Türbanın önemi nedir?

29 Ağustos 2004

Soru: Bu yıl üniversiteden mezun olacağım. Akademik kariyer düşünüyorum ama başımı açmak da istemiyorum. Bunun yanında çalışmak zorundayım. Türbanın dinen önemi nedir? Farz mıdır?Cevap: Bak Hanım kızım, Nur Suresi'nin 31'inci ayetinde kadınların, örtülerini üstlerine almaları emredilmektedir. Ahzâb Suresi'nde ise kadınların örtünmelerinin nedeni açıklanmaktadır. Bu da cariye olmayıp hür olduklarının tanınması ve erkekler tarafından sözlü veya fiili tecavüzden korunmalarıdır.Bundan yüz yıl, bin yıl önce Ortadoğu toplumlarında örtünme, hürlüğün simgesiydi. Hürler başlarını bir örtüyle kapatırlardı. Cariyelerin örtünmesine ise müsaade edilmezdi. Erkekler, özellikle akşamleyin baş örtüsüz dışarı çıkan kadınlara sataşırlardı. İşte kadının, böyle bir durumdan korunması için toplumun köklü geleneği olan baş örtüsünü kullanmaları emredilmektedir.Baş örtüsü takma geleneği sadece Müslümanlıkta değil, Ortadoğu'dan gelmiş olan Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta da vardır. Saint Paulos'un Korintoslulara yazdığı mektupta, "Kadının ya saçlarını kapatması veya kökünden tıraş etmesi" emredilmektedir. Demek ki baş örtüsü, İslâm'ın getirdiği bir uygulama değildir. Araplarda da vardı. Yahudiler ve Hıristiyanlarda da vardı.Ama bugün, durum değişmiştir. Kadın, baş örtüsü takmadığı için erkeklerin dikkatini çekmez. Şimdi artık baş örtüsü takmadığı için kadına sataşılmaz. Kimse onun başındaki örtüye de bakmaz. Kadının korunması için eskiden beri toplumsal gelenek olan baş örtüsü, Kur'ân'da da emredilmekle beraber İslâm'ın olmazsa olmazlarından değildir. Çünkü cariyeler bu hükmün dışında tutulmuş, hatta onların, hürlere benzerler düşüncesiyle baş örtüsü takmasına müsaade edilmemiştir.Elbette Kur'ân'ın baş örtüsü emrinin uygulanması daha iyidir. Fakat Kur'ân'ın bütün emirleri aynı ağırlıkta görülmemiş ve aynı titizlikle uygulanmamıştır. Alınan borcu iki şahit huzurunda almak ve onu yazdırmak da (borç senedi yapmak) da Kur'ân'ın emridir ama bunu yapanlar çok azdır. Boşamanın iki şahitle tespiti de Kur'ân'ın vurgulu emirlerindendir ama bu da pek nadir uygulanmıştır.Hz. Ömer bile şartların değişmesi karşısında bazı Kur'ân emirlerini uygulamamakta bir sakınca görmemiştir. O, Kur'ân'ın ruhu doğrultusunda yürümüş, değişen şartlara göre hareket etmiştir. Ben size, başörtüsünü tahsilinize engel yapmamanızı öneririm. Tahsilinize engel oluyorsa resmi yerlerde başınızı açarsınız, tahsilinizi yapar, işinize devam edersiniz. Bu yasağın olmadığı yerlerde başınızı örtersiniz. Benim kanaatim budur. Ama siz yine de kendi vicdanınıza danışarak hareket ediniz.

Devamını Oku

Asıl yasak faiz hangisidir?

