"Zamm-ı sure" diye bir sure yok

5 Eylül 2004

Soru: Namazda okunan zamm-ı surelerin sırasını ve namazda ne şekilde okunacaklarını belirtir misiniz?Cevap: Bu sorudaki bir yanlışa dikkati çekmek istiyorum. O da "zamm-ı sure okuma" tabiridir. Bunu maalesef camideki imamlar, vaizler de yapıyor. "Zamm-ı sure okunur" diyorlar. Zamm-ı sure diye bir şey yok ki okunsun. Zamm-ı sure, Fatiha'ya bir sure katmak, Fatiha'nın ardından bir sure veya ayet okumak demektir. Zamm-ı sure, sure eklemek, sure ilave etmek demektir. Namazda okunan zamm-ı sureler yok, namazda Fatiha'nın ardından okunan sureler var. Bunlar, genelde Duhâ Suresi'nden sonraki küçük surelerdir. Mushaf'taki sıra şöyledir: Duhâ, Şerh (veya İnşirah), Tîn, Alak, Kadr, Beyyine, Zelzele, Âdiyât, Kari'a, Tekâsür, Asr, Hümeze, Fil, Kureyş, Maun, Kevser, Kâfirûn, Nasr, Tebbet (Mesed), İhlâs, Felak ve Nâs. Bunların, bu sırayla okunması, şart değildir. Çünkü bu sıralama, iniş tarihine göre değildir. İniş tarihi açısından Mushaf'taki sırası şöyledir: Alak 1, Tebbet (Mesed) 6, Duhâ 11, Şerh (veya İnşirah) 12, Asr 13, Âdiyât 14, Maun 15, Tekâsür 16, Kureyş 17, Kâfirûn 18, Fîl 19, Felak 20, Nâs 21, İhlâs 22, Kadr 25, Tîn 28, Kevser 29, Kari'a 30, Hümeze 32, Zelzele 91, Beyyine 102, Nasr 114.Böyle hurafelere inanmayınSoru: Ben iki genç kız annesiyim. Dinimizde kısmet bağlamak diye bir şey var mı? Varsa ne yapmalıyız? (Ruhi Nur Berkeoğlu)Cevap: Dinimizde kısmet bağlamak diye bir şey yoktur. İnsanın kaderinde ne varsa o olur. Birinin takdirinde evlenmek varsa kimse ona engel olamaz. Yoksa kimse onu evlendiremez. İnsanların kaderi Allah'ın elindedir. Biz böyle biliriz. Ben kısmet bağlama diye bir şeye inanmam. Ama inananlara göre bağlanan kısmet nasıl açılır, onu bilmem. Onu, bu gibi hurafelerle uğraşanlara sorunuz.Kıyametten sonra ne olacak?Soru: Kıyamet koptuktan sonra her şey yeniden mi başlayacak? Kur'ân'da bununla ilgili bir ipucu var mı? (Ünsal Taşpınar)Cevap: Kur'ân'da kıyamet kopunca evren yok olacak diye bir ifade yoktur. Ancak kıyamette büyük bir depremle dünyanın biçimi değişecek, dağlar kaldırılıp savrulacak, arz bambaşka bir hale getirilecektir. İnsanlar Yüce Allah'ın huzurunda, yani Yüce Divan'da duruşmaya götürülecektir. Aslında kıyamet, ayağa kalkmak, Yüce Divan duruşmasında bulunmak demektir. Duruşma alanının bu dünya üzerinde olacağı da Kur'ân'dan anlaşılmaktadır. Ayrıntıyı bilemeyiz. Kıyamet ve ahiret, en geniş biçimde Kur'ân'da anlatılmaktadır. Bu konuda geniş bilgi için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizin ahiret maddesine bakınız. Doğru inanç, Kur'ân'da anlatılandır.

Devamını Oku

Namazlar nasıl cem edilir?

