"Biz Rabbinin ineriz"

Cem, kulun veya elçinin kendi varlığından geçip Allah'ın varlığında erimesi, kaybolması, yalnız Allah'ın var olmasıdır. Fark ise elçinin veya kulun kendi bireyliğine dönmesi, Allah'ı ayrı, kendisini ayrı varlıklar olarak görmesi ve o makamda konuşmasıdır

Haberin Devamı

Cem, kulun veya elçinin kendi varlığından geçip Allah'ın varlığında erimesi, kaybolması, yalnız Allah'ın var olmasıdır. Fark ise elçinin veya kulun kendi bireyliğine dönmesi, Allah'ı ayrı, kendisini ayrı varlıklar olarak görmesi ve o makamda konuşmasıdır. İkinci durumda elçi, kendi bireyliğinde konuştuğu için Allah'tan üçüncü şahıs olarak söz eder. Birinci durumda elçi Hak'ta eridiği için kendisinden konuşan bizzat Allah olur. Hitap Allah'tan yapılır.

Kur'ân, çoğunlukla fark makamından, bazen de cem makamından verilmekte, bazen de aynı ayette fark ve cem makamları yan yana bulunmaktadır. Araf Suresi'nin baş taraflarından verdiğimiz ayetler fark makamından vahiydir. Bu makamda meleğin kendisi vardır ve Allah'ın buyruğuyla O'nun iradesini anlatmaktadır. Son ayetlerde ise önce cem makamından vahiy başlamış, sonra tekrar fark makamına geçilmiştir. Cem makamında melek, aradan çekilmekte, söz Allah'a verilmekte, konuşan Allah olmaktadır. Ama yine oradan fark düzeyine inilmektedir.

Çünkü Tanrısal yaratılış yasası böyledir.

Sürekli cem makamı olsa, varlıklar görülmez, dünya işleri yürümez. Sürekli fark makamı olsa Allah unutulur. İkisinin iç içe olması gerekir. Herhalde bu gerçeğin anlatılması için ilâhi manalar, kâh cem kâh fark makamından vahyedilmiştir. Fark makamında vahiy veren melek, Allah'ın buyruğunu anlatmakta, "Allah şöyle yaptı, böyle yaptı" demektedir. Hatta bizzat kendisinin yaptığı işlerden söz etmektedir: "Biz, ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey, O'na aittir. Rabbin, asla unutkan değildir" (Meryem: 44/64), "Bizim içimizde, herkesin belli bir makamı vardır. Biziz, o saf saf dizilenler biz. Biziz, o teşbih edenler biz" (Sâffât: 56/164-166).

Kur'ân'ın çoğunluğu, fark makamından vahyedilmiştir. Çünkü insanın çoğunluk hali, fark halidir. Ama tıpkı tasavvuftaki fena fillah (Allah'ta erime, yok olma), baka billâh (Allah ile var olma) hali gibi Kur'ân'da cem ve fark makamı iç içe bulunmaktadır. Fark makamından vahiy veren melek, birden kendisini aradan çekip cem makamına geçmekte ve o makamdan vahyetmektedir. Bundan dolayı, "Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı. Elbette senin sonun, ilkinden iyidir. Rabbin sana verecek ve sen razı olacaksın. O seni yetim bulup barındırmadı mı? Seni şaşırmış bulup yola iletmedi mi? Seni yoksul bulup zengin etmedi mi?" (Duhâ: 11/3-8) ayetleri, fark makamından verilirken hemen bunun devamı olan, hatta ikisinin aynı sure olduğu dahi söylenen Şerh Suresi'nde cem makamına geçilmektedir: "Senin göğsünü açmadık mı ve atmadık mı senin üzerinden yükünü? Ki (o), senin sırtını çatirdatmıştı. Senin şanını yükseltmedik mi?" (İnşirah: 12/1-4).

DİĞER YENİ YAZILAR