27 Ağustos 2004

Soru: Paramı bankaya yatırıp faiz almak istemiyorum. Bunun dinen sakıncası olduğunu düşündüğüm için bugüne kadar böyle bir şeye başvurmak hiç aklımdan geçmedi. Ancak paramı da değerlendirmek istiyorum. Ne önerirsiniz? (Serhan Kayahan / Ağrı)Cevap: Bunu kaç kez yazdım. Bu ortamda bankaların yasal getirilerinin, Kur'ân'ın yasakladığı kat kat riba kategorisine girdiği kanaatinde değilim. Bankalar yasal kuruluşlardır. Kişi hırsızdan, yangından korunmak için mecburen parasını bankaya yatıracak, banka bundan kâr edecek, mudi de bankanın verdiği cüzi miktardaki geriliyi alacaktır. Bugün ekonomi böyle işler. Ama bir fakire verilen ödünç paradan, paranın değer aşımı dışında bir fazlalık almak haramdır. İşte asıl yasak faiz, yoksuldan alınan gerçek faizdir.Emek, kaderi etkiler mi?Soru: Emek ve çabalarımızın kader üzerindeki etkileri var mıdır? (Ersin Ocak)Cevap: İnsanın kendi iradesiyle yapığı işlerin dışında iradesi dışında gelişen olaylar vardır. Birinin ana-babası, doğduğu ortam, bedeninin vasıfları, yaşama süresi gibi şeyler Allah'ın iradesine bağlıdır. Kişi bunlan değiştiremez. Ama kendi seçimiyle yaptığı işler, kaderde onun seçimine göre şekillenir. Yani insan seçim yapar. Allah da onun seçimine göre eylemi yaratır. Bu bakımdan insan bir yandan zorunluyken bir yandan da özgürdür. Seçim kendisinden olsa da yaratan Allah'tır.Korkularınızı yenmelisinizSoru: Cinlerden çok korkuyorum. Ne yapabilirim? (Sanem Acar)Cevap: Cinlerden niye korkuyorsun? Besmele çeken, Eûzu billahi mineşşeytânir-racîm bismillâhirrahmânirrahîm diyerek Allah'a sığınan kimseler, Allah'ın koruması altına girerler. Allah'a sığınanlara cin, şeytan zarar vermez. Bu tür evhamlar, sanılar başınıza dertler açar. Bırakın bu vehimleri, korkuları. Size zarar veren cinler değil, hayalinizde şekillenen düşünceleriniz, korkularınızdır. Allah'a sığınarak bu tür korkulardan kurtulmaya çalışınız. Kur'ân okuyun, dua edin, namazlarınızı kılın.Gönülden Allah'a sığınınSoru: Arkadaşıma cinler musallat oldu. Ona büyü yaptılar. Ne tavsiye edersiniz?Cevap: Arkadaşınız, Kul Huvallahu ehad, Kul Eûzu bi-rabbi'l-felak, Kul Eûzu bi-rabbin-nâs surelerini, Ayetelkürsi'yi okusun ve Allah'a sığınsın. Arkadaşının hissettiği ağrıların sebebinin büyüden kaynaklandığı nereden belli? Belki fizyolojik bir nedeni vardır bunun. Bir doktora görünmesi lazım. Allah şifa versin.

Devamını Oku

İçkilerden sadece şarap mı haram?