4 Eylül 2004

Soru: Namazları cem etmek diye bir şey duydum. Bu doğru mu? Eğer doğruysa şartları nelerdir? (Deniz Dartay)Cevap: Öğleyle ikindi, akşamla yatsı namazları cem edilebilir. Yani birlikte kılınabilir. Peygamberimiz, yolculuk esnasında böyle yaptığı gibi zaman zaman normal durumlarda da yapmıştır. Bugün de yolculukta ve önemli işler dolayısıyla anılan iki vakit namazları cem edilerek kılınabilir. Öğlenin vakti içinde önce öğleyi ardından bir kametle ikindiyi kılmaya takdim cemi, ikindinin vakti içinde de önce öğleyi ardından da bir kametle ikindiyi kılmaya da tehir cemi denilir. Aynı şey akşamla yatsı namazları için de geçerlidir.İkindi namazından sonra nafile namaz kılmak mekruh görülmüştür. Özürsüz olarak, bile bile kılınmamış eski namazların kazası yoktur. Onlar için Allah'tan af dilemek gerekir. Hz. Peygamber zamanında böyle bir uygulama olmamıştır. İbadet insanların akıl yürütmeleriyle değil, ya Kur'ân veya sünnetle sabit olur. Ama bir özür dolayısıyla kılınmamış namazlar, sırasıyla kaza edilir. Tutalım ki adam iki gün hiç namaz kılamadı. Hasta oldu, engellendi. Bir özür dolayısıyla kılamadı. Bu adam önce o iki günlük namazın farzlarını sırasıyla kılacak, sonra içinde bulunduğu vaktin namazını kılacaktır. Yahut dünün akşam ve yatsı namazını bir özür dolayısıyla kılamadı. Sabahleyin kalktığında önce dünün akşam ve yatsı namazlarını, ardından da içinde bulunduğu vaktin sabah namazını kılacaktır.Farz ile vacip aynı anlama gelirSoru: Vacip, ne zaman, kim tarafından dinimize ait bir terim olarak çıkarıldı? Vacip terk edilince günah oluyorsa o zaman yapılması gereken şey farz olmuyor mu? Vacip terk edilince günah olmuyorsa da yapılması gereken şey sünnet olmuyor mu?Cevap: Doğrusunu isterseniz, Peygamber döneminde vacip kelimesi, gereklik, farz anlamında kullanılmıştır. Vacip farz demektir. Ama fıkıhta, özellikle Hanefilerin ürettikleri vacip terimi, farzla sünnet arasında bir eylemi ifade eder ki buna diğer mezhepler sünnet demişlerdir. Benim kanaatime göre de farz ile vacip aynı şeydir, yani aynı anlama gelmektedir. Fıkıhta vacip denilen şeyler, aslında sünnettir. Sünnetin yapılmasına sevap vardır. Yapılmamasından ötürü ceza görülmez. Bu eylemi yapmak zorunlu değil, seçimlidir.

