindi namazlarının sadece farzını birlikte, akşamla yatsı namazlarının sadece farzını birlikte kılabilirsiniz. Buna cem etme denir. Peygamberimiz, ümmetine kolaylık olsun diye bunu uygulamıştır.Alkollü içki haramdırSoru: Sayın Hocam, bir yazınızda alkol içeren içkiyle ilgili yorumlarınızı okudum. Türkiye'de böyle bir yorumun ilk defa yapıldığını zannediyorum. Fıkıhçılar arasında bu konuyla ilgili görüş farklılığı olduğunu belirtiyorsunuz. Neden? (Nahit Hanlıoğlu)Cevap: Alkollü içki haramdır. Ancak üzümden yapılan ve şarap adı verilen içkiyi içmek haram olduğu gibi kendisi de murdar (pis) sayılır. Elbisenin bir tarafına bulaşsa onu yıkamak gerekir. Fakat diğer alkollü içkileri içmek haram olmakla beraber kendileri bizzat pis değildir. Bunlar, bedene veya elbiseye değmekle veya bulaşmakla elbise kirlenmez. Mesela kolonya sürmek abdeste ve namaza mani olmaz.
Soru: 1- Hangi şartlarda ve hangi cins faiz haram? Vadeli mevduat, hazine bonosu, repo, yatırım fonları, kredi kartları... Bunların hangisi tam olarak faiz, hangisi değil? Hep yüzeysel açıklamalar yapılıp geçiştiriliyor. Ama herkesi aydınlatmanın yolu biraz da ayrıntıya inmekten geçiyor sanırım. 2- Namaz kılarken bütün uğraşlarıma rağmen yüzde 100 konsantre olamıyorum. Kendimi zorluyorum, Allah'ı, ahiret hayatını düşünmeye, bir noktada odaklanmaya çalışıyorum ancak birkaç dakika sonra yine dünya işlerine ve gündelik olaylara takılıp kalıyorum. Bu sefer insan yaptığı ibadetlerin kabul edilip edilmediğini düşünmeden edemiyor. Halbuki Allah'ı, dinimi ve tüm dini gün ve mekânları çok seviyor ve onlara saygı duyuyorum. Dünya işlerinden elimizi çekemeyeceğimize göre namazda miraca yükselmenin sırrı nedir? (Yakup İlham Müftüoğlu)Cevap: 1- Haram olan ribâ (reel faiz), yoksulları sömüren faizdir. Bir yoksul, zorunlu bir ihtiyacı için sizden ödünç ister. Siz de ona, istediği ödüncü verirsiniz. İşte o kimseden, verdiğinizin gerçek değerinden fazlasını almak ribâdır, haramdır. Bugün bankaların verdiği tasarruf faizleri gerçekte paranın değer aşımını dahi karşılamaz. Özellikle Avrupa'da banka faizi yüzde 3'ü geçmez. Banka, sizin paranızı çalıştırır, para kazanır. Banka bir kişi değil, ticaret şirketidir. O kendi sağladığı kazançtan bir miktarını mudisine verir. Burada bir sömürme yoktur. Mağdur da yoktur. Repo, fon vs. işlemler de böyledir. Bunlar, benim kanaatime göre Kur'ân'ın yasakladığı ribâ kategorisine girmez. Çünkü Kur'ân, ödünç alan yoksulun ezilmemesini öngörmektedir. Burada banka fakir değildir veya o fonları, bonoları çıkaranlar yoksul değildir ki bir sömürü söz konusu olsun. Ama yoksula verilen ödünçten, enflasyonun üstünde bir fazlalık almak haramdır. Bu konuda kanaatim budur. Banka, modern ekonominin vazgeçilmez unsurudur. Hayal âleminde yaşamıyoruz. Toplumun gerçekleri dışına çıkamayız. Dinin amacı hayatı zorlaştırmak değil, kolaylaştırmaktır.Ne dememizi bekliyorsunuz? Kredi kartıyla alışveriş etmeyen mi var? Herkes kredi kartı kullanıyor, hemen herkes bankaya para yatırıyor. Artık bunları haram saymanın yararı var mı? Kim dinler? Bunları haram saymak, İslâm'ı çağın gerisine atmak olur. Haram olan ribâ (reel faiz), fakir fukarayı ezen zalim uygulamadır.Yasaların tanıdığı çerçeve içerisinde, dinin de ruhuna aykırı olmamak kaydıyla banka işlemleri yapılır. Bunlar bence meşrudur. Hele enflasyon oranındaki fazlalık, zaten gerçek fazlalıktır, yani ribâ değildir. Konuyu birkaç kez yazmış olmamıza rağmen hâlâ mesele anlaşılmamışsa ne diyebilirim ki?Bu okuyucumun diğer sorusunu yarınki yazımda cevaplayacağım.