26 Ağustos 2004

Soru: Alkolün her türlüsü mü yoksa sadece şarap mı haram? (Aide Baysal)Cevap: Sarhoş eden içkilerin hepsi haramdır. Ancak Kur'ân'ın hamr dediği şarapla öteki içkiler arasında bir fark var. Şarabın bizzat kendisi necis (pis) görülmüştür. Elbiseye veya herhangi bir yere şarap dökülse kirletir, orayı yıkamak gerekir. Ama öteki içkileri içmek haram olmakla beraber şarap gibi necis değildir. Mesela kolonya içmek haram olmakla beraber temizlik için kullanmakta bir sakınca yoktur. Ayrıca üzüm dışındaki maddelerden yapılan, az miktarda alkol içeren maddeleri (bunlara nebiz denilir) sarhoş etmeyecek miktarda içmenin caiz olduğu görüşünde bulunan fakihler de vardır ki bunların başında İmam-ı Azam gelir. Bu konuda ayrıntı için "Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri" adlı eserimizin birinci cildinde, "Sana şaraptan ve kumardan sorarlar" (Bakara: 2\219) ayetinin tefsirine bakınız. Aynı konudan şikâyetçi olan sayın Ertuğrul Tanören'in de duygularını paylaşıyorum.Dua bilinçli yapılmalıdırSoru: Herhangi bir namazın son rekâtında, secdeden kalktıktan sonra hangi duayı okumalıyım? (Harun Alanoğlu)Cevap: Namazın nasıl kılınacağını daha önceki yazılarımda izah etmiştim. Hadis kitaplarında, Hz. Peygamber'in oturuşlarda et-Tahiyyâtu'yu okuduğu rivayet edilir. Fakat gerçekten bu duanın sonunda Peygamber'in kendi kendine, "Ey Peygamber, selam sana, Allah'ın rahmeti, bollukları sana" demiş olması pek mantıklı gelmiyor. Şimdi sevgili kardeşim, namazın temel öğeleri, ayakta durmak, Kur'ân okumak, saygı için eğilmek (rükû) ve alnı yere koymaktır (secde). Bunları yapanın namazı tamamdır. Otururken siz istediğiniz duayı Türkçe okuyabilirsiniz. Gönlünüzden ne geliyorsa onu söyleyin, ne dileğiniz varsa onu isteyin. Namazınız daha mükemmel olur. Çünkü namazın asıl anlamı ve amacı duadır. Dua da bilinçli yapılmalıdır. Yüce Allah, namazda kişinin "Ne dediğini bilmesi gerektiğini" vurgulamaktadır (Nisa Suresi: 43).Bid'at olan uygulamalarSoru: Kuran'a ve hadislere göre bir kişi ruhunu teslim ettikten sonra, onun yakını olan biri neler yapmalıdır? (Elçin Birkan)Cevap: Ölen kişinin yakınları önce onu yıkar, namazını kılar, defnederler. Ardından kendisinin bağışlanması için dua ederler. Hadislerde açıklanan işlem budur. Bunun dışında ölünün ardından yapılacak başka bir şey yoktur. Bu tür uygulamalar Peygamberimizin sünneti değildir. Ölünün ardından hatim okumak, mevlit okumak hep bid'atır.

Devamını Oku

"Biz Rabbinin ineriz"