Devamını Oku

Müzik âşığın aşkını artırır

3 Eylül 2004

Soru: Beş vakit namaz kılıyor, orucumu tutuyorum. Ancak müziği çok seviyorum. Müzik dinlemek dinimizce haram mı? (Eskişehir'den Aslı)Cevap: Müzik dinlemek haram değildir. Yüce Allah, Şad Suresi'nde Davud'un sesine dağların yankı verdiğini, kuşların gelip Davud'un melodilerine katıldığını bildirmektedir. Müzik dediğimiz musiki, Kur'ân'ın yapısında var. Kur'ân kelimelerinde doğal bir musiki mevcuttur. Hz. Peygamber hem müzik dinlemiş, hem şarkı söyleyen cariyeleri övmüş, düğünlerde şarkıcılar bulundurmayı öğütlemiştir. Savaşlara giderken develeri coşkuyla yürütecek güzel sesli türkücüler götürmüştür. Hal böyleyken müzik dinlemeyi haram saymak cehaletin kendisidir.İmam-ı Gazâlî, İhyâsı'nın Semâ babında, Abdulkahir Söhreverdî de Avârifu'l-Maâ-rif inde müzik dinlemenin helâl olduğunu kanıtlarıyla anlatmışlardır. Gazâlî, müzikten hoşlanmayanı, hayvanlardan kaba bir varlık olarak görmektedir. Müzik, âşıkın aşkını, fasıkın fışkını artırır. Elbette günaha kışkırtan müzik türlerini dinlemek doğru değildir. Gönülde günah düşünceleri uyandıran melodiler haramdır. Çünkü harama sebep olan şey de haram olur. Ama bizim tasavvuf musikimiz, klasik sanat musikimiz insanı lâhûtî bir âleme götürür. Bir zaman yine aynı konuyla ilgili olarak yazdığım bir manzumeyi burada yineleyeyim. Bir Azeri şair, musikiyi reddedenlere şöyle diyor:Bu bezm-i eyşte ruhun gıdası mûsikîdir Seven könüllerin öz dil-rübâsı mûsikîdir Ne sâde, ince yaratmış, tiran üstadı, Mürekkep incelîgin iptidası mûsikîdir Suâl-i Ley/i'ye Mecnun verip bu nev cevabıSevip sevilmeğin evvel binası mûsikîdir Gamâlûd olmağın sen bu gader, ey âşık(-ı sâdık)Mehebbet âleminin her sefası mûsikîdirCehenneme gedecek, yokh megamı cennetteO kes ki bilmese, Mahşer sedası mûsikîdir De mah-i telet ilen hem-zebân olan şâhid Rümuz-i şer'imîzin âşinâsı mûsikîdirToplumun hakkını çalıyorlarSoru: Kaçak elektrik ve su kullanmak haram olmadığına dair bazı söylentiler var. Bu konuda bizi aydınlatabilir misiniz?Cevap: Kaçak elektrik kullanmak, yalnız bir kişinin malını değil, bütün toplumun, tüysüz yetimin hakkını çalmak demektir. Hırsızlığın daniskasıdır, fakir fukaranın ödediği vergilerle üretilen ortak serveti çalmaktır. Bu tür fetva verenler dünyacı, çıkarcı, Allah'tan korkmaz kişilerdir.

