"Allah odur ki, gökleri görebileceğiniz bir direk olmadan yarattı, sonra Arş üzerine (tahtına) kuruldu. Güneş'i ve Ay'ı iradesine boyun eğdirdi. İşi düzenler, ayetleri açıklar ki, Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin olarak inanasınız" (Râ'd: 2). Meleğin, ilâhi manaları insan sözü kalıplarına döküp Allah adına indirmesini, dünyadan bir misalle şöyle anlatabiliriz: Vahiy meleği, tıpkı bir sekreter gibi Allah'ın murat ettiği manaları, peygamberin kalbine indirmektedir. Padişah, fermanı bizzat kendisi yazmaz. İradesini sekreterine bildirir, "Falan valiye şunları yazacaksın, filan kent halkına şunları bildireceksin" gibi... Sekreter, padişahın emrettiği biçimde fermanı yazar. Bu bir dikte değil, padişah isteğinin, sekreter tarafından kaleme alınmasıdır. Sekreter, yazdığı padişah iradesini, padişahın mührünü de vurarak veya padişah, sekreterin yazdıklarını onaylayarak istenilen yerlere gönderir.
İşte vahiy meleği de tıpkı bir sekreter gibi, ilâhi manaları, peygamberlerin konuştuğu dil kalıplarına (Arapça, İbranice veya herhangi bir dil) dökerek onlara verir. İlâhi manaları söz kalıplarına dökmesi, onları Allah düzeyinden (yani Allah'tan) insanların kavrama düzeyine indirmesidir. Kur' ân, Allah'ın buyruğuyla indirildiği için Allah'ın fermanı, O' nun indirmesi ama melek tarafından beşer düzeyine indirildiği için de meleğin sözüdür. Yani bir bakımdan Allah'ın emri, fermanı, bir bakımdan da meleğin sözüdür.
Bundan dolayıdır ki sekreter melek, çoğu kez, "Allah dünyayı yarattı, işi düzenledi, meleklere emretti, şöyle buyurdu" şeklinde ifadelerle Allah'tan üçüncü şahıs olarak söz ederken bazen de kendisi aradan çıkmakta, sözü bizzat Allah düzeyinden söylemektedir: "Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik..." (Nisa: 163), "Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra meleklere, 'Adem'e secde edin' dedik. Hepsi secde etti, yalnız İblîs etmedi, o secde edenlerden olmadı. (Allah) dedi: 'Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?' (İblîs): Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" (A'râf: 39)11-12).
Bu son ayetlerde vahiy bizzat Allah düzeyinden verilmekte, melek aradan çıkmaktadır. Sonra söz tekrar melek elçiye verilmekte ve melek elçi, ilk yaratış sahnesindeki Tanrı-İblîs konuşmasını anlatmaktadır. Bu sorunu mutasavvıfların diliyle söyleyecek olursak cem ve fark makamları olarak tanımlayabiliriz. (Devam edecek)
Melek, ilâhi manaları Allah adına indirdi
"Allah odur ki, gökleri görebileceğiniz bir direk olmadan yarattı, sonra Arş üzerine (tahtına) kuruldu. Güneş'i ve Ay'ı iradesine boyun eğdirdi. İşi düzenler, ayetleri açıklar ki, Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin olarak inanasınız" (Râ'd: 2)
Haberin Devamı