25 Ağustos 2004

Cem, kulun veya elçinin kendi varlığından geçip Allah'ın varlığında erimesi, kaybolması, yalnız Allah'ın var olmasıdır. Fark ise elçinin veya kulun kendi bireyliğine dönmesi, Allah'ı ayrı, kendisini ayrı varlıklar olarak görmesi ve o makamda konuşmasıdır. İkinci durumda elçi, kendi bireyliğinde konuştuğu için Allah'tan üçüncü şahıs olarak söz eder. Birinci durumda elçi Hak'ta eridiği için kendisinden konuşan bizzat Allah olur. Hitap Allah'tan yapılır.Kur'ân, çoğunlukla fark makamından, bazen de cem makamından verilmekte, bazen de aynı ayette fark ve cem makamları yan yana bulunmaktadır. Araf Suresi'nin baş taraflarından verdiğimiz ayetler fark makamından vahiydir. Bu makamda meleğin kendisi vardır ve Allah'ın buyruğuyla O'nun iradesini anlatmaktadır. Son ayetlerde ise önce cem makamından vahiy başlamış, sonra tekrar fark makamına geçilmiştir. Cem makamında melek, aradan çekilmekte, söz Allah'a verilmekte, konuşan Allah olmaktadır. Ama yine oradan fark düzeyine inilmektedir.Çünkü Tanrısal yaratılış yasası böyledir.Sürekli cem makamı olsa, varlıklar görülmez, dünya işleri yürümez. Sürekli fark makamı olsa Allah unutulur. İkisinin iç içe olması gerekir. Herhalde bu gerçeğin anlatılması için ilâhi manalar, kâh cem kâh fark makamından vahyedilmiştir. Fark makamında vahiy veren melek, Allah'ın buyruğunu anlatmakta, "Allah şöyle yaptı, böyle yaptı" demektedir. Hatta bizzat kendisinin yaptığı işlerden söz etmektedir: "Biz, ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey, O'na aittir. Rabbin, asla unutkan değildir" (Meryem: 44/64), "Bizim içimizde, herkesin belli bir makamı vardır. Biziz, o saf saf dizilenler biz. Biziz, o teşbih edenler biz" (Sâffât: 56/164-166).Kur'ân'ın çoğunluğu, fark makamından vahyedilmiştir. Çünkü insanın çoğunluk hali, fark halidir. Ama tıpkı tasavvuftaki fena fillah (Allah'ta erime, yok olma), baka billâh (Allah ile var olma) hali gibi Kur'ân'da cem ve fark makamı iç içe bulunmaktadır. Fark makamından vahiy veren melek, birden kendisini aradan çekip cem makamına geçmekte ve o makamdan vahyetmektedir. Bundan dolayı, "Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı. Elbette senin sonun, ilkinden iyidir. Rabbin sana verecek ve sen razı olacaksın. O seni yetim bulup barındırmadı mı? Seni şaşırmış bulup yola iletmedi mi? Seni yoksul bulup zengin etmedi mi?" (Duhâ: 11/3-8) ayetleri, fark makamından verilirken hemen bunun devamı olan, hatta ikisinin aynı sure olduğu dahi söylenen Şerh Suresi'nde cem makamına geçilmektedir: "Senin göğsünü açmadık mı ve atmadık mı senin üzerinden yükünü? Ki (o), senin sırtını çatirdatmıştı. Senin şanını yükseltmedik mi?" (İnşirah: 12/1-4).

Devamını Oku

Melek, ilâhi manaları Allah adına indirdi

24 Ağustos 2004

"Allah odur ki, gökleri görebileceğiniz bir direk olmadan yarattı, sonra Arş üzerine (tahtına) kuruldu. Güneş'i ve Ay'ı iradesine boyun eğdirdi. İşi düzenler, ayetleri açıklar ki, Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin olarak inanasınız" (Râ'd: 2). Meleğin, ilâhi manaları insan sözü kalıplarına döküp Allah adına indirmesini, dünyadan bir misalle şöyle anlatabiliriz: Vahiy meleği, tıpkı bir sekreter gibi Allah'ın murat ettiği manaları, peygamberin kalbine indirmektedir. Padişah, fermanı bizzat kendisi yazmaz. İradesini sekreterine bildirir, "Falan valiye şunları yazacaksın, filan kent halkına şunları bildireceksin" gibi... Sekreter, padişahın emrettiği biçimde fermanı yazar. Bu bir dikte değil, padişah isteğinin, sekreter tarafından kaleme alınmasıdır. Sekreter, yazdığı padişah iradesini, padişahın mührünü de vurarak veya padişah, sekreterin yazdıklarını onaylayarak istenilen yerlere gönderir.İşte vahiy meleği de tıpkı bir sekreter gibi, ilâhi manaları, peygamberlerin konuştuğu dil kalıplarına (Arapça, İbranice veya herhangi bir dil) dökerek onlara verir. İlâhi manaları söz kalıplarına dökmesi, onları Allah düzeyinden (yani Allah'tan) insanların kavrama düzeyine indirmesidir. Kur' ân, Allah'ın buyruğuyla indirildiği için Allah'ın fermanı, O' nun indirmesi ama melek tarafından beşer düzeyine indirildiği için de meleğin sözüdür. Yani bir bakımdan Allah'ın emri, fermanı, bir bakımdan da meleğin sözüdür.Bundan dolayıdır ki sekreter melek, çoğu kez, "Allah dünyayı yarattı, işi düzenledi, meleklere emretti, şöyle buyurdu" şeklinde ifadelerle Allah'tan üçüncü şahıs olarak söz ederken bazen de kendisi aradan çıkmakta, sözü bizzat Allah düzeyinden söylemektedir: "Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik..." (Nisa: 163), "Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra meleklere, 'Adem'e secde edin' dedik. Hepsi secde etti, yalnız İblîs etmedi, o secde edenlerden olmadı. (Allah) dedi: 'Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?' (İblîs): Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" (A'râf: 39)11-12).Bu son ayetlerde vahiy bizzat Allah düzeyinden verilmekte, melek aradan çıkmaktadır. Sonra söz tekrar melek elçiye verilmekte ve melek elçi, ilk yaratış sahnesindeki Tanrı-İblîs konuşmasını anlatmaktadır. Bu sorunu mutasavvıfların diliyle söyleyecek olursak cem ve fark makamları olarak tanımlayabiliriz. (Devam edecek)