Devamını Oku

Allah insanları niyetlerine göre sevaplandırır

3 Eylül 2004

Soru: 1- Hac vazifelerinin tamamını yerine getiremeden vefat eden biri hacı olur mu? 2- İki Müslüman ülkenin (Irak-İran gibi) savaşında ölen askerler şehit midir? 3- Abdestsiz Kuran-ı Kerim okunur mu? (Ahmet Hun)Cevap: 1- Herhalde siz hacca gidip de hac görevinin tamamını yerine getirmeden ölen kişinin hacı olup olmadığını soruyorsunuz. Eğer soru böyleyse evet, o kimse hac yolunda ölmüşse hac sevabını almıştır. Çünkü ameller niyetlere göre değerlendirilir. Haccın iki temel öğesi vardır: Arafat'ta durmak ve Kabe'yi tavaf etmek. Asıl temel öğe Arafat'ta durmaktır. Çünkü Peygamberimiz, "Hac arefedir" buyurmuştur. Arefe (arife değil) günü Arafat'ta bir miktar durmuş olan kimse, şayet bayram günü tavaf yapamadan ölürse haca tamamdır. Ama Arafat'a yetişmemiş, arefe günü orada bir saniye dahi duramamış olan kimse, hac vazifesini yapmamıştır. Fakat hac yoluna çıkan kimse, henüz bu görevleri yapma imkânı bulmadan ölmüşse inşallah hac sevabını alır. Çünkü o, bu yola girmiş, Allah'ın buyruğunu yapmaya yönelmiştir. Allah, onu niyetine göre sevaplandırır.Şu hususu belirtmekte yarar var. Nasıl namaz kılan kimseye namaz kıldığı zaman musallî (namaz ibadetini yapan), oruç tutmakta olana da o anda sâim (oruçlu) deniliyorsa, hac ibadetini yapmakta olana da o süre içinde hâcc (yani hac yapan, hacı) denilir. Ama hac ibadetini bitirip döndükten sonra ona hacı unvanının verilmesi, bid'attır. Peygamber zamanında hacdan dönen hiç kimseye hacı unvanı verilmemiştir. Hacı Ömer, Hacı Ebubekir yahut 50 küsur hac yaptığı söylenen İmam-ı A'zam'a, Hacı İmam-ı Azam denmemiştir.Şimdilerde ise hacı unvanı bir övünç vesilesi olarak kullanılmaktadır. Böyle bir unvan almak için hacca gidilmez. Nasıl namaz kılana musallî (namaz kılan) Ahmet, oruç tutana sâim (oruç tutan) Mehmet denmezse, haccını yapmış olana da hacı denmez. Böyle bir sünnet yoktur. Ama adına hacı lakabı eklensin diye hacca gidenler olduğu gibi hac ibadetini sömürü haline getiren hac ve umre firmaları da mantar gibi çoğalmıştır, ibadet ticaret aracı yapılmamalıdır.2- Birbiriyle savaşan iki Müslüman ülkenin cephede ölen askerleri şehit olur. Çünkü askerlerin günahı yoktur. Bu savaştan sorumlu olanlar askerler değil, savaşı çıkaran yöneticilerdir. Askerler yöneticilerin, komutanların emrine boyun eğmek zorundadır. Ayrıca her iki tarafın askerleri, kendilerini haklı bilerek savaşır. Allah da kullarına, niyetlerine göre işlem yapar. Zaten kendi yuvası dışında saldırı sonucunda öldürülen şehit sevabı alır.3- Abdestsiz Kur'ân ele alınıp okunabilir. Zaten Mushafı ele almadan abdestsiz olarak Kur'ân okunabileceğinde hiç görüş ayrılığı yoktur.

Devamını Oku

Kul, kararlarını iradesiyle verir

1 Eylül 2004

Soru: Abdulkadir Geylani, Futuhulğayb adlı eserinde, "Allah tââlâ (Allah sizi ve yaptığınız işleri halk etti) buyurur. Kulların yaptıkları işler, bizzat ilahi kudretin eseridir. Allah haber veriyor: (Yaptığınız amel karşılığı cennete giriniz). İşte bu durum, halik ve mahlûk arasındaki şu farkı gösterir. Allah yaratır, kul iradesini kullanarak kesbeder" diyor. Burada külli ve cüz'i irade kavramlarını kaza ve kadere değinerek açıklar mısınız? (Kuzey Naim / istanbul)Cevap: Naklettiğiniz ayet meali yanlıştır. Ayet, "Allah taâlâ sizi ve yaptığınız işleri halk etti" değil, "Oysa sizi de yaptığınız (bu şeyler)! de Allah yarattı" (Sâffât: 96) şeklindedir. Burada hitap, putlara tapan müşriklere yöneliktir. Müşrikler, elleriyle yaptıkları putlara tapıyor, bunların tanrı olduklarını sanıyorlardı. İşte ayette sizi yaratan Allah olduğu gibi ellerinizle yaptığınız şeyleri yani taptığınız heykelleri de Allah yaratmıştır. Yapılan heykellerin asıl maddesi, taş, toprak, ağaç da Allah'ın yaratığıdır. O halde insanların, Allah'ı bırakıp da kendileri gibi birtakım yaratıklara tapmalarının mantıklı bir yanı yoktur. İşte ayette, Allah'tan başka tüm varlıkların, Allah'ın yaratığı olduğu, yaratığın kendisi gibi yaratıklara tapmasının doğru olmadığı anlatılmaktadır. Ayet, "Allah sizin yaptığınız işleri yarattı" anlamına gelmez.Aslında bu söz, Allah'ın sözü değil, Hz. İbrahim'in sözüdür. Bu ayetler, İbrahim'in puta tapanlara, davranışlarının mantıksızlığını anlatmaktadır. Ayeti bulunduğu kontekstten ayırırsak yanlış anlaşılır. Ayeti bulunduğu bağlamda düşünürsek bu mana gayet açık olarak ortaya çıkar: "İbrahim, babasına ve kavmine, neye tapıyorsunuz? Allah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz? Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)? (Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de yaptığınız (bu şeyler)i de Allah yaratmıştır" (Sâffât: 83-87, 95-96).Abdulkadir Geylânî Hazretleri'nin, "Allah haber veriyor: (Yaptığınız amel karşılığı cennete giriniz). İşte bu durum, halik ve mahlûk arasındaki şu farkı gösterir: Allah yaratır, kul iradesini kullanarak kesbeder" şeklindeki değerlendirmesi son derece yerindedir. Evet, kulun yaptığı işlerin gerçek faili de Allah'tır. Çünkü kula yapmak istediği eylemi yapma gücünü veren Allah'tır. Allah güç vermese, kul düşündüğünü yapamaz. Eylemi yapma enerjisi Allah'tan gelse de kul, seçiminden sorumludur. Kul, kendine verilen özgür iradeyle iyi veya kötü işi yapmak ister. Allah da kula, karar verdiği işi yapma enerji ve gücünü verir. Konunun daha derinlemesine izahı için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizin "Kader ve İrade" konularına bakınız.