Devamını Oku

Kur'an mana olarak Allah'ın kelâmıdır

23 Ağustos 2004

Soru: "Biz insanı en güzel biçimde yarattık" (Tin Suresi 95/4). Bu ayet meali, sizin kaleme aldığınız Kur'ânı Kerim mealindendir. Bu ve bunun gibi Kur'an'da direkt olarak "Biz" ifadesinin geçtiği veya ayetin öznesinin 3'üncü çoğul kişi olduğu birçok ayet vardır. Sanki haşa, Kur'ân birçok ilah tarafından kaleme alınmış gibi insanın aklına ister istemez takılıyor. Kur'ân'daki "Biz" üslubun hikmetinin ne olduğunu açıklar mısınız? (Necati Bayraktar)Cevap: Neden Kur'ân'da "Biz yarattık, biz öldürdük" şeklinde çoğul ifadeler kullanılır? Bunun iki izahı vardır.1- Bu ifade, ululuk belirtisidir. Padişahlar, büyük yöneticiler, "Ben yaptım, ben ettim" demez, biz yaptık, biz emrettik derler. Allah, evrenin yaratıcısı ve yöneticisidir. Çoğu kez ululuk belirtisi olarak, "Biz" ifadesini kullanır. 2- Kur'ân aslında Allah'ın emriyle melek tarafından vahyedilmiştir. Allah'tan Tanrısal manaları alıp, insanların konuşma kalıplarına dökerek veren melektir. Bu bakımdan Kur'ân mana olarak Allah'ın kelâmıdır fakat söz kalıplarına dökülmüş şekliyle melek elçinin sözüdür.İşte Peygambere vahiy getiren melek, Kur'ân'ı Allah'ın emriyle indirdiğini anlatarak, "Biz indirdik", "Biz vahyettik" demektedir. "Biz" sözüyle melek elçi, sadece kendisini değil kendisinin yardımcıları durumundaki diğer melekleri de kastetmektedir. "Güncel Tartışmalar" adlı eserimizde belirttiğimiz üzere bunun ayrıntılı açıklaması şöyledir: Kur'ân dikkatle okununca mesajın, Allah adına üçüncü bir kişi, bir melek elçi tarafından Hz. Muhammed'e verildiği anlaşılır. Çünkü vahiy formu, "Allah göğü yükseltti, yeri döşedi, sizin için işitme ve görme duyulan yarattı..." şeklindedir. Tenzil, ilâhi anlamlan, insan düzeyine indirmek demektir.Allah düzeyindeki konuşmanın mahiyeti bilinmez. Allah'ın konuşması, sese, harfe ve kelimelere muhtaç değildir. O, soyut manadır. Bunu bir insanın olağan haliyle alması mümkün değildir. Bundan dolayı Allah ile insan arasında doğrudan ve aracısız iletişim mümkün değildir. Bu iletişimi vahiy meleği sağlar. Melek, Allah'tan aldığı soyut manaları, o düzeyden indirerek Peygamber'in konuştuğu dilin söz kalıplarına döküp ona verir. İşte buna vahiy denir. İlâhi, manaları insan sözü kalıplarına döken melek olduğu için Kur'ân ayetlerinde Allah, genellikle üçüncü şahıs olarak anılır: "Allah buyurdu: Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir? İblîs, 'Ben ondan hayırlıyım' dedi, beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" (Araf: 39/12). (Devam edecek)