Devamını Oku

Bazı rivayetler dinin ruhuna uygun değil

31 Ağustos 2004

Soru: Cuma namazını kılmış olduğum bir camide vaaz dinledim. İmam, kurban kesmenin Sünni mezheplerin üçünde sünnet, benim inandığım Hanefi mezhebinde ise vacip olduğunu söyledi. Doğrusu çok şaşırdım. Cami imamı vaazında, "Hali vakti yerinde olup da kurban kesmeyen kişi mabedime gelmesin" şeklinde bir hadisten söz ederek cuma cemaatinden hali vakti yerinde olanları kurban kesmeye mecbur bırakmaktadır. Böyle bir hadis var mıdır? Eğer yoksa veya çok zayıf bir hadis ise yüzlerce kişiyi zorunluluk altında bırakabilecek böyle bir açıklamayı yapmak ne derece doğrudur? İnanıyorum ki güzel Peygamberimiz, cemaati camiden soğutabilecek böyle bir söz söylememiştir. O daima sevgi, beraberlik ve dayanışma ilkelerini işleyen, Allah'ın bizlere ve bütün âlemlere bir rahmetidir. Bu konu sizden bilgi rica ediyorum. (M. Hikmet Aktun Bakırköy İstanbul)Cevap: İmamın cemaate okuduğu hadis, bazı hadis kitaplarında varsa da hadisçiler, bu hadisin râvilerinden Abdullah ibn Ayyaş'ın zayıf hatta bazdan rivayetinin kabul edilmez olduğunu söylemişlerdir (Bkz. İbn Mâce, Adâhî, b. 2. h. 3123). Yani bu hadis zayıftır. Zaten hadisin üslubu, Hz. Peygamber'in üslubu değildir. Peygamber hiçbir insanı mescidinden kovmamıştır. Bu tür rivayetlere tergib ve terhib rivayetleri denilir. Bunlar insanları belli bir ibadete teşvik için Peygamber döneminden sonraki çağlarda üretilmiş uyana, korkutucu sözlerdir. Dinin inancına ve hukukuna ilişkin olmayan bu tür rivayetlerin sağlam olup olmadığı üzerinde hadisçiler fazla durmadıkları için bu rivayetler yayılmış, kitaplara da girmiştir. Ama bunlar dinin ruhuna aykırı şeylerdir.Gerçekte Kurban Bayramı'nda hacda olmayanlara kurban, üç mezhebe göre sünnettir. İbn Hazm'a göre hiçbir sahabiden, kurbanın vacip olduğu hakkında sağlam bir rivaet yoktur. Yalnız İmamı A'zam'a göre yolcu olmayan zengine kurban kesmek kifayeten kuvvetli sünnettir. Peygamber (s.a.v.) kurbanın, İbrahim'den kalma bir sünnet olduğunu buyurduğu gibi Abdullah ibn Ömer de kurbanın sünnet olduğunu söylemiştir. Muhammed ibn Şirin şöyle demiş: "Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'a'Kurban vacip mi?'diye sordum.'Allah'ın Elçisi (s.a.v.) kurban kesti, ondan sonra Müslümanlar da kestiler. Bu, böylece sünnet oldu (İslâmi bir gelenek haline geldi)'dedi." (İbn Mâce, Adâhî: b. 2, h. 3124).Ebû Eyyûb el-Ensârî de şöyle demiştir: "Adam kendisi ve hane halkı için bir koyun kurban keserdi. Yerler ve yedirirlerdi. Nihayet halk bununla övünür hale geldi de bu gördüğün hale geldi (insanlar kurban kesmede birbiriyle yarışır oldular)." (Tırmizî, Adâhî, 10) sözü de bir aileye bir kurbanın yeterli olduğunu, Peygamber döneminde öyle herkes tarafından kurban kesilmediğini gösterir.