Devamını Oku

İlahi bilgi hazinesi...

22 Ağustos 2004

Soru: Zuhruf Suresi 4'üncü ayet hakkında beni aydınlatır mısınız? (Gökhan K.)Cevap: Zuhruf Suresi, 4'üncü ayet, Arapların anlaması için Arapça indirilen Kur'ân'ın, Allah katındaki ana kitapta bulunduğunu, yüce ve hikmetli olduğunu vurgulamaktadır. Bu ayette Arapların itirazlarına cevap vardır. Öyle anlaşılıyor ki Araplar, "Bu Kur'ân Allah tarafından ise neden öteki kitapların diliyle indirilmiyor?" demişlerdir. Allah'tan gelen Tevrat'ın İbranice olduğunu duydukları için Allah'ın İbranice konuştuğunu, O'ndan gelen her kitabın da İbranice olması gerektiğini düşünmüşlerdir. İşte onlara cevap olmak üzere Arapların anlaması için bu kitabın Arapça okunan bir kitap olduğu, bunun aslının Allah katında bulunduğu belirtiliyor. "O, yücedir, hakimdir" cümlesindeki o zamiri, ya Kur'ân'a veya Kur'ân'ın kaynağı olan Ümmü'l-Kitâb'a gider. Birinci takdirde bu Kur'ân bizim katımızda yücedir, hikmetlidir. İkinci takdirde Kur'ân'ın aslı olan, katımızdaki ana kitap yücedir, hikmetlidir demek olur.Allah katındaki ana kitap ise bütün ilahi kitapların kaynağı olan ilahi bilgi hazinesidir ki bu, genel olarak Levh-i Mahfuz olarak bilinir. Bu ayetin geniş manasını anlamak için Büruc Suresi'nin son ayetiyle Vakıa Suresi'nde geçen Kitâb-ı Meknûn üzerindeki açıklamamızın okunması iyi olur. Bunu, "Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri" adlı eserimizden veya "Kur'ân Ansiklopedisinden okumak gerekir.Jinekoloğa gitmelisinizSoru: Ben 30 yaşında 6 yıllık evli, çocuğu olmayan bir bayanım. Bir hocaya gittim. Bana, "Senin 4 adet erkek cinin var. O yüzden çocuğun olmuyor. Eşinden seni kıskanıyorlar ve ayrılmanız için ellerinden geleni yapıyorlar" dedi. Böyle bir şey gerçek olabilir mi? Bundan sonra sinirlerim bozuldu. Psikiyatriste gittim. Depresyonda olduğumu söyledi. İlaç tedavisine başladım. Gittiğim hoca ise ilaçları kullanmamamı istedi. Bunu para için yapıyor diye düşündüm ama para da almıyor. Hoca daha sonra, "Şimdi senin cinlerini alıp gidiyorum. Sana yazacağım şeyleri aynen uygulayacaksın. Ama ilaç almayacaksın" dedi. Çok huzursuzum. Lütfen bana yardım edin. (Selden)Cevap: Çocuğunun olmaması, fizyolojik bir sebebe bağlıdır. Bunun cinle ilgisi yoktur. Cinler seni niye kıskansınlar ki? Sen fiziksel bir varlıksın, onlar ise ruhsal. Yapılarınız ayrı. Sizin başvuracağınız yer, cinci hoca değil, jinekologlardır. Genital sisteminizi kontrol ettirin. Bu arada kocanız da muayene olmalı. Şimdi böyle şeylerin tedavisi çok basit. Öyle gayriciddi yöntemlere başvurup kendinizi hurafe ve evhamlara kaptırmayınız. Allah verdiği dertlerin dermanını da vermiştir. Peygamberimiz de tedavi olmamızı öğütlemiştir.

Devamını Oku

"Kadın etek giyer" diye bir şart yok!

21 Ağustos 2004

Soru: Bayanlar, her zaman etek giymeli diye duydum. Bu, sadece karşı cins için değil hemcinslerine karşı da geçerliymiş. Burada niyet önemli midir, yoksa şart var mıdır? Ayrıca dedikodu tam olarak ne anlama geliyor? Yanımızda olmayan birisinin herhangi bir özelliğinden bahsedersek dedikodu yapmış olur muyuz? (Aslı Yılmaz)Cevap: Kadınlar, sadece erkeklere karşı kapanırlar. Kadının kadına karşı kapanmasının hiçbir anlamı yoktur. Bu tür iddialar ancak bilgisizlerin fanatik savlarıdır. Kadının ille de etek giymesi şartı da yoktur. Mahrem yerlerini kapatacak hangi kıyafet olur. Köylerde kadınlar genelde etek değil, bol bir şalvar giyerler. Çünkü köylü kadın çalışır. Etek, çalışmaya engeldir. Etekli kadın rahat çalışamaz. Diğer sorunuza gelince. Dedikodu, gıybet etmek, yani birisini, arkasından hoşuna gitmeyecek biçimde anmaktır. Bu, ölü eti yemek gibi çirkin bir iştir ve Allah katında günahtır. Televizyonda beğenmediğiniz bir programın yapımcısını veya sunucusunu eleştirebilirsiniz. Ama onun yapmadığı şeyleri söylemeniz, ona iftira olur. Günahtır."Hakkı ve doğruyu bulmak istiyorum" diyen okuyucumaSoru: 20 yaşındayım. Maalesef dini inançlarım çok zayıf. Ailemden bunun eğitimini almadım. Tüm bildiklerim çevremden duyduklarım ve din derslerinde öğrendiklerimden ibaret. Bir ara namaz kılmaya ve oruç tutmaya başladım. Ama yaptıklarımın anlamını bilmiyordum. Hayat felsefem gereği her şeyi, anlamını bilerek ve içime sindirerek yapmak istiyorum. Bana kitap tavsiyesinde bulunur musunuz? Baştan başlayarak her şeyi keşfetmeme yardım edin. Sonsuz bir inancım var ama temellendiremiyorum. Hakkı ve doğruyu bulmak, gerçekten kulluğumu yapabilmek için bana yardım edin. (Yahşi Nursen)Cevap: Size "İslâm Tasavvufu" adlı eserimi ve VATAN Gazetesi'nin promosyon olarak dağıttığı "tefsirimi" okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca "Namaz Sureleri'nin Tefsiri" adlı eserim de faydalı olur. Size yardımcı olmak için bunları yazıyorum. İlgi duyarsanız İsteme adresi:Nuhkuyusu Cad. No: 365 Bağlarbaşı-Üsküdar/ İstanbul - Telefon: 0216-492 66 12Vicdanınızı dinlemelisinizSoru: Kitap ve CD'lerin, ucuz olduğu için korsanlarını alıyorum. Günah mı? (Recep Veli)Cevap: Korsan CD almak, bile bile çalıntı malı satın almak gibidir. Bunu tasvip etmek doğru değil. Yine de siz kendi vicdanınıza danışınız. Maalesef bu çok yaygın bir hal aldı. Orijinal CD'lerin pahalı oluşu, insanlan korsanlara yöneltiyor. Buna devletin engel olması gerek.

Devamını Oku