Devamını Oku

Gerçek şehidin kim olduğunu yalnız Allah bilir

31 Ağustos 2004

Soru: Ehli kitap olan Hıristiyan ya da Süryani, kendi vatanı için savaşırken ölürse şehit olur mu? (Muzaffer Şenel)Cevap: Her din, kendi uğrunda öleni şehit kabul eder. İslâm'a göre Allah yolunda öldürülen şehittir. Kitap ehli de savaşta ölen mensuplarını şehit sayar. Ama İslâm'a göre kitap ehli savaşçıların şehit olacakları hakkında bir hüküm yoktur. Nitekim onlar da Müslüman savaşçıların şehit olduğunu kabul etmezler. Bunlar, insanların değerlendirmesidir. Ama Allah katında, her kim Allah'a ve ahirete inanır, güzel işler yapar, Allah'a taparsa, inancı, vatanı ve namusu için haklı olarak çarpışırken öldürülürse şehit olur. Gerçek şehidin kim olduğunu yalnız yüce Allah bilir.Bu sese kulak verinHakkari Anadolu Lisesi edebiyat öğretmeni, kullarında kütüphanelerinin, çok yoksun olduğunu belirtiyor ve yardımseverlerin kitap yardımı yapmalarını istiyor: "Sesimizi bu mesajla duyurmaya çalışıyoruz. Bize yardımcı olun. Elinizdeki fazla kitapları, bu çocuklardan esirgemeyin. Hüsranı tek bir yerde buluyorum: Okumak mümkünken okumamakta. Yardımlarınızı ulaştıracağınız adres: Türk Dili ve Edebiyat Öğretmeni Tarhan Şimşek, Hakkari Anadolu Lisesi. Okul telefonumuz: (0438) 211 49 23"İlme hizmet, kalıcı sadakadır. Tüm dünya varlığı geçicidir ama üç şey bırakanın sevabı sürer. Bunlardan biri de faydalı ilim yapmak, yararlı çocuk yetiştirmektir. Hakkari'de mahrumiyet içinde bulunan öğrencilerin iyi yetişmeleri için lüzumlu kitapların bulunması gerekir. Onları yetiştirecek öğretmenlerin de bilgilerini geliştirmeleri için kitaba ihtiyaçları vardır. Bunu onlara sağlamak, son derece güzel bir davranıştır. Az gelişmiş bölgelerimizin kalkınmasını isteyenlere, verilen adrese kitap yardımında bulunmalarını ya da kitap alınması için onlara yardım ermelerini tavsiye ederim.Kabir ziyareti sünnettirSoru: 46 yaşındaki eşimi aniden kaybettim. Her hafta pazar günleri kabrini ziyaret ediyorum. Bazıları bana, "Taşı ziyaret edip de ne anlıyorsun? Ne oluyor? Kızı rahat bırak" diyorlar. Acaba benim ziyaret ve dualarım ona malum olmuyor mu? (A. Haluk Şahinoğlu)Cevap: Kabir ziyareti sünnettir. Amacı, ahireti hatırlamaktır. Kabri ziyaret edip orada yatana dua etmeniz, onun ruhunu şadeder. Ama aslında ruh kabirde değildir. O kendi alemindedir. Siz nerede ona dua etseniz, duanızdan onun ruhu haberdar ve şad olur. Kabirde yatan ruh değil, cesettir. Ruh bedenden ayrıldıktan sonra beden çürümeye başlar.

Devamını Oku

Allah şekle değil gönüle bakar

29 Ağustos 2004

Soru: 57 yaşında ev hanımıyım. Büyük bir hevesle Kur'an'ı öğrenmeye karar verdim. Kur'ân hocası bir bayandan ders almaya başladım. Bu hanım bana bir gün, "Başını açık gördükçe sana çok üzülüyorum. Bütün yaptıkların boşa gider" dedi. Dokuz yıldır namaz kılıyorum. Şimdi benim yaptıklarım boşa mı gidiyor?Cevap: Başı örtmek Kur'ân'ın emridir. Ama bunun temel amacı, kadının nezahetini korumaktır. Başını örtmeyen bir kadının bütün güzel amellerinin boşa gittiğini söylemeye kimsenin hakkı yoktur. Baş örtmek nasıl bir yükümlülükse dedikodudan uzak durmak, haset etmemek, doğru olmak da ondan çok daha kuvvetli emirdir. Başını bağladığı halde namaz kılmayan, akşama kadar dedikodu yapan, kıskanç olan, dürüst olmayan çok kadın tanırım. İslâm sadece baş örtüsünden ibaret değildir. Özellikle bu zamanda artık kadının nezaheti baş örtüsüyle ölçülemez. O kadının sözü cidden kırıcıdır. Amellerin boşa gidip gitmediğini insanlar değil, Allah bilir. Çünkü amelleri kabul eden de O, reddeden de O'dur. İnsanın Allah katındaki değeri, insanlar tarafından takdir edilemez."Hiç kimseye hor bakma,İncitme gönül yakma,Sen nefsine yan çıkma,Mevlâ görelim neylerNeylerse güzel eyler"O tür sığ düşünceli insanların sözüne aldırmadan siz elinizden geldiğince Kur'ân'a göre yaşamaya çalışınız. Bir şeyin hepsi yapılamazsa büsbütün de terk edilemez. İnsan elinden geldiği kadar Allah'ın emrine göre yaşamaya çalışmalıdır. İnsanların değerlendirmesi değil, Allah'ın değerlendirmesi önemlidir. Allah şekle değil, gönüle bakar."Kur'an'ı Kerim'i anlamaya çalışıyorum"Soru: Bir yazınızda, "Ne olursan ol gel" ile başlayan mısraların Mevlana'ya ithafen yazıldığını okumuştum. Ben Mesnevi adasının güzelliklerini tanıyarak Kur'an'ı daha iyi anlamaya çalışıyorum. Bazı kelimeleri Türkçe sözlükte bulamıyorum. Bana bir sözlükle birlikte Kur'an surelerinin anlamlarını içeren bir kitap tavsiye edebilir misiniz?Cevap: Mevlana'ya nispet edilen o ünlü dörtlük, gerçekte Mevlana'nın değil, Mevlana'dan sonra kendisini ziyarete gelen ve Konya'da vefat edip Mevlana'nın yanında yatmakta olan bir Horasan erinindir. Ancak Mevlana felsefesini yansıtmaktadır. Üç ciltlik "Kur'ân-ı Kerîm Tefsiri" adlı eserimi okumanızı tavsiye ederim. O eserde, her sure başlangıcında manası, içerdiği ayet sayısı, iniş tarihi açıklanmıştır. Size Ferit Devellioğlu'nun Osmanlıca sözlüğünü de tavsiye ederim.

Devamını